KUR'AN'DA HİÇ KONUŞULMAYAN KONU: DİN İNSANLARI NASIL ORTAYA ÇIKTI?
Din denildiğinde bugün birçok insanın zihninde aynı tablo
oluşuyor. Bir tarafta dini bilen kişiler, diğer tarafta ise onların
anlattıklarını dinleyen insanlar... Sanki Allah'ın kitabını anlamak için
mutlaka bir aracıya ihtiyaç varmış gibi düşünülüyor. Oysa Kur'an'a baktığımızda
karşımıza bambaşka bir tablo çıkıyor. Allah, insanla arasına herhangi bir din insanı
sınıfı koymuyor. Tam tersine, insanı doğrudan kendi kitabıyla muhatap alıyor.
Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Eğer Kur'an böyle
bir sınıf oluşturmuyorsa, bugün din adamı anlayışı nasıl ortaya çıktı? Bu
sorunun cevabını bulabilmek için önce Kur'an'ın din anlayışına dönmek gerekir.
Çünkü bir yapının gerçekten Allah'ın dini içinde olup olmadığını anlamanın tek
ölçüsü yine Allah'ın kitabıdır.
Kur'an'ın Kurduğu İlişki
Kur'an'ın ilk dikkat çeken yönlerinden biri, insanın doğrudan Allah'a
yönelmesini istemesidir. İbadet de, dua da, hesap da kişiseldir. İnsan doğduğu
andan itibaren kendi sorumluluğunu taşır ve sonunda hesabını da tek başına
verir. Bu yüzden Kur'an'da "Allah ile kul arasına giren din adamları"
şeklinde oluşturulmuş bir sınıf yoktur. İnsan, Rabb’ine ulaşmak için başka bir
insanın onayına ihtiyaç duymaz. Bunu en açık biçimde ortaya koyan ayetlerden
biri şudur:
"De ki: Ben size 'Allah'ın hazineleri benim yanımdadır' demiyorum.
Gaybı da bilmem. Size 'Ben bir meleğim' de demiyorum. Ben sadece bana
vahyedilene uyuyorum."
(Ahkaf, 46/9)
Bu ayet üzerinde biraz düşünelim. Allah'ın elçisi bile yalnızca vahye uymakla
yükümlüyse, ondan sonra gelen herhangi bir insan nasıl din adına yeni hükümler
koyabilir? Nasıl sorgulanamaz bir otorite hâline gelebilir?
Kur'an'ın mantığında hiçbir insan Allah adına konuşma
yetkisine sahip değildir.
Kur'an Din Adamı Sınıfını Nasıl Değerlendiriyor?
Kur'an'ın en çarpıcı uyarılarından biri Tevbe Suresi'nde yer alır. Burada
eleştirilen şey ilim sahibi insanlar değildir. Eleştirilen, insanların dini
Allah'ın kitabından değil, insanların otoritesinden öğrenmeye başlamalarıdır.
"Onlar Allah'ı bırakıp bilginlerini ve din adamlarını rabbler
edindiler..."
(Tevbe, 9/31)
Buradaki "rabb edinmek" ifadesi üzerinde dikkatle
durmak gerekir. Bir insana secde etmek gerekmez. Eğer onun din adına söylediği
her sözü sorgulamadan kabul ediyor, Allah'ın kitabıyla karşılaştırmadan doğru
sayıyorsan, Kur'an'ın uyardığı tehlike tam da burada başlıyor. Hiç fark ettin
mi? Bugün birçok kişi bir ayet okuduğunda önce ayeti anlamaya çalışmıyor. İlk
yaptığı şey, "Acaba hoca bu konuda ne demiş?" diye araştırmak oluyor.
Oysa Kur'an'ın çağrısı bunun tam tersidir. Önce Allah'ın sözü… Sonra düşünmek… Sonra
karar vermek… İnsanların sözü ise ancak Kur'an'a uygunsa değer taşır.
Kur'an Her İnsanı Düşünmeye Çağırıyor
Kur'an'ın en dikkat çekici yönlerinden biri sürekli düşünmeyi emretmesidir.
Allah, insanı edilgen bir takipçi olarak değil, aklını kullanan bir kul olarak
görmek ister. Bu nedenle Kur'an boyunca yüzlerce defa düşünmeye, akletmeye,
anlamaya ve ibret almaya çağrı yapılır.
"Onlar sözü dinler, sonra onun en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah'ın
hidayet ettiği kimselerdir; işte gerçek akıl sahipleri de onlardır."
(Zümer, 39/18)
Bu ayet çok önemli bir ölçü koyuyor. Dikkat edersen ayette "Filanca kişiyi
dinleyin." denmiyor. "Sözü dinleyin." Ardından ne yapın? "En
güzeline uyun." Peki en güzel söz hangisidir? Kur'an bu sorunun cevabını
yine kendisi verir.
"Allah sözün en güzelini, birbirine benzer ve iç içe açıklanan bir
kitap olarak indirdi."
(Zümer, 39/23)
Öyleyse ölçü kişi değildir. Ölçü sözdür. Ve sözlerin ölçüsü de Kur'an'dır.
Din Gerçekten Zor Mudur?
Din insanı anlayışının oluşmasının temel sebeplerinden biri de insanların dini
karmaşık görmeye başlamasıdır. Toplumda şöyle bir kanaat oluşmuştur: "Kur'an'ı
herkes anlayamaz." Peki Allah ne söylüyor? Dört kez aynı ifadeyi tekrar
ediyor.
"Andolsun, Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık.
Öğüt alan yok mudur?"
(Kamer, 54/17, 22, 32, 40)
Allah aynı cümleyi dört defa tekrar ediyorsa bunun üzerinde uzun uzun düşünmek
gerekir. Çünkü tekrar, Kur'an'ın dikkat çekme yöntemlerinden biridir. Şöyle
düşün... Bir baba çocuğuna aynı uyarıyı dört kez yapıyorsa, bunun sıradan bir
söz olmadığını herkes anlar. Allah da Kur'an'ın anlaşılması konusunda aynı
vurguyu dört defa yapıyor. O hâlde şu soruyu sormak gerekir: Allah
kolaylaştırdığını söylüyorsa, insanlar neden "Anlaşılmaz." diyor? Belki
de sorun kitapta değil, kitaba yaklaşımımızdadır.
Bilginin Değeri Başkadır, Otoritenin Değeri Başka
Burada önemli bir ayrımı yapmak gerekir.Kur'an bilgi sahibi insanları
küçümsemez. Bilakis ilmi över. Ancak ilmin otoriteye dönüşmesini eleştirir. Bilgi
paylaşılır. Bilgi öğretilir. Bilgi araştırılır. Ama bilgi hiçbir zaman Allah'ın
kitabının önüne geçirilmez.
Bir öğretmenin matematik öğretmesiyle, din adına
sorgulanamaz hükümler koyması aynı şey değildir. Kur'an insanların birbirinden
öğrenmesini doğal karşılar; fakat hiç kimsenin Allah adına hüküm verme yetkisi
olduğunu söylemez. İşte bu denge korunmadığında din, zamanla insanların
yönettiği bir sisteme dönüşmeye başlar.
Kur'an'ın Tek Otoritesi Allah'tır
Kur'an'ın temel ilkelerinden biri şudur: Hüküm yalnız Allah'ındır. Bu ilke
yalnızca mahkemeler için değildir. Din adına neyin doğru neyin yanlış olduğunun
ölçüsü de Allah'ın kitabıdır.
"Hüküm yalnız Allah'ındır..."
(Yusuf, 12/40)
İnsanlar açıklama yapabilir. Araştırabilir. Fikir ortaya koyabilir. Fakat
bunların hiçbiri vahiy değildir. Bu yüzden her söz Kur'an'ın terazisine
çıkarılmalıdır.
Kur'an Üzerinde Düşünmek Her Müminin Görevidir
Kur'an okumak yalnızca sevap kazanmak için yapılan bir ibadet değildir. Kur'an
anlaşılmak için indirilmiştir. Allah bunu açıkça bildiriyor.
"Onlar Kur'an üzerinde hiç düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah'tan başkası
tarafından gelmiş olsaydı içinde birçok çelişki bulurlardı."
(Nisa, 4/82)
Bu ayet dikkat çekici bir soru soruyor. "Düşünmez misiniz?" Ayet
"Âlimler düşünsün." demiyor. "Din insanları düşünsün." de
demiyor. Muhatap bütün insanlardır. Demek ki düşünmek de, anlamaya çalışmak da
herkesin görevidir.
Kur'an'ı Gölgeleyen Yapılar
Tarih boyunca din, bazen samimi insanların elinde bir hidayet vesilesi olurken
bazen de güç elde etmek isteyenlerin elinde bir otorite aracına dönüşmüştür. Kur'an
bu tehlikeyi haber verir.
"Kendilerine ilim verilenler onun Rabb’inden gelen gerçek olduğunu
bilsinler ve ona iman etsinler..."
(Hac, 22/54)
Aynı bağlamda Kur'an, kalplerinde eğrilik bulunanların ayetleri farklı
amaçlarla kullanabileceklerine de dikkat çeker. Bu nedenle bilgi tek başına
yeterli değildir; önemli olan bilginin hangi niyetle kullanıldığıdır. Düşün... Bir
bıçakla ekmek de kesebilirsin. Aynı bıçakla zarar da verebilirsin. Sorun
bıçakta değildir. Onu kullanan niyettedir. Bilgi de böyledir. Allah için
kullanılırsa rahmet olur. Menfaat için kullanılırsa insanları Allah'tan
uzaklaştırabilir.
Din Yalnızca Allah'ındır
Kur'an'ın tekrar tekrar vurguladığı temel gerçek şudur: Din herhangi bir
grubun, kurumun veya insanın malı değildir. Din yalnızca Allah'a aittir.
"Dikkat edin! Halis din yalnız Allah'ındır..."
(Zümer, 39/3)
Bu ifade aslında bütün tartışmanın özetidir. Din Allah'ınsa, onu belirleme
yetkisi de yalnızca Allah'a aittir. İnsanların görevi ise bu dine teslim
olmaktır; onu değiştirmek, genişletmek veya daraltmak değildir.
Peki Bugün Ne Yapmalıyız?
Bugün yeniden Kur'an'ın gösterdiği sade çizgiye dönmeye ihtiyaç var. Bu, bilgi
sahibi insanlardan uzak durmak anlamına gelmez. Aksine, bilgiden yararlanırken
ölçüyü kaybetmemek demektir. Hiç kimsenin sözü Allah'ın sözüyle aynı seviyeye
çıkarılamaz. Her açıklama Kur'an'a arz edilir. Kur'an'a uyuyorsa alınır. Uymuyorsa
bırakılır. İşte gerçek özgürlük burada başlar. Çünkü insan artık kullara değil,
yalnızca Rabb’ine bağlanmıştır. Kur'an'ın inşa etmek istediği bilinç tam da
budur. Okuyan… Düşünen… Araştıran… Sorgulayan… Ve sonunda yalnızca Allah'ın
kitabını ölçü alan bir mümin...
Böyle bir insan artık dinini başkalarının omuzlarında
taşımaz. İnancını kendi aklıyla, kendi vicdanıyla ve Allah'ın indirdiği
ayetlerle temellendirir. İşte Kur'an'ın hedeflediği kulluk da budur.
Allah ile kul arasında hiçbir beşerî otoritenin gölge
oluşturmadığı, vahyin tek ölçü olduğu, sorumluluğun kişisel, hesabın bireysel
olduğu bir kulluk…
Kur'an'ın çağrısı, insanı bağımlı hâle getirmek değil; onu
Allah'a yönelmiş, bilinçli ve özgür bir kul olarak ayağa kaldırmaktır. Bu
yüzden her müminin en büyük sorumluluğu, dinini başkalarının anlattıklarıyla
değil, bizzat Allah'ın indirdiği kitapla tanımaya çalışmasıdır. İnsan Kur'an'ı
okudukça yalnızca bilgi edinmez; aynı zamanda Allah ile arasındaki bağı
güçlendirir, güvenini yalnız O'na yöneltir ve inancını sağlam bir temel üzerine
kurar. Belki de bugün yeniden sormamız gereken en önemli soru şudur: Ben dinimi
gerçekten Allah'ın kitabından mı öğreniyorum, yoksa bana anlatılan dini mi
yaşıyorum?
Bu soruya verilecek samimi cevap, insanın hayatındaki en
büyük dönüşümün başlangıcı olabilir.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com