Rivayetlerin Dinde Kaynak Yapılması Üzerine
Din Konuşulurken Nerede Yanlış Yapıyoruz?
Bugün din konuşulurken farkında olmadan çok temel bir hata
yapıyoruz. Konuşmaya Kur’an’la değil, rivayetlerle başlıyoruz. Ayet sorulunca
susuluyor ama bir rivayet söylendiğinde herkes ikna oluyor. Sanki Allah’ın
kelamı eksikmiş, insan sözleriyle tamamlanması gerekiyormuş gibi bir algı
oluşmuş durumda.
Oysa din, Allah’ın insanlara lütfudur. Ve Allah, lütfunu
yarım bırakmaz.
“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki
nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçtim.”
(Maide 5:3)
Bu ayet çok nettir. Din tamamlanmıştır. Eksik değildir.
İlaveye muhtaç değildir. Buna rağmen “Kur’an yetmez” demek, farkında olmadan
Allah’ın bu beyanını tartışmaya açmaktır.
Kaynak Meselesi: Din Kimin Sözüyle Öğrenilir?
Basit bir soru soralım:
Din Allah’ın diniyse, kaynağı kim olmalıdır?
Cevap çok açık: Allah.
Ama bugün uygulamada tablo farklı. Kur’an’ın yanına;
- Yüzlerce
rivayet kitabı,
- Ciltler
dolusu yorum,
- Kutsallaştırılmış
şahıslar,
- Dokunulmaz
görüşler eklenmiş durumda.
Böyle olunca din, Allah’tan öğrenilen bir hakikat olmaktan
çıkıp; insanlar üzerinden aktarılan karmaşık bir yapıya dönüşüyor.
Kur’an bu konuda çok net bir ilke koyar:
“Hüküm yalnızca Allah’ındır.”
(Yusuf 12:40)
Hüküm Allah’a aitse, dini belirleme yetkisi de yalnızca O’na
aittir.
Elçi’nin Konumu: Tebliğ Eden, Kaynak Olmayan
Kur’an, resülün görevini açıkça tarif eder. Resül;
- Din
icat eden değil,
- Hüküm
koyan değil,
- Kaynak
oluşturan değil,
Tebliğ edendir.
“Resul’e düşen yalnızca apaçık tebliğdir.”
(Nahl 16:35)
Bu ayet çok şey söyler. Resülün’ün görevi, vahyi
ulaştırmaktır. Vahyin yanına başka bir vahiy eklemek değildir. Buna rağmen
“ayet yetmez, hadis lazım” demek; resülün konumunu Kur’an’ın çizdiği yerden
çıkarıp, farkında olmadan farklı bir yere taşımaktır.
İnsan Sözü Ne Zaman Sorun Olur?
Elbette insan konuşur, düşünür, yorum yapar. Bu doğaldır.
Sorun, insan sözünün Allah’ın sözüyle aynı seviyeye çıkarılmasıdır.
Bir düşün:
Bir öğretmen ders anlatıyor. Kitap masada duruyor. Ama öğrenciler kitabı açmak
yerine, sınıftaki başka bir öğrencinin anlattıklarına göre sınava hazırlanıyor.
Sonra da “kitap zor” diyorlar.
Bugün Kur’an’ın başına gelen tam olarak budur.
Kur’an duruyor ama din, Kur’an üzerinden değil; rivayetler
üzerinden öğreniliyor.
Rivayet Kültürünün Düşünceyi Devre Dışı Bırakması
Kur’an’ın en dikkat çekici yönlerinden biri, sürekli insanı
düşünmeye çağırmasıdır.
“Aklınızı kullanmaz mısınız?”
(Bakara 2:44)
“Düşünen bir toplum için ayetlerimizi böyle açıklıyoruz.”
(Rum 30:28)
Kur’an okuyan bir insan, soru sormak zorundadır. Düşünmek
zorundadır. Sorgulamak zorundadır. Ama rivayet merkezli din anlayışı,
sorgulamayı tehlikeli ilan eder.
“Bunu sorgulama.”
“Bunu düşünme.”
“Büyüklerimiz böyle demiş.”
İşte tam bu noktada düşünce durur, din donar.
Düşüncenin Bittiği Yerde Ne Başlar?
Kur’an çok açık bir ilke koyar:
Düşünce yoksa, sapma başlar.
“Onların çoğu zanna uyar. Zan ise haktan hiçbir şey
kazandırmaz.”
(Yunus 10:36)
Rivayet çoğaldıkça zan çoğalır. Zan çoğaldıkça kesinlik
kaybolur. Böylece din, netlikten çıkar; karmaşık bir bilmeceye dönüşür.
Bugün insanların kafası neden bu kadar karışık biliyor
musun?
Çünkü Kur’an tek; rivayetler çok.
Mezheplerin ve Ayrılıkların Zemininde Ne Var?
Bir rivayet bir mezhebi doğurur.
Başka bir rivayet başka bir anlayışı.
Sonra herkes kendi rivayetini savunur. Ortaya çıkan şey din
değil; taraflar olur.
Kur’an ise insanları ayırmaz, birleştirir:
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; ayrılığa
düşmeyin.”
(Ali İmran 3:103)
Allah’ın ipi Kur’an’dır.
Rivayetler ip değildir; en fazla ipten sarkan düğümlerdir.
Aracılar Çoğaldıkça Allah ile Mesafe Açılır
Bir başka büyük tehlike de şudur:
Rivayetler çoğaldıkça insan, Allah’la arasına aracılar koyar.
Artık:
- Ayeti
anlamaya çalışmaz,
- Doğrudan
Kur’an’a bakmaz,
- “Filan
ne demiş?” diye sorar.
Oysa Kur’an, insanla Allah arasındaki bütün aracıları
kaldırır:
“Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki ben çok
yakınım.”
(Bakara 2:186)
Allah yakınken, araya bu kadar söz koymak niye?
Kısa Bir Hikâye: Anahtar Nerede?
Bir adam, karanlıkta anahtarını kaybeder. Sokak lambasının
altında aramaya başlar. Birisi sorar:
— Anahtarı burada mı düşürdün?
— Hayır.
— O zaman neden burada arıyorsun?
— Çünkü burası aydınlık.
Bugün birçok insan da dini, Kur’an’da değil; rivayetlerin
“alışıldık aydınlığında” arıyor. Oysa anahtar Kur’an’ın içindedir.
Kur’an Kendisi Hakkında Ne Söyler?
Kur’an, kendi yeterliliğini defalarca ilan eder:
“Bu Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.”
(En’am 6:38)
“Sana bu Kitabı, her şeyi açıklayıcı olarak indirdik.”
(Nahl 16:89)
Bu ayetlerden sonra hâlâ “Kur’an yetmez” demek, ayetle
tartışmaktır.
Din Parçalara Bölündüğünde Ne Olur?
Din parçalara bölündüğünde:
- Bir
kısmı Kur’an,
- Bir
kısmı rivayet,
- Bir
kısmı gelenek,
- Bir
kısmı şahıs görüşü olur.
Sonunda kimse tam olarak neye uyduğunu bilmez.
Kur’an ise sadelik ister. Netlik ister. Bütünlük ister.
“Bu, benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun; başka yollara
uymayın.”
(En’am 6:153)
Çözüm Nedir?
Çözüm karmaşık değil:
- Kur’an’a
dönmek,
- Dini
Allah’tan öğrenmek,
- İnsan
sözünü, insan sözü olarak yerinde tutmak.
Ne kutsallaştırmak,
Ne de Allah’ın kelamının önüne geçirmek.
Son Söz
Din Allah’ındır.
Kaynağı Allah’ın kelamıdır.
Koruyucusu da Allah’tır.
“Şüphesiz o zikri biz indirdik ve onu mutlaka biz
koruyacağız.”
(Hicr 15:9)
Kurtuluş; rivayet yığınlarında değil,
Kur’an’ın sadeliğinde gizlidir.
Gerçek olan Allah’ın lütfu,
hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com