KUR’AN’DA SAĞIR VE KÖR MECAZI
Hakikati Duymamak Ve Görmemek Üzerine Bir Yolculuk
Kur’an-ı Kerim, insana sadece bilgi vermek için değil, onu hakikate
uyandırmak, düşündürmek ve yönlendirmek için indirilmiştir. Ancak dikkat
çekici bir gerçek vardır: İnsan, bazen gerçeği bilmediği için değil, bilmek
istemediği için ondan uzak kalır.
İşte bu noktada Kur’an, son derece çarpıcı iki mecaz kullanır: sağır
ve kör.
Bu kavramlar, fiziksel bir eksikliği değil; insanın bilinçli olarak
gerçeğe kapanmasını anlatır. Yani mesele kulakların duymaması ya da
gözlerin görmemesi değil, kalbin gerçeğe karşı direnmesidir.
Günlük hayatta da bunu görürüz. Bir insanın yaptığı hatayı defalarca
söylersiniz, ama o sizi “duymaz”. Gözünün önünde olan bir gerçeği inkâr eder.
İşte bu durum, Kur’an’ın ifade ettiği manevi sağırlık ve körlüktür.
Hakikate Karşı Kapanmak
İnsan bazen gerçeği fark eder ama onu kabul etmek ağır gelir. Çünkü
hakikat, çoğu zaman değişim ister. Alışkanlıkları bırakmayı, hataları kabul
etmeyi ve nefsi zorlamayı gerektirir.
Tam da bu noktada insan iki yoldan birini seçer:
·
Ya gerçeğe kulak verir
·
Ya da kendini kapatır
Kur’an, bu ikinci durumu çok net bir şekilde ifade eder:
“Kim bu dünyada kör ise, ahirette de kördür; yol bakımından da daha
şaşkındır.”
(İsra, 17/72)
Körlük (Mecazi): Hakikati bile bile görmezden gelme hâli.
Bu ayet, çok sarsıcı bir gerçeği ortaya koyar:
İnsanın dünyada seçtiği bilinç hali, ahiretteki sonucunu belirler.
Yani kişi burada gerçeği görmek istemiyorsa, orada da göremeyecektir. Çünkü
bu bir eksiklik değil, bir tercihtir.
Günlük hayattan bir örnek düşün: Bir insan sağlığıyla ilgili açık uyarılar
almasına rağmen “bir şey olmaz” diyerek kendini kandırır. Zaman geçer ve sonuç
ağırlaşır. Sorun bilgisizlik değil, görmek istememektir.
Pişmanlığın Geciktiği An
Kur’an, sadece uyarmaz; aynı zamanda gelecekte yaşanacak pişmanlığı da
gözler önüne serer. İnsan, dünyada görmezden geldiği hakikati, ahirette bütün
açıklığıyla fark eder.
Ama artık geri dönüş yoktur.
“Ey
Rabbimiz! Bizi çıkar. Daha önce yaptıklarımızın aksine iyi işler yapalım"
diye feryat ederler.“
(Fatır,
35/37)
Pişmanlık: Gerçek görüldüğünde ama artık geç kaldığında ortaya çıkan iç
yanması.
Bu ayetteki sahne çok tanıdıktır aslında. Hayatta da insanlar çoğu zaman
“keşke” der:
·
Keşke o sözü söylemeseydim
·
Keşke o fırsatı kaçırmasaydım
·
Keşke o gerçeği daha önce kabul etseydim
Ama bazı “keşke”ler vardır ki dönüşü yoktur. İşte ahiretteki pişmanlık tam
olarak budur.
Gerçeği geç fark etmek, hiç fark etmemekten daha ağır olabilir.
Kalbin Mühürlenmesi Ne Demek?
Kur’an’da geçen en çarpıcı ifadelerden biri de kalbin mühürlenmesidir. Bu
ifade, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bu durum, Allah’ın sebepsiz yere insanı
kapatması değildir.
Aksine, insanın ısrarla gerçeği reddetmesinin sonucudur.
“Allah
onların kalplerini ve işitme duyularını mühürlemiştir. Gözlerinde de perde
vardır; onlar için büyük bir azap vardır.
(Bakara,
2/7)
Kalbin Mühürlenmesi: Hakikati sürekli reddetmenin, zamanla onu algılayamaz
hâle gelmeye dönüşmesi.
Bu şu demektir:
İnsan, her reddedişinde kalbini biraz daha kapatır. Bir süre sonra artık
hakikat ona ulaşsa bile etki etmez.
Tıpkı şuna benzer:
Bir insan sürekli aynı hatayı yapar ve kendini haklı çıkarırsa, bir süre
sonra o hatayı hata olarak bile görmemeye başlar.
İşte bu, kalbin yavaş yavaş mühürlenmesidir.
İnanan İle İnkâr Eden Arasındaki Fark
Kur’an, inanan ile inanmayan arasındaki farkı bilgi üzerinden değil, duyarlılık
üzerinden anlatır.
Mesele kimin daha çok bildiği değil, kimin gerçeğe açık olduğudur.
“Onlar, Rabb’lerinin ayetleri karşısında sağır ve kör kesilmezler.”
(Furkan, 25/73)
Duyarlılık: Hakikate karşı açık olmak, onu duymaya ve anlamaya istekli
olmak.
İnanan insanın en önemli özelliği şudur:
Duyduğunda düşünür, düşündüğünde sorgular ve gördüğünde ders çıkarır.
İnkâr eden ise bunun tersini yapar:
Duyar ama umursamaz, görür ama anlamlandırmaz.
Günlük hayatta bu fark çok nettir:
·
Aynı olayı iki kişi yaşar
·
Biri ders çıkarır
·
Diğeri hiçbir şey olmamış gibi devam eder
Fark, gözde değil; bakış açısındadır.
Gerçek Körlük Nedir?
Kur’an’ın bize öğrettiği en önemli gerçeklerden biri şudur:
Asıl körlük gözlerde değil, kalptedir.
Bir insan gözleriyle görüp kalbiyle inkâr edebilir.
Bir diğeri ise hiç görmediği hâlde hakikati kavrayabilir.
Bu yüzden Kur’an’daki “sağır” ve “kör” ifadeleri, insanın fiziksel değil, manevi
durumunu anlatır.
Ve bu durum doğuştan değildir.
Zamanla oluşur, tercihlerle pekişir ve alışkanlık hâline gelir.
Günlük Hayatta Manevi Sağırlık Ve Körlük
Bu kavramlar sadece geçmiş kavimlere ait değildir. Her insanın hayatında
küçük örnekleri vardır:
·
Yapılan bir uyarıyı sürekli görmezden gelmek
·
Açık bir gerçeği kabullenmemek
·
Hataları başkalarına yüklemek
·
Vicdanın sesini bastırmak
Bunların her biri, insanı yavaş yavaş duyarsızlaştırır.
Başta küçük olan bu durum, zamanla karakter hâline gelir. Ve kişi artık
gerçekten duyamaz ve göremez olur.
Sonuç: Hakikate Açık Kalabilmek
Kur’an’ın “sağır” ve “kör” mecazları bize şunu öğretir:
İnsan, hakikatten uzaklaşmayı bir anda değil, adım adım seçer.
Ve yine aynı şekilde, hakikate yaklaşmak da bir tercihtir.
Bu yüzden önemli olan:
·
Duymaya istekli olmak
·
Görmeye cesaret etmek
·
Gerçekle yüzleşmekten kaçmamaktır
Çünkü insanın değeri, ne kadar bildiğiyle değil;
gerçeğe ne kadar açık olduğu ile ölçülür.
Unutulmamalıdır ki:
Hakikati görmek bir yetenek değil, bir irade meselesidir.
Gerçek
olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam
ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun:
aydinorhon.com