NİMETİN KUTSALI OLMAZ, BİLİNCİ OLUR
Nimetin Yolculuğu
Hiç düşündün mü? Soframıza gelen bir parça ekmek aslında nasıl bir
yolculuktan geçiyor? Toprak sürülüyor, tohum saçılıyor, yağmur düşüyor, güneş
kavuruyor… Ardından o yeşeren başaklar biçiliyor, dövülüyor, taşların arasında
eziliyor, suyla yoğruluyor ve ateşle buluşuyor.
Bizim elimizde tuttuğumuz o sıcak ekmek, aslında yüzlerce aşamanın,
binlerce nimetin birleştiği bir hakikattir. Bir lokma ekmek, sadece yiyecek
değil; ilahi düzenin görünür hâlidir.
Günlük hayatta çoğu zaman fark etmeyiz. Fırından ekmeği alır, sofraya koyar
ve yeriz. Ama o ekmeğin içinde sadece buğday yoktur; zaman, emek, düzen ve
ilahi bir ölçü vardır.
Topraktan Sofraya İlahi Sistem
İnsan çoğu zaman sadece sonucu görür, süreci görmez. Oysa Kur’an, insanın
dikkatini sürece çeker. Çünkü süreçte kudret vardır, hikmet vardır.
“Ölü toprağa can veren, ondan ekin çıkaran O’dur. Onlar ondan yerler. Bunu
kendi elleriyle yapmadılar mı? Hâlâ şükretmezler mi?”
(Yâsîn, 36/33-35)
Açıklama: Bu ayet, insanın üretici değil, sadece vesile olduğunu
hatırlatır. Gerçek yaratma Allah’a aittir.
Bu ayet bize şunu söyler: İnsan eker ama büyütemez. İnsan biçer ama var
edemez. Nimetin kaynağı insan değil, Allah’tır.
Bugün bir çiftçi düşün. Tarlasını sürüyor, tohumunu ekiyor. Ama yağmur
yağmazsa ne olur? Güneş olması gerektiği gibi doğmazsa ne olur? Toprak verimini
kaybederse ne olur?
İşte burada insanın sınırı başlar. Çünkü sistem insanın değil, Allah’ın
kurduğu bir sistemdir.
Nimetin Farkında Olmamak
Ne yazık ki insan, nimeti sıradanlaştırma eğilimindedir. Ekmek sadece karın
doyurmak için görülür. Su sadece susuzluğu gidermek için içilir.
Oysa mesele sadece yemek değildir. Mesele, nimetin arkasındaki anlamı
görebilmektir.
Kur’an bu körlüğü sürekli hatırlatır. Çünkü insan alıştıkça görmez olur.
Her gün gördüğü şeyleri “normal” kabul eder.
Ama aslında hiçbir şey normal değildir. Toprağın ürün vermesi, suyun hayat
taşıması, güneşin her gün doğması… Bunların hepsi birer mucizedir.
Günlük hayattan bir örnek: Elektrik kesildiğinde bir anda her şeyin
kıymetini anlarız. Ama elektrik varken onun bir nimet olduğunu düşünmeyiz.
İşte nimet de böyledir. Varken fark edilmez, yokken aranır.
Kültür ve Din Arasındaki İnce Çizgi
Toplum olarak ekmeğe ayrı bir saygı duyarız. Yere düştüğünde alır, öper,
yüksek bir yere koyarız. Bu güzel bir davranıştır. Çünkü nimeti hor görmemek
gerekir.
Ama burada önemli bir nokta vardır: Saygının yönü doğru mu?
Kur’an’da “ekmek kutsaldır” diye bir ifade yoktur. Çünkü Kur’an bütün
nimetleri aynı kaynaktan değerlendirir.
“Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz olan şeylerden yiyin ve şeytanın
adımlarına uymayın.”
(Bakara, 2/168)
Açıklama: Bu ayet, tüm nimetlerin eşit bir kaynaktan geldiğini ve helal
olan her şeyin değerli olduğunu belirtir.
Demek ki mesele ekmek değil, mesele nimettir. Ve nimetin değeri türünden
değil, kaynağından gelir.
Günlük hayattan örnek: Bir insan ekmeği yerden alıp öper ama çöpe attığı
meyveyi umursamaz. Bu bir çelişkidir. Çünkü ikisi de nimettir.
Nimeti ayırmak, nimetin sahibini unutmanın bir sonucudur.
Nimetin Gerçek Değeri
Ekmek, elma, zeytin, hurma, su… Hepsi aynı kaynaktan gelir. Hepsi aynı
sistemin ürünüdür.
Ama insan tarih boyunca ekmeğe özel bir anlam yüklemiştir. Çünkü ekmek,
yaşamın sembolü olmuştur. Açlıkla mücadelede en temel besin olmuştur.
Bu yüzden ekmeğe saygı duyulması doğaldır. Ama bu saygıyı kutsallaştırmak
doğru değildir.
Çünkü kutsallık, yaratılmışta değil; yaratandadır.
Kur’an’ın bakış açısı nettir: Her şey nimettir ve her nimet eşittir.
Günlük hayattan örnek: Bir bardak su olmadan insan günlerce yaşayamaz. Ama
çoğu zaman suyu en değersiz şey gibi görür. Oysa su, hayatın temelidir.
Nimet Bilinci Nedir?
Nimet bilinci, sadece sahip olmak değildir. Farkında olmaktır.
Kur’an, nimeti sadece maddi şeylerle sınırlamaz. Nimet çok daha geniştir.
“Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız.”
(Nahl, 16/18)
Açıklama: Nimetler sınırsızdır ve insanın fark edebileceğinden çok daha
fazladır.
Sağlık nimettir. Nefes almak nimettir. Sevmek nimettir. Huzur nimettir.
Hatta en büyük nimetlerden biri de imandır.
Ama insan genelde nimeti kaybettiğinde fark eder. Sağlık gidince sağlık,
huzur gidince huzur anlaşılır.
Gerçek bilinç, nimeti kaybetmeden fark edebilmektir.
Nimet ve İmtihan
Nimet sadece bir lütuf değildir. Aynı zamanda bir imtihandır.
Kur’an’da sürekli şu soru sorulur:
“Şükrediyor musunuz?”
Bu soru, insanın konumunu belirler. Çünkü nimete karşı tavır, insanın
karakterini ortaya çıkarır.
Eğer insan nimeti israf ediyorsa, bu nankörlüktür. Eğer sadece kendisi için
biriktiriyorsa, bu bencilliktir.
Ama eğer paylaşabiliyorsa, şükrediyorsa, farkındaysa… işte o zaman nimetin
hakkını veriyordur.
Günlük hayattan örnek: Bir sofrada yemek artıkları çöpe gidiyorsa, bu
sadece israf değil; nimete karşı bilinçsizliktir.
Helali Haram Kılmamak
İnsan bazen dini, kültürel alışkanlıklarla karıştırır. Bu da dengeyi bozar.
“Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın
ve sınırı aşmayın.”
(Mâide, 5/87)
Açıklama: İnsan, Allah’ın helal kıldığını yasaklayarak dini
zorlaştırmamalıdır.
Bu ayet önemli bir uyarıdır. Çünkü insan bazen kendi oluşturduğu kuralları
din zanneder.
Ekmek yere atılmasın, evet. Ama bunu bir ritüele dönüştürmek doğru
değildir.
Din, şekil değil; bilinçtir.
Nimete Değil, Nimeti Verene Yönelmek
Asıl mesele burada başlar.
Biz çoğu zaman nimetin kendisine odaklanırız. Ama nimeti vereni unuturuz.
Oysa Kur’an’ın yönlendirdiği yer açıktır:
Şükür, nimete değil; nimeti verene yapılır.
Bir buğday tanesini düşün. İçinde toprağın sabrı vardır. Güneşin enerjisi
vardır. Suyun hayatı vardır. Ve Allah’ın “ol” emri vardır.
Bu kadar şeyin birleşimiyle oluşan bir nimeti sadece “yiyecek” olarak
görmek, büyük bir eksikliktir.
Günlük hayattan örnek: Bir hediye aldığında hediyeye değil, onu verene
teşekkür edersin. Nimet de böyledir.
Sonuç: Nimetin Bilinci
Sonuç olarak şunu açıkça söyleyebiliriz:
Nimetlerin büyüğü küçüğü yoktur.
Ekmek de nimettir, su da nimettir, hava da nimettir.
Önemli olan, nimetin türü değil; nimete karşı tavrımızdır.
Eğer şükrediyorsak, bilinçliysek, israf etmiyorsak… doğru yoldayız
demektir.
Ama eğer nimeti sıradanlaştırıyorsak, israf ediyorsak, seçici
davranıyorsak… o zaman nimetin ruhunu kaybetmişiz demektir.
Ekmek saygıyı hak eder, evet. Ama elma da hak eder, su da hak eder. Çünkü
hepsi aynı kaynaktan gelir.
Gerçek saygı, nimete değil; nimeti verene yöneldiğinde anlam kazanır.
İşte o zaman soframızdaki her lokma, sadece bir yiyecek olmaz. Bir
hatırlatma olur. Bir bilinç olur.
Ve o bilinç, insanı şükre götürür.
Gerçek
olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam
ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com