SEN İSTEMEDEN ALLAH SENİ CEZALANDIRMAZ
İnsan hayatı boyunca en çok şu soruların cevabını arar:
“Allah kimi doğru yola iletir?”
“Kimi saptırır?”
“Kim bağışlanır, kim cezalandırılır?”
Çoğu insan, bu konuları kader anlayışıyla karıştırır. Sanki insanın iradesinden
bağımsız bir şekilde Allah bazılarını seçiyor, bazılarını dışarıda bırakıyor
gibi düşünülür. Oysa Kur’an’a baktığında çok net bir gerçekle karşılaşırsın:
Allah insana yolu gösterir, seçimi ise insan yapar.
İnsan, zorla iman ettirilen bir varlık değildir. Aynı şekilde zorla inkâra
sürüklenen bir varlık da değildir. Allah insana akıl vermiştir, vicdan
vermiştir, düşünme yeteneği vermiştir. Sonra da onu özgür bırakmıştır.
Eğer insanın hiçbir tercihi olmasaydı, hesap gününün anlamı olur muydu? Ödülün
ya da cezanın adaletli olmasından söz edilebilir miydi? Kur’an, insanın kendi
seçimlerinden sorumlu olduğunu tekrar tekrar vurgular.
“Kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir. Kim de saparsa kendi aleyhine
sapmış olur. Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.”
(İsra, 17/15)
Bu ayet çok önemli bir gerçeği ortaya koyar: İnsan, kendi yönelişinin sonucunu
yaşar. Allah kimseye zulmetmez. İnsan kendi tercihiyle hangi yöne yürürse,
sonuçları da o yönde oluşur.
İşte bu yüzden Kur’an’da hidayet ve sapma konusu anlatılırken, insanın niyeti
ve yönelişi merkeze alınır.
İnsanın İradesi
Ve Allah’ın Adaleti
Allah insanı diğer canlılardan farklı yaratmıştır. İnsan düşünebilir,
sorgulayabilir, karar verebilir. Bu yüzden dünya hayatı bir sınav alanıdır.
“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek için ölümü ve hayatı
yarattı.”
(Mülk, 67/2)
Burada dikkat edilmesi gereken şey şudur:
Allah insanı sınava tabi tutuyor. Sınavın olması ise seçim özgürlüğünü zorunlu
hale getirir.
Bir öğretmen düşün…
Sınav yapıyor ama öğrencilerin cevaplarını da kendisi belirliyorsa, o sınavın
anlamı kalır mı? Elbette kalmaz.İşte dünya hayatı da böyledir. İnsan tercih
eder, sonra tercihinin sonucu ortaya çıkar.
Kur’an’da insanın önüne iki yol konduğu açıkça bildirilir.
“Biz ona iki yolu göstermedik mi?”
(Beled, 90/10)
Bir yol takvaya çıkar, diğer yol ise fıska ve bozulmaya gider. İnsan
hangisini beslerse hayatı o yöne doğru şekillenir.
Hiç fark ettin mi? İnsan bir kötülüğü tekrar ettikçe vicdanı daha az
rahatsız olur.
Ama iyiliği çoğalttıkça da kalbi daha çok huzur bulur. Çünkü insan,
seçtikçe dönüşür.
Allah Kimseye Zulmetmez
Kur’an’ın en temel ilkelerinden biri şudur: Allah adalet sahibidir.
İnsanlara zerre kadar haksızlık yapılmaz.
“Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Fakat insanlar
kendilerine zulmederler.”
(Yunus, 10/44)
İnsan çoğu zaman yaşadığı yanlışların sonucunu Allah’a yüklemek ister. Oysa
Kur’an, sorumluluğu tekrar insana verir. Yalan söyleyen insan güven kaybeder. Haksızlık
yapan insan huzurunu kaybeder. Kibirlenen insan yalnızlaşır. İyilik yapan ise
iç huzuru kazanır. Bunların çoğu daha dünyadayken başlar. Kur’an’da bunun bir
yasa olduğu anlatılır.
“Bir toplum kendisinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu
değiştirmez.”
(Rad, 13/11)
Bu ayet çok derin bir gerçeği öğretir. İnsan değişmek istemeden, yönünü
değiştirmeden sonuçların değişmesini bekleyemez. Düşün…Tarlasına hiç tohum
atmayan bir çiftçi, hasat zamanı ürün bekleyebilir mi? İşte insanın hayatı da
böyledir. Ne ekiyorsa onu biçer.
Hidayeti İsteyen İnsan
Kur’an’da Allah’ın doğru yolu isteyenleri doğruya yönelttiği anlatılır.
Yani hidayet zorla verilen bir şey değildir. İnsan önce yönelir, araştırır,
samimi olur, ardından Allah ona kapılar açar.
“Bizim uğrumuzda çaba gösterenleri mutlaka yollarımıza ulaştırırız.”
(Ankebut, 29/69)
Burada dikkat etmen gereken ifade şudur: “çaba gösterenler…” Yani insan önce
istemeli. Önce aramalı. Önce yönelmeli. Bir insan gerçeği istemiyorsa, sırf
mucize görmesi onu değiştirmez. Çünkü sorun bilgi eksikliği değil, yöneliş
problemidir. Kur’an’da inkârcıların çoğunun gerçeği bildikleri halde kibir
nedeniyle yüz çevirdikleri anlatılır.
“Vicdanları bunlara kesin olarak inandığı halde, zulüm ve kibirlerinden
dolayı onları inkâr ettiler.”
(Neml, 27/14)
Demek ki mesele sadece görmek değildir. Mesele istemektir.
Sapma Nasıl
Başlar?
İnsan bir anda karanlığın içine düşmez. Sapma çoğu zaman küçük
tercihlerle başlar. Önce hakikati ertelemek gelir. Sonra vicdanı
susturmak… Sonra yanlışları normalleştirmek… En sonunda kalp katılaşır. Kur’an
bu süreci çok net anlatır.
“Onlar eğrilince Allah da kalplerini eğriltti.”
(Saf, 61/5)
Dikkat et… Ayette önce insanların eğrilmesi anlatılıyor. Ardından bunun
sonucu geliyor. Yani Allah başlangıçta insanı zorla saptırmıyor. İnsan
yönünü bozdukça, seçimi kalbini karartıyor.
Bu durum, sürekli karanlık bir odada yaşamaya benzer. Bir süre sonra insan
ışığa bakmak istemez hale gelir.
Kur’an’da kalbin mühürlenmesi de bu anlamda anlatılır. İnsan gerçeği bile
bile reddettikçe, vicdanını susturdukça, sonunda hakikate karşı duyarsızlaşır.
Allah’ın Bağışlaması
Ve İnsanın Yönelişi
Allah’ın rahmeti çok büyüktür. Ancak bağışlanma da insanın yönelişiyle
ilgilidir. Kur’an’da tövbenin kapısının açık olduğu bildirilir.
“De ki: Ey kendilerine karşı aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden umut
kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.”
(Zümer, 39/53)
Ama burada önemli olan nokta şudur: İnsan dönüş yapmak istemelidir. Sadece
korkmak yetmez. Sadece pişman olduğunu söylemek yetmez. Yön değiştirmek
gerekir. Kur’an’da gerçek tövbenin davranış değişikliğiyle bağlantılı
olduğu anlatılır.
“Kim tövbe eder ve salih amel işlerse, gerçekten Allah’a yönelmiş olur.”
(Furkan, 25/71)
Demek ki bağışlanma, insanın iradesiz şekilde üzerine indirilen bir
ayrıcalık değildir. İnsan yönelir, Allah da rahmetiyle karşılık verir.
Dünya Hayatı
Neden Eşit Değil?
İnsanların en çok zorlandığı konulardan biri de budur. Kimisi zengin
doğar, kimisi fakir… Kimisi sağlıklı, kimisi hastalıklarla mücadele eder… Kur’an,
bunların da bir imtihan olduğunu söyler.
“Sizi denemek için bir kısmınızı bir kısmınıza üstün kıldık.”
(En’am, 6/165)
Buradaki üstünlük, değer üstünlüğü değildir. İmtihan farklılığıdır. Zenginlik
kurtuluş garantisi değildir. Fakirlik de Allah’ın değersiz gördüğü anlamına
gelmez. Önemli olan, insanın bulunduğu durumda nasıl davrandığıdır. Düşün…
İki insan aynı nimetlere sahip olabilir ama biri şükreder, diğeri kibirlenir.
İşte fark burada ortaya çıkar.
Her İnsan Kendi
Sonucunu Hazırlar
Kur’an’ın ortaya koyduğu sistem son derece nettir. İnsan seçim yapar,
ardından seçimlerinin sonucu oluşur.
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”
(Necm, 53/39)
Bu yüzden kimse Allah’a şu soruyu soramayacaktır: “Ben neden böyle oldum?”
Çünkü insanın önüne yol gösterilmiş, akıl verilmiş, uyarılar yapılmış ve
seçim hakkı tanınmıştır. Kur’an’da her insanın yaptıklarıyla yüzleşeceği
bildirilir.
“Her insanın amelini boynuna doladık.”
(İsra, 17/13)
Yani insan kendi hayatını kendi tercihleriyle örer.
Sonuç: Allah’ın
Adaleti İnsanın İradesiyle Tamamlanır
Kur’an’ın anlattığı Allah anlayışında keyfîlik yoktur. Rastgele seçilmiş
insanlar yoktur. Zorla saptırılan ya da istemediği halde hidayete ulaştırılan
insanlar yoktur. Allah yolu gösterir. İnsan seçer. Sonuç ise adaletle
ortaya çıkar. İnsan doğruyu isterse, Allah ona kapılar açar.
İnsan karanlığı isterse, o karanlığın içinde kaybolur.
İşte bu yüzden insanın en büyük sorumluluğu, kendi yönelişinin farkında
olmasıdır. Her tercih insanı bir yere götürür. Her alışkanlık kalbi
şekillendirir. Her karar insanın ahiretini hazırlar. Bugün yaptığın
seçimler seni hangi yöne götürüyor? Çünkü insan istemeden Allah onu
cezalandırmaz. Ama insan kendi elleriyle karanlığa yürürse, bunun sonucunu da
yine kendisi yaşar.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com