Kur’an’a Göre Salat Nedir?
1. Salat kelimesinin Kur’an’daki temel anlamları
“Salat” kelimesi Arapça kökenli olup sözlükte “bağlanmak, destek olmak,
yönelmek, yakınlık göstermek, dua etmek” gibi anlamlar içeriyor. Kur’an’da da
bu kök üzerine farklı kullanımlar var:
- Allah
için kullanıldığında: Allah’ın kullarına “salat” etmesi, onlara
rahmet, destek ve yardım etmesi demektir. (Bak mesela Ahzab 43: “O’dur ki
sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize salât eder.”)
- Melekler
için kullanıldığında: Meleklerin salatı, müminler için, destek ve
hizmetinde olmalarıdır (Ahzab 56).
- Müminler
için kullanıldığında: Müminlerin birbirine salat etmesi,
birbirini desteklemesi, yardım etmesi anlamındadır (Tevbe 103).
- Resul
için kullanıldığında: Resul’ün salatı, müminleri desteklemesi,
onlar için dua etmesi demektir (Tevbe 103).
Yani “salat” kelimesi sadece “ibadet” anlamında kullanılmıyor; bağlama göre
“dua, destek, yardım, rahmet” gibi manalar taşıyor.
2. Salat’ın “ibadet” anlamındaki kullanımı
Kur’an’da salat aynı zamanda Allah’a yönelme, O’nu anma, O’nunla bağ kurma
anlamında ibadet olarak da geçiyor. Bu bağlamda salat, düzenli yapılan bir
kulluk eylemi. Örneğin:
- “Salatı
dosdoğru kılın, zekâtı verin.” (Bakara 43)
- “Salatı
dosdoğru kılın, çünkü salat hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.”
(Ankebut 45)
Burada “salat”ın bireysel ve toplumsal boyutu olan bir ibadet olduğu açık.
Ama bu ibadetin detayları Kur’an’da “namaz” formatında (rekât sayısı, rükû,
secde biçimi vs.) anlatılmıyor.
3. Namaz kelimesi Kur’an’da geçiyor mu?
“Namaz” kelimesi Kur’an’da hiç geçmiyor. Bu Farsça kökenli bir kelime.
Dolayısıyla Kur’an’ın bahsettiği ibadet, Arapça’daki “salat”tır. Bizim bugün
“namaz” dediğimiz şey, aslında tarih içinde şekillenmiş bir ibadet pratiği. Ama
Kur’an’a göre “salat”ın özü şu ayetlerde belirtiliyor:
- Allah’ı
anmak için yapılır (Taha 14: “Salatı beni anmak için ikame et”).
- İnsanları
kötülükten uzaklaştırır (Ankebut 45).
- Belli
vakitlerde yapılır (Nisa 103: “Salat, müminler üzerine vakitleri
belirlenmiş bir farzdır”).
4. O halde Kur’an’a göre salatı/namazı nasıl
anlamalıyız?
Kur’an’da “salat”ın amacı çok açık: Allah’ı anmak, O’nunla bağ kurmak, ahlaki
ve toplumsal bir bilinç geliştirmek. Şekilsel ayrıntılar (kaç rekât, hangi
dualar okunacak vs.) Kur’an’da yok. Bu yüzden aslında önemli olan, salatın
insanı kötülükten alıkoyan, Allah’ı sürekli hatırlatan bir bilinç ve eylem
olması.
Başka bir deyişle, Kur’an’a göre “namaz” salt ritüelden ibaret değil;
salat, kişinin Allah’la sürekli bağını diri tutması ve bu bilinci hayatına
yansıtmasıdır.
Şimdi sana bir önerim var: İstersen bir sonraki adımda “salat geçen
ayetleri tek tek inceleyelim” Hadi, Mesela önce Allah’ın salatı, sonra
meleklerin salatı, sonra müminlerin salatı, en sonunda da kulluk ibadeti olarak
salat. Böylece çok net bir tablo çıkar.
1. Allah’ın
salatı
Kur’an’da birkaç yerde Allah’ın kullarına salat ettiği belirtiliyor. Bu,
Allah’ın rahmeti, desteği ve aydınlatması demektir:
- Ahzab 43: “O’dur
ki sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize salât eder;
melekleri de (sizin için) dua eder. Müminlere karşı çok merhametlidir.”
- Ahzab 56: “Allah
ve melekleri Nebi’ye salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin
ve tam bir teslimiyetle selam verin.”
Burada Allah’ın salatı, “rahmet ve destek”; meleklerin salatı, “destek”tir.
2. Meleklerin
salatı
Müminler için destek anlamında geçiyor:
- Ahzab 43
(yukarıda geçti).
- Ahzab 56
(yukarıda geçti).
Yani melekler, Allah’ın emriyle insanları destekler. İnsanlara secde etmesi
hizmetinde olması anlamı taşır.
3. Resul’ün
salatı
Resul’ün salatı destek ve dua anlamında:
- Tevbe 103: “Onların
mallarından sadaka al; bununla onları temizlersin, onları
arındırırsın. Onlara salât et (destek ol)! Şüphesiz ki senin salâtın
(desteğin) onlar için huzur ve güven (kaynağı)dır. Allah duyandır,
bilendir.”
Burada Resul’ün salatı, “müminleri desteklemesi ve onlar için dua
etmesi”dir.
4. Müminlerin
birbirine salatı
Müminlerin salatı da destek ve dua anlamında kullanılabiliyor:
- Tevbe 99:
“Bedevilerden öyleleri vardır ki Allah’a ve ahiret gününe inanır, infak
ettiklerini Allah katında yakınlıklar ve Resul’ün salâtı olarak görür.”
Yani salat, burada da destek ve yakınlık anlamı taşıyor.
5. İbadet
anlamında salat (bizim “namaz” dediğimiz)
Kur’an’da salat çoğu yerde Allah’a yöneliş, anma, bilinç tazeleme ve
düzenli yapılan bir kulluk eylemi olarak geçiyor. Bu kısım çok önemli çünkü
bizim asıl tartışma konumuz burası:
- Bakara 43: “Salatı
dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle beraber rükû edin.”
- Bakara
238: “Salatlara ve orta salata özen gösterin; Allah için saygıyla boyun
eğerek durun.”
- Nisa 103: “Salat,
müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır.”
- Ankebut
45: “Kitaptan sana vahyedileni oku ve salatı dosdoğru kıl. Çünkü salat
hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak ise en büyüktür.”
- Taha 14: “Ben
Allah’ım, benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve beni anmak için
salatı dosdoğru kıl.”
Burada “salat”, Allah’la bağ kuran, kötülükten uzaklaştıran, Allah’ı anmayı
merkezine alan düzenli bir ibadet olarak anlatılıyor.
6. Sonuç
(şimdiye kadar gördüklerimizden)
- Salat tek
anlamlı değil; bağlama göre “rahmet, destek, dua, yardım” anlamına da
geliyor.
- İbadet
anlamında salat, Kur’an’da var; bu, insanı kötülükten uzaklaştıran,
Allah’ı anmaya dayalı bir ibadettir.
- “Namaz”
kelimesi ise Kur’an’da yok, Farsça kökenli. Bizim “namaz” dediğimiz şey
aslında Kur’an’daki salat ibadetinin tarihsel bir uygulaması.
1. Kur’an’da
salatın vakitleri
Kur’an’da salatın belli zamanlarda yapılması gerektiği çok net bir şekilde
ifade ediliyor. Bu, salatın günlük hayatın bir parçası olduğunu gösteriyor.
- Nisa 103: “Salat,
müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır.”
(Bu ayet, salatın rastgele değil, belirli vakitlere bağlı olduğunu söylüyor.)
Peki bu vakitler nelerdir? İşte ayetlere göre:
- Hud 114:
“Gündüzün iki tarafında ve gecenin yakın saatlerinde salatı dosdoğru kıl.
Çünkü iyilikler kötülükleri giderir.”
→ Burada en az üç vakit işaret ediliyor: sabah (gündüzün başı), akşamüstü/ikindi (gündüzün ikinci tarafı) ve gece (yakın vakti). - İsra 78:
“Güneşin batıya kaymasından gecenin kararmasına kadar salatı dosdoğru kıl,
bir de sabah salatını; çünkü sabah salatı şahitlidir.”
→ Burada da öğle-ikindi-akşam-yatsı aralığı (güneşin batıya kayması ile gecenin kararması arası) + ayrıca sabah salatı vurgulanıyor. - Nur 58: “Ey
iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar ve sizden henüz ergenlik
çağına ulaşmamış olanlar, günün üç vakti sizden izin istesinler: sabah
salatından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı
salatından sonra...”
→ Burada doğrudan isim verilerek sabah ve yatsı salatı anılıyor; ortada da öğle vurgusu var. - Taha 130:
“Onların söylediklerine sabret; güneşin doğmasından ve batmasından önce
Rabbinin hamdiyle salat et. Gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün iki
tarafında da (O’nu) tesbih et ki hoşnutluğa eresin.”
→ Burada sabah (güneş doğmadan önce), akşam (batmadan önce), ayrıca gece ve gündüzün iki tarafı işaret ediliyor.
2. Ayetlerden
çıkan tablo
Kur’an’a baktığımızda, salatın beş vakitte işaret edildiğini
görüyoruz:
- Sabah
- Öğle
- İkindi
- Akşam
- Yatsı
Bunların isimleri doğrudan geçmese de, vakitleri gayet açık bir şekilde
belirtiliyor.
3. Geleneksel
namazla bağlantı
Bugün Müslümanların uyguladığı beş vakit namazın temel kaynağı aslında
Kur’an’daki bu ayetler. Yani vakit konusunda Kur’an ile gelenek büyük oranda
örtüşüyor. Fakat Kur’an’da rekât sayısı, hangi surelerin okunacağı, duaların
sırası gibi ayrıntılar yok. Bunlar daha sonraki tarihsel süreçte
şekillenmiş.
1. Kur’an’daki
salatın özelliği
Kur’an’a göre salat:
- Allah’ı
anmak içindir → “Salatı beni anmak için ikame et.” (Taha
14)
- Kötülükten
alıkoyar → “Salat hayasızlıktan ve kötülükten
alıkoyar.” (Ankebut 45)
- (Namaz
adıyla uygulanan) vakitlere bağlıdır → “Salat müminler üzerine
vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” (Nisa 103)
- Toplumsal
boyutu vardır → “Salatı dosdoğru kılın, zekâtı verin,
rükû edenlerle beraber rükû edin.” (Bakara 43)
Yani salat sadece bireysel bir ritüel değil, aynı zamanda sosyal sorumluluk
ve ahlaki bilinçle bağlantılı bir ibadet.
2. Gelenekteki
namazın özellikleri
- Beş vakit
uygulanır → Bu, Kur’an’daki işaretlerle örtüşür.
- Rekât
sayıları (sabah 2, öğle 4, ikindi 4, akşam 3, yatsı
4) → Bu ayrıntılar Kur’an’da yok. (Nisa 101-103’ e göre her vakit 2)
- Belirli
dualar okunur (Fatiha, ardından başka sure) → Kur’an’da
salatın özü Allah’ı anmak olduğu halde, hangi surenin okunacağına dair bir
zorunluluk yok.
- Namazın
şekli (kıyam, rükû, secde, oturuş) → Kur’an’da rükû ve secde geçtiği için
“bedensel yöneliş” var, ama detaylı form (mesela oturuş gibi) yok.
3. Temel fark
- Kur’an’daki
salat amaç merkezlidir: Allah’ı anmak, ahlakı korumak, kötülükten
alıkoymak.
- Gelenekteki
namaz ritüel merkezlidir: Okunacak dualar, hareket sırası.
Bir başka deyişle:
Kur’an’da salat = içerik (Allah’ı anmak, bilinç tazelemek)
Gelenekte namaz = şekil (hareketler, rakamlar, formüller)
4. Önemli bir
nokta
Kur’an’da hiçbir yerde namazı, şu dua ile başlayın, şu sözle bitirin” gibi
bir detay yok. Bunun yerine “salatı dosdoğru ikame edin” emri var. Yani
salat, ihmal edilmemesi, özüne uygun olarak yapılması gereken bir kulluk
görevi.
5. Ara sonuç
- Kur’an:
Salat = Allah’ı anma + kötülükten uzaklaşma + toplumsal bilinç.
- Gelenek:
Namaz = Ayrıntıları insan eliyle şekillenmiş ritüel.
İşte bu yüzden salatı sadece “namaz kılmak” diye daraltmak doğru değil.
Namaz, salatın bir uygulamasıdır ama salatın özü, Allah ile bağ kurmaktır.
Buraya kadar salatın anlamını, vakitlerini ve namazla farklarını gördük.
Şimdi son aşamada şu soruya geçebiliriz
1. Salatın
temel gayesi
Kur’an’a göre salat, sırf belli hareketlerden ibaret değil; asıl gayesi şu:
- Allah’ı
sürekli hatırlamak (Taha 14)
- İnsanı kötülükten
uzaklaştırmak (Ankebut 45)
- Kulluk
bilincini canlı tutmak (Hud 114)
- Toplumsal
dayanışma ve arınma (Tevbe 103)
Yani salat, hayatın sadece belli dakikalarına sıkışmış bir ritüel değil;
insanın varoluşunu Allah’a bağlayan bir ibadet.
2. Vakitler
meselesi
Salatın vakitleri Kur’an’da açıkça belirtiliyor: sabah, öğle, ikindi,
akşam, yatsı.
Ama önemli olan şu: Salat, bu vakitlerde sadece sözleri tekrar etmek değil;
Allah’ı bilinçle anmak. Yani vakitleri yerine getirmek, bir “hatırlatma” ve
“durup düşünme” imkânı.
3. Şekil mi,
öz mü?
Kur’an’da rükû ve secde geçtiği için, salatın bir bedensel yöneliş
içerdiğini biliyoruz. Ama detay (kaç rekât, hangi dua, hangi oturuş) yok.
Burada amaç şekle değil, öze vurgu yapmak.
- Eğer kişi
sadece şekli yerine getirip özü kaybederse, Kur’an’a göre salat görevini
yapmış sayılmaz.
- Ama kişi
özü kavrayıp Allah’ı anıyorsa, şekli sade olsa da salatı yerine getirmiş
olur.
4. Bugün biz
nasıl yaşamalıyız?
- Salatı
Allah’a yöneliş olarak görmeliyiz. Yani Allah’ı anma, O’nu
tek otorite bilme ve O’na teslimiyet.
- Vakitleri
gözetmeliyiz. Çünkü bu, hayatımızda Allah’ı unutmayalım
diye konmuş hatırlatma noktalarıdır.
- Anlamı
bilinçle kavramalıyız. Arapça kelimeleri ezberden okumak yerine,
salatın ne dediğini bilerek yapmak gerekir.
- Salatı
hayata taşımak. Sadece vakitte yapılan bir ritüel değil;
her an Allah’ı anmak, kötülükten uzak durmak, iyiliği desteklemek salatın
ruhudur.
5. Sonuç
Kur’an’a göre salat = hem düzenli ibadet vakitleri hem de hayatı
Allah bilinciyle yaşamak.
Gelenekteki namaz, bu salatın bir biçimidir; ama asıl mesele biçime takılıp
özünü kaybetmemektir. Çünkü Allah bize şunu söylüyor:
- “Salatı
dosdoğru kılın; çünkü salat hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı
anmak ise en büyüktür.” (Ankebut 45)
Buraya kadar namaza daha çok geleneksel bir olgu olarak yaklaştım. Bu
yaklaşım, Kur’an ayetlerinden anladıklarımı samimiyetle kaleme dökme çabamın
bir sonucudur. Ancak buradan “Kur’an’da namaz yoktur” gibi bir sonuç çıkarmak
doğru değildir. Böyle bir söylemi dillendirenler olsa da ben bu görüşe
katılmıyorum. Çünkü bu iddia kabul edildiğinde, Kur’an’da cevapsız bırakılmış
çok sayıda ayetle karşı karşıya kalırız.
Özellikle abdest ayeti bu bağlamda son derece belirleyicidir. Maide Suresi
6. ayet, açık biçimde salât öncesi arınmayı konu edinir. Trafik kazası
geçirmiş, kan kaybeden bir yaralıya acil müdahale gerekirken “bekle, önce
abdest alayım” denilemeyeceği açıktır. Bu ayet, günlük hayatın her anına değil,
doğrudan salât (namaz) fiiline yöneliktir. Dolayısıyla abdest emrinin, özel bir
ibadet bağlamında indiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca Nebi Muhammed döneminde, Kur’an’da namazın detayları henüz inmeden
önce dahi namazın bilinen ve uygulanan bir ibadet olduğu tarihsel olarak
bilinmektedir. Bu nedenle Kur’an’da namazın nasıl kılınacağının ayrıntılı
biçimde anlatılmaması, onun yokluğuna değil, bilinirliğine işaret eder.
Buna rağmen, bir an için “namaz yoktur” varsayımını bile kabul etsek, salât
kavramının içinde dua anlamının bulunduğu gerçeğiyle yüzleşiriz. Duayı kıyam,
rükû ve secdeyle; yani bedenin, aklın ve kalbin birlikte yönelişiyle yaparsak,
Allah’ın bunu sorgulamayacağından emin olabiliriz. Çünkü samimi yöneliş
esastır.
Ve yine de şu ihtimali göz ardı edemeyiz:
Ya namaz varsa?