ÜSTÜNLÜK NEREDE BAŞLAR?

 ÜSTÜNLÜK NEREDE BAŞLAR?

Konumda mı, Takvada mı?

İnsan yeryüzünde gözünü açtığı andan itibaren bir konumun içine doğar. Kimi erkek olur, kimi kadın. Kimi zengin bir evde büyür, kimi yokluk içinde. Kimi güçlü bir bedene sahiptir, kimi zayıf. Kimi bir devletin başında olur, kimi bir fabrikanın işçisi. Fakat Kur’an’ın insanlara öğretmek istediği temel mesele şudur: Allah katında değer, konumdan değil, takvadan doğar.

Kur’an bunu açık ve kesin bir dille ortaya koyar:

“Ey insanlar, gerçekten Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz Allah katında sizin en üstün olanınız takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haber alandır.” (Hucurat, 13)

Bu ayet, insanlık tarihinin bütün üstünlük iddialarını yerle bir eder. Irk üstünlüğü, cinsiyet üstünlüğü, soy üstünlüğü, makam üstünlüğü… Hepsi bu ayetin önünde anlamını kaybeder.

Burada “üstünlük” olarak çevrilen kelime “ekrem”dir. Kerem kökünden gelir. Değerli, itibarlı, Allah katında saygın demektir. Ayet diyor ki: Allah katında değerinizi belirleyen şey, takvanızdır.

Peki takva nedir?

Takva, korku değildir sadece. Takva; Allah’ın bilincini taşımak, O’nu hesaba katmak, O’na karşı sorumluluk duygusuyla yaşamaktır. İç dünyada bir hassasiyet, davranışta bir ölçü, tercihte bir bilinçtir.

Demek ki erkek olmak ya da kadın olmak başlı başına bir değer ölçüsü değildir. Zengin olmak ya da fakir olmak da değildir. Asıl mesele, bulunduğun konumda Allah’a karşı sorumluluğunu nasıl yerine getirdiğindir.

 

Konum Farklılığı İmtihan Farklılığıdır

İnsanların en büyük yanılgılarından biri şudur: Farklılıkları üstünlük zannetmek.

Oysa Kur’an farklılıkları üstünlük için değil, imtihan için var kılar. Kimine güç verir, kimine sabır. Kimine makam verir, kimine yük. Kimine imkân verir, kimine mahrumiyet.

Allah, kurban ibadeti üzerinden çok çarpıcı bir hakikati öğretir:

“Onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz; ancak O’na sizden takva ulaşır.” (Hac, 37)

Demek ki dış görünüş, şekil, güç, gösteriş Allah’a ulaşmaz. O’na ulaşan şey, kalpteki bilinçtir.

Bir insan düşünelim. Çok güçlü. İmkânları var. İnsanları yönetiyor. Eğer o konumunu adaletle, sorumlulukla, takva ile yürütüyorsa Allah katında değerlidir. Ama aynı güçle zulmediyorsa, o güç onu yükseltmez; aksine düşürür.

Başka bir insan düşünelim. Fakir. Güçsüz. Ama dürüst. Sabırlı. Kendisine verilen az imkânı bile doğru kullanıyor. O insan, Allah katında üstün olabilir.

Çünkü üstünlük, konumun kendisinde değil, konumun içindeki kulluktadır.

Erkek ve Kadın: Farklılık mı, Değer Ayrımı mı?

Erkek ve kadın meselesi, modern dünyada en çok tartışılan konulardan biridir. Bir kesim, Kur’an’ın erkek ve kadına farklı roller vermesini adaletsizlik olarak görür. Bir kesim ise bu farklılığı yanlış yorumlayarak erkeği mutlak üstün ilan eder.

Oysa Kur’an’ın ortaya koyduğu çerçeve çok nettir.

Bir tarafta yaratılış farklılığı vardır. Diğer tarafta ahiretteki değer eşitliği vardır.

Kur’an, erkeklerin aile içinde “kavvam” olduğunu söyler:

“Erkekler kadınlar üzerinde kavvamdırlar…” (Nisa, 34)

“Kavvam” kelimesi, gözeten, koruyan, sorumluluğu üstlenen anlamına gelir. Bu, ontolojik bir üstünlük ilanı değildir; görev tanımıdır.

Aynı Kur’an, mümin erkekle mümin kadını aynı cümle içinde zikreder:

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir…” (Tevbe, 71)

Demek ki ruhsal değer bakımından bir ayrım yoktur. Allah’a kulluk bakımından bir ayrım yoktur. Ahirette ödül ve ceza bakımından bir ayrım yoktur.

“Erkek olsun kadın olsun, kim mümin olarak salih amel işlerse, işte onlar cennete girerler…” (Nisa, 124)

Bu ayet tartışmayı bitirir. Erkek ya da kadın olmak, ahiretteki değeri belirlemez. Salih amel ve iman belirler.

Rol Farklılığı, Değer Farklılığı Değildir

Bir gemi düşün. Kaptanı var, mühendisi var, aşçısı var, tayfası var. Görevler farklıdır. Ama geminin selameti için hepsi gereklidir. Kaptan, “Ben üstündüm” diye gemiyi tek başına yürütemez. Aşçı, “Ben değersizim” diye gemiden inemez.

Aile de böyledir.

Kur’an, aileyi toplumun çekirdeği olarak görür. Ailede karar verici bir sorumluluk merkezi olması gerektiğini bildirir. İki başlılık fesat doğurur. Kur’an, kâinatta iki ilah olsaydı düzenin bozulacağını söyler:

“Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı, ikisi de fesada uğrardı.” (Enbiya, 22)

Bu ayet doğrudan aile hakkında değildir; ama ilke öğretir: Çoklu mutlak otorite kaos doğurur.

Aile içinde son sorumluluğun erkeğe verilmesi, onun daha değerli olması anlamına gelmez. Bu bir görevdir. Görev, yük demektir. Hesap demektir.

Nitekim Kur’an, Allah ve resulü bir konuda hüküm verdiğinde mümin erkek ve mümin kadının tercih hakkı olmadığını söyler:

“Allah ve resulü bir işe hükmettiği zaman, mümin bir erkek ve mümin bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur…” (Ahzab, 36)

Burada dikkat edilirse erkek ve kadın birlikte zikredilir. Sorumlulukta eşitlik vardır.

 

Şahitlik Meselesi: Yapı mı, Şart mı?

Bakara suresindeki borç ayeti, en uzun ayettir. Orada şahitlik düzeni anlatılır:

“…Erkeklerinizden iki şahit tutun. Eğer iki erkek yoksa, razı olacağınız bir erkek ve biri şaşırdığında diğeri ona hatırlatsın diye iki kadın…” (Bakara, 282)

Bu ayet çoğu zaman bağlamından koparılarak okunur. Oysa ayet, belirli bir ticari şarttan söz eder. Yazılı kültürün zayıf olduğu, ekonomik hayatın erkek merkezli yürüdüğü bir toplumda düzen getirmektedir.

Burada iki önemli nokta var:

Birincisi, bu bir değer ölçüsü değildir; düzenleyici hükümdür.
İkincisi, ayet adaletin sağlanmasını amaçlar.

Bugün noter sistemi, kayıt sistemi, dijital arşivler varsa; bu ayetin emrettiği “yazma ve güvenceye alma” ilkesinin teknolojik karşılığıdır. İlke değişmez; araç değişir.

İlke şudur: Adalet sağlansın. Hak zayi olmasın. Şüphe kalmasın.

Ayet zaten şöyle der:

“Bu, Allah katında daha adil, şahitlik için daha sağlam ve şüpheye düşmemeniz için daha uygundur.” (Bakara, 282)

Demek ki maksat adalettir.

Takva: Erkek İçin de Kadın İçin de Ölçü

Kur’an’da sık sık “mümin erkekler ve mümin kadınlar” ifadesi geçer. Bu tekrar bir edebiyat değil; bilinçli bir vurgudur.

“Şüphesiz Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar… Allah onlar için mağfiret ve büyük bir ecir hazırlamıştır.” (Ahzab, 35)

Bu ayet, değer eşitliğinin açık ilanıdır.

Erkeğin güçlü olması, onu otomatik olarak üstün yapmaz. Kadının daha narin olması, onu eksik yapmaz. Her ikisi de kendi yaratılış özellikleriyle imtihan edilir.

Bir erkek düşün. Ailenin reisi. Ama adaletsiz. Sert. Zulmeden. O makam onu kurtarmaz.

Bir kadın düşün. Belki ev içinde. Belki toplumda görünmez. Ama sabırlı, bilinçli, takva sahibi. O, Allah katında üstün olabilir.

 

Resule İtaat Meselesi

Kur’an’da itaat meselesi açıkça ortaya konur:

“Kim resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa, 80)

Bu ayet, resule itaatin bağımsız bir otorite olmadığını gösterir. Resule itaat, Allah’a itaattir. Çünkü resul, vahyi tebliğ edendir. Kendiliğinden hüküm koyan değildir.

Nebi Muhammed’in görevi de buydu:

“Resule düşen ancak açık bir tebliğdir.” (Nur, 54)

Dolayısıyla erkek-kadın meselesinde de ölçü, kültür değil vahiydir. Modern akımlar ya da geleneksel kalıplar değil; Kur’an’ın ortaya koyduğu ilkelerdir.

 

Dünya Rol, Ahiret Değer Yeridir

Dünya bir sahnedir. Roller farklıdır. Biri anne olur, biri baba. Biri yönetici olur, biri çalışan. Ama perde kapandığında sorulacak soru şudur: Sana verilen rolü nasıl oynadın?

Takva burada devreye girer.

Takva, konumdan bağımsızdır ama konumun içinde görünür.

Bir anne çocuğunu adaletle yetiştiriyorsa, o kulluktur.
Bir baba ailesini koruyup gözetiyorsa, o kulluktur.
Bir kadın ilim öğrenip öğretiyorsa, o kulluktur.
Bir erkek istişare ile karar veriyorsa, o kulluktur.

Kur’an istişareyi över:

“…Onların işleri aralarında şura iledir…” (Şura, 38)

Demek ki reislik istibdat değildir. Danışmadan, dinlemeden, ortak aklı toplamadan yürütülen bir yönetim Kur’an’ın övdüğü bir model değildir.

 

Sonuç: Üstünlük Takvada Gizlidir

İnsanların kavgası çoğu zaman konum kavgasıdır. Kim daha güçlü? Kim daha yetkili? Kim daha görünür?

Kur’an ise yönü değiştirir:
Kim daha bilinçli?
Kim daha sorumlu?
Kim Allah’ı daha çok hesaba katıyor?

Erkek olmak bir imtiyaz değil, bir sorumluluktur.
Kadın olmak bir eksiklik değil, bir imtihandır.
Zenginlik bir lütuf değil, bir sınavdır.
Fakirlik bir mazeret değil, bir ölçüdür.

Allah katında değer, cinsiyetle değil; takvayla belirlenir.

“Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, takvaca en ileride olanınızdır.” (Hucurat, 13)

Bütün mesele budur.

Konum geçicidir.
Takva kalıcıdır.

Dünya rol dağıtır.
Ahiret değer biçer.

 

İbrahim Hanif Fıtratı: İnsan Doğasının Pusulası

 1. İbrahim Hanif Fıtratı: İnsan Doğasının Pusulası

İnsan, yaratılıştan gelen bir yönelimle doğrudur ve yanlışın farkına varabilir. Buna İbrahim Hanif fıtratı denir. Fıtrat, insanın doğasında var olan, doğruyu ayırt edebilme kapasitesidir. Allah bu fıtratı, insanların yaşamlarını denge içinde sürdürmeleri için vermiştir:

“Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler” (Rum, 30).

Günlük hayattan örnekle açıklamak gerekirse: Bir çocuk, oyuncaklarını paylaşmanın iyi olduğunu sezgiyle bilir; ebeveyn yönlendirmesiyle bunu doğru şekilde uygular. Burada fıtrat, çocuğun doğasında var olan yönelimi temsil eder.

Başka bir örnek: Bir ofiste çalışan, takım arkadaşına yardım etme gereğini hisseder; bu, hem bireysel hem toplumsal faydaya yol açar. Fıtrat, insanı doğal olarak iyilik ve adalet yönüne çeker.

Kısa hikâye: Ahmet, markette yaşlı bir kadının düşürdüğü parayı fark eder. İçgüdüsel olarak kadına koşar ve parayı verir. Bu davranış, fıtratın günlük hayattaki tezahürüdür. İnsan, bu doğal yönelimi akıl ve rehberlik ile pekiştirirse, hayatında doğru yolu bulur.

 

2. Elçilerin Görevi: Rehberlik ve Yol Göstericilik

İnsan, fıtratını doğru kullanmak için yönlendirilmeye ihtiyaç duyar. Allah, insanlara doğru yolu göstermek için elçiler göndermiştir. Elçiler, sadece dini kuralları öğretmez; aynı zamanda insanların sosyal, ahlaki ve bireysel hayatlarını düzenlemeye yardımcı olur:

“Kim size ne getirirse Resül’den, onu kabul edin; kim de sizden yüz çevirirse Allah’tan yüz çevirmiş olur. Biz sizi, insanlara karşı bir uyarıcı gönderdik” (Nisa, 80).

Günlük örnek: Bir öğretmen, öğrencilerine matematikte problemi çözme yollarını gösterir. Öğrenci, öğretmenin rehberliğinde kendi aklını kullanarak problemi çözer. Elçinin görevi de buna benzer: Rehberlik eder, ama akıl ve irade insana aittir.

Başka bir örnek: Bir doktor, hastasına doğru tedavi yöntemini anlatır; hasta tedaviye uyduğunda iyileşir. Burada doktor, tıpkı elçi gibi bir yol göstericidir.

Kısa hikâye: Ayşe, yeni taşındığı mahallede komşularına yardım etmek ister ama nasıl davranacağını bilmez. Komşuları ona küçük tavsiyeler verir, Ayşe doğru yolu bulur. Bu rehberlik, hem fıtratının yönelimiyle hem de dışsal rehberlikle uyumludur.

 

3. Geçmiş Kavimlerden Dersler: Tarihten Rehberlik

Kuran, geçmiş kavimlerin yaşadıkları olaylardan ders çıkarılmasını öğütler. İnsanlar, tarihî örnekleri anlamalı ve kendi yaşamlarına uygulamalıdır:

“Geçmişteki toplumların hikâyetleri, sizin için ibret ve öğüttür. Düşünen bir kavim için ders vardır” (Yunus, 94).

Örnek: Bir köyde su kaynakları adil kullanılmazsa kıtlık yaşanır. Kuran, geçmiş kavimlerin benzer hatalarını göstererek, adil paylaşımın önemini vurgular.

Günlük örnek: Trafikte herkes kendi hakkını savunursa kaos olur. Elçilerin rehberliği, tıpkı kurallar gibi, düzeni sağlar ve insanlar arasında adaleti tesis eder.

Kısa hikâye: Geçmişte bir tüccar, yanlış kararları nedeniyle işini kaybetmiştir. Kuran, bu tür olayları aktararak aklını kullananların ders almasını sağlar. İnsan, bu örneklerden fıtratını ve aklını rehber olarak kullanarak doğruyu seçer.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

Ramazanın Amacı ve Ruhsal Yönü

 1. Ramazanın Amacı ve Ruhsal Yönü

Ramazan sadece fiziksel açlık ve susuzlukla ilgili bir ibadet değildir. Kuran, orucun ruhsal bir eğitim aracı olduğunu vurgular:

  • 2/183: "Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız."
  • Oruç, insanı sabır ve takvaya yönlendirir; kişinin ruhunu olgunlaştırır ve Allah ile ilişkisinde bilinçlenmesini sağlar.

Fiziksel zorluklar, örneğin açlık veya susuzluk, aslında insanın manevi gelişimi için bir araçtır. Tıpkı yüzme öğrenmemiş birinin suya düşüp zarar görebilmesi gibi, ibadet eksikliği de ruhsal güvenlikten yoksun bırakır. Oruç, insanı disiplinli bir yaşama ve ebedi saadete hazırlayan bir "manevi zırh"tır.

 

2. Oruç ve Fiziksel Sağlık

Oruç, ruhsal olgunlaşmanın yanı sıra fiziksel sağlık açısından da fayda sağlar:

  • 2/184: Hasta veya yolculukta olanlar, kaçırdıkları günleri başka zamanlarda tutarlar veya fidye verirler.
  • Tıp bilimi, sık ve az yemeyi önerir; oruç, bu anlamda da bedenin düzenlenmesine katkı sağlar.

Oruç, gönüllü bir bedel ödemek ve ruhsal disiplin kazanmak için gerekli bir deneyimdir. Sağlık mazereti olmayanlar için farzdır; eksiklik, başka yollarla telafi edilebilir.

 

3. Dünya ve Ahiret İkilemi

  • 17/18-19: "Kim çarçabuk olanı isterse, cehenneme gider; kim ahireti isterse, Allah ona şükre değer bir mükafat verir."
  • İnsan, yaptığı iyilik ve kötülüklere göre şekillenir. Her iyi davranış, diğer iyilikleri beraberinde getirir; her kötülük de kötüleri çoğaltır.

Oruç ve diğer ibadetler, insanın hem dünya hayatında disiplin kazanmasını hem de ahirette ödüllendirilmesini sağlar.

 

4. Toplumsal Eşitlik ve Takva

Ramazan, kişisel ibadetle birlikte toplumsal farkındalığı da içerir:

  • 49/13: İnsanlar farklı ırk ve kavimlerden yaratılmıştır, ama Allah katında üstünlük sadece takvada olur.
  • İnsanlar, kendi fıtratları dışında hiçbir konuda üstünlük iddiasında bulunamaz; alay ve aşağılamalar, imandan sonra fasıklık olarak görülür.

Bu, Ramazan vesilesiyle toplumsal adalet ve eşitlik bilincini pekiştirir.

 

5. İbadet ve Yaşam İlişkisi

Namaz, oruç, zekât ve infak sadece ibadet değildir; yaşamla iç içedir:

  • 2/177: İyilik, sadece yönelmek veya ritüel değil, ahlak, infak, sabır ve sözünde durmakla ölçülür.
  • Müslümanlık, sadece kültürel veya şekli bir kimlik değildir; yaşanması gereken bir hayat tarzıdır.

Namaz ve oruç, kişinin kötülüklerden arınmış bir yaşam sürmesini sağlar. Eğer kişi aynı anda namaz kılıyor ama haram işler yapıyorsa, ibadeti boşa gider.

 

6. Ramazanın Toplumsal ve Medeniyet Boyutu

Ramazan, kişisel disiplinin ötesinde toplumun düzenlenmesini de hedefler:

  • Açlık ve sefaletin farkına varmak, yardımlaşmayı teşvik eder.
  • Toplumun, yetim ve yoksullara karşı sorumluluğunu hatırlatır.
  • Kuran’a göre, gerçek Müslüman, yaşamını ibadetle bütünleştirmiş, adalet ve iyilik ekseninde yaşayan kişidir.

Bu anlamda Ramazan, sadece bireysel değil, toplumsal bir eğitim dönemidir.

 

7. Sonuç ve Uygulama

  • Ramazan, insanın ruhunu terbiye eder, takvayı geliştirir ve toplumsal eşitliği hatırlatır.
  • Oruç ve ibadetler, yalnızca ritüel değil, doğru yaşamın ve insanın olgunlaşmasının aracıdır.
  • Müslüman toplumları, Kuran’ı doğru anlayıp uygulayamadığı sürece, felaketten kurtulamaz.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

Kurbanın Tanımı ve Kuran Perspektifi

 Kurbanın Tanımı ve Kuran Perspektifi

Kurban dediğimiz kavram, çoğu zaman basit bir ritüel olarak anlaşılır; “Yılda bir hayvan kesmek” veya “Bayramda kurban kesmek” gibi. Ama Kur’an bize Kurbanın çok daha derin, anlamlı ve hayatla iç içe bir boyutu olduğunu anlatır. Kurban sadece etle sınırlı bir ibadet değildir; insanın hayatını, malını, zamanını ve çabasını Allah yolunda feda etmesidir.

Kuran bunu net bir şekilde iki kategoriye ayırır:

  1. İman edenlerin ve salih amel işleyenlerin kurbanları: Bunlar Allah yolunda yapılan her türlü fedakârlıktır. Maddi yardımlar, zorluklar karşısında sabır, cihad, iyilikler… Hepsi Allah katında kabul edilen kurbanlardır.
  2. İnkâr edenlerin kurbanları: Göstermelik olarak yapılan infaklar, kötü niyetle yapılan iyilikler veya şeytani amaçlar için harcanan mallar. Kur’an bu tür eylemleri geçersiz kılar ve değer görmeyeceğini belirtir.

Örneğin Bakara Suresi 2/264’te şöyle der:

“Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyip, insanlara gösteriş olsun diye malını infak edenlerin durumu, üzerine sağanak yağmur düşen topraklı kaya gibidir; hiçbir şeye güç yetiremezler.”

Yani, bir insanın yaptığı her şey, niyetiyle değer kazanır. Kurban da öyledir; Allah için yapılan fedakârlık, Allah katında kıymetlidir.

Kur’an, bu meseleyi çok güzel bir kıssa üzerinden anlatır: Âdem’in iki oğlu… 5/27’de şöyle der:

“Onlardan birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kabul edilmeyen, 'Seni öldüreceğim' dedi; kabul edilen ise 'Allah yalnızca takva sahiplerinden kabul eder' dedi.”

Bu, Kurbanın niyet ve amelle şekillendiğini gösterir. Birinin kurbanı Allah yolunda, takva ile yapılmış, diğeri ise gösteriş ve kibir için yapılmıştır. Yani mesele sadece eylemin kendisi değildir; eylemin ardındaki niyet ve yönelimdir.

 

Kurbanın Hayat Boyu Süren Boyutu

Kurbanın anlamını sadece yılda bir hayvan kesmekle sınırlarsak, çok önemli bir boyutunu kaçırmış oluruz. Kur’an, her müminin hayatını Allah yolunda feda etmesini “kurban” olarak görür. 9/111’de Allah şöyle buyurur:

“Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını satın aldı; onlar Allah yolunda savaşır, öldürür ve öldürülür.”

Yani, hayatını Allah için yaşamak, zorluklara göğüs germek, malını ve zamanını Allah yolunda kullanmak da bir tür kurbandır. Günlük hayatımızda verdiğimiz kararlar, sabırla katlandığımız sıkıntılar, insanlara yardım etmek için harcadığımız çaba… Bunların hepsi Allah yolunda bir kurbandır ve kabul gören ibadettir.

Kurbanın Toplumsal Boyutu

Kurban sadece bireysel bir ibadet değildir; toplumsal boyutu da vardır. Kurban vesilesiyle insanlar hem kendilerini hem de başkalarını besler, paylaşır ve toplumda dayanışmayı güçlendirirler. 22/36-37 ayetlerinde Kur’an der ki:

“Onlar boğazlanırken Allah’ın adını anın; yanları üzerine yattıkları zaman da onlardan yiyin, kanaatkâra ve isteyene yedirin. Onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz, ama O’na sizden takva ulaşır.”

Burada anlatılan şudur: Kurban, toplumsal bir ibadettir. İhtiyacı olana dağıtılır, toplumda birlik ve dayanışmayı güçlendirir. Önemli olan etin Allah’a ulaşması değil, ibadetin ve takvanın Allah katında değer kazanmasıdır.

 

Kurbanın Sembolizmi

Nebi İbrahim ve İsmail kıssası, kurbanın özünü anlamamız için kritik öneme sahiptir. 37/102-107 ayetlerinde anlatıldığı gibi, Nebi İbrahim rüyasında oğlunu boğazlamakla emrolunur. Ama olayın özünde çocuğu öldürmek değil, Allah’a teslimiyet, itaat ve fedakârlık vardır. Allah, Nebi İbrahim’in sadakatini sınar ve fidye olarak bir kurbanlık gönderir. Bu kıssa bize şunu gösterir: Kurban, maddi değil, manevi ve bilinçli bir teslimiyet eylemidir.

Sohbetimizi özetlersek:

  • Kurban, Allah için yapılan her türlü fedakârlık ve infaktır.
  • Niyet, ameli değerli kılar; gösteriş için yapılan eylemler değersizdir.
  • Kurban, sadece et kesmek değildir; hayatı, zamanı ve malı Allah yolunda kullanmak da kurbandır.
  • Toplumsal boyutu vardır; paylaşmak, ihtiyaç sahiplerini gözetmek ve dayanışmayı güçlendirmektir.
  • Nebi İbrahim ve İsmail kıssası, fedakârlık, teslimiyet ve itaatin sembolüdür, zorlayıcı ibadetlerin manasını açıklar.

Nebi İbrahim ve İsmail Kıssası: Fedakârlık ve Teslimiyet

Kurban denince akla ilk gelen örnek hiç kuşkusuz Nebi İbrahim ve İsmail’in kıssasıdır. Ama burada önemli olan, İslam toplumlarında anlatıldığı gibi “Allah bir çocuğun boğazlanmasını emretti” gibi yanlış bir algı değildir. Kur’an, kıssayı teslimiyet, fedakârlık ve Allah yolunda infak ekseninde anlatır.

 

Kıssanın Başlangıcı: Bir Rüya ve Sınav

37/100-106 ayetlerinde Nebi İbrahim, Rabb’ine dua eder ve salih bir çocuk dileğinde bulunur. Allah onun duasını kabul eder ve İsmail müjdelenir. Ardından bir rüya görür:

“Oğlunu boğazlıyorken gördüm.”

Burada rüya, Allah tarafından bir sınavdır. Allah, Nebi İbrahim’i ve oğlunu iman ve teslimiyetlerinin gerçekliğini ölçmek için test eder. Rüyada görülen boğazlama, gerçekte oğlunu öldürmek değildir, aksine hayatlarını Allah yolunda feda etmeye hazırlamaktır.

İsmail’in Tutumu: Teslimiyet ve Sabır

İsmail, babasının rüyayı kendisine bildirmesi üzerine şöyle der:

“Babacığım, sana emrolunanı yap! İnşallah, beni sabredenlerden bulacaksın.”

Bu ifade çok önemlidir. Çocuk, fedakârlığın ve Allah’a teslimiyetin sadece yetişkinlere özgü olmadığını gösterir. İsmail’in cesareti ve teslimiyeti, kıssanın en hayranlık uyandıran yönüdür. O, babasının niyetine itiraz etmez; Allah’ın emrine boyun eğer ve kendini sınava hazırlar.

 

Şeytanın Müdahalesi ve Kararların Önemi

Kıssa boyunca şeytan, Nebi İbrahim ve İsmail’in önünü keser. Hem babayı hem de çocuğu rüya ve korkularla kandırmaya çalışır:

“Sen, onu boğazlamak için gidiyorsun!”

Ama her seferinde hem Nebi İbrahim hem de İsmail şeytanın oyunlarını fark eder ve teslimiyetlerini sürdürürler. Buradan çıkarılacak ders şudur: Kurban, sadece fiziksel bir eylem değil; imanın ve iradenin sınandığı bir süreçtir. İnsan, zorluk ve korkular karşısında Allah’a teslim olmalıdır.

 

Fidye ve Kurbanın Sembolizmi

Sonunda Allah, Nebi İbrahim’in sadakatini görür ve oğlunun yerine bir kurbanlık gönderir (37/107):

“Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.”

İşte Kurbanın özü burada ortaya çıkar: Fedakârlığın ve teslimiyetin somut sembolü, insanın Allah yolunda yapabileceklerinin bir göstergesidir. Kurban, bir çocuğun öldürülmesi değil, Allah yolunda can, mal ve emek infakının sembolüdür.

Nebi İbrahim ve İsmail kıssası, bize üç temel ders verir:

  1. Teslimiyet: Allah’ın emrine boyun eğmek, teslimiyetin en yüce örneğidir.
  2. Fedakârlık: Hayatını ve sahip olduklarını Allah yolunda kullanmak, gerçek kurbanın anlamıdır.
  3. Toplumsal Boyut: Fidye edilen hayvan, insanlara dağıtılır ve paylaşılır; Kurban sadece bireysel değil, toplumsal bir ibadettir.

 

Kıssanın İnsan Boyutu: Kur’an’ın Anlattığı Çerçeve

Nebi İbrahim ile oğlunun kıssasında Kur’an’ın verdiği bilgiler bize yeterlidir. Kur’an, olayın detaylarını dramatize etmez; psikolojik ayrıntılar vermez; fiziksel sahnelerle ilgilenmez. Çünkü Kur’an’ın amacı bir hikâye anlatmak değil, iman ve teslimiyet bilinci inşa etmektir.

37/102-107 ayetlerinde gördüğümüz şey şudur:

  • Bir baba rüya ile sınanıyor.
  • Bir evlat teslimiyet gösteriyor.
  • Allah, sadakati tasdik ediyor.
  • Ve “büyük bir kurbanlık” ile fidye veriliyor.

Burada Kur’an’ın vurgusu şudur:

Allah insan kanı istemez. Allah teslimiyet ister.

Kurban kıssasının merkezinde dramatik bir kesim sahnesi değil, iki insanın Allah’a kayıtsız şartsız bağlılığı vardır. Asıl mesaj budur.

 

“Büyük Kurbanlık” ve Takva Vurgusu

Kur’an, 22/36-37’de kurbanın anlamını açıkça belirler:

“Onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz; O’na sizden takva ulaşır.”

Bu ayet meseleyi tamamen netleştirir.

  • Allah’ın ete ihtiyacı yoktur.
  • Allah’ın kana ihtiyacı yoktur.
  • Allah’ın sizin malınıza ihtiyacı yoktur.

Allah’ın istediği şey takvadır.

Yani bilinçli teslimiyet.
Yani samimiyet.
Yani Allah merkezli bir hayat.

Kurbanın değeri, kesilen hayvanda değil; kesen kişinin kalbindedir.

 

Kurban: Manevi ve Toplumsal Eğitim

Kurban kıssası iki yönlü bir eğitimdir:

1. Manevi Eğitim

  • İnsanın en sevdiği şeyi bile Allah için feda etmeye hazır olması.
  • Allah’a güvenin korkudan üstün olması.
  • İman ile korku arasında bir tercih yapıldığında imanı seçmek.

Nebi İbrahim’in sınavı budur.

2. Toplumsal Eğitim

22/36’da dikkat çekici bir emir vardır:

“Onlardan yiyin ve kanaatkâra da isteyene de yedirin.”

Kurban bireysel değil, toplumsaldır.

  • Yedirme vardır.
  • Paylaşma vardır.
  • Sosyal adalet vardır.

Kurban, servetin dolaşımını sağlar.
Toplumdaki açlık ve yoksulluğu hafifletir.
Zengini cimrilikten, fakiri eziklikten korur.

Bu yönüyle kurban, sadece bir ibadet değil; sosyal bilinç inşasıdır.

 

Kurban, Namaz ve Hac: Hayat Boyu İbadetin Anlamı

Kur’an ibadetleri parça parça değil; bütüncül bir sistem olarak sunar.

Namaz, hac ve kurban birbirinden kopuk değildir. Hepsi aynı bilinç inşasının parçalarıdır.

22/36-37 ve 2/243 ayetleri birlikte okunduğunda şunu görürüz:

“Onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz; ancak takva ulaşır.”
“Binlerce kişinin ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara: ‘Ölün’ dedi, sonra da diriltti…”

Burada iki temel kavram var:

  • Fedakârlık
  • Korkuyu aşmak

Kurban, korkuyu yenmeyi öğretir.
Namaz, disiplini öğretir.
Hac, ümmet bilincini öğretir.

Hepsi takvaya çıkar.

 

İbadetin Özü: Niyet ve Teslimiyet

Buradan çıkaracağımız ilk ve en temel ders şudur:

İbadetin özü gösteriş değil, niyettir.

  • Kurban gösteriş için kesilmez.
  • Namaz alışkanlık olsun diye kılınmaz.
  • Hac turistik bir ziyaret değildir.

Hepsi Allah merkezli bir hayatın eğitimidir.

 

Hayatın Tamamı Kurban Bilincidir

Kurban sadece bayram günü değildir.

  • Malından vermek kurbandır.
  • Zamanından vermek kurbandır.
  • Konforundan vazgeçmek kurbandır.
  • Doğru için risk almak kurbandır.

Kurban, Allah yolunda bilinçli tercihte bulunmaktır.

İşte bu yüzden 2/2 ayeti şöyle der:

“Bu kitap, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol göstericidir.”

Kurban muttakiyi yetiştirir.

Namaz muttakiyi disipline eder.

Hac muttakiyi ümmet bilinciyle donatır.

 

Sonuç Yerine

Kurban kıssası geçmişte yaşanmış bir dramatik olay değildir.

O, her müminin hayatında tekrar eden bir sınavdır:

  • Neyi Allah için feda edebilirsin?
  • Neyi paylaşabilirsin?
  • Korktuğun şeyi Allah için aşabilir misin?

Kurbanın gerçek anlamı budur.

Ve Kur’an bize açıkça söyler:

Allah’a ulaşan et değil, kandaki sıcaklık değil; kalpteki takvadır.

 

1. Kurban: Hayatın Fedakârlık Dersini Somutlaştırmak

Kurban, Nebi İbrahim ve İsmail kıssasında olduğu gibi, Allah yolunda fedakârlığın sembolüdür. Ama burada iki boyut vardır:

  1. Manevi Boyut: İnsan, Allah yolunda malını, zamanını, emeğini infak etmeye hazırdır. Kurban, bu niyetin somutlaştırılmış halidir.
  2. Toplumsal Boyut: Kesilen kurbanlar, sadece bireysel ibadet değil, yoksul ve ihtiyaç sahipleriyle paylaşılır. Kurban, toplumda dayanışmayı, paylaşmayı ve merhameti pekiştirir.

Kurban kesmek, bir nevi hayatta sürekli fedakârlık yapmayı öğrenme egzersizidir. Allah, mal ve cana ihtiyacı olmayan bir varlık değildir; insanlara ibadet ve takvayı öğretmek için bu yolları koymuştur.

2. Namaz: Hayatın Disiplinini Öğretmek

Kur’an, namazı sadece belirli vakitlerde rükû ve secde yapmak olarak tarif etmez. Namaz, hayatı Allah’ın çizdiği kurallar içinde yaşama, disiplinli olma ve zorluklara göğüs germeyi öğrenme ibadetidir.

  • Günlük namaz, Müslümanlara düzen ve disiplin kazandırır.
  • Namaz, hayatın stresini ve dünyevi kaygıları kontrol altında tutmayı öğretir.
  • Kurban gibi, namaz da bir toplumsal ve bireysel ibadet eğitimidir: kişinin kendi nefsiyle ve Allah ile mücadelesini güçlendirir.

Yani namaz kılmak, sadece Allah’a boyun eğmek değil; hayatı Allah’ın çizdiği sınırlar içinde yaşamak demektir.

3. Hac: Müslümanlar Arası Kardeşliği Güçlendirmek

Hac, Kur’an’a göre, sadece Kâbe etrafında dönmek değildir (2/143, 9/2-3). Hac, Müslümanların senede bir defa bir araya gelerek dayanışmayı gözden geçirmeleri, ihtiyaç sahiplerini görmeleri ve toplumsal sorumluluk bilinci kazanmalarıdır.

  • Hac sırasında yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar düşünülür.
  • Hac, toplumsal bilincin ve insanlara yardım etmenin somut bir pratiğidir.
  • Müslümanlar, bir vücudun organları gibi birbirinin sıkıntılarını hissetmeli ve çözüm için gayret göstermelidir.

4. Kurban, Namaz ve Hac Birbiriyle Bağlıdır

Bu üç ibadet, birbirinden bağımsız değil, hayat boyu süren bir eğitimin parçalarıdır:

  • Kurban: Fedakârlık ve paylaşım.
  • Namaz: Disiplin ve Allah’a teslimiyet.
  • Hac: Toplumsal bilinç ve dayanışma.

Bir Müslüman, sadece Kurban günü kurban kesip diğer günleri boş geçerse, Allah yolunda sürekli ibadet ve fedakârlık bilincini kazanamaz. Gerçek ibadet, hayatın her anında Allah’a teslimiyeti ve takvayı göstermektir.

 

Kurban kıssası ve ibadetler bize şunu öğretir:

  • Hayat bir sınavdır.
  • Fedakârlık ve sabır, iman edenlerin yoludur.
  • İbadetler, sadece Allah’a yaklaşmak için değil, toplumsal sorumluluk ve dayanışmayı öğretmek içindir.
  • Kurban, namaz ve hac, yaşamı düzgün, disiplinli ve paylaşımcı bir hale getirmek için araçtır.

Günümüzde Kurban: Paylaşım, Toplumsal Dayanışma ve İbadetin Pratiği

Kurban kıssalarını ve ayetleri konuşurken hep bir şeyi fark etmeliyiz: Kur’an, insanlara ibadeti sadece bireysel bir ritüel olarak değil, toplumsal sorumluluk ve paylaşım aracı olarak da öğretir.

 

1. Kurban: Malın ve Gücün Paylaşımı

Kur’an 22/36-37’de açıkça belirtir:

“İri cüsseli develeri size Allah’ın işaretlerinden kıldık. Onlarda bir hayır vardır. Onları boğazlarken Allah’ın adını anın; yanları üzerine yattıkları zaman da onlardan yiyin, kanaatkâr ve isteyene yedirin. Onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz, ancak takva ulaşır.”

Buradan çıkaracağımız ders çok açıktır: Kurban, Allah için malını ve kazancını feda etme ve bunu insanlarla paylaşma ibadetidir.

  • Kurban kesmek, sadece kendi yemeğimiz için değildir.
  • İhtiyaç sahiplerini yedirmek ve onları topluma kazandırmak, Kurbanın en önemli boyutudur.
  • Bu ibadet, zengin ile fakir arasındaki farkı azaltmayı, toplumsal dayanışmayı ve merhameti güçlendirmeyi amaçlar.

 

2. Kurbanın Toplumsal Boyutu

Günümüzde maalesef Kurban çoğu zaman sadece bir gelenek veya sembolik ritüel gibi algılanıyor. Oysa Kur’an, Kurbanı bir toplumsal sorumluluk aracı olarak tanımlar.

  • Fakir ve muhtaç olanlar Kurban vesilesiyle doyurulur.
  • Kurban, toplumdaki eşitsizliği ve yoksulluğu hafifletmek için bir araçtır.
  • Paylaşım, sadece maddi değil, manevi bir bağ oluşturur: Kurban aracılığıyla insanlar birbirine yakınlaşır, toplumsal birlik pekişir.

 

3. Kurban ve Takva: İbadetin Gerçek Hedefi

Kur’an, et ve kanın Allah’a ulaşmayacağını, ancak takvanın (Allah korkusu ve bilinçli teslimiyetin) ulaşacağını vurgular.

  • Kurban, sadece hayvan kesmek değildir.
  • Kurban kesen kişi, malını Allah yolunda harcamaya hazır olduğunu gösterir.
  • Bu, kişinin manevi olgunluğunu ve fedakârlığını ölçen bir eğitim gibidir.

Bu nedenle Kurban, sadece bir ibadet değil, kişilik eğitimi ve iman göstergesidir.

 

4. Kurban, Toplumsal İktidar ve Dayanışma

Kur’an’da Nebi Musa ve İbrahim kıssalarında da gördüğümüz gibi, iman edenler için zorluklar ve engeller vardır.

  • Kurban, Müslümanların toplumsal sorumluluklarını hatırlaması için bir vesiledir.
  • Paylaşmak, toplumu dayanışma ve birlik içinde tutar, firavun tipli zalimlere karşı direnci artırır.
  • Her kurban, bir ahlaki ve toplumsal sınavdır: Malını ve gücünü Allah ve insanlar için feda edebiliyor musun?

5. Kurbanın Günlük Hayata Etkisi

Kurban günlerinin dışında da, Kurbanın mesajını yaşamak mümkündür:

  • Yardım etmek, malını ve zamanını paylaşmak, ihtiyaç sahiplerini gözetmek.
  • Toplumsal eşitsizlikleri azaltmaya çalışmak.
  • Hayat boyu fedakârlık, sabır ve takva eğitimi almak.

Böylece Kurban, sadece bir bayram ritüeli değil, hayat boyu süren bir eğitim ve toplumsal sorumluluk göstergesidir.

 

Bu sohbetten çıkaracağımız ana fikir şu:

Kurban, namaz ve hac, hepsi birer ibadet olmasının ötesinde hayatın kendisini Allah’ın koyduğu kurallar içinde yaşamak, toplumsal dayanışmayı sağlamak ve fedakârlığı öğrenmek için birer araçtır.

 

Kurbanın Manevi ve Psikolojik Boyutu: Birey ve Toplum Üzerindeki Etkileri

Kurbanı sadece bir hayvan kesme ritüeli olarak görmek, onun derin manasını gözden kaçırmaktır. Kur’an ve kıssalar bize Kurbanın, insanın ruhunu eğitmek, kalbini temizlemek ve toplumsal bilinç geliştirmek için bir fırsat olduğunu anlatır.

1. Kurban ve Fedakârlık Psikolojisi

Kurban, Allah yolunda malını ve zamanını feda etmeyi öğretir. Burada kritik nokta şudur:

  • İnsan, Kurban sayesinde malın sadece kendisi için olmadığını, başkalarıyla paylaşmanın önemini öğrenir.
  • Malını paylaşmak, psikolojik olarak bencilliği kırar, empatiyi artırır, insanı ruhsal olarak olgunlaştırır.
  • Nebi İbrahim ve İsmail kıssasında görüldüğü gibi, fedakârlık bir imtihandır; kişi hem kendini hem de başkalarını Allah için adar.

Bu psikoloji, sadece bir bayram günü değil, hayatın her alanına yansır. İnsan, zorluklar karşısında sabretmeyi ve başkalarını gözetmeyi öğrenir.

2. Kurban ve Toplumsal Bilinç

Kurbanın toplumsal boyutu sadece etin paylaşılmasıyla sınırlı değildir:

  • Kurban vesilesiyle insanlar toplumsal eşitsizlik ve yoksulluk farkındalığı kazanır.
  • Her kurban, toplumu daha merhametli, dayanışmacı ve bilinçli hale getiren bir eğitim aracıdır.
  • İnsanlar Kurban aracılığıyla bir toplumsal sorumluluk hissi geliştirir, yoksullara yardım eder, muhtaçları gözetir.

Bu da Kur’an’ın vurguladığı “takva”nın sadece bireysel değil, toplumsal bir boyutu olduğunu gösterir.

3. Kurbanın Manevi Derinliği

Kur’an 22/37’de belirtildiği gibi:

“Onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz; ancak sizden takva ulaşır.”

Bu ayet bize şunu hatırlatır:

  • Kurbanın gerçek amacı hayvanı kesmek değil, kişinin Allah’a karşı takvasını ve teslimiyetini güçlendirmesidir.
  • Her kesilen kurban, kişinin kalbinde Allah’a bağlılık, teslimiyet ve iman derinliği oluşturur.
  • Psikolojik olarak, Kurban korku ve bencillikten arınmayı, sabır ve şükür bilincini güçlendirir.

4. Kurban ve Toplum Psikolojisi

Toplum açısından Kurbanın etkisi çok büyüktür:

  • Kurban vesilesiyle insanlar bir araya gelir, yardımlaşır ve birlik oluşturur.
  • Bu, toplumun toplumsal bağlarını güçlendirir, ötekileştirmeyi ve yalnızlaşmayı azaltır.
  • Paylaşım ve dayanışma bilinci, ahlaki değerlerin toplumda kalıcı hale gelmesine katkı sağlar.

5. Kurban ve Hayata Bakış

Kurban, bireyin ölümü ve feda etmeyi göze alma psikolojisini de geliştirir:

  • Kurban günlerinde kesilen hayvan, Allah yolunda bir fedakârlık simgesidir.
  • Bu sembol, insanın hayatın geçici olduğunu, asıl değerlilerin iman ve iyi ameller olduğunu hatırlamasını sağlar.
  • Psikolojik olarak, Kurban hayata daha bilinçli ve sorumlu yaklaşmayı öğretir.

 

Görüldüğü gibi Kurban, sadece hayvan kesmek veya bayram coşkusunu yaşamak değildir.

  • Bireysel olarak ruhu olgunlaştırır.
  • Toplumsal olarak dayanışmayı ve merhameti güçlendirir.
  • Manevi olarak takva ve Allah’a teslimiyet bilincini artırır.

Kurban, insanı hem iç dünyasında hem de dış dünyasında dönüştüren bir ibadettir.

 

Kurbanın İslam Toplumlarındaki Uygulamaları ve Modern Dünyadaki Anlamı

Şimdi gel, Kurbanı sadece Kur’an’daki anlamıyla değil, gerçek hayatta nasıl yaşandığıyla birlikte anlamaya çalışalım. Çünkü Kurbanın ruhunu kavramak, onu sadece bir ritüel olarak görmekten çok daha derin bir tecrübe sunar.

1. Kurbanın Toplumlarda Geleneksel Uygulamaları

İslam toplumlarında Kurban genellikle belirli kurallar çerçevesinde hayvan kesme, dağıtma ve paylaşma ritüeli olarak görülür. Ama dikkat et, Kur’an’da öne çıkan esas amaç sadece et yemek değil, insanın kalbini, niyetini ve toplumsal duyarlılığını geliştirmektir.

Geleneksel uygulamalarda şunlar öne çıkar:

  • Kurbanın Hazırlığı ve Kesimi:
    Genellikle büyükbaş veya küçükbaş hayvanlar seçilir, kesim ibadet niyetiyle gerçekleştirilir. Burada esas olan niyettir: Allah için kesmek, gösteriş veya maddi kazanç için değil.
  • Paylaşım ve Dağıtım:
    Kurbanın etinin bir kısmı ihtiyaç sahiplerine, bir kısmı komşulara, bir kısmı da aileye dağıtılır. Bu, toplumda yardımlaşma ve eşitlik duygusunu güçlendirir.
  • Bayram ve Toplumsal Dayanışma:
    Kurban, sadece ibadet değil, toplumun birlik ve beraberliğini pekiştiren bir araçtır. İnsanlar bayram günlerinde bir araya gelir, birbirlerini ziyaret eder, dayanışmayı ve toplumsal sorumluluğu somutlaştırır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Kurban sadece bireysel bir ibadet değildir; toplumun ahlaki ve manevi dokusunu güçlendiren bir sosyal eğitimdir.

2. Kurbanın Modern Dünyadaki Yeri ve Anlamı

Günümüzde Kurban, bazen sadece geleneksel bir ritüel gibi algılanabiliyor. Ama asıl önemli olan, Kur’an’ın öne çıkardığı ruhsal ve toplumsal mesajları hatırlamaktır:

  • Bireysel Boyut:
    Modern insanın yoğun ve hızlı yaşamında Kurban, feda etme, sabretme ve paylaşma bilincini hatırlatan bir duraktır.
    İş yerindeki ya da aile hayatındaki bencillik, rekabet ve kıskançlık duygularına karşı bir manevi reset gibidir.
  • Psikolojik Etki:
    Kurban, insana ölümü ve geçiciliği hatırlatarak ruhsal olgunluk kazandırır. Modern psikolojide de bu, kişinin bencilliği kırması ve topluma faydalı olma motivasyonu kazanması açısından önemlidir.

3. Kurbanın Evrensel Mesajı

Kurban sadece Müslümanlara özel bir ibadet değildir; evrensel bir değer taşır:

  • Fedakârlık ve teslimiyet: Her insan kendi hayatında, inancında veya ideallerinde fedakârlık yapmalıdır.
  • Paylaşma ve merhamet: Toplumda yardıma muhtaç olanlara sahip çıkmak, insan olmanın temelidir.
  • Toplumsal bilinç: Kurban, bir toplumu bir arada tutan manevi bir bağdır, insanları ortak bir iyilik anlayışı etrafında birleştirir.

4. Modern Zorluklar ve Kurbanın Sınavı

Bugün bazı Müslüman toplumlarda Kurban, ticari ve gösteriş amaçlı hale gelebiliyor. İşte burada Kur’an’ın mesajını hatırlamak çok önemli:

  • Allah için yapılan kurban gösteriş ve çıkar için olmamalıdır.
  • Kurbanın asıl hedefi kalpteki niyetin temizliği, toplumun dayanışması ve muhtaçların gözetilmesidir.

Modern dünyada Kurbanın ruhunu kaybetmeden uygulamak, manevi ve toplumsal dengeyi korumak anlamına gelir.

 

Gördüğün gibi Kurban sadece bir hayvan kesmek değil; bireyin, toplumun ve manevi hayatın eğitilmesi için bir araçtır. Modern dünyada da, Kurbanın özündeki mesajları hatırlamak ve yaşamak büyük önem taşır.

Kurban ve Hac Bağlantısı

Sevgili okur, Kurbanın sadece bireysel bir ibadet olmadığını artık gördük. Şimdi bu ibadeti Hac ile nasıl birleştirdiğimizi ve bu bağlantının bize ne öğrettiğini konuşalım.

1. Hac ve Kurban: Sembol ve Gerçeklik

Hac, sadece Mekke’de belli bir süre boyunca Kâbe etrafında dönmek değildir. Hac, hayatın tamamını Allah yolunda yaşamayı simgeler. Kurban da bu yolun bir parçasıdır.

Kur’an bize şunu hatırlatır:

  • 22/36- İri cüsseli develer, insanların yararına bir araç olarak yaratılmıştır. Onları keserken Allah’ın adını anın ve paylaşmayı unutmayın.
  • 22/37- Etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz; ancak sizden takva ulaşır. Yani ibadetin özünde niyet ve Allah’a teslimiyet vardır.

Günümüzde insanlar Kurbanı bazen sadece bayram kutlaması veya gelenek olarak görürler. Ama Kur’an diyor ki: Asıl mesele, hayatı Allah adına yaşamak ve kurbanı bir niyet göstergesi olarak kullanmaktır.

2. Kurban Hac ile Bütünleşiyor

Hac, Müslümanları yılda bir kez bir araya getirir. Bu, sadece fiziksel bir topluluk değil, manevi bir birliktir.

  • Müslümanlar bir araya gelirken farklı coğrafyalardan gelen insanlar, aynı niyet ve hedef etrafında birleşir.
  • Kurban, bu birleşmenin somut göstergesidir. İnsanlar mallarından Allah yolunda fedakârlık yapar, paylaşır, hem kendini hem de toplumu eğitir.
  • Hac, geçmiş Nebilerin hayatlarını hatırlatır: Nebi İbrahim ve İsmail’in Allah’a teslimiyetleri, fedakârlıkları ve toplumsal örnekliği.

3. Kurban ve Hac: Toplumsal Dayanışma

Hac sırasında kurban edilen hayvanlar, sadece kesilip yenmez; toplumun zayıf ve muhtaç bireyleriyle paylaşılır.

  • Yolda kalanlar, yetimler, fakirler beslenir.
  • Bu, toplumsal eşitlik ve dayanışmanın bir ibadetle pekişmesidir.
  • Kurban, Hac’ın manevi boyutunu tamamlar ve insanları bencillikten kurtarıp toplumsal sorumluluğa yönlendirir.

4. Hac ve Kurban: Bireysel Sınav

Hac ve Kurban, kişiye aynı zamanda manevi sınav da verir:

  • Kendi rahatını bir kenara bırakıp Allah yolunda çaba göstermek, fedakârlık yapmak.
  • Zorluklara karşı sabretmek, gösterişten uzak, samimi bir niyetle yaşamak.
  • İnsan bu süreçte ölümü ve hayatın geçiciliğini hatırlar, manevi olgunluğa erişir.

Kur’an örnekleri ile görüyoruz: Nebi Musa’nın Firavun’a karşı verdiği mücadele, Nebi İbrahim’in oğlunu Allah yolunda adaması, bireyin ve toplumun fedakârlık kapasitesini sınayan olaylardır.

 

Sevgili okur, işte Kurban ve Hac arasındaki ilişki:

  • Hac, insanları bir araya getirir, toplumsal birliği simgeler.
  • Kurban, bu birliğin ve Allah yolunda fedakârlığın somut göstergesidir.
  • Her ikisi de, ibadetin sadece ritüel değil, hayatı düzenleyen bir disiplin olduğunu hatırlatır.

 

HİDAYET NEDİR, KİMLER HİDAYETTEDİR?

 HİDAYET NEDİR, KİMLER HİDAYETTEDİR?

İnsan hayatı bir yolculuksa, hidayet o yolculukta pusuladır. Pusulasız yürüyen biri de yürür, hatta çok yürür; ama nereye vardığını bilmez. Bazen gittiği yönü “doğru” zanneder, oysa sadece alıştığı istikamettedir. İşte hidayet tam burada devreye girer: Alışılmış olanı değil, doğru olanı gösterir.

“Hidayet” kelimesi Arapça kökenlidir. Yol göstermek, doğru yola iletmek, hedefe ulaştıracak istikameti göstermek demektir. Fakat Kur’an’da hidayet, sadece bir yön tabelası değildir. Aynı zamanda kalbin açılması, zihnin berraklaşması ve insanın kendi tercihiyle o yola girmesidir.

Kur’an kendisini açıkça hidayet olarak tanımlar. “Bu kitap, kendisinde şüphe olmayan, takva sahipleri için bir hidayettir.” (Bakara, 2) Ayet bize şunu söyler: Hidayetin kaynağı beşer değil, vahiydir. İnsan fikir üretir, sistem kurar, öğreti oluşturur. Ama dosdoğru yolu belirleyen yalnız Allah’tır.

“Andolsun ki biz iki yolu insana gösterdik.” (Beled,10) İki yol… Biri karanlığa çıkar, biri aydınlığa. İnsan seçim yapabilsin diye yollar açıkça ortaya konmuştur. Hidayet, zorla sürüklenmek değil; gösterilen doğruyu tercih etmektir.

“De ki: Gerçekten Rabbim beni dosdoğru yola iletti.” (En’am,161)

Bu söz Nebi Muhammed’in dilinden aktarılır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Dosdoğru yola ileten Allah’tır. Elçi bile kendi başına yol bulmuş değildir; o da vahiy ile yönlendirilmiştir. Nitekim “Ve işte böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi hidayete erdirdiğimiz bir nur kıldık.” (Şura,52)

Demek ki hidayet bir nurdur. Karanlıkta yön arayan biri için ışık neyse, vahiy de insan için odur.

 

Hidayetin Kaynağı: Sadece Allah

Günlük hayatta sıkça duyduğumuz bir cümle vardır: “Falanca beni yola getirdi.” Oysa Kur’an bu algıyı düzeltir. “De ki: Allah’tan başka, hakka ileten var mı? De ki: Allah hakka iletir.” (Yunus,35) Hakka ileten yalnız Allah’tır.

Bu ayet çok net bir sınır çizer. Bir insan öğüt verebilir, hatırlatabilir, çağrıda bulunabilir. Ama kalbi açan, yönü netleştiren Allah’tır. “Şüphesiz sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; fakat Allah dilediğini hidayete erdirir.” (Kasas, 56) Bu ayet, hidayetin duygusal bağla ya da kişisel arzu ile değil, ilahi irade ile gerçekleştiğini gösterir.

Burada yanlış anlaşılmaması gereken bir nokta var. “Allah dilediğini hidayete erdirir” ifadesi, insanın iradesini yok saymaz. Çünkü başka bir ayette “Allah kendisine yöneleni hidayete erdirir.” (Rad, 27) buyurulur. Yani yönelme insandan, kapıyı açma Allah’tandır.

Bir düşün: Kapalı bir odadasın. Pencereyi açmazsan güneş içeri girmez. Güneş var ama sen yüzünü çevirmişsin. Hidayet de böyledir. Allah’ın nuru var; fakat insan yüzünü çevirirse karanlıkta kalır.

 

Kur’an: Hidayetin Rehberi

Kur’an kendisini sadece bilgi kitabı olarak değil, rehber olarak tanımlar. “Bu Kur’an insanlara bir açıklama, takva sahipleri için bir hidayet ve öğüttür.” (Âl-i İmran,138)

Rehber ne yapar? Gideceğin yolu gösterir, tehlikeyi haber verir, hedefi tanımlar. Kur’an da aynısını yapar. “Bu benim dosdoğru yolumdur; ona uyun. Başka yollara uymayın, yoksa sizi O’nun yolundan ayırır.” (En’am,153)

Burada “yol” tekil, “yollar” çoğul geçer. Doğru yol bir tanedir; sapma yolları çoktur. İnsanlık tarihi bunun örnekleriyle doludur. Her çağda farklı fikir akımları, farklı kutsallar, farklı otoriteler ortaya çıkmıştır. Ama vahyin çizgisi değişmemiştir.

“Kim Allah’a sımsıkı tutunursa dosdoğru yola iletilmiştir.” (Âl-i İmran,101) Allah’a tutunmak ne demektir? Kur’an’a sarılmak demektir. Çünkü Allah’ın insana uzattığı ip vahiydir.

Resule İtaat Meselesi

Kur’an’da sıkça geçen bir ifade vardır: “Allah’a itaat edin ve resule itaat edin.” (Nisa,59) Bu ayeti okuyan bazıları iki ayrı otorite varmış gibi düşünür. Oysa Kur’an bütünlüğü bize farklı bir tablo sunar.

“Kim resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa,80) Bu ayet meseleyi açıkça ortaya koyar. Resule itaat, Allah’a itaattir. Çünkü resul kendi adına konuşmaz. “O hevasından konuşmaz; söyledikleri kendisine vahyedilenden başkası değildir.” (Necm,3-4)

Bu yüzden “nebiye itaat şarttır” gibi bir ifade Kur’an diline uygun değildir. Kur’an’ın kurduğu denge şudur: Allah’a itaat edilir; resule itaat de Allah’ın vahyine bağlı olduğu için O’na itaattir. Kaynak yine Allah’tır.

Nebi Muhammed ve Hidayet

Kur’an, Nebi Muhammed’in de hidayeti vahiy ile bulduğunu bildirir: “Seni dalalette bulup hidayete erdirmedi mi?” (Duha,7) Buradaki “dalalet” kelimesi inkâr anlamında değil; vahiyden habersiz olma anlamındadır. Nitekim Şura suresinde “Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin.” (Şura, 52) denir.

Demek ki hidayet şahıs merkezli değil, vahiy merkezlidir. Nebi Muhammed’i doğru yola ileten de Kur’an’dır. O halde bugün bizi doğru yola iletecek olan da aynı kaynaktır.

“Söyle: Eğer ben saparsam kendi aleyhimedir; eğer hidayetteysem bu Rabb’imin bana vahyettiği sayesindedir.” (Sebe, 50)

Bu ayet çok çarpıcıdır. Hidayetin kaynağı yine vahiydir.

 

Kimler Hidayettedir?

Kur’an bu soruya net cevaplar verir.

“Onlar sözü dinler, en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir.” (Zümer,18) Demek ki hidayette olanlar sorgulayan, dinleyen ve en doğruyu seçenlerdir.

“Allah’a iman edip şirk koşmayanlar… İşte güven onlarındır ve onlar hidayettedir.” (En’am, 82) Şirk koşmamak, Allah’ın yetkisini başkasına vermemektir. Otoriteyi bölmemektir.

“Bu kitap takva sahipleri için hidayettir.” (Bakara, 2) Takva nedir? Allah bilinciyle yaşamak. Görmediğin halde O’nu hesaba katmak. Yalnızken de doğru kalabilmek.

“Müminler için bir hidayet ve rahmettir.” (Casiye, 20) Mümin kimdir? Güvenen. Allah’a ve ayetlerine güvenen.

“Kim Allah’a ve resulüne sımsıkı sarılırsa dosdoğru yola iletilmiştir.” (Âl-i İmran,101) Sarılmak, hayatın merkezine almak demektir; rafta tutmak değil.

 

Kimlere Hidayet Edilmez?

Kur’an hidayetin önündeki engelleri de açıkça sayar.

“Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Cuma, 5) Zalim kimdir? Hakkı yerinden eden, başkasının hakkını gasp eden, gerçeği bilerek örten.

“Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Saff, 5) Fasık, bile bile sınırı aşan kişidir.

“Allah yalancı ve nankör olanı hidayete erdirmez.” (Zümer, 3)

“Bir inanıp bir inkâr edenleri Allah hidayete erdirmez.” (Nisa,137) Yani kararsız, ilkesiz, çıkarına göre yön değiştiren bir kalp istikrar bulamaz.

Burada önemli bir nokta var: Allah kimseye zulmetmez. “Biz bir topluma doğru yolu gösterdikten sonra, sakınacakları şeyleri açıklamadıkça onları saptırmaz.” (Tevbe,115) Yani bilgi ulaşmadan sorumluluk yoktur. Fakat bilgi geldikten sonra bilinçli yüz çevirme vardır.

 

Hidayet ve İnsan Tercihi

Hidayet Allah’tandır; ama tercih insandandır. “Kim hidayeti seçerse kendi lehinedir; kim saparsa kendi aleyhinedir.” (Zümer, 41)

Bir çiftçi düşün. Toprağa tohum eker, sular, güneş alır. Ama toprağın altındaki hayatı yaratan o değildir. İnsan da tercihini yapar; kalbi canlandıran Allah’tır.

“Bizim uğrumuzda çaba gösterenleri mutlaka yollarımıza iletiriz.” (Ankebut,69) Çaba olmadan hidayet beklemek, çalışmadan hasat beklemek gibidir.

Şeytanın Gösterdiği Yol

Kur’an sadece doğru yolu değil, yanlış yolu da haber verir. “Şeytan size ateşi vaat eder.” (Bakara, 268) Şeytanın yöntemi süslü göstermektir. “Onlara yaptıklarını süslü gösterdi.” (En’am, 43)

Bir hikâye düşünelim: Genç bir adam var. Hayatında hiçbir ilahi ölçü yok. Başarıyı sadece para ile, değeri sadece alkış ile ölçüyor. Bir gün başarısız olduğunda dünyası yıkılıyor. Çünkü pusulası yok. Oysa hidayet sahibi biri için ölçü farklıdır. Başarı, Allah’ın rızasına uygun yaşamaktır.

 

Hidayetin Kalpte Açılması

“Allah kimi hidayete erdirmek isterse onun göğsünü İslam’a açar.” (En’am,125) Göğsün açılması ne demek? İç huzur, netlik, berraklık demek.

Bazı insanlar Kur’an okur ve rahatsız olur. Bazıları okur ve huzur bulur. Fark metinde değil, kalpteki açıklıktadır.

“Allah’ın zikrine kalpler ancak O’nunla huzur bulur.” (Rad, 28)

 

Hidayet Süreklidir

Hidayet bir kez kazanılıp bırakılan bir belge değildir. Bu yüzden her gün “Bizi dosdoğru yola ilet.” (Fatiha,6) diye dua ederiz. Zaten yoldaysak neden tekrar istiyoruz? Çünkü insan kayabilir.

“Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma.” (Âl-i İmran,8)

Demek ki hidayet korunması gereken bir nimettir.

Sonuç: Hidayet Bir Lütuf ve Sorumluluktur

Hidayet doğru yolu görmek, o yolu seçmek ve o yolda kalmaktır. Kaynağı yalnız Allah’tır. Rehberi Kur’an’dır. Nebi Muhammed de bu rehberle yürümüştür. Resule itaat, vahye itaattir; vahye itaat ise Allah’a itaattir.

Hiçbir insan, hiçbir cemaat, hiçbir oluşum kendi başına hidayet dağıtamaz. “Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa onu O’ndan başka giderecek yoktur; eğer sana bir hayır dilerse O’nun lütfunu engelleyecek yoktur.” (Yunus,107)

Son söz yine duadır:

“Rabbimiz! Bizi doğru yola ilet.” (Fatiha,6)

Çünkü yol uzun, dünya aldatıcı, kalp değişkendir. Ama Allah’ın nuru sabittir. O nurla yürüyen kaybolmaz. O nura sırt çeviren ise kalabalıklar içinde bile yalnızdır.

Selam, Allah’ın gösterdiği yola tabi olanların üzerine olsun. (Taha,47)

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

TEVHİD, KUR’AN VE SÜNNET: HÜKMÜN KAYNAĞI MESELESİ

 TEVHİD, KUR’AN VE SÜNNET: HÜKMÜN KAYNAĞI MESELESİ

Mesele aslında tek bir noktada düğümleniyor: Hüküm kime aittir?

Kur’an bu soruya çok net cevap verir:

“Hüküm yalnız Allah’ındır.” (Yusuf, 40)

Şimdi burada durup düşünelim. Eğer hüküm yalnız Allah’a aitse, o zaman din adına bağlayıcı hüküm koyma yetkisi kimde olabilir? Elbette yalnız Allah’ta.

Kur’an kendisi hakkında da çok açık konuşur:

“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim…” (Maide, 3)

Din kemale ermişse, tamamlanmışsa, dışarıdan ek yapılabilir mi? Tamamlanmış bir şeye ilave yapmak, onu eksik görmek anlamına gelmez mi?

 

RESULÜN KONUMU: KANUN KOYUCU MU, TEBLİĞ EDİCİ Mİ?

Nebi Muhammed kimdir? Allah’ın kulu ve resulüdür. Kur’an onun görevinin ne olduğunu söyler:

“Resule düşen yalnızca tebliğdir.” (Maide, 99)

Yani görev; indirileni iletmektir. Yeni bir din koymak değil.

Hatta Kur’an, Resul hakkında çok ağır bir uyarı yapar:

“Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup söylemiş olsaydı, onun sağ elini alırdık. Sonra can damarını keserdik.” (Hakka, 44-46)

Bu ayet bize neyi gösteriyor? Resul bile vahyin dışına çıkamaz. O halde Resul’ün görevi, Kur’an’ı yaşamak ve uygulamaktır; Kur’an’a ek yapmak değildir.

 

SÜNNET NEDİR?

Sünnet; Resul’ün Kur’an’ı yaşama biçimidir.

Mesela Kur’an istişareyi emreder:

“İş konusunda onlarla müşavere et…” (Âl-i İmran,159)

Resul ne yaptı? İstişare etti. Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te ashabıyla konuştu. Bu sünnettir. Yani ayetin hayata uygulanmasıdır.

Kur’an adaleti emreder:

“Şüphesiz Allah adaleti ve ihsanı emreder…” (Nahl, 90)

Resul ne yaptı? Adaletle hükmetti. Bu sünnettir.

Görüyor musunuz? Sünnet, Kur’an’dan bağımsız değil; Kur’an’ın pratiğidir.

 

ÖRF VE DEĞİŞEN ŞARTLAR

Kur’an bazı konularda rakam vermez, ölçü verir. Mesela nafaka konusunda:

“Onların yiyeceği ve giyeceği marufa (örfe) uygun olarak babaya aittir.” (Bakara, 233)

Neden rakam yok? Çünkü ekonomi değişir. Şartlar değişir. Ama adalet değişmez.

Yine fidye konusunda:

“Bir yoksulu doyuracak kadar fidye…” (Bakara,184)

Bir yoksulu doyurmanın bedeli her çağda aynı mı? Değil. O halde burada sabit olan rakam değil, ilkedir: Yoksulu doyurmak.

Kur’an evrenselliğini böyle korur. İlkeyi sabitler, ayrıntıyı zamana bırakır.

 

İDDET MESELESİ VE HİKMET

Boşanmış kadınların bekleme süresiyle ilgili ayette şöyle denir:

“Allah’ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal değildir.” (Bakara, 228)

Buradaki hikmet nedir? Nesebin korunması. O gün teknoloji yoktu. Bugün testlerle hamilelik erken öğrenilebiliyor. Demek ki ayetin amacı biyolojik hakikati gizlememek ve nesli korumaktır.

Ama aynı ayette şu da var:

“Kocaları bu süre içinde barışmak isterlerse onları geri almaya daha çok hak sahibidirler.”

Bu yön psikolojiktir. Düşünme süresi tanır. Bu çağ üstüdür.

 

KUR’AN + SÜNNET = ?

Genelde denir ki: “Kur’an ve sünnet.” Bu ifade doğru anlaşılırsa sorun yoktur. Ama eğer sünnet, Kur’an’dan bağımsız ikinci bir vahiy gibi görülürse, işte orada problem başlar.

Kur’an kendisi için şöyle der:

“Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (En’am, 38)

Eğer hiçbir şey eksik bırakılmadıysa, eksik olan nedir ki başka bir kaynakla tamamlanıyor?

Sünnet, Kur’an’ın tamamlayıcısı değil; uygulamasıdır. Tabi kaynağın da delili varsa…

 

RİVAYETLER MESELESİ

Kur’an korunmuştur:

“Şüphesiz zikri Biz indirdik, onun koruyucusu da Biziz.” (Hicr, 9)

Bu garanti Kur’an içindir. Rivayetler için böyle ilahi bir koruma vaadi yoktur. Bu yüzden ölçü Kur’an’dır.

Kur’an’a uygun olan alınır.
Aykırı olan terk edilir.

 

SON SÖZ

Tevhid sadece “Allah birdir” demek değildir. Hükmü birlemektir.

  • Hüküm Allah’ındır.
  • Din tamamlanmıştır.
  • Resul tebliğ edicidir.
  • Sünnet, Kur’an’ın yaşanmış halidir.
  • İlke sabittir, araç değişkendir.

Din üretmek değil, indirilen dini anlamak gerekir.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

Nebiler ve Mucizeler – Kur’an Perspektifi

 Nebiler ve Mucizeler – Kur’an Perspektifi

  1. Mucizeler yalnızca Allah’a aittir:
    • Kâinattaki her varlık (toprak, ağaç, dağ, insan, savaş, barış vb.) Allah’ın mucizesidir.
    • Peygamberler doğrudan mucizeler göstermez; onlara sadece vahiy mucizesi verilmiştir.
  2. Nebilerin görevi:
    • Nebiler Allah’tan aldıkları vahyi insanlara iletmekle yükümlüdür.
    • Kâfirlerin beklediği olağanüstü olayları yapmak onların görevi değildir; bu, Allah’ın kudretine aittir (17/92-93).
    • Nebiler sadece birer beşerdir, diğer insanlardan farkları vahyin gözetiminde olmalarıdır.
  3. Kur’an’daki mucizeler mecazi bir anlatımdır:
    • Nebi Musa’nın denizi yarması, asasının yılan olması, Nebi İsa’nın ölüleri diriltmesi, Nebi Salih’in devenin mucizesi, Nebi Süleyman’ın Belkıs’ın sarayını görmesi gibi olaylar mecazi ve sanatsal bir üslupla anlatılmıştır.
    • Amaç, Allah’ın kudretini göstermek ve insanlara ders vermektir, nebinin olağanüstü güçlerini anlatmak değildir.
  4. Vahiy mucizesi yeterlidir:
    • Nebilerin asıl mucizesi, Allah’ın mesajını insanlara iletmeleridir.
    • Kur’an, vahyin kendisinin hem iman edenler için rehber hem de uyarıcı olduğunu belirtir (29/50-51).
  5. Yanlış inançlar ve uydurulmuş mucizeler:
    • Bazı toplumlar nebilerini ilahlaştırmış veya mucize göstermiş gibi anlatmıştır (Nebi İsa’yı ölüleri diriltmek, Nebi Muhammed’i yaratıcı sözleriyle yüceltmek vb.).
    • Kur’an, nebilerin yalnızca Allah’ın kulları olduğunu ve mucizelerin sadece Allah’a ait olduğunu vurgular.

Genel sonuç:
Nebiler olağanüstü harikalar göstermez. Kur’an’daki mucizeler mecazi anlatımla, vahiy mucizesi ise gerçek mucize olarak insanlara rehberlik eder. Her nebinin görevi, Allah’ın mesajını iletmek ve insanları doğruya çağırmaktır.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

 

  ÜSTÜNLÜK NEREDE BAŞLAR? Konumda mı, Takvada mı? İnsan yeryüzünde gözünü açtığı andan itibaren bir konumun içine doğar. Kimi erkek olur...