KUR’AN’A GÖRE KONUŞMA ADABI
Sözün Ağırlığını Fark Etmek
İnsan çoğu zaman konuşmanın ne kadar büyük bir sorumluluk
olduğunu fark etmez. Dil küçük bir organdır ama etkisi bazen yıllarca süren
izler bırakabilir. Bir söz kalpleri iyileştirebilir, başka bir söz ise kalpleri
kırabilir. Bir cümle insanı hakikate yaklaştırabilir, başka bir cümle ise onu
hakikatten uzaklaştırabilir.
Bu yüzden Kur’an konuşma meselesini sıradan bir davranış
olarak görmez. Sözün de bir ahlakı, bir ölçüsü ve bir sorumluluğu olduğunu
hatırlatır. İnsan yalnızca yaptığı işlerden değil, söylediği sözlerden de
sorumludur.
“İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında gözetleyen, hazır
bir kayıtçı bulunmasın.”
(Kaf, 50/18)
Bu ayet insana çok derin bir şey hatırlatır. İnsan çoğu
zaman konuşur ve konuştuğu sözün havada kaybolduğunu zanneder. Oysa Kur’an’a
göre hiçbir söz kaybolmaz. Söylenen her cümle kaydedilir. Her söz bir iz
bırakır.
İşte bu yüzden konuşmak basit bir eylem değil, sorumluluk
taşıyan bir davranıştır.
Günlük hayatta bunu sık sık görürüz. Bir ailede söylenen
kırıcı bir söz bazen yıllarca unutulmaz. Bir dostun söylediği güzel bir söz ise
insanın hayatına umut olur. Demek ki söz yalnızca bir ses değildir; söz
kalplere dokunan bir güçtür.
Kur’an insanın bu gücü nasıl kullanması gerektiğini öğretir.
Çünkü dil, kalbin aynasıdır. Kalpte ne varsa çoğu
zaman dilde o görünür.
Dil Kalbin Aynasıdır
İnsan konuşurken aslında iç dünyasını açığa çıkarır.
Kalbinde merhamet varsa sözlerinde de merhamet olur. Kalbinde kibir varsa
sözleri de kibir taşır. Kalbinde öfke varsa dili de sertleşir.
Kur’an bu gerçeği çok açık bir şekilde anlatır.
“Görmedin mi Allah nasıl bir örnek verdi: Güzel söz, kökü
sağlam, dalları göğe yükselen güzel bir ağaç gibidir.”
(İbrahim, 14/24)
Bu ayette güzel söz bir ağaca benzetilir. Kökü
sağlamdır, dalları göğe uzanır ve sürekli meyve verir. Yani güzel söz sadece o
anda bitmez; etkisi devam eder.
Bir düşünelim…
Bir öğretmenin öğrencisine söylediği cesaret verici bir söz,
belki o çocuğun hayatını değiştirebilir. Bir babanın evladına söylediği
destekleyici bir söz, o çocuğun özgüvenini inşa edebilir.
İşte güzel söz böyle bir şeydir.
Ama Kur’an kötü sözün de bir örneğini verir.
“Kötü söz ise kökü yerden koparılmış kötü bir ağaç
gibidir; onun yerde tutunması yoktur.”
(İbrahim, 14/26)
Kötü sözün kökü yoktur. Yani değeri yoktur. İnsanların
kalbinde yer etmez. Sadece kırar ve geçer.
Bu yüzden Kur’an insanın dilini eğitmesini ister.
Dil eğitilmezse kalbin karanlık yönleri kolayca ortaya
çıkar.
Ataların Sözü mü Allah’ın Sözü mü?
İnsanların konuşma biçimini belirleyen şeylerden biri de
çevresidir. İnsan çoğu zaman çevresinden öğrendiği dili kullanır. Bazen bu dil
hakikati taşır, bazen ise sadece alışkanlıkları tekrar eder.
Kur’an bu durumu çok açık bir şekilde eleştirir.
“Onlara ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde: ‘Hayır,
biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler.”
(Bakara, 2/170)
Bu ayet çok önemli bir gerçeğe işaret eder. İnsanlar bazen
doğruyu araştırmak yerine alıştıkları düşünceleri savunurlar.
Çünkü alışkanlık güvenli gelir.
Ama Kur’an insanı düşünmeye çağırır.
Eğer bir insan doğruyu araştırmadan sadece çevresinden
duyduklarını tekrar ediyorsa, konuşmaları da çoğu zaman gerçeğe dayanmaz.
Günlük hayatta bunu çok görürüz.
Bir konuda konuşan insanlar çoğu zaman delil sunmaz.
“Büyüklerimizden böyle gördük”, “Biz böyle öğrendik” gibi ifadeler kullanırlar.
Oysa Kur’an insanın delil ile konuşmasını ister.
“Eğer doğru sözlüyseniz delilinizi getirin.”
(Bakara, 2/111)
Bu ayet konuşma ahlakının temelini oluşturur.
Delilsiz söz, sağlam söz değildir.
Hakikati Savunurken Üslup
İnsan doğruyu savunduğunu düşündüğünde bazen sertleşebilir.
Haklı olduğunu düşünen insan karşısındaki kişiye öfke ile konuşabilir.
Ama Kur’an hakikati savunurken bile üslubun korunmasını
ister.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Nebi Musa ile ilgilidir.
Allah, Nebi Musa’yı Firavun’a gönderirken şöyle bir emir
verir:
“Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır veya korkar.”
(Taha, 20/44)
Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta vardır.
Firavun tarihin en zalim yöneticilerinden biridir. Buna
rağmen Nebi Musa’ya verilen emir yumuşak konuşmaktır.
Bu bize çok önemli bir ders verir:
Hakikati savunmak, kaba olmak anlamına gelmez.
Hakikat güçlüdür. Onu savunmak için hakarete ihtiyaç yoktur.
Bir insan doğruyu gerçekten biliyorsa, sözlerini sakin ve
açık bir şekilde ifade edebilir.
Çünkü hakikat bağırmaz. Hakikat kendisi zaten güçlüdür.
Tartışmanın Kur’an’daki Ölçüsü
İnsanlar arasında fikir ayrılıkları her zaman olacaktır.
Herkes aynı şekilde düşünmez. Bu hayatın doğal bir parçasıdır.
Kur’an bu gerçeği kabul eder.
Ama tartışmanın da bir ahlakı olması gerektiğini söyler.
“Rabb’inin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır; onlarla
en güzel şekilde mücadele et.”
(Nahl, 16/125)
Bu ayette üç önemli kavram vardır:
Hikmet, güzel öğüt ve en güzel mücadele.
Hikmet; sözün doğru zamanda, doğru şekilde söylenmesidir.
Güzel öğüt; karşıdakini küçümsemeden konuşmaktır.
En güzel mücadele ise hakaretten uzak tartışmadır.
Bugün sosyal medyada veya günlük hayatta yapılan
tartışmalara bakarsak çoğu zaman bu ölçülerin unutulduğunu görürüz.
İnsanlar delil yerine hakaret kullanır.
Fikir yerine öfke gösterir.
Oysa Kur’an’ın istediği tartışma biçimi farklıdır.
Kur’an hakikatin saygı içinde konuşulmasını ister.
Hakaretin Değil Delilin Gücü
Bir insanın sözü güçlü ise bağırmasına gerek yoktur. Delil
zaten sözün gücüdür.
Kur’an bu yüzden boş konuşmayı eleştirir.
“Onlar boş sözlerden yüz çevirirler.”
(Müminun, 23/3)
Boş söz nedir?
Boş söz; delile dayanmayan, fayda üretmeyen, insanı hakikate
yaklaştırmayan sözlerdir.
Bazen insanlar uzun uzun konuşur ama söyledikleri şeyin bir
değeri yoktur. Çünkü sözün içinde hakikat yoktur.
Kur’an ise insanın faydalı söz söylemesini ister.
“İnsanlara güzel söz söyleyin.”
(Bakara, 2/83)
Bu ayet çok sade ama çok güçlü bir ilkedir.
Güzel söz yalnızca nazik olmak değildir. Aynı zamanda doğru
ve faydalı olmaktır.
Müminin Dili ve Sorumluluğu
Kur’an’a göre iman yalnızca kalpte kalan bir duygu değildir.
İman insanın davranışlarında da görülür. İmanın en çok göründüğü yerlerden biri
de dildir.
Bir insanın dili sürekli hakaret üretiyorsa, o dil kalpteki
bir problemin işaretidir.
Kur’an bu yüzden insanı doğru konuşmaya çağırır.
“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve doğru söz
söyleyin.”
(Ahzab, 33/70)
Bu ayette iki şey yan yana gelir: Allah’a karşı sorumluluk
ve doğru söz.
Yani doğru konuşmak yalnızca sosyal bir davranış değildir;
aynı zamanda ibadettir.
Namaz nasıl bir ibadet ise, doğru söz de bir ibadettir.
Oruç nasıl bir disiplin ise, dili kontrol etmek de bir
disiplindir.
Çünkü insanın dili, karakterinin kapısıdır.
Sonuç: Sözün Hesabı
İnsan bazen söylediği sözleri küçük görür. “Bir şey demedim
ki” diyebilir. Ama Kur’an insanı bu konuda uyarır.
Sözler küçümsenecek şeyler değildir.
Çünkü sözler kalpleri etkiler, toplumları etkiler ve insanın
kendi karakterini şekillendirir.
Bu yüzden Kur’an konuşma adabını imanla ilişkilendirir.
“Güzel söz sadakadır.”
(Bakara, 2/263 anlam bağlamı)
Demek ki güzel söz söylemek de bir iyiliktir.
Bir insanın kalbini kırmamak, ona saygı ile konuşmak,
hakikati yumuşak bir dil ile anlatmak… Bunların hepsi Kur’an’ın öğrettiği
konuşma ahlakının parçalarıdır.
Sonunda insan şu gerçeği fark eder:
Dilini eğiten insan aslında kalbini eğitmiş olur.
Ve kalbini eğiten insan, sözlerini de güzelleştirir.
Rabb’imiz bizleri Kur’an’ı anlayarak okuyan, okuduğunu
hayatına taşıyan ve sözlerini hakikat ile güzelleştiren kullardan eylesin.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com