Kibir: İnsanın Kendine Kurduğu Taht

Kibir: İnsanın Kendine Kurduğu Taht

İnsan bazen farkında olmadan kendine bir taht kurar. Bu taht altından değildir, mermerden değildir. Onu görünmez yapan şey kendi zihninde kurulmuş olmasıdır. İnsan kendini merkeze koyar, düşüncelerini ölçü kabul eder, yaptığı işleri büyütür ve içten içe şöyle demeye başlar: “Ben daha iyisini bilirim.” İşte kibir dediğimiz şey tam burada doğar.

Kur’an insanın bu halini çok iyi bilir. Çünkü insanın yaratılışında hem yükselme potansiyeli hem de düşme ihtimali vardır. İnsan toprağın alçak gönüllülüğünden yaratılmıştır ama aynı insan bazen dağlardan daha büyük görünmek ister. Kur’an bu yüzden insanı sık sık hatırlatır: Sen sınırlısın.

“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilirsin ne de dağların boyuna ulaşabilirsin.”
(İsra, 37)

Bu ayet insanın kendini büyütme eğilimine karşı güçlü bir uyarıdır. İnsan yürüyüşünde bile kibir taşıyabilir. Omuzların kalkık, bakışların yukarıdan olması, sözlerin buyurgan çıkması… Bunların hepsi içteki kibirin dışa vurumudur.

Kibir aslında bir algı sorunudur. İnsan kendini olduğundan büyük görür, başkalarını olduğundan küçük. Oysa Kur’an’ın insana öğrettiği temel hakikat şudur: İnsan kuldur. Kul olmak ise taht kurmak değil, haddini bilmektir.

 

Kibir Nasıl Başlar: İnsanın Kendini Ölçü Yapması

Kibir çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz. Küçük bir düşünceyle başlar: “Ben haklıyım.” Bu düşünce zamanla büyür ve şu hale gelir: “Ben en doğruyu bilirim.” Sonunda insan farkına varmadan kendini ölçü haline getirir.

Kur’an bu psikolojiyi anlatırken şöyle der:

“İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona katımızdan bir nimet verdiğimizde: ‘Bu bana bilgim sayesinde verildi’ der.”
(Zümer, 49)

İnsan bir başarı elde ettiğinde çoğu zaman onun arkasındaki ilahi düzeni unutabilir. Sağlık, zeka, fırsatlar, karşılaşılan insanlar… Hepsi bir araya gelmeden hiçbir başarı oluşmaz. Ama kibir insanın gözünü daraltır. Kendi payını büyütür, diğer payları siler.

Günlük hayatta bunu çok görürüz. Bir iş yerinde küçük bir başarı elde eden biri zamanla herkesi küçümsemeye başlayabilir. Dün birlikte çalıştığı insanlara bugün tepeden bakabilir. Oysa dün yardım aldığı insanların varlığını unutmuştur.

Kur’an insanın bu unutkanlığını sürekli hatırlatır. Çünkü kibir çoğu zaman nimetin sahibini unutmanın sonucudur.

 

Kibrin İlk Hikâyesi: İblis’in Düşüşü

Kur’an kibri anlatırken tarihin ilk büyük örneğini verir. Bu örnek bir kavmin değil, bir varlığın hikâyesidir.

İnsanın yaratılışı anlatıldığında bazı varlıklardan Adem’e saygı göstermeleri istenir. Ama biri bunu reddeder. O varlık kendini üstün görür.

“Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.”
(Araf, 12)

Bu cümle kibirin özünü gösterir. İblis aslında bir karşılaştırma yapar. Kendi yaratılışını daha değerli görür. Ateşin çamurdan üstün olduğunu varsayar. Bu düşünce onu hakikate karşı kör eder.

Burada önemli bir nokta vardır: Kibir sadece başkasını küçümsemek değildir, hakikate direnmek demektir. Çünkü kibirli insan gerçeği kabul etmek istemez. Haklı çıkmak onun için gerçeği görmekten daha önemlidir.

Bu yüzden Kur’an kibri sadece bir karakter kusuru olarak değil, hakikate karşı kapanmış bir kalp hali olarak anlatır.

 

Kibir İnsanı Gerçeğe Kapar

İnsan kibirlendiğinde ilginç bir şey olur: Gerçek değişmez ama insanın algısı değişir. Doğru sözler bile ona ağır gelir.

Kur’an bu durumu şöyle anlatır:

“Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzaklaştıracağım. Her ayeti görseler bile ona inanmazlar.”
(Araf, 146)

Burada dikkat çekici bir durum vardır. İnsan ayeti görür ama kabul etmez. Çünkü sorun bilgi eksikliği değildir. Sorun kalpteki büyüklük duygusudur.

Günlük hayatta bunun küçük örneklerini görürüz. Birine açık bir hata söylendiğinde bazen hemen kabul etmek yerine savunmaya geçer. Çünkü hata kabul etmek egoya ağır gelir.

Bir baba düşünelim. Çocuğu ona bir konuda doğruyu söylüyor. Ama baba sırf “ben büyüğüm” duygusuyla bunu kabul etmiyor. İşte bu küçük örnek kibirin nasıl çalıştığını gösterir.

Kibir gerçeği değil, statüyü korumaya çalışır.

 

Kibir Toplumları Nasıl Körleştirir

Kur’an kibri sadece bireysel bir sorun olarak anlatmaz. Bazen bütün toplumlar kibir yüzünden hakikati reddedebilir.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Firavun’dur. Firavun sadece güçlü bir yönetici değildi; aynı zamanda kendini mutlak otorite gören biriydi.

“Firavun yeryüzünde büyüklük tasladı ve halkını gruplara ayırdı.”
(Kasas, 4)

Kibir çoğu zaman güçle birleştiğinde zulme dönüşür. Çünkü kendini üstün gören biri başkalarının hakkını kolayca görmezden gelebilir.

Nebi Musa’nın çağrısı Firavun’un kulağına ulaştığında sorun mesajın anlaşılmaması değildi. Sorun şuydu: Firavun kendi tahtından inmeye hazır değildi.

Kibir insanın kalbinde başladığında toplumun düzenini de etkiler. Çünkü kibirli insan eşitliği kabul etmekte zorlanır.

 

Tevazu: Kibrin Karşıtı Olan Yol

Kur’an kibri eleştirirken onun karşısına bir kavram koyar: tevazu. Tevazu insanın kendini küçültmesi değildir. Tevazu, kendini doğru ölçüde görmesidir.

“Rahman’ın kulları yeryüzünde alçak gönüllülükle yürürler.”
(Furkan, 63)

Bu ayette dikkat çeken şey “yürüyüş” ifadesidir. Tevazu sadece içsel bir duygu değildir. İnsan konuşmasında, davranışında ve ilişkilerinde de bunu gösterir.

Tevazu sahibi biri bir başarı elde ettiğinde bunu büyütmez. Bir hata yaptığında savunma yerine düşünür. Başkalarının değerini görür.

Bir öğretmen düşünelim. Bilgili ama aynı zamanda öğrencilerinin sorularını ciddiye alıyor. Onları küçümsemiyor. İşte bu tavır tevazunun günlük hayattaki karşılığıdır.

Tevazu insanı küçültmez. Aksine insanı güvenilir kılar.

 

İnsan Neden Kibirlenir?

Kur’an insanın kibirlenmesine yol açan bazı sebeplerden bahseder. Bunlardan biri zenginliktir.

“İnsan kendini yeterli gördüğü için azgınlaşır.”
(Alak, 6-7)

İnsan bir şeye sahip olduğunda kendini güçlü hissedebilir. Para, bilgi, makam, ün… Bunların hepsi insanın zihninde yanlış bir büyüklük duygusu oluşturabilir.

Ama Kur’an bu algıyı kırar. Çünkü her nimetin geçici olduğunu hatırlatır. Sağlık bir anda değişebilir. Servet kaybolabilir. Güç el değiştirebilir.

Bu yüzden Kur’an insanı sürekli fanilik bilinciyle uyarır.

 

Nebilerin Yolunda Kibir Yoktur

Kur’an’da anlatılan elçiler incelendiğinde ortak bir özellik görülür: tevazu.

Nebi Musa büyük bir mücadele yürütmesine rağmen kendini yüceltmez. Nebi İsa insanlara konuşurken güç değil merhamet dili kullanır. Nebi Muhammed ise insanlarla aynı sofraya oturan, aynı hayatı paylaşan bir elçi olarak anlatılır.

Kur’an elçilerin görevini şöyle ifade eder:

“Elçiye düşen sadece açık bir tebliğdir.”
(Nur, 54)

Bu ifade elçinin rolünü sınırlar. Elçi mesajı iletir ama insanları zorlamaz. Bu yaklaşım kibirden uzak bir duruştur.

Çünkü kibirli biri başkalarını kontrol etmek ister. Tevazu sahibi biri ise sadece doğruyu söylemekle yetinir.

 

Günlük Hayatta Kibri Tanımak

Kibir bazen büyük sözlerle değil küçük davranışlarla ortaya çıkar.

Bir lokantada çalışan garsona sert davranmak…
Bir hatayı kabul etmek yerine başkasını suçlamak…
Bir tartışmada haklı çıkmak için gerçeği eğip bükmek…

Bunların hepsi kibirin küçük gölgeleridir.

Kur’an insanı bu yüzden sürekli iç muhasebeye çağırır. Çünkü kibir çoğu zaman insanın kendine bile görünmez.

Gerçek tevazu kendini sorgulayabilme cesaretidir.

Sonuç: İnsan Taht Kurmak İçin Değil, Hakikati Tanımak İçin Var

Kur’an’ın kibirle ilgili mesajı aslında çok nettir: İnsan kendini büyütmeye çalıştıkça küçülür. Çünkü büyüklük insana ait değildir.

Gerçek büyüklük Allah’a aittir.

“Büyüklük göklerde ve yerde yalnızca O’na aittir.”
(Casiye, 37)

Bu ayet insanın konumunu yeniden hatırlatır. İnsan bir yolcudur. Ona verilen nimetler emanettir. Güç geçicidir.

İnsan bunu fark ettiğinde kalbinde bir değişim başlar. Başkalarını küçümsemek yerine anlamaya başlar. Haklı çıkmak yerine gerçeği arar.

İşte o zaman kibirin tahtı yıkılır.

Ve insan ilk kez gerçekten insan olur.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

Kibir: İnsanın Kendine Kurduğu Taht İnsan bazen farkında olmadan kendine bir taht kurar. Bu taht altından değildir, mermerden değildir. Onu ...