İNSANI KÜÇÜLTEN SÖZ: ALAY, AYIPLAMA VE KÖTÜ LAKAPLAR
İnsan, yaratılışı gereği konuşan bir varlıktır.
Düşüncelerini sözle ifade eder, duygularını kelimelerle anlatır, ilişkilerini
dil üzerinden kurar. Bir bakıma insanın kalbi ile dili arasında görünmez bir
köprü vardır. Kalpte ne varsa çoğu zaman dil onu dışarı çıkarır. Bu yüzden
Kur’an, insanın sözlerine çok büyük önem verir. Çünkü bir söz bazen bir kalbi
onarır, bazen de bir kalbi kırar.
İşte bu noktada Kur’an, toplum hayatını koruyan çok önemli
bir ilke ortaya koyar. İnsanların birbirini küçümsemesini, alay etmesini,
aşağılamasını kesin bir şekilde yasaklar. Bu konuda şu uyarı yapılır:
“Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay
etmesin! Belki onlar (alay edilenler), kendilerinden daha hayırlıdır. Kadınlar
da kadınlarla alay etmesin! Belki onlar (alay edilenler), kendilerinden daha
hayırlıdır. Kendi kendinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla
çağırmayın! İmandan sonra yoldan çıkmak ne kötü bir isimdir! Kim tevbe etmezse
işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”
(Hucurat, 49/11)
Bu ayet, sadece bir ahlak tavsiyesi değildir. Aynı zamanda
bir toplum düzeni ilkesidir. Çünkü insanların birbirini küçümsediği, alay
ettiği ve aşağıladığı bir toplumda güven kalmaz, saygı kalmaz, kardeşlik
kalmaz.
Kur’an bu ayette aslında insanın çok sık düştüğü bir hataya
dikkat çeker: Kendini üstün görmek.
İNSAN NEDEN BAŞKALARIYLA ALAY EDER?
Bir insan neden başka biriyle alay eder?
Çoğu zaman bunun sebebi kibirdir. İnsan kendini daha akıllı,
daha güçlü, daha zengin ya da daha bilgili gördüğünde karşısındakini
küçümsemeye başlar. Bu küçümseme bazen açıkça yapılır, bazen de şaka kılığına
sokulur.
Mesela bir ortam düşünün. Bir kişi yanlış bir kelime
kullandığında hemen gülüşmeler başlar. Ya da birinin kıyafeti, konuşması,
aksanı, fiziksel görünüşü alay konusu olur. İnsanlar bunu çoğu zaman “şaka
yapıyoruz” diye savunur. Fakat Kur’an’a göre bu davranış basit bir şaka
değildir.
Çünkü alay edilen kişi belki de Allah katında çok değerli
bir insandır.
Ayette özellikle şu cümle dikkat çekicidir:
“Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdır.”
İnsanların en büyük yanılgılarından biri şudur: İnsanlar
değeri dış görünüşe göre ölçer. Zengin olanı büyük görür, fakiri küçük görür.
Güçlü olanı üstün sayar, zayıf olanı değersiz görür.
Fakat Allah katındaki ölçü böyle değildir.
Kur’an bu gerçeği başka bir ayette şöyle açıklar:
“Allah katında sizin en üstün olanınız, O’na karşı
gelmekten en çok sakınanınızdır.”
(Hucurat, 49/13)
Yani insanın gerçek değeri; malıyla, makamıyla, soyuyla ya
da görünüşüyle değil, kalbiyle ve Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle ölçülür.
Bu yüzden bir insanın başka birini küçümsemesi aslında büyük
bir cehalettir. Çünkü o insanın Allah katındaki değerini bilmesi mümkün
değildir.
ALAY ETMEK KALBİ KİRLETİR
Alay etmek sadece karşıdaki insanı incitmez; aynı zamanda
alay eden kişinin kalbini de kirletir.
Çünkü alay, çoğu zaman başkalarının kusurunu büyütmek
üzerine kuruludur. İnsan sürekli başkalarının eksiklerini aramaya başladığında
kendi kusurlarını görmemeye başlar.
Bu da insanı yavaş yavaş kibire sürükler.
Kur’an bu yüzden müminlere şu uyarıyı yapar:
“Kendi kendinizi ayıplamayın.”
(Hucurat, 49/11)
Bu ifade ilk bakışta ilginç görünür. İnsan neden kendisini
ayıplasın?
Aslında burada çok derin bir anlam vardır. Kur’an, müminleri
tek bir beden gibi görür. Bir mümin diğerini incittiğinde aslında kendi
kardeşini incitmiş olur. Bu da dolaylı olarak kendine zarar vermek demektir.
Tıpkı insanın kendi elini kesmesi gibi.
Bu yüzden Kur’an başka bir ayette müminler arasındaki
ilişkiyi şöyle anlatır:
“Müminler ancak kardeştir.”
(Hucurat, 49/10)
Kardeş olan insanlar birbirini küçümsemez. Birbirini
incitmez. Birbirini aşağılamaz.
Tam tersine birbirini korur.
KÖTÜ LAKAPLARIN GÖRÜNMEYEN YARALARI
Ayette dikkat çekilen ikinci önemli konu kötü lakaplardır.
İnsanlar bazen birbirlerine isim yerine lakaplar takarlar.
Bu lakaplar çoğu zaman bir kusura dayanır. Mesela fiziksel bir özellik, bir
hata, bir geçmiş olay ya da bir zayıflık.
İlk başta bu lakaplar eğlenceli gibi görünür. İnsanlar
gülüşür, ortam neşelenir. Fakat lakap takılan kişi için durum çoğu zaman çok
farklıdır.
Bir çocuğun okulda sürekli aynı lakapla çağrıldığını
düşünün. Günler geçer, aylar geçer, yıllar geçer… O lakap onun kimliğinin bir
parçası haline gelir. İnsanlar artık onun gerçek adını bile unutabilir.
Bu durum insanın kalbinde derin yaralar açabilir.
Kur’an bu yüzden açık bir şekilde şöyle der:
“Birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın.”
(Hucurat, 49/11)
Bu sadece bir görgü kuralı değildir. Bu, insan onurunu
koruyan bir ilkedir.
Çünkü insanın onuru, Allah’ın ona verdiği bir değerdir.
KÜÇÜK GÖRMEK ŞEYTANİ BİR HASTALIKTIR
Kur’an’da kibir ve küçümseme davranışının ilk örneği
şeytandır.
Şeytan, Allah’ın emrine rağmen Âdem’e secde etmeyi
reddetmişti. Bunun sebebi ise kendini üstün görmesiydi.
Kur’an o sahneyi şöyle anlatır:
“Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu
ise çamurdan yarattın.”
(Araf, 7/12)
Şeytanın hatası sadece emre karşı gelmek değildi. Asıl
hatası, kendini üstün görmesiydi.
İşte alay etmek, küçümsemek ve aşağılamak da aynı hastalığın
farklı bir yüzüdür.
İnsan bir başkasıyla alay ettiğinde aslında şunu söylemiş
olur:
“Ben senden daha iyiyim.”
Fakat insanın böyle bir hüküm vermeye yetkisi yoktur. Çünkü
insanların kalplerini bilen yalnızca Allah’tır.
DIŞ GÖRÜNÜŞ ALDATIR
Hayatta çok sık karşılaşılan bir durum vardır. İnsanlar ilk
bakışta birini küçük görür, değersiz zanneder. Fakat zaman geçtikçe o kişinin
aslında çok değerli biri olduğu ortaya çıkar.
Mesela sade giyinen birini düşünün. İnsanlar onun hakkında
hemen hüküm verebilir: “Bu kişi önemli biri değildir.”
Fakat o kişi belki de hayatını iyilik yapmaya adamış
biridir. Belki kimse görmeden ihtiyaç sahiplerine yardım ediyordur. Belki de
kalbi Allah’a çok yakın biridir.
İnsanlar bunu bilemez.
Kur’an’ın “Belki onlar sizden daha hayırlıdır” demesi işte
bu gerçeğe dikkat çeker.
İnsanların iç dünyasını sadece Allah bilir.
SÖZLERİN HESABI VARDIR
Bazı insanlar sözlerin bu kadar önemli olmadığını düşünür.
“Bir şey demedik ki, sadece şaka yaptık” diyebilirler.
Fakat Kur’an sözlerin sorumluluğunu hatırlatır:
“İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında onu kaydeden bir
gözetleyici bulunmasın.”
(Kaf, 50/18)
Yani insanın söylediği her söz kaydedilir. Küçük görünen
sözler bile…
Bir insanın kalbini kıran bir cümle, belki de yıllarca
unutulmaz.
Bu yüzden Kur’an müminlere şöyle bir ölçü verir:
“Kullarıma söyle: En güzel sözü söylesinler.”
(İsra, 17/53)
Bu ayet çok önemli bir prensip ortaya koyar. Müminin dili,
inciten değil iyileştiren bir dil olmalıdır.
MÜMİNİN DİLİ NASIL OLMALIDIR?
Kur’an’a göre müminin dili üç özelliğe sahip olmalıdır.
Birincisi doğru söz söylemek.
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve
doğru söz söyleyin.”
(Ahzab, 33/70)
İkincisi güzel söz söylemek.
“İnsanlara güzel söz söyleyin.”
(Bakara, 2/83)
Üçüncüsü ise incitmeyen bir dil kullanmak.
Çünkü güzel bir söz, bazen büyük bir iyilikten daha değerli
olabilir.
Kur’an bu gerçeği şöyle anlatır:
“Güzel bir söz ve bağışlama, arkasından eziyet gelen
sadakadan daha hayırlıdır.”
(Bakara, 2/263)
Yani insan yardım bile etse ama bunu kırıcı sözlerle yaparsa
o iyiliğin değeri azalır.
BİR KALBİ KIRMAK
Bir kalbi kırmak bazen çok kolaydır. Bir cümle yeterlidir.
Ama kırılan kalbi onarmak bazen çok zordur.
Bir öğretmen düşünün. Sınıfta bir öğrenci hata yaptığında
herkesin önünde onu küçümsüyor. O öğrenci belki yıllarca o anı unutamayacak.
Ya da bir ailede kardeşlerden biri sürekli diğerini
aşağılıyorsa… O çocuk kendini değersiz hissedebilir.
İşte Kur’an’ın alay etmeyi yasaklaması sadece bireysel bir
ahlak meselesi değildir. Bu aynı zamanda insanların ruh sağlığını koruyan bir
ilkedir.
TEVBE KAPISI
Hucurat suresi 11. ayetin sonunda çok önemli bir uyarı
yapılır:
“Kim tevbe etmezse işte onlar zalimlerin ta
kendileridir.”
Burada “zalim” kelimesi dikkat çekicidir.
Zulüm sadece fiziksel zarar vermek değildir. Bir insanın
onurunu kırmak da zulümdür.
Fakat Kur’an kapıyı tamamen kapatmaz. Tevbe kapısı her zaman
açıktır.
İnsan geçmişte başkalarıyla alay etmiş olabilir. Birini
incitmiş olabilir. Birine kötü lakap takmış olabilir.
Eğer insan bu hatasını fark eder ve vazgeçerse Allah’ın
rahmeti geniştir.
GERÇEK BÜYÜKLÜK
Gerçek büyüklük başkalarını küçültmekle değil, başkalarını
yüceltmekle ortaya çıkar.
Bazı insanlar vardır; bir ortama girdiklerinde herkes
kendini değerli hisseder. Çünkü o kişi kimseyi küçümsemez. Kimseyle alay etmez.
Kimsenin kusurunu büyütmez.
Böyle insanlar toplumun huzur kaynağıdır.
Kur’an’ın hedeflediği toplum da işte böyle bir toplumdur.
İnsanların birbirini incitmediği, aşağılamadığı, alay
etmediği bir toplum.
SONUÇ
Hucurat suresi 11. ayet, insan ilişkilerini koruyan güçlü
bir ahlak kuralı koyar. Müminlerin birbirini küçümsemesini, alay etmesini,
ayıplamasını ve kötü lakaplarla çağırmasını yasaklar.
Çünkü insanın değeri dış görünüşte değil, kalbindedir.
Bir insanı küçük görmek aslında Allah’ın verdiği değeri
küçümsemektir.
Bu yüzden müminin dili dikkatli olmalıdır. Sözü inciten
değil iyileştiren bir söz olmalıdır.
Belki de bugün hayatımızda küçük bir değişiklik yapabiliriz.
Birini eleştirmeden önce durup düşünmek…
Birini küçümsemeden önce kendimizi hatırlamak…
Birine lakap takmadan önce onun kalbini düşünmek…
Çünkü Kur’an’ın söylediği o cümle her zaman aklımızda
olmalıdır:
“Belki onlar sizden daha hayırlıdır.”
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com