Aklın Perdelendiği Yer
Kur’an’da Sukr Kavramı ve Bilincin Kaybı
1. Kur’an’ın Temel Şartı: Bilinçli Muhatap Olmak
Kur’an, insanı muhatap alırken tek bir ön şart koyar:
akıl.
Bu yüzden Kur’an’da emirlerden önce çoğu zaman şu soru
gelir:
“Akletmez misiniz?”
“Düşünmez misiniz?”
“İbret almaz mısınız?”
Bu sorular süs değildir. Kur’an’ın insanla kurduğu ilişkinin
temelidir. Çünkü Kur’an, reflekslere değil bilince, alışkanlıklara değil
idrak sahibi tercihe seslenir.
Tam da bu yüzden Kur’an’da “aklın devre dışı kaldığı hâller”
özellikle işaretlenir. Bunlardan biri de سُكْر
/ sukr kavramıdır.
İlk bakışta bu kelime “sarhoşluk” gibi görünür. Ama
Kur’an’ın kullandığı bağlamlara baktığında şunu fark edersin:
Kur’an “sukr” ile alkolü değil, bilincin kaybını hedef alır.
Bunu anlamak için kelimenin geçtiği ayetlere tek tek
bakmamız gerekir.
2. Namaz Ayeti: Bilinç Yoksa İbadet Yok
Kur’an’da sukr kelimesinin geçtiği en doğrudan ayetlerden
biri Nisâ Suresi’dir:
“Ey iman edenler! Sarhoş iken, ne söylediğinizi bilinceye
kadar namaza yaklaşmayın.”
(Nisâ 4:43)
Bu ayet genelde fıkhî bir yasak olarak okunur. Doğrudur;
içki içmiş birinin namaz kılmaması gerektiğini bildirir.
Ama ayetin gerekçesine dikkat edelim:
“Ne söylediğinizi bilinceye kadar…”
Demek ki mesele içki değil, bilmemek.
Yani dil konuşuyor ama akıl orada değil.
Beden ayakta ama bilinç kapalı.
Kur’an, böyle bir hâli namazla bağdaşmaz buluyor.
Burada çok temel bir ilke ortaya çıkıyor:
Bilinçsiz ibadet, ibadet değildir.
Şimdi durup kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
- Ben
namazdayken gerçekten ne söylediğimi biliyor muyum?
- Yoksa
ayık bir bedenle, ama dağınık bir zihinle mi duruyorum?
Çünkü ayet, sarhoşluğu sadece alkole bağlamıyor.
Sarhoşluğun tanımını yapıyor:
Ne söylediğini bilmemek.
İşte Kur’an’da “sukr” tam olarak budur:
Aklın, sözle bağını kaybetmesi.
3. Aynı Kelime, Başka Bir Sahne: Kıyamet Günü
Kur’an, aynı kelimeyi bambaşka bir bağlamda tekrar kullanır.
Hac Suresi’nde:
“İnsanları sarhoş görürsün; hâlbuki onlar sarhoş
değildir. Fakat Allah’ın azabı çok şiddetlidir.”
(Hac 22:2)
Bu ayet, bizi sarsmak için bilerek böyle kurulmuştur.
Çünkü ortada bir çelişki var gibi durur:
- Sarhoşlar
- Ama
sarhoş değiller
Peki bu nasıl olur?
Devamındaki sahneye bakalım:
“Her emzikli kadın emzirdiğini unutur, her gebe kadın yükünü
düşürür.”
Yani insanın en temel refleksleri bile devre dışı kalıyor.
Anne çocuğunu unutuyor.
Beden, bilincin komutunu almıyor.
Kur’an bu hâli tarif etmek için yine aynı kelimeyi seçiyor: sukr.
Burada artık kesinleşiyor:
Kur’an’a göre sarhoşluk, maddesel bir durum değil; zihinsel bir çöküştür.
Kıyamet, insanın bütün hayatı boyunca ertelediği hakikatle
yüzleştiği andır. Ve bu yüzleşme, hazırlıksız olan için bilinci felç eder.
İşte Kur’an buna “sarhoş gibiler” der.
4. Üçüncü Sahne: Ölüm Anı
Kur’an, sukr kelimesini üçüncü kez ölüm bağlamında kullanır:
“Ölümün sarhoşluğu gerçekten gelir de: ‘İşte bu, senin
öteden beri kaçtığın şeydir!’ denir.”
(Kaf 50:19)
Bu ayette geçen ifade çok çarpıcıdır:
“Sakratü’l-mevt” – ölümün sarhoşluğu
Ölüm anı, insanın bütün kontrol mekanizmalarının çöktüğü
andır. Beden çözülür, zaman algısı kaybolur, dünya ile bilinç arasındaki bağ
kopar.
Kur’an bu hâli romantize etmez.
“Ruh huzurla çıkar” gibi yumuşatmaz.
Sarhoşluk der.
Çünkü insan o anda artık yönetemez; yaşar.
Ve çoğu zaman da hazırlıksız yakalanır.
Burada durup düşünelim:
- İçki
- Kıyamet
- Ölüm
Üçü de farklı bağlamlar.
Ama Kur’an hepsinde aynı kelimeyi kullanıyor.
Bu tesadüf değil.
5. Kur’an’ın Kurduğu Ortak Zemin
Şimdi ayetleri yan yana koyalım:
- Nisâ
4:43 → Ne söylediğini bilmemek
- Hac
22:2 → Bilincin dehşetle çözülmesi
- Kaf
50:19 → Ölümle gelen şuur kaybı
Ortak nokta açık:
Aklın devre dışı kalması
Kur’an’ın “sukr” dediği şey budur.
Ve burada çok kritik bir mesaj var:
Kur’an, aklı kaybetmeyi istisnai bir felaket olarak anlatır.
Ama aynı zamanda şunu da ima eder:
İnsan, farkında olmadan da sukr hâline girebilir.
6. Ayetlerin Işığında Günlük Hayat
Kur’an bize sadece kıyameti ve ölümü anlatmak için bu
kelimeyi kullanmaz.
Bizi bugün uyarmak için kullanır.
Çünkü aklı örten şeyler sadece içki değildir.
Kur’an başka ayetlerde şunu söyler:
“Onların kalpleri vardır ama onunla anlamazlar.”
(A‘raf 7:179)
Bu ne demektir?
Kalp var.
Akıl var.
Ama işlev yok.
Bu, modern zamanların en yaygın “sukr” hâlidir.
İnsan ayıktır ama farkında değildir.
Konuşur ama düşünmez.
İnanır ama sorgulamaz.
Ve Kur’an tam burada sesini yükseltir:
“Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar.”
Çünkü hayvan akılsızdır, insanda akıl vardır ama insan
aklını kapatmıştır.
7. Son Ayetle Yüzleşme
Kur’an’ın bu konudaki son uyarısını bir ayetle bağlayalım:
“Allah pisliği, aklını kullanmayanların üzerine bırakır.”
(Yunus 10:100)
Bu ayet çok serttir.
Çünkü burada “inkâr” değil, akılsızlık merkezdedir.
Aklını kullanmayan insan, bilincini kapatan insan, farkında
olmadan sukr hâlinde yaşar.
Ve belki de en tehlikelisi şudur:
Bu sarhoşluk normalleşir.
Dünyevî Tutkular ve Sukr
Kur’an’ın Uyardığı Ayık Sanılan Sarhoşluklar
Kur’an, sarhoşluğu sadece içkiyle anlatmaz. Hatta dikkatle
baktığında şunu görürsün: Kur’an’ın asıl üzerinde durduğu sarhoşluk, normalleşmiş
olandır. İnsanların “ben iyiyim” diyerek yaşadığı, ama aklın devrede
olmadığı hâller…
Bunun en güçlü kaynaklarından biri de dünyevî tutkulardır.
Kur’an bu tutkuları tek tek sayar, ama asıl yaptığı şey
şudur:
Bu tutkuların insanın aklını nasıl örttüğünü gösterir.
1. Hevâ: Aklın Yerine Geçen İstek
Kur’an, dünyevî tutkunun en temel formunu tek bir kelimeyle
anlatır: hevâ.
“Hevâsını ilah edinen kimseyi gördün mü?”
(Câsiye 45:23)
Bu ayet sarsıcıdır. Çünkü burada inkâr eden biri anlatılmaz.
Burada anlatılan kişi isteklerini merkeze alan kişidir.
Ayete dikkat et:
“İlah edindi” diyor. Yani yön veren, belirleyen, hüküm koyan bir otorite hâline
gelmiş.
Peki bu neyle ilgilidir?
Devamına bakalım:
“Allah onu bir bilgiye göre saptırmış, kulağını ve
kalbini mühürlemiş, gözünün üzerine perde çekmiştir.”
İşte burada “sukr”ın başka bir yüzü ortaya çıkar.
- Bilgi
var
- Göz
var
- Kulak
var
Ama perde inmiş.
Bu, içkiyle gelen bir sarhoşluk değildir.
Bu, arzunun aklı bastırmasıyla oluşan bir sarhoşluktur.
İnsan artık düşünmez, sadece ister.
İsterken de kendini haklı görür.
Şimdi dur ve kendine sor:
Ben bir şeyi çok istediğimde, hâlâ düşünebiliyor muyum?
2. Mal ve Güç: Göz Kamaştıran Sarhoşluk
Kur’an, mal ve gücün insanı nasıl sarhoş ettiğini defalarca
anlatır. Ama bunu yasak listesi gibi değil, bilinç kaybı olarak sunar.
“Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs,
aranızda bir övünme ve mal ile evlatta çoğalma yarışıdır.”
(Hadîd 57:20)
Bu ayette sayılan şeylerin hiçbiri başlı başına haram
değildir.
Ama sorun şuradadır:
Bunlar oyun hâline geldiğinde.
Oyun ne demektir?
Ciddiyetin kaybolması.
İnsan oynarken düşünmez, kendini kaptırır.
İşte bu da bir “sukr” hâlidir.
Devamındaki benzetmeye dikkat et:
“Bir yağmur gibidir; bitirdiği ekin çiftçilerin hoşuna
gider…”
Hoşuna gider.
Gözünü alır.
Ve tam burada akıl geri çekilir.
Nice insan, gücü eline aldığında adaleti unutur.
Nice insan, parayı bulduğunda sınırı unutur.
Bu bir ayıksızlıktır.
3. Çokluk Sarhoşluğu: “Hepimiz Böyleyiz”
Kur’an, kalabalık olmanın da insanı sarhoş ettiğini söyler:
“Yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan
saptırırlar.”
(En‘âm 6:116)
Bu ayet şunu ima eder:
Çokluk, hakikatin ölçüsü değildir.
Ama insan kalabalıkta kendini güvende hisseder.
“Yanlış yapıyor olsak bu kadar kişi yapmazdı” der.
Bu da bir tür “sukr”dır.
Çünkü kişi artık kendi aklını devre dışı bırakmıştır.
Düşünmez.
Sorgulamaz.
Sorumluluğu dağıtır.
Kur’an buna razı olmaz.
4. Öfke ve Korku: Anlık Sarhoşluklar
Kur’an’da öfke ve korku doğrudan “sukr” kelimesiyle anılmaz
ama sonuçları aynıdır: bilinç kaybı.
“Öfkelerini yutarlar.”
(Âl-i İmrân 3:134)
Neden yutmak?
Çünkü öfke konuştuğunda akıl susar.
Öfkeli insan sonradan “ben ne yaptım?” der.
Bu cümle tanıdık değil mi?
İşte bu da ayık sanılan bir sarhoşluktur.
Aynı şekilde korku:
“Onlar insanlardan korkarlar; hâlbuki Allah’tan
korkmaları daha uygundur.”
(Tevbe 9:13)
Korku, insanın yönünü değiştirir.
Yanlışı savunur, doğruyu gizler.
Bu da bir bilinç kaybıdır.
5. Alışkanlık: En Sessiz Sukr
Kur’an’ın en tehlikeli gördüğü şeylerden biri alışkanlıktır:
“Biz atalarımızı bir yol üzerinde bulduk, biz de onların
izinden gidiyoruz.”
(Zuhruf 43:23)
Bu cümle Kur’an’da defalarca tekrar eder.
Çünkü alışkanlık, düşünmenin yerini alır.
İnsan artık neden yaptığını bilmez.
Bu, süreklileşmiş bir sukr hâlidir.
Ayık görünür, ama bilinç yoktur.
6. Kur’an’ın Son Uyarısı
Bütün bu ayetler bize tek bir şey söylüyor:
Sarhoşluk sadece içkiyle olmaz.
Dünya insanı sarhoş eder.
İstekler sarhoş eder.
Kalabalık sarhoş eder.
Öfke sarhoş eder.
Alışkanlık sarhoş eder.
Ve Kur’an bu yüzden tekrar tekrar uyarır:
“Akletmez misiniz?”
Çünkü akıl, korunması gereken bir emanettir.
Kaybedildiğinde insan, ayakta kalsa bile düşmüştür.
İbadet: Aklı Ayakta Tutan Direnç
Kur’an’da Sukr’a Karşı Bilinç İnşası
Kur’an, insanın sarhoş olabileceğini kabul eder.
Ama onu bu hâle terk etmez.
Çünkü Kur’an’a göre ibadet, Allah’ın insanı kontrol etme
aracı değil; insanın kendini kaybetmemesi için kurulmuş bir bilinç sistemidir.
Eğer ibadet sukr’dan korumasaydı, Kur’an’da bu kadar merkezde olmazdı.
Burada önemli bir ayrım var:
İbadet yapılan bir şey değil, insanı yapan bir süreçtir.
1. Namaz: Bilinci Gün İçinde Yeniden Ayarlamak
Kur’an namazı anlatırken ilk vurgusu hareket değil, etkidir:
“Şüphesiz namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.”
(Ankebût 29:45)
Bu ayet çok nettir.
Namaz, insanı alıkoyar. Yani bir şeyin önüne set çeker.
Peki neyin?
Kontrolsüz arzunun.
Dalgınlığın.
Hevânın.
Eğer namaz bu etkiyi üretmiyorsa, Kur’an’a göre sorun
namazda değil; bilinçle kurulmamış olmasındadır.
Hatırla:
“Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza
yaklaşmayın.” (Nisâ 4:43)
Bu ayetle birlikte okuduğunda şunu anlarsın:
Namaz, sukr hâlinde yapılacak bir şey değil; sukr’ı dağıtması gereken
bir ibadettir.
Namaz, günün içinde insanı tekrar tekrar kendine getiren
bir duraktır.
Şimdi durup kendine sorman gereken soru şudur:
Namaz beni durduruyor mu?
2. Zikir: Bilincin Sabit Noktası
Kur’an’da zikir, sadece dilde tekrarlanan sözler değildir.
Zikir, hatırlama hâlidir.
“Kalpler ancak Allah’ı anmakla tatmin olur.”
(Ra‘d 13:28)
Tatmin, burada çok kritik bir kelimedir.
Çünkü sukr hâlinin temelinde doyumsuzluk vardır.
İnsan ister, ister, ister…
İstedikçe aklı geri çekilir.
Zikir ise insanı merkeze döndürür.
Neyi niçin yaptığını hatırlatır.
Başka bir ayet:
“Rabbini unutma, yoksa O da sana kendini unutturur.”
(Haşr 59:19)
Bu ayet çok serttir.
Çünkü “kendini unutmak”, Kur’an’da bilinç kaybıdır.
Zikir, insanın kendini unutmasına karşı bir dirençtir.
Yani zikir, sukr’ın panzehiridir.
3. Oruç: Arzuyu Eğitmek
Kur’an orucu tanımlarken açlıktan bahsetmez.
Hedefi söyler:
“Ey iman edenler! Oruç size farz kılındı… umulur ki takvâ
sahibi olursunuz.”
(Bakara 2:183)
Takvâ nedir?
Dikkat hâlidir.
Sınır bilincidir.
Oruç, insanın en güçlü dürtüsünü yeme, içme, arzuyu bilinçle
askıya almasıdır.
Bu çok önemli bir şeydir. Çünkü sukr, tam da burada başlar:
İstekler kontrolü ele geçirdiğinde.
Oruç, “isteyebilirim ama yapmayabilirim” demeyi öğretir.
Bu, aklın tekrar direksiyona geçmesidir.
Kur’an’ın mantığı nettir:
Arzusunu yönetemeyen, aklını da yönetemez.
4. İnfak: Sahip Olma Sarhoşluğunu Dağıtmak
Mal, insanı sarhoş eden en güçlü unsurlardan biridir. Kur’an
bunu bildiği için infakı merkeze alır:
“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe
erişemezsiniz.”
(Âl-i İmrân 3:92)
Bu ayet, insanın mal ile kurduğu bağa müdahaledir.
Çünkü sukr, sahip olma hissiyle beslenir.
İnsan malı tuttuğunda aklı daralır.
Paylaştığında ise genişler.
Başka bir ayet:
“Şeytan sizi fakirlikle korkutur, Allah ise size
bağışlanma ve lütuf vadeder.”
(Bakara 2:268)
Korku, sukr üretir.
İnfak, bu korkuyu kırar.
5. Kur’an Okumak: Bilinci Sürekli Canlı Tutmak
Kur’an kendisini şöyle tanımlar:
“Bu, kalplerde olanlara bir şifadır.”
(Yunus 10:57)
Şifa, bir hastalığın varlığını kabul eder.
Kur’an’a göre o hastalık, gaflettir.
Gaflet, sukr’ın kalıcı hâlidir.
Kur’an okumak, sadece bilgi almak değil; bilinci uyarma
eylemidir.
“Bu bir öğüttür; artık dileyen Rabbine bir yol tutar.”
(Müzzemmil 73:19)
6. Son İlke: İbadet Bilinç Üretmiyorsa Tehlikelidir
Kur’an çok net bir uyarı yapar:
“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarından
gafildirler.”
(Maûn 107:4–5)
Bu ayet, sukr’ın ibadetle bile örtülebileceğini gösterir.
Yani ibadet, bilinç üretmiyorsa koruyucu değil, perdeleyici olur.
Bu yüzden Kur’an ibadeti nicelikle değil, etkiyle
ölçer.
Son Soru
Şimdi bütün bu ayetlerin ardından şu soruyla baş başa
kalıyoruz:
İbadet beni ayıklaştırıyor mu,
yoksa ayıksızlığımı mı gizliyor?
Kur’an’ın istediği cevap nettir.
İbadet, insanı Allah’a yaklaştırırken kendine de yaklaştırmalıdır.
Aksi hâlde sukr devam eder.
Sadece daha dindar bir kılıkla.