İblis ve Biz: Kadim Bir Hikâyenin İçimizdeki Yankısı
İnsanlık tarihini baştan sona okuduğumuzda, bazı
karakterlerin yalnızca bir döneme değil, bütün zamanlara ait olduğunu fark
ederiz. Bunlar bir çağın değil, insanın karakteriyle birlikte var olan
figürlerdir. İblis de işte tam olarak böyledir. O, sadece geçmişte yaşanmış bir
isyanın kahramanı değil; bugün hâlâ insanın iç dünyasında yankılanan,
kararlarına fısıldayan, zaaflarına dokunan bir varlıktır. Bu yüzden “İblis ve
Biz” başlığı, sadece teolojik bir meseleyi değil, insanın kendisiyle olan
mücadelesini de anlatır.
Bu bölümü okurken, İblis’i sadece “kötülüğün sembolü” olarak
düşünmemek gerekir. Çünkü Kur’an-ı Kerim, İblis’i anlatırken bize aslında
insanı anlatır. İnsanın zaaflarını, korkularını, kibirle olan imtihanını, özgür
iradesini ve sorumluluğunu gözler önüne serer. İblis’in hikâyesi, insanın
hikâyesine paralel ilerler. Onun düşüşü, insan için bir ibret; onun mücadelesi
ise insan için bir sınavdır.
İlk Kopuş: İsyanın Anatomisi
İblis’in hikâyesi, bilindiği üzere secde emriyle başlar.
Allah, meleklere ve İblis’e Âdem’e secde etmelerini emrettiğinde, herkes bu
emre boyun eğer; bir tek İblis hariç. Bu noktada genellikle şu soru sorulur:
“İblis neden secde etmedi?” Ama belki de daha önemli soru şudur: “İblis secde
etmemeyi neden haklı gördü?”
İblis’in cevabı, insanlık tarihindeki en tehlikeli
cümlelerden biridir: “Ben ondan üstünüm. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın.”
İşte bu cümle, kibirin en saf ve en çıplak hâlidir. İblis, Allah’ın emrine
karşı çıkarken kendince mantıklı bir gerekçe sunar. Bu, onun hatasının sadece
bir isyan değil, aynı zamanda bir akıl çarpıtması olduğunu gösterir.
Burada durup kendimize sormamız gerekir: Biz hiç böyle
cümleler kurmadık mı? “Ben ondan daha iyiyim.”, “Ben bunu hak etmiyorum.”,
“Benim şartlarım farklı.” İblis’in düşüşü, insanın günlük hayatında defalarca
tekrar eden bir zihinsel sürecin ilk örneğidir. Bu yüzden Kur’an, İblis’i
anlatırken aslında insanı uyarır: Kibir, insanı Allah’ın huzurundan
uzaklaştıran ilk adımdır.
İblis’in Yeminleri ve İnsana Açılan Savaş
İblis, Allah’ın huzurundan kovulduktan sonra pes etmez.
Aksine, asıl mücadele o zaman başlar. Araf Suresi 17. ayette söylediği söz, bu
mücadelenin ne kadar bilinçli ve sistemli olduğunu gösterir:
“O hâlde onları mutlaka saptıracağım.”
Bu ifade, İblis’in öfkesinin rastgele bir öfke olmadığını
gösterir. O, insanı saptırmayı bir hedef, bir misyon hâline getirir. Ve bu
noktada dikkat çekici bir şey vardır: İblis, insanı zorla saptıracağını
söylemez. O, kandıracağını, süsleyeceğini, fısıldayacağını söyler. Yani
İblis’in yöntemi kaba güç değil; algı yönetimidir.
Hicr Suresi 39. ayette geçen “yeryüzünde onlara süslü
göstereceğim” ifadesi, bu algı yönetiminin özüdür. İblis, kötülüğü doğrudan
sunmaz. O, kötülüğü makyajlar. Yanlışı mantıklı, günahı cazip, haramı sıradan
gösterir. Bugün modern dünyada yaşadığımız pek çok ahlaki savrulma, aslında bu
“süsleme” yönteminin farklı biçimleridir.
Sebe Suresi ve Hükümranlık Meselesi
Sebe Suresi 20. ayette geçen “İblis, onların üzerine bir
hükümranlık kurdu” ifadesi, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bu ayet, İblis’in
insan üzerinde mutlak bir güce sahip olduğunu söylemez. Aksine, insanların
büyük bir kısmının kendi iradeleriyle İblis’in çağrısına uyduğunu ifade eder.
Yani burada bir zorbalık yoktur; bir tercih vardır. İblis,
çağırır. İnsan, cevap verir. Bu nokta son derece kritiktir. Çünkü İslam
inancında insan, yaptığı tercihlerden sorumludur. İblis, sadece bir davetçidir.
Davete icabet edip etmemek ise insanın elindedir.
Bu gerçek, insanın özgür iradesinin ne kadar büyük bir
sorumluluk taşıdığını gösterir. İblis’in hükümranlığı, ancak insan izin
verdiğinde gerçekleşir. İnsan, kalbinin kapısını açtığında, İblis içeri girer.
Aksi hâlde, onun gücü sadece fısıltıdan ibarettir.
İblis ve Günlük Hayatımız
İblis’i metafizik bir varlık olarak düşünmek, meseleyi eksik
anlamak olur. Çünkü İblis’in en büyük başarısı, görünmez olmasıdır. O, insanın
iç sesi gibi konuşur. “Bir kereden bir şey olmaz.”, “Herkes böyle yapıyor.”,
“Sen iyi niyetlisin, sorun yok.” Bu cümleler, günümüzde en sık duyulan İblis
fısıltılarıdır.
İblis, insanı bir anda büyük günahlara sürüklemez. O, adım
adım ilerler. Küçük tavizler, küçük ihmaller, küçük meşrulaştırmalar… Zamanla
insan, kendisini hiç hayal etmediği bir noktada bulur. Ve çoğu zaman “Ben
buraya nasıl geldim?” diye sorar. İşte bu soru, İblis’in ne kadar sabırlı ve
stratejik çalıştığını gösterir.
İnsanın En Büyük Silahı: Farkındalık
Kur’an-ı Kerim, İblis’i anlatırken aslında insanı
bilinçlendirmeyi amaçlar. Çünkü tanınan düşman, yarı yenilmiş düşmandır.
İblis’in yöntemlerini bilen bir insan, onun tuzaklarına karşı daha dikkatli
olur.
Allah’a sığınmak, dua etmek, Kur’an’la bağ kurmak, salih
insanlarla birlikte olmak; bunların hepsi insanı İblis’in etkisinden koruyan
manevi kalkanlardır. Ama belki de en önemlisi, insanın kendisiyle
yüzleşmesidir. Kendi zaaflarını bilen bir insan, İblis’in nereden geleceğini de
bilir.
İblis ve Sorumluluk Meselesi
İblis’in en büyük yalanlarından biri şudur: “Ben yaptırdım.”
Oysa Kur’an, kıyamet sahnesinde İblis’in insanlara şöyle diyeceğini haber
verir: “Ben sizi zorlamadım. Sadece çağırdım.” (İbrahim 14:22) Bu itiraf,
insanın sorumluluğunu bütün çıplaklığıyla ortaya koyar.
İnsan, hatalarının suçunu İblis’e yükleyerek rahatlamak
ister. Ama bu rahatlama geçicidir. Çünkü gerçek yüzleşme, insanın kendi
tercihlerine bakmasıyla başlar. İblis, bir mazeret değil; bir sınav aracıdır.
Sonuç Yerine: Bitmeyen Mücadele
İblis ve insan arasındaki mücadele, kıyamete kadar sürecek
bir mücadeledir. Bu, ne tamamen kazanılacak ne de tamamen kaybedilecek bir
savaştır. Her insan, her gün bu savaşın küçük cephelerinde sınanır. Bir
bakışta, bir sözde, bir niyette…
Ama umut vardır. Çünkü Allah, insanı bu mücadelede yalnız
bırakmamıştır. Vahiy, nebiler, akıl ve vicdan; hepsi insanın yanında duran
ilahi desteklerdir. İblis ne kadar ısrarcı olursa olsun, Allah’a yönelen bir
kalbin karşısında güçsüzdür.
Belki de bu yüzden “İblis ve Biz” meselesi, korkulacak bir
hikâye değil; uyanık olunması gereken bir gerçektir. İblis’i tanımak, onun
yöntemlerini bilmek ve en önemlisi kendimizi tanımak… İşte bu üçlü farkındalık,
insanı doğru yolda tutan en sağlam zemindir.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com