TEK MUCİZE: İMAN VE İKNA
İnsanlık tarihi boyunca inkârcıların en çok dile getirdiği
taleplerden biri mucize istemek olmuştur. Sanki Allah'ın varlığı ancak
olağanüstü bir olayla ispatlanabilirmiş gibi düşünmüşlerdir. Oysa Kur'an'a
baktığımızda bambaşka bir tablo görürüz. Allah, insanları iman etmeye
zorlayacak gösteriler sunmayı değil, onların akıllarını çalıştırmalarını
istemektedir. Çünkü zorla kabul ettirilen bir inancın değeri yoktur. Değerli
olan, düşünen, sorgulayan ve ikna olarak iman eden bir kalptir.
Hiç düşündün mü? Eğer Allah her isteyene gökten olağanüstü
bir olay gösterseydi, iman etmenin anlamı kalır mıydı? İnsan, gördüğü
karşısında mecburen teslim olurdu. Oysa Kur'an'ın istediği teslimiyet korkudan
değil, bilinçten doğan teslimiyettir.
Kur'an'ın baştan sona kullandığı yöntem budur. Sürekli
göklere bakmamızı, yeryüzünü incelememizi, gece ile gündüzün dönüşümünü
düşünmemizi, yağmuru, bitkileri, insanın yaratılışını ve evrendeki kusursuz
düzeni görmemizi ister. Çünkü bunların tamamı zaten Allah'ın ayetleridir.
Mucize arayan göz çoğu zaman önündeki mucizeleri görememektedir.
Mucize talebi ve Allah'ın cevabı
İnkârcılar, Nebi Muhammed'e sürekli yeni mucizeler göstermesini istiyorlardı.
Onların beklentisi gökten bir hazine indirilmesi, meleklerin görünmesi veya
olağanüstü olayların yaşanmasıydı. Fakat Allah bu taleplere farklı bir cevap
verdi.
"Dediler ki: 'Ona Rabb’inden bir mucize indirilmeli değil miydi?' De
ki: 'Gayb yalnızca Allah'ındır. Bekleyin; ben de sizinle birlikte
bekleyenlerdenim.'"
(Yunus, 10/20)
Bu ayet çok önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır. Mucizeyi belirleyen insanlar
değildir. Allah, kullarının istek listesine göre hareket etmez. İnsan istedi
diye tabiatın düzeni bozulmaz. Çünkü Allah'ın kurduğu sünnetullah vardır. Evren
belirli kanunlarla işlemektedir.
Burada dikkat edilmesi gereken başka bir nokta daha vardır.
Allah, Nebi'ne "Git mucizeler göster." dememektedir. Bunun yerine
insanların beklemesini söylemektedir. Çünkü asıl delil zaten ortadadır.
İnsanların büyük kısmı, aslında delil eksikliğinden değil,
kabul etmek istemediklerinden dolayı inkâr etmektedir.
Kur'an tek başına yeterli değil mi?
Ankebut Suresi bu soruya son derece açık cevap vermektedir.
"Dediler ki: 'Ona Rabb’inden mucizeler indirilmeli değil miydi?' De ki:
'Mucizeler ancak Allah'ın katındadır. Ben ise yalnızca apaçık bir
uyarıcıyım.'"
(Ankebut, 29/50)
Bu ayetin ardından Allah çok daha dikkat çekici bir ifade kullanmaktadır.
"Kendilerine okunmakta olan Kitab'ı sana indirmiş
olmamız onlara yetmiyor mu? Şüphesiz bunda iman eden bir toplum için rahmet ve
öğüt vardır."
(Ankebut, 29/51)
İşte Kur'an'ın bakış açısı burada bütün açıklığıyla ortaya çıkmaktadır. İnsanlar
yeni mucizeler istiyorlar. Allah ise, "Size indirdiğim Kitap yetmiyor
mu?" diye soruyor. Bu soru aslında bugün yaşayan bizlere de
yöneltilmektedir. Kur'an yeterli değil mi? Allah'ın korunacağını vaat ettiği,
insanı karanlıklardan aydınlığa çıkaran bu kitap, neden bazı insanlar için hâlâ
yeterli görülmüyor? Çünkü insanlar çoğu zaman hakikati değil, beklentilerine
uygun delilleri aramaktadır.
Kur'an neden mucizedir?
Kur'an'ın mucize oluşu yalnızca edebî yönünden kaynaklanmaz. Asıl mucize,
insanın fıtratına hitap etmesidir. Kur'an insanı düşünmeye zorlar. İnsanların
körü körüne inanmasını istemez. Defalarca şu soruları sorar:
"Aklınızı kullanmaz mısınız?"
(Bakara, 2/44)
"Hiç düşünmez misiniz?"
(En'am, 6/50)
"Onlar Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmüyorlar
mı?"
(Muhammed, 47/24)
Kur'an'ın sürekli akla seslenmesi tesadüf değildir. Çünkü iman, aklın devre
dışı bırakılması değil, aklın doğru kullanılmasının sonucudur. Allah, insanı
sorgulayan bir varlık olarak yaratmıştır. Sorgulamayan insan, başkalarının
inançlarını miras alır. Sorgulayan insan ise kendi imanını inşa eder. İşte
Kur'an bunun için gelmiştir. Gözler görür, kalpler inkâr edebilir
Tarih boyunca birçok topluluk mucizeler gördüğü hâlde iman
etmedi. Bunun sebebi mucizenin yetersiz olması değildi. Sorun, kalbin gerçeği
kabul etmek istememesiydi. Kur'an bu gerçeği şöyle anlatmaktadır:
"Yeryüzünde dolaşıp da kendileriyle akledecek kalpleri veya işitecek
kulakları olmadı mı? Gerçek şu ki gözler kör olmaz; fakat göğüslerdeki kalpler
kör olur."
(Hac, 22/46)
Ne kadar çarpıcı bir ifade... Demek ki mesele göz değildir. İnsan bazen gerçeği
bütün açıklığıyla görür ama kabul etmek istemez. Bugün de durum farklı
değildir. Kur'an'ı okumadan onun hakkında hüküm verenler... Allah'ın ayetlerini
hiç düşünmeden reddedenler... Atalarından gördüklerini sorgulamayanlar... Asıl
sorun bilgi eksikliği değil, kalbin hakikate kapanmış olmasıdır.
İman zorlamayla oluşmaz
Allah dileseydi bütün insanlar aynı anda iman ederdi. Fakat o zaman imtihanın
anlamı kalmazdı. Kur'an bunu açıkça bildirir.
"Eğer Rabb’in dileseydi yeryüzündekilerin hepsi topluca iman ederdi. O
hâlde sen mi insanları iman etmeleri için zorlayacaksın?"
(Yunus, 10/99)
Demek ki Allah'ın amacı insanları mecbur bırakmak değildir. İnsan özgür
iradesiyle karar verecektir. Bu yüzden Kur'an ikna eder; baskı kurmaz. Delil
sunar; zorlamaz. Hatırlatır; tercih hakkını insana bırakır. İşte gerçek imanın
değeri de buradan gelmektedir.
Evrendeki ayetleri görebilmek
Kur'an yalnızca kendi ayetlerine değil, kâinattaki ayetlere de dikkat çeker. Gökyüzü...
Dağlar... Yağmur... Bitkiler... Denizler... İnsanın yaratılışı... Bunların
tamamı Allah'ın ayetleri olarak tanıtılır.
"Biz onlara hem ufuklarda hem kendi nefislerinde ayetlerimizi
göstereceğiz ki onun gerçek olduğu kendilerine apaçık belli olsun."
(Fussilet, 41/53)
Allah, hakikati göstermek için yalnızca bir kitaba işaret etmez. Kâinat da
okunması gereken ikinci kitaptır. Kur'an ile evren birbirini doğrular. Birini
anlayan diğerini de daha iyi kavrar. İşte bu yüzden Kur'an, insanı sürekli
gözlem yapmaya, düşünmeye ve akletmeye çağırmaktadır.
Asıl mucize insanın değişmesidir
Belki de üzerinde en fazla durulması gereken nokta budur. Kur'an'ın en büyük
mucizesi denizin yarılması, gökten sofraların inmesi veya olağanüstü olaylar
değildir. En büyük mucize, bir insanın Kur'an sayesinde değişmesidir. Kibirli
bir insanın alçak gönüllü olması... Zalim bir insanın adaletli hâle gelmesi... Yalancı
bir insanın doğruluğu seçmesi... Nankör bir insanın şükretmeye başlaması...
Bunlar gözle görülmeyen ama hayatı değiştiren gerçek
mucizelerdir.
Çünkü insanın karakterini değiştirmek, taşları yerinden
oynatmaktan çok daha büyük bir dönüşümdür. Kur'an bunun için indirilmiştir.
İman ikna ile değer kazanır
Kur'an'ın hiçbir yerinde "İnan ama düşünme." denmez. Tam tersine,
düşünmeyenler eleştirilir. Taklit edenler uyarılır. Atalarının yolunu
sorgulamadan sürdürenler kınanır. Allah'ın istediği iman, araştırılmış,
sorgulanmış ve ikna olunmuş bir imandır. İşte bu nedenle Kur'an, mucize peşinde
koşanları değil, hakikat peşinde koşanları övmektedir.
Bir insan Kur'an'ı önyargısız şekilde okuduğunda, ayetleri
kendi bütünlüğü içinde değerlendirdiğinde ve Allah'ın kâinata koyduğu düzeni
dikkatle incelediğinde, artık olağanüstü gösterilere ihtiyaç duymaz. Çünkü her
gün doğan güneş, her nefes alış, her yağmur damlası ve her vicdan muhasebesi
ona Allah'ın ayetlerini hatırlatmaktadır.
Gerçek mucize, görmek isteyene zaten her yerdedir.
Fakat Kur'an'ın işaret ettiği en büyük mucize, insanın kendi
iradesiyle hakikati kabul etmesi, ikna olarak iman etmesi ve hayatını Allah'ın
kitabına göre yeniden inşa etmesidir. İşte kalıcı olan mucize budur.
Gerçek olan Allah’ın
lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve
esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com