TESLİMİYET:
İNSANIN YÖNÜNÜ BULMASI
İnsan hayatı
boyunca farkında olarak ya da olmayarak bir şeye tutunur. Kimi zaman bu bir
düşünce olur, kimi zaman bir kişi, kimi zaman bir düzen. Bazen de insan, sadece
alıştığı için bir yolda yürür. Kur’an, insanın bu hâlini çok iyi tanır. Çünkü
insan başıboş değildir; mutlaka bir merkeze yönelir. Mesele, bu merkezin ne
olduğudur.
Teslimiyet,
tam da burada başlar. Teslimiyet; iradeyi iptal etmek, düşünmeyi bırakmak,
sorgulamayı terk etmek değildir. Aksine, insanın yönünü bilinçli şekilde tayin
etmesidir. Kur’an, insanın bu yönelişini hayatın belli anlarına hapsetmez.
İbadetle sınırlamaz, belli günlere sıkıştırmaz. Teslimiyet, hayatın tamamını
kapsayan bir duruştur.
“De ki: Benim
salatım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”
(En‘am, 6:162)
Bu ayet,
teslimiyetin parça parça yaşanamayacağını gösterir. Hayat ya bu merkeze oturur
ya da dağılır.
Teslimiyet
Kavramı Ne Anlatır?
Teslimiyet
kelimesi günlük dilde çoğu zaman yanlış çağrışımlar üretir. İnsanların zihninde
teslim olmak, güçsüzlükle yan yana durur. Oysa Kur’an’da teslimiyet, güçsüzlük
değil; netliktir. Kararsızlık hâlinden çıkmaktır.
Kur’an’a göre
insan iki şeyden birini yapar:
Ya Allah’a yönelir ya da Allah dışındaki şeylere.
“Allah’ı
bırakıp da kendilerine ne zarar ne fayda veremeyen şeylere yönelirler.”
(Yunus, 10:18)
Bu ayet
sadece putlardan bahsetmez. İnsan, bir düşünceyi, bir geleneği, bir kişiyi ya
da bir yapıyı da merkezine koyabilir. Teslimiyet, bu dağınıklığı terk edip tek
merkeze yönelmektir.
Nebi
İbrahim ve Bilinçli Teslimiyet
Kur’an
teslimiyeti soyut bir kavram olarak anlatmaz. Onu yaşayan insanlar üzerinden
konuşur. Nebi İbrahim bu örneklerin en belirgin olanıdır.
“Rabb’i ona
‘Teslim ol’ dediğinde, ‘Âlemlerin Rabbine teslim oldum’ dedi.”
(Bakara, 2:131)
Bu ayette
dikkat çeken şey şudur:
Teslimiyet bir zorunluluk değil, bilinçli bir cevaptır. Nebi İbrahim
“teslim edildim” demez; “teslim oldum” der. Bu ifade, iradenin hâlâ insanda
olduğunu gösterir.
Teslimiyet,
iradenin yokluğu değil; iradenin doğru yere yönelmesidir.
Aracısız
Yönelme Meselesi
Zamanla
insanların teslimiyet algısı bozulur. Allah’a yönelmek yerine, Allah’a daha
yakın olduğu varsayılan kişi ve yapılar merkeze alınır. Kur’an bu kaymayı
açıkça eleştirir.
“Dikkat edin!
Halis din yalnızca Allah’ındır.”
(Zümer, 39:3)
Bu ayet,
teslimiyetin saflığını korur. Araya zorunlu aracılar koymak, teslimiyet değil;
güvensizliktir. Çünkü Kur’an, Allah’ın insana yakınlığını açıkça ifade eder:
“Biz insana
şah damarından daha yakınız.”
(Kaf, 50:16)
Bu kadar
yakın olan bir varlığa ulaşmak için başka kapılar aramak, teslimiyetin ruhuyla
örtüşmez.
Akıl ve
Teslimiyet Birbirine Zıt mı?
Teslimiyetle
ilgili en büyük yanılgılardan biri de aklın devre dışı bırakıldığı
düşüncesidir. Oysa Kur’an, teslimiyetle aklı sürekli yan yana getirir.
“Aklınızı
kullanmıyor musunuz?”
(Enbiya, 21:67)
Bu soru
Kur’an’da tekrar tekrar sorulur. Çünkü teslimiyet, düşünmemek değil; doğru
düşünmektir. Akıl, sınırlarını bilerek çalıştığında teslimiyetle çatışmaz.
İnsan her şeyi bilemez. Ama bu, hiçbir şey düşünmemesi gerektiği anlamına
gelmez.
Günlük
Hayattan Bir Sahne
Bir insan
düşün:
Herkesi memnun etmeye çalışıyor. Birine “evet” dedikçe diğerine “hayır” demek
zorunda kalıyor. Herkesin beklentisi başka, herkesin talebi farklı. Bu insanın
içi zamanla yorulur.
Teslimiyet,
bu parçalanmışlığı ortadan kaldırır. Çünkü tek merkeze yönelen insan, her
çağrıya cevap verme zorunluluğundan kurtulur.
“Allah kuluna
yetmez mi?”
(Zümer, 39:36)
Bu soru,
teslimiyetin insanı nasıl rahatlattığını gösterir.
Resül ve
İtaat Dengesi
Kur’an’da
resüllere itaat meselesi net bir dengeyle ele alınır.
“Resule itaat
eden, Allah’a itaat etmiş olur.”
(Nisa, 4:80)
Bu ayette
itaat, resülde bitmez. İtaat, Allah’a yönelir. Resül, mesajın taşıyıcısıdır;
merkezin kendisi değildir.
Bu yüzden
Kur’an, Nebi Muhammed’e şunu söyletir:
“Ben ancak
bana vahyedilene uyarım.”
(Ahkaf, 46:9)
Teslimiyet
kişilere değil, vahyin yönüne olur.
Teslimiyet, çoğu zaman rahat zamanların kelimesi gibi algılanır. İnsan
işler yolundayken, eli bolluktayken, hayat sakin akarken “teslim oldum” demekte
zorlanmaz. Asıl mesele, yol daraldığında ortaya çıkar. Kur’an, teslimiyeti tam
da bu noktada sınar.
“Andolsun ki sizi biraz korku, biraz açlık, mallardan, canlardan ve
ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz.”
(Bakara, 2:155)
Bu ayet, imtihanın istisna değil, hayatın doğal bir parçası olduğunu
söyler. Teslimiyet, imtihanı inkâr etmek değildir. “Bana neden oldu?” diye
isyan etmek de değildir. Teslimiyet, yaşananı anlamlandırma çabasıdır.
İmtihan mı, Ceza mı?
İnsan başına gelen her zorluğu ceza olarak görmeye meyillidir. Oysa Kur’an
bu ayrımı netleştirir.
“Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir.
Ama Allah çoğunu affeder.”
(Şura, 42:30)
Bu ayet, insanı iki uçtan da korur. Ne her şeyi kadere yükleyip
sorumluluktan kaçmaya izin verir ne de her sıkıntıyı ilahi bir öfke gibi sunar.
Teslimiyet, bu dengeyi kurabilmektir.
“Neden Ben?” Sorusu
Bu soru çok insani bir sorudur. Kur’an bu soruyu yasaklamaz ama yönünü
değiştirir.
“Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır.”
(Bakara, 2:216)
İnsan anı görür, Allah bütünü görür. Teslimiyet, bu farkı kabul
edebilmektir. Her şeyin sebebini hemen anlayamayacağını bilmektir.
Nebi İbrahim’in İmtihan Bilinci
Kur’an, Nebi İbrahim’i sadece teslim olmuş bir figür olarak sunmaz;
imtihanlardan geçen bir insan olarak anlatır.
“Rabbi İbrahim’i birtakım sözlerle imtihan etti, o da onları tamamladı.”
(Bakara, 2:124)
Dikkat edersen, imtihan önce gelir, ardından konum gelir. Teslimiyet,
karşılıksız değildir ama pazarlık da değildir. İmtihan, insanın yönünü
berraklaştırır.
Sabır: Teslimiyetin Duruşu
Sabır çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sabır, dişini sıkıp beklemek değildir.
Sabır, savrulmamaktır.
“Ey iman edenler! Sabır ve salat ile yardım isteyin.”
(Bakara, 2:153)
Sabır ve salat yan yana anılır. Çünkü sabır, bilinçli bir duruştur.
Teslimiyetin pratik hâlidir.
Teslimiyet ve Sorumluluk
Bazıları teslimiyeti sorumluluktan kaçış gibi sunar. Kur’an bu anlayışı
reddeder.
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”
(Necm, 53:39)
Teslim olan insan, çabasını bırakmaz. Aksine, daha bilinçli çabalar. Sonucu
Allah’a bırakır ama sebebi ihmal etmez.
Heva: Görünmez Merkez
Kur’an’da teslimiyetin en büyük karşıtı çoğu zaman dış putlar değildir. İç putlar
daha tehlikelidir.
“Hevasını ilah edineni gördün mü?”
(Casiye, 45:23)
Hevasına teslim olan insan özgür olduğunu sanır. Oysa arzularının esiridir.
Bugün istediğini ister, yarın başka bir şeye bağlanır. Merkez sürekli değişir.
Teslimiyet, bu dağınıklığı sona erdirir.
Sahte Özgürlük Algısı
Modern dünyada özgürlük, sınırsızlık gibi sunulur. Kur’an bu algıyı
sorgular.
“Allah haddi aşanları sevmez.”
(Bakara, 2:190)
Sınır, insanı küçültmez. Sınır, insanı korur. Teslimiyet, ölçüsüzlük değil;
dengedir.
Günlük Hayattan Bir Başka Örnek
Bir insan düşün:
Her canı istediğini yapıyor ama içi huzursuz. Çünkü her isteğin ardından yeni
bir boşluk geliyor.
Teslimiyet, bu boşluğu doldurmaz belki ama yön verir. İnsanı kendisiyle
kavga etmekten kurtarır.
“Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”
(Rad, 13:28)
Nebi Musa ve Zor Anlar
Kur’an, Nebi Musa’nın hayatını defalarca anlatır. Çünkü onun hayatı
teslimiyetin zor şartlarda nasıl yaşandığını gösterir.
Deniz önünde, düşman arkadayken söylediği cümle çok nettir:
“Rabbim benimle beraberdir, bana yol gösterecektir.”
(Şuara, 26:62)
Teslimiyet, korkusuzluk değildir. Güvendir.
Teslimiyet Umudu Canlı Tutar
Teslimiyet, insanı karamsarlığa sürüklemez.
“Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.”
(Zümer, 39:53)
Bu ayet, teslimiyetin psikolojik boyutunu da gösterir. Merkez sağlam olunca
umut ayakta kalır.
Teslimiyet
konuşulurken en çok karıştırılan kavramlardan biri “itaat”tir. Çünkü itaat
kelimesi, zihinlerde çoğu zaman kör boyun eğme gibi canlanır. Kur’an ise itaati
akılsızlıkla değil, bilinçle yan yana koyar. Teslimiyet, aklın devre dışı
kalması değil; aklın doğru merkeze bağlanmasıdır.
Kör Taklit
mi, Bilinçli Yöneliş mi?
Kur’an,
atalardan devralınan inançların sorgusuz kabul edilmesini eleştirir.
“Onlara
‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘Hayır, biz atalarımızı üzerinde
bulduğumuz yola uyarız’ derler.”
(Bakara, 2:170)
Bu ayet çok
nettir: Teslimiyet, geleneğe körü körüne bağlanmak değildir. Aksine, teslimiyet
insanı sorgulamaya davet eder. Çünkü hakikat, alışkanlıkla değil bilinçle
bulunur.
Akıl Nerede
Durur?
Bazıları
teslimiyetle aklı karşı karşıya koyar. Oysa Kur’an’da akıl, teslimiyetin
düşmanı değil; yol arkadaşıdır.
“Aklınızı
kullanmıyor musunuz?”
(Bakara, 2:44) Kur’an bu soruyu defalarca sorar. Demek ki teslimiyet, düşünmeyi
bırakmak değildir. Teslimiyet, düşünmenin yönünü belirlemektir.
Resül’e
İtaat Meselesi
Bu konu çok
hassas ve çoğu zaman yanlış ifade edilir. Kur’an, resüle itaati Allah’a
itaattan ayrı bir kulvar olarak sunmaz.
“Kim resüle
itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.”
(Nisa, 4:80)
Buradaki
denge çok önemlidir. Ayet, “resüle itaat Allah’tan bağımsızdır” demez. Tam
tersine, resülün ilettiği vahyin merkezde olduğunu vurgular. İtaat, şahsa
değil; tebliğ edilen mesaja yöneliktir.
Bu yüzden
“nebiye itaat şartı” gibi ifadeler Kur’an’ın kurduğu dili yansıtmaz. Kur’an,
itaati tek merkeze bağlar: Allah’ın indirdiği ölçüye.
Nebi
Muhammed’in Konumu
Kur’an, Nebi
Muhammed’i yüceltirken onu ilahlaştırmaz. Onu örnek bir insan olarak sunar.
“De ki: Ben
de sizin gibi bir beşerim. Bana vahyediliyor.”
(Kehf, 18:110)
Teslimiyet
burada berraklaşır. Nebi Muhammed’in örnekliği, vahye bağlılığıdır. Onu örnek
almak, vahyin hayata nasıl taşındığını görmektir.
Özgürlük
Meselesi Yeniden
Teslimiyet
denince “özgürlük gider” korkusu oluşur. Oysa Kur’an tam tersini söyler.
“Allah, iman
edenlerin velisidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.”
(Bakara, 2:257)
Gerçek
özgürlük, karanlıkta başıboş dolaşmak değildir. Yönünü bilerek yürüyebilmektir.
Teslimiyet, insanı karanlıktan çıkarır ama elinden iradesini almaz.
Günlük
Hayattan Bir Sahne
Bir düşün:
Bir
navigasyon açıyorsun. Sana yol tarif ediyor. Sen hâlâ direksiyondasın. İstersen
yanlış yola sapabilirsin. Ama yol bellidir.
Teslimiyet de
böyledir. Yol gösterilir, zorla yürütülmez.
Toplumsal
Boyut: Teslim Olmayan Kalabalıklar
Kur’an,
çoğunluğu hakikatin ölçüsü yapmaz.
“Yeryüzündekilerin
çoğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar.”
(Enam, 6:116)
Teslimiyet,
kalabalığa kapılmak değildir. Bazen doğru, yalnız kalmayı göze almaktır.
Nebi
İsa’nın Tavrı
Kur’an, Nebi
İsa’yı da teslimiyetin bir örneği olarak sunar.
“Benim de
Rabbim, sizin de Rabbiniz Allah’tır. O’na kulluk edin. Dosdoğru yol budur.”
(Âl-i İmran, 3:51)
Burada mesaj
nettir: Merkez değişmez. Teslimiyet, şahıslar arasında bölünmez. Yol tektir.
Din
Zorlaştırıldığında Ne Olur?
İnsan bazen
dini ağırlaştırarak teslimiyeti zorlaştırır. Kur’an bu durumu eleştirir.
“Allah sizin
için kolaylık ister, zorluk istemez.”
(Bakara, 2:185)
Teslimiyet,
hayatı çekilmez hâle getirmek değildir. Aksine, yükleri yerli yerine koymaktır.
Vicdanın
Rolü
Teslimiyet,
vicdanı susturmaz. Vicdanı eğitir.
“Nefse ve onu
düzgün bir biçimde şekillendirene…”
(Şems, 91:7)
İnsan, iç
sesini tamamen yok edemez. Teslimiyet, bu sesi vahyin ölçüsüyle hizalar.
Kısa Bir
Hikâye
Bir adam
sürekli doğruyu aradığını söyler ama her uyarıda rahatsız olur. Çünkü aradığı
şey hakikat değil, onaydır.
Teslimiyet,
onay arayışını bırakmaktır. Hakikatin insanı sarsabileceğini kabul etmektir.
Teslimiyet
ve Değişim
Teslim olan insan
değişir. Ama bu değişim kimlik kaybı değildir.
“Allah, bir
toplumu onlar kendilerindekini değiştirmedikçe değiştirmez.”
(Rad, 13:11)
Teslimiyet,
pasiflik değil; dönüşümdür.
Sonuç
Yerine Bir Durak
Bu bölümde
şunu netleştirelim:
Teslimiyet;
– Akılsızlık
değildir
– Kör taklit
değildir
– Şahıs
merkezli bir itaat değildir
Teslimiyet,
bilinçli bir yön seçmektir.
Teslimiyet
meselesi, çoğu zaman insanın en çok direndiği noktada başlar: kontrol
duygusunda. İnsan, hayatın direksiyonunda olduğunu hissetmek ister. Ama işin
garip tarafı şudur; direksiyonda olduğunu zanneden insanın çoğu zaman yolu
belli değildir. İşte teslimiyet, tam da bu noktada devreye girer. Kontrolü
bırakmak değil, kontrolün kimde olması gerektiğini fark etmektir.
Korku mu
Güven mi?
Teslimiyet
çoğu zaman korkuyla karıştırılır. Sanki Allah’a teslim olmak, “ya başıma kötü
bir şey gelirse” endişesini beraberinde getirirmiş gibi düşünülür. Oysa Kur’an,
teslimiyeti korku değil güven üzerine inşa eder.
“Bilesiniz ki
Allah’ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.”
(Yunus, 10:62)
Bu ayet,
teslimiyetin psikolojik boyutunu da açar. İnsan, kime güvendiğini
netleştirdiğinde korkular azalır. Belirsizlik korku üretir; teslimiyet ise yön
kazandırır.
Teslimiyet
ve İç Huzur
Modern
insanın en büyük problemi huzursuzluktur. Her şeye sahip olup hiçbir şeye
doyamamak… Kur’an bu hâli tarif eder:
“Kim Benim
zikrimden yüz çevirirse, onun için sıkıntılı bir hayat vardır.”
(Taha, 20:124)
Teslimiyet,
hayatın gürültüsünü susturmaz ama anlamlandırır. Gürültü hâlâ vardır, sorunlar
bitmez; fakat insan artık nereye baktığını bilir.
Allah
Yakınken Aracı Aramak
İnsan bazen
Allah’a yakınlıktan rahatsız olur. Çünkü yakınlık sorumluluk doğurur. Kur’an bu
yakınlığı açıkça dile getirir:
“Biz insana
şah damarından daha yakınız.”
(Kaf, 50:16)
Bu kadar
yakın bir Rabb varken, araya katmanlar koymak insanın kendi iç geriliminden
doğar. Teslimiyet, bu mesafeleri kaldırır. İnsan, doğrudan muhatap olduğunu
fark ettiğinde olgunlaşır.
Nebi
Muhammed’in Getirdiği Yük Değil, Ölçü Kur’an, Nebi Muhammed’in görevinin
insanlara yük bindirmek olmadığını açıkça söyler.
“O, onların
üzerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır.”
(Araf, 7:157)
Bu ayet çok
kritik. Teslimiyet zincir üretmez; zincir çözer. Dini zorlaştıran her anlayış,
teslimiyetin ruhuna aykırıdır.
Teslimiyet =
Hayattan Kaçış mı?
Hayır.
Kur’an, insanı hayattan çekmeye değil; hayata doğru şekilde katılmaya çağırır.
“İnsan için
ancak çalıştığının karşılığı vardır.”
(Necm, 53:39)
Teslimiyet,
tembelliğin bahanesi değildir. “Allah’a bıraktım” deyip kenara çekilmek Kur’anî
bir tavır değildir. Teslimiyet, çaba ile birlikte anlam kazanır.
Günlük
Hayattan Küçük Bir Örnek
Bir
çiftçi düşün. Tohumu ekiyor, toprağı sürüyor, suluyor. Ama yağmuru kendi
yağdırmıyor. İşte teslimiyet tam da budur. Yapılması gerekeni yapmak, sonucu
Allah’a bırakmak.
Nebi İsa
ve Netlik
Kur’an, Nebi
İsa’nın dilini çok sade verir. Karmaşık teoloji yoktur, süslü cümleler yoktur.
“Allah benim
de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk edin.”
(Meryem, 19:36)
Teslimiyet
karmaşa üretmez. Netleştirir. İnsan neye kulluk ettiğini açıkça bilir.
Çoğunluk
Yanılgısı
Teslimiyet
bazen yalnız kalmayı göze almaktır. Kur’an, sayının hakikat ölçüsü olmadığını
tekrar tekrar hatırlatır.
“İnsanların
çoğu, sen ne kadar istesen de iman etmez.”
(Yusuf, 12:103)
Bu ayet,
teslimiyetin sosyal bedelini de gösterir. Herkesin alkışladığı yol doğru
olmayabilir.
Vicdanla
Barışmak
Teslimiyet,
vicdanı bastırmaz. Vicdanı eğitir.
“Nefse ve ona
iyiliği ve kötülüğü ilham edene yemin olsun.”
(Şems, 91:7-8)
İnsan, teslim
oldukça iç çelişkileri azalır. Çünkü artık neyin doğru, neyin yanlış olduğunu
belirleyecek sağlam bir ölçüsü vardır.
Teslimiyet
ve Sorumluluk
Kur’an’da
teslimiyet hiçbir zaman sorumluluktan kaçış değildir.
“Herkes
kazandığının karşılığını görecektir.”
(Bakara, 2:286)
Bu ayet,
bireysel muhasebeyi netleştirir. Kimse kimsenin yerine teslim olmaz. Kimse
kimsenin hesabını taşımaz.
Kısa Bir
Hikâye Daha
Bir adam
sürekli “Ben teslimim” der ama yanlış yaptığında suçu başkasına atar. Oysa
teslimiyet, en önce “yanıldım” diyebilmektir.
Teslimiyet
Bir An Değil, Bir Süreçtir
Kur’an,
teslimiyeti tek seferlik bir karar gibi sunmaz.
“Ey iman
edenler! Allah’a teslimiyette sebat edin.”
(Âl-i İmran, 3:102 – anlam olarak)
Teslimiyet,
her gün yeniden yönünü kontrol etmektir. Bir kez “teslim oldum” deyip ömür boyu
otomatik yaşamak değildir.
Hayatın
Sonuna Doğru
İnsan yaş
aldıkça şunu fark eder: Kontrol sandığı şeylerin çoğu zaten elinde değildir.
Teslimiyet, bu gerçeği erken fark edebilmektir.
“Dönüş
O’nadır.”
(Bakara, 2:156)
Bu cümle,
bütün yolculuğu özetler.
Toparlayalım.
Teslimiyet;
– Allah’ı
merkeze almaktır
– Aracıları
mutlaklaştırmamaktır
– Aklı devre
dışı bırakmak değil, doğru yere bağlamaktır
– Hayattan
kaçmak değil, hayatı anlamlandırmaktır
Ve en
önemlisi:
Teslimiyet,
insanı küçültmez. İnsanı olgunlaştırır.
Gerçek olan
Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve
esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com