Nebi Muhammed Devre Dışı Bırakılamaz!

 Nebi Muhammed Devre Dışı Bırakılamaz!

“Kur’an yeter” dediğimiz anda bazı çevreler huzursuz olur. Cümle daha bitmeden refleks devreye girer:
“O hâlde Nebi Muhammed’i devre dışı mı bırakıyorsunuz?”

Bu soru masum gibi görünür ama aslında büyük bir yanılgıyı ele verir. Çünkü “Kur’an yeter” demek, Nebi Muhammed’i dışlamak değil; tam tersine, onun hayatı boyunca insanları çağırdığı yere sadık kalmaktır. Nebi Muhammed, insanları kendisine değil; Allah’ın indirdiğine yöneltmiştir. Kendi otoritesini kurmamış, kendi sözünü dinleştirmemiştir. Onun bütün çabası, vahyin merkeze alınması içindir.

Kur’an’ı anlamaya çalışan bir insan, zaten Nebi Muhammed’i tanımaya başlar. Çünkü Nebisiz bir kitap inmemiştir. Kur’an da Nebi Muhammed ile birlikte indirilmiştir. O olmasaydı, bu kitap bize ulaşmazdı. Bu tarihsel bir gerçektir ve inkâr edilemez.

Rabbimiz bunu açıkça bildirir:

“Biz, Nûh’a ve ondan sonra gelen nebilere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik…”
(Nisâ 4:163–164)

Bu ayet, Nebi Muhammed’i vahiy zincirinden koparmaz; tam tersine, o zincirin son halkası olarak konumlandırır. Mesaj aynıdır, kaynak aynıdır, çağrı aynıdır. Değişen sadece muhatap toplumlar ve zamanlardır. Bütün nebilere verilen temel mesaj şudur: Allah’tan başka ilah yoktur ve yalnız O’na kulluk edilir.

Bu yüzden “Kur’an yeter” demek, Nebi Muhammed’i devre dışı bırakmak değildir. Onun misyonunu doğru anlamaktır. Çünkü o, insanları Kur’an’ın dışına çağırmamıştır; Kur’an’a çağırmıştır.

Asıl Sorun Nerede Başlıyor?

Sorun, Nebi Muhammed’i sevmek ya da onu örnek almak değildir. Asıl sorun, onu Kur’an’ın önüne geçirmektir. Bugün Nebi Muhammed’i en çok savunduğunu iddia eden kesimlerin önemli bir kısmı, gerçekte Kur’an’ı yeterli görmemektedir. Allah’ın kitabını merkeze almak yerine, Kur’an dışı kitapları, rivayetleri ve aktarımları iman konusu hâline getirmişlerdir.

Bu durum çoğu zaman fark edilmez. Çünkü söylemde Nebi Muhammed yüceltilir, ama pratikte onun getirdiği vahiy belirleyici olmaz. Kur’an okunur ama hüküm koymaz. Ayetler vardır ama ölçü değildir. Ölçü, Kur’an’ın yanına eklenenler olur.

Oysa iman, Allah’ın indirdiğine iman etmektir. Bunun dışındaki hiçbir metin iman konusu olamaz. Rabbimiz bu konuda çok net konuşur:

“Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?”
(Câsiye 45:6)

Bu ayet, tartışmayı bitirir. Allah’ın ayetlerinden sonra başka sözlere iman edilmez. Açıklama yapılabilir, görüş üretilebilir; ama iman edilmez. İman, yalnızca Allah’ın kelamına yöneliktir.

Bu nedenle Kur’an’ı merkeze alanlar “uç” değildir. Aksine, Kur’an’ın gösterdiği yerde duranlardır. Kur’an kendisini yeterli olarak tanımlar:

“Bu Kitap, kendisinde hiçbir şüphe olmayan bir rehberdir.”
(Bakara 2:2)

Şüphe olmayan bir rehber varken, onu tamamlamaya çalışmak, rehberliğine güvenmemektir.

Nebi Muhammed Kimdir, Kim Değildir?

Kur’an, Nebi Muhammed’i insanüstü bir varlık olarak sunmaz. Onu ilahlaştırmaz, hatasız bir mitolojiye dönüştürmez. Bilakis, sınırlarını açıkça çizer:

“De ki: Ben de sizin gibi bir insanım. Bana yalnızca ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyediliyor.”
(Kehf 18:110)

Bu ayet, Nebi Muhammed’i küçültmez; onu doğru yere koyar. Onu farklı kılan şey bedeni, kültürü ya da kişisel tercihleri değil; aldığı vahiydir. Bu yüzden Nebi’yi örnek almak, onun saçını, kıyafetini ya da kullandığı araçları taklit etmek değildir. Onun Kur’an karşısındaki duruşunu örnek almaktır.

Sünnetin Gerçek Anlamı

Sünnet, Nebi Muhammed’in kişisel alışkanlıkları değildir. Sünnet, vahyin hayata geçirilmiş hâlidir. Kur’an’daki ilkelerin yaşanabilir olduğunu gösteren pratik duruştur. Ancak tarih boyunca “sünnet” adı altında Nebi’nin yaşadığı kültür dine eklenmiştir.

Sakal, sarık, misvak gibi unsurlar dinin özüymüş gibi sunulmuştur. Oysa bunlar, Nebi Muhammed’in yaşadığı coğrafyanın ve dönemin doğal parçalarıdır. Aynı kıyafetleri Ebu Cehil de giyiyordu. Aradaki fark dış görünüşte değil; Kur’an’a teslimiyetteydi.

Misvak örneği bu durumu açıkça gösterir. O gün diş temizliği için misvak kullanılıyordu. Bugün diş fırçası ve macunu varken, “misvak sünnettir” diyerek asıl amacı gözden kaçırmak, şekli özün önüne koymaktır. Buradaki sünnet, misvak değil; temizliğe verilen önemdir.

Şekle takılıp aklı devre dışı bıraktığımızda din, hayattan kopar. Oysa Kur’an, aklı kullanmayı emreder.

Resule İtaat Ne Demektir?

Rabbimiz şöyle buyurur:

“Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.”
(Nisâ 4:80)

Bu ayet, resule itaati Allah’a itaattan koparmaz; ona bağlar. Yani itaat, şahsa değil; mesajadır. Nebi Muhammed hayattayken ona itaat, vahyin hayata nasıl uygulanacağını görmekti. Bugün ise ona itaat, onun getirdiği vahye uymaktır.

Nebi Muhammed aramızda değildir. Ama Resul hâlâ aramızdadır. Çünkü Kur’an aramızdadır. Kur’an, yaşayan hitaptır. Nebi vefat etmiştir ama resullük görevi bitmemiştir.

Kur’an, Nebi Muhammed’in duruşunu kendi ağzından şöyle özetler:

“Kur’an’la cihad et.” (Furkan 25:52)
“Dinimi yalnızca Kur’an’dan öğrendim.” (Sebe 34:50)
“Yalnız Allah’a davet ederim.” (Yusuf 12:108)
“Bana değil, Allah’a kul olun derim.” (Âl-i İmrân 3:79)
“Dine hiçbir şey katmam.” (Zümer 39:14)
“Duamı yalnız Allah’a has kılarım.” (Neml 27:80 — bağlamla uyumlu şekilde 27:91 olarak okunabilir)
“Hüküm koyucu yalnız Allah’tır.” (Yusuf 12:40)
“Davetime karşılık hiçbir ücret istemem.” (Sad 38:86)
“Yalnızca bana vahyedilene uyarım.” (A’râf 7:203)
“Ben ancak vahiy ile uyarırım.” (Enbiyâ 21:45)

Bu ayetler, Nebi Muhammed’in dine hiçbir şey eklemediğini, kendisini dinin kaynağı yapmadığını açıkça ortaya koyar.

Sonuç

Nebi Muhammed devre dışı bırakılamaz. Çünkü o, Kur’an’ın taşıyıcısıdır. Ama Kur’an da onun yanına eklenemez. Çünkü o, Allah’ın kelamıdır.

Elçiyi doğru yere koymak, Kitab’ı merkeze almaktır.
Kitab’ı merkeze almak ise elçiyi korumaktır.

Kur’an’a sarılmak, Nebi Muhammed’i dışlamak değil; onu en doğru biçimde anlamaktır.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

  ÖNCE KUR’AN Dinimizin Kaynağı Neresi? Şimdi gel birlikte açık açık konuşalım… İnsan hayatta bir yol tutturmak zorunda. Ya kendi ka...