Kur’an’da Tanımlanan Ayet: Mucize Sandığımız Şey Nedir?
Çocukluğumuzdan
beri bize anlatılan bir nebi tasavvuru vardır.
Denizi ikiye bölen, ölü dirilten, gökten sofra indiren, dağdan deve çıkaran bir
tasavvur…
Peki Kur’an
gerçekten böyle bir tablo mu çiziyor?
Önce sade bir
soruyla başlayalım:
Kur’an’da “mucize” kelimesi geçer mi?
Geçmez.
Kur’an’ın
kullandığı kelime “ayet”tir.
Bu çok önemli
bir ayrımdır.
Ayet
Nedir?
“Ayet”
kelimesi işaret demektir. Delil demektir. Gösterge demektir.
Kur’an’da
ayet sadece nebilerle ilgili kullanılmaz.
Göklere ayet
denir:
“Gece ve
gündüz, güneş ve ay O’nun ayetlerindendir.”
(Fussilet, 41/37)
İnsanın
yaratılışına ayet denir:
“Sizin
yaratılışınızda ve türettiği canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için
ayetler vardır.” (Casiye, 45/4)
Demek ki
ayet; tabiatüstü bir kırılma değil,
Allah’ın varlığına işaret eden her şeydir.
Bu durumda
vahiy de ayettir.
Kitap da ayettir.
Kâinat da ayettir.
Elçilerden
İstenen “Harikuladelikler”
Nebi
Muhammed’e yöneltilen taleplere bakalım:
“Altından
bir evin olmalı yahut göğe yükselmelisin…”
(İsra, 17/93)
İstenen şey
ne?
Göz kamaştırıcı bir gösteri.
Cevap ne?
“Ben elçi
olan bir beşerden başkası mıyım?”
(İsra, 17/93)
Bu cevap çok
nettir.
Elçi, beşerdir.
Gösteri sanatçısı değildir.
Bir başka
itiraz:
“Ona
Rabbinden ayetler indirilmeli değil miydi?”
(Ankebut, 21/50)
Cevap:
“Ayetler
yalnızca Allah’ın katındadır. Ben apaçık bir uyarıcıyım.”
(Ankebut, 29/50)
Ve hemen
arkasından:
“Kendilerine
okunmakta olan Kitap sana indirilmiş olması onlara yetmiyor mu?”
(Ankebut, 29/51)
Yani asıl
ayet nedir?
İndirilen Kitap.
Mucize
Tanımı Nereden Geldi?
Klasik tanım
şudur:
“Nebilik iddiasında bulunan kişiden âdetin hilafına olarak meydana gelen
harikulade olay.”
Bu tanım
Kur’an cümlesi değildir.
Sonraki kelam tartışmalarının ürünüdür.
Kur’an
elçileri nasıl tanımlar?
“De ki:
Ben de sizin gibi bir beşerim; bana ilahınızın tek bir ilah olduğu
vahyediliyor.”
(Kehf, 18/110)
Fark nerede?
Vahiyde.
Elçiyi elçi
yapan şey tabiat yasalarını bozması değil,
vahiy almasıdır.
Denizin
Yarılması, Ölünün Dirilmesi Meselesi
Şimdi en
kritik noktaya gelelim.
Kur’an’da
Nebi Musa’nın denizi yardığı anlatılır.
Nebi İsa’nın ölüyü dirilttiği anlatılır.
Salih’in devesi anlatılır.
Soru şu:
Bunları fizik kanunlarını askıya alan sihir gösterileri gibi mi anlamalıyız?
Kur’an’ın
temel ilkesi nedir?
“Allah’ın
yaratmasında değişme yoktur.”
(Rum, 30/30)
Eğer tabiat
yasaları keyfi biçimde askıya alınsaydı, düzen bozulurdu.
Kur’an evrenle çatışan bir din getirmez.
Ayrıca Kur’an
sürekli şunu vurgular:
“Gaybı
yalnız Allah bilir.” (Neml, 27/65)
Elçiler gaybı
bilmez.
“Eğer
gaybı bilseydim daha çok hayır yapardım.”
(Araf, 7/188)
Demek ki
elçiler ilahlaştırılmış güç sahipleri değildir.
Tevhid Neden Bu Kadar Hassas?
Çünkü tarih
boyunca elçiler yavaş yavaş ilahlaştırılmıştır.
“Yahudiler
Üzeyir Allah’ın oğludur dediler; Hristiyanlar Mesih Allah’ın oğludur dediler.”
(Tevbe, 9/30)
Devamında:
“Onlar
bilginlerini ve rahiplerini rabbler edindiler.”
(Tevbe, 9/31)
Rabb edinmek
ne demektir?
Helal–haram koyma yetkisi vermek.
Eğer bir
elçiye tabiatüstü sınırsız güçler atfedilirse,
insan zihni onu Allah’a yaklaştırır.
Kur’an’ın
bütün mücadelesi bu noktadadır:
Tevhid.
Asıl
Meydan Okuma Nedir?
Kur’an meydan
okur.
“Eğer bu
Kur’an’ın benzerini getirmek üzere ins ve cin toplansa, benzerini
getiremezler.”
(İsra, 17/88)
Bir başka
yerde:
“Eğer
kulumuza indirdiğimizden şüphedeyseniz, onun benzeri bir sure getirin.”
(Bakara, 2/23)
Meydan okuma
nerede?
Metinde.
Vahiyde.
Mesajın kendisinde.
Yoksa gösteri
gücünde değil.
Gerçek
Mucize Nedir?
Bir insan
düşün. Çöl ortamında yaşıyor. Okuma yazma bilmeyen bir toplumdan çıkıyor. Ama
ortaya koyduğu kitap, asırlar boyunca tartışılıyor.
Asıl ayet
budur.
Kur’an insanı
karanlıktan çıkarır.
“Allah,
iman edenleri karanlıklardan nura çıkarır.”
(Bakara, 2/257)
Bir kalbin
değişmesi, bir toplumun dönüşmesi…
Asıl mucize budur.
İcat ile
Ayeti Karıştırmamak
Bugün
insanlar uçak yapıyor, uzaya çıkıyor.
Bunlara mucize demiyoruz. İcat diyoruz.
Çünkü evren
yasalarına uygun şekilde keşfediliyor.
Elçilerin
getirdiği ayet de budur:
Evrenle çatışmayan, fıtrata uygun ilahi rehberlik.
Son Bir
Muhasebe
Şunu
kendimize soralım:
Biz elçileri
gerçekten örnek almak mı istiyoruz,
yoksa onları erişilemez olağanüstü figürlere dönüştürüp rahatlamak mı?
Eğer elçi
denizi fizik kurallarını bozarak yardıysa,
biz onun yolundan gidemeyiz.
Ama o vahiy
ile karanlık düzeni yardıysa,
biz de vahiy ile zulmü yarabiliriz.
İşte
Kur’an’daki ayet budur.
Gösteri değil, rehberliktir.
Harikuladelik değil, hidayettir.
Ve en
önemlisi:
Mucize
Allah’a aittir.
Elçi ise beşerdir.