ŞEYTAN KİMDİR, NASIL BİR VARLIKTIR?
Şeytan denildiğinde, yıllardır zihinlerimize kazınan tablo
bellidir: Ateşten yaratılmış, boynuzlu, insanı kandırmakla görevli, kıyamete
kadar yaşayacak bağımsız bir varlık… Oysa Kur’an’a baktığımızda karşımıza çıkan
tablo bununla örtüşmez. Kur’an, şeytanı masalsı bir varlık olarak değil,
insanın iç dünyasıyla doğrudan bağlantılı bir olgu olarak anlatır.
Kur’an’a göre iblis, insanın dışında dolaşan müstakil bir
yaratık değil, insanın yapısında bulunan ve onu kötülüğe çağıran eğilimin
adıdır. Başka bir ifadeyle iblis; fıskın, fücurun, kibirin, isyanın ve ısrarla
yanlışta diremenin insandaki karşılığıdır. İnsan bu sese kulak verip geri
dönüşü olmayan bir noktaya geldiğinde artık “şeytanlaşmış insan” konumuna
düşer.
Kur’an’ın “şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında” (2/14)
ifadesi tam da bunu anlatır. Burada kastedilen, insan dışı varlıklar değil;
iman etmeyen, hakikate kapalı, aynı zihniyeti paylaşan insanlardır. Kur’an,
sanatsal bir üslupla bu insan tiplerini “şeytan” kelimesiyle isimlendirir.
İblis Olmadan İnsan Olur mu?
Kur’an’ın verdiği mesaj çok nettir:
Eğer iblis olgusu olmasaydı, insan diye bir varlık da olmazdı.
Çünkü insanı melekten ayıran temel fark, onun iki yola da
gidebilme yeteneğidir. Melekler kendilerine yüklenen görev doğrultusunda
hareket eder, sapmazlar. İnsan ise hem takvaya hem de fıska açık bir yapıya
sahiptir. İşte bu iki eğilimin varlığı, insanı imtihan edilen bir varlık hâline
getirir.
İblis, insanın bu iki yoldan sapmaya müsait tarafını temsil
eder. Kur’an’da iblisin “önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından”
yaklaşması (7/17), onun insanın her zaaf noktasına hitap eden bir eğilim
olduğunu gösterir. Yoksa tek bir varlığın milyarlarca insana aynı anda vesvese
vermesi akılla da, Kur’an’ın mantığıyla da bağdaşmaz.
Şeytan, Cin ve İblis Kavramları
Kur’an, cin, şeytan ve iblis kelimelerini gelişigüzel
kullanmaz. Hiçbiri diğerinin yerine geçmez. Ancak tarih boyunca bu kavramlar
birbirine karıştırılmış, özellikle “cinlerin dumansız ateşten yaratıldığı” gibi
Kur’an’da olmayan bilgiler yaygınlaştırılmıştır.
Kur’an’da dumansız ateşten yaratıldığı ifade edilen şey candır;
yani hayat enerjisidir. Bu, insanın canlılığını sağlayan boyuttur. İnsan sadece
et ve kemikten ibaret değildir; onun bir canı ve bir ruhu vardır. İblis ise bu
yapının içinde, kötülüğe çağıran sesin adıdır.
Dolayısıyla Kur’an’da cin ve şeytan kelimeleri insan türü
içinde yer alan nitelikleri anlatır. Mümin, kâfir, münafık, şeytan, cin
gibi ifadeler; insanın seçtiği yol ve aldığı sıfatla ilgilidir.
Yasak Ağaç Ne Demektir?
Kur’an’da geçen “yasak ağaç” ifadesi, fiziki bir ağaç
değildir. Ne cevizdir ne elmadır. Bu anlatım tamamen mecazidir. Yasak
ağaç; Allah’ın haram kıldığı bütün davranışların ortak adıdır.
İnsan, yaratılışı gereği yasak olana meyletme potansiyeline
sahiptir. İşte bu meyil iblistir. Ancak insan yalnız bırakılmamıştır. Aynı
yapının içine bir de takva sesi yerleştirilmiştir. Bu ses, insanın
fıtratından gelen uyarıdır. Yanlış bir davranış yaptığında içinden “Bu doğru
değil” diyen sestir.
İnsan bu sesi susturur, görmezden gelirse iblis ağır basar.
Dinlerse takva galip gelir. Kur’an’ın anlattığı mücadele tam olarak budur.
Âdem’in Cennetten Çıkarılması Ne Anlama Gelir?
Kur’an’daki cennet anlatımı da çoğu zaman yanlış
anlaşılmıştır. Buradaki cennet, ahiret cenneti değildir. Bu cennet, insanın sorumluluk
öncesi hâlini, yani çocukluk dönemini temsil eder.
Çocuk, yaptığı davranışlardan sorumlu tutulmaz. Bu dönem
Kur’an’da “cennet” ifadesiyle anlatılır. Ne zaman ki insan ergenlik çağına
ulaşır, artık sorumluluk yüklenir. Kur’an bu geçişi “cennetten çıkarılma”
olarak anlatır. Yani insan artık yeryüzünde denenmeye başlamıştır.
İşte iblis ve takva mücadelesi de tam bu noktada devreye
girer.
Sonuç
Kur’an’a göre şeytan; masallardaki gibi dışarıda dolaşan bir
varlık değil, insanın içinde işleyen bir eğilimdir. İblis, insanın kötüye
çağrılan tarafının adıdır. Takva ise onun karşısına yerleştirilen ilahi
ölçüdür.
İnsan, bu iki ses arasında tercihini yaparak ya hidayete
erer ya da sapar. Kur’an, bu gerçeği sanatsal bir üslupla, sembollerle ve derin
anlamlarla anlatır. Doğru anlayabilmek için, anlatılanı masal gibi değil; insanın
iç dünyasını çözmeye yönelik bir rehber olarak okumak gerekir.