İSLAM NEDEN ALLAH’IN İSTEDİĞİ GİBİ YAŞANMIYOR?
Sorunun
Kendisiyle Yüzleşmek
Bugün çoğu
insanın sormaktan kaçındığı ama aslında herkesin içinde sessizce taşıdığı bir
soru var: İslam neden Allah’ın istediği gibi yaşanmıyor?
Kur’an
elimizde. Mesaj açık. Doğru ile yanlış birbirinden ayrılmış. Ama buna rağmen
toplumlara baktığımızda; adalet zayıf, dürüstlük kırılgan, merhamet ise çoğu
zaman çıkarın gölgesinde kalmış durumda.
Bu çelişkiyi
görmezden gelmek mümkün değil. Çünkü ortada iki gerçek var: Birincisi
Kur’an’ın değişmediği, ikincisi ise Müslümanların değiştiği.
İşte mesele
tam da burada başlıyor. Sorun İslam’da değil. Sorun, İslam’ın yaşanmamasında.
Kur’an’ın
Ölçüsü: Üstünlük Neye Göre?
Kur’an,
insanın değerini açık bir şekilde tanımlar. Bu değer; mal, güç, makam ya da
aidiyetle değil, sorumluluk bilinciyle ölçülür.
“Ey insanlar!
Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi
milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstün olanınız, O’na karşı
en çok sorumluluk bilinci taşıyanınızdır.”
(Hucurât, 49/13)
Takva
(sorumluluk bilinci): Allah’ın farkında olarak yaşamak, davranışlarını
buna göre şekillendirmek.
Bu ayet bize
şunu açıkça söyler:
Üstünlük, görünende değil; görünmeyen niyette ve davranışta gizlidir.
Ama bugün
baktığımızda, insanlar üstünlüğü farklı yerlerde arıyor. Kimi servette, kimi
makamda, kimi mezhepte, kimi de ait olduğu grupta…
İşte bu kayma,
İslam’ın özünden uzaklaşmanın ilk adımıdır.
İslam’ın
Merkezi: Ahlak mı, Ritüel mi?
İslam çoğu
zaman ibadetlerle sınırlandırılmış gibi yaşanıyor. Namaz, oruç, hac… Bunlar
elbette önemlidir. Ancak Kur’an’ın ortaya koyduğu din anlayışı, sadece
ritüellerden ibaret değildir.
İslam’ın özü
ahlaktır.
Adalet,
doğruluk, emanet, merhamet, hak… Bunlar olmadan yapılan ibadetler, Kur’an’ın
ortaya koyduğu bütünlüğü temsil etmez.
“Yetimi sakın
ezme. İsteyeni azarlama.”
(Duhâ, 93/9-10)
Yetim: Korunmaya
muhtaç olan, yalnız bırakılmış insan.
Bu ayet,
ibadetten önce insan ilişkisini düzenler. Çünkü Kur’an’a göre din, önce insanla
başlar.
Günlük hayatta
düşün:
Bir insan namaz kılıyor ama çalışanının hakkını vermiyor.
Oruç tutuyor ama yalan söylüyor.
Bu durumda
sorun ibadette değil, ibadetin hayata yansımamasındadır.
Kur’an’ın
Hayattan Uzaklaştırılması
Kur’an bugün
çoğu zaman okunuyor ama yaşanmıyor. Duvarlarda asılı, raflarda saklı ama
hayatın içinde yok.
Oysa Kur’an
kendisini şöyle tanımlar:
“Bu, insanlar
için bir açıklama, sorumluluk bilinci taşıyanlar için bir hidayet ve öğüttür.”
(Âl-i İmrân, 3/138)
Hidayet: Doğru yolu
gösteren rehber.
Bu ayet bize
şunu söyler:
Kur’an okunmak için değil, yol göstermek için indirilmiştir.
Ama biz onu
bir rehber olmaktan çıkarıp bir sembole dönüştürdük.
Günlük bir
örnek düşün:
Bir navigasyon cihazın var ama onu sadece dinliyorsun, yönlendirmelerini
uygulamıyorsun.
Sonra da
kaybolduğunda cihazı suçluyorsun.
İşte bugün
Kur’an ile kurulan ilişki tam olarak bu.
Din
İnsanlardan Öğrenilmeye Başlandığında
Kur’an terk
edildiğinde boşluk oluşur. Ve o boşluk mutlaka doldurulur.
Bugün birçok
insan dini doğrudan Kur’an’dan değil, başkalarından öğreniyor.
Bu da şu
sonucu doğuruyor:
İslam, Allah’ın indirdiği hâliyle değil, insanların yorumladığı hâliyle
yaşanıyor.
“Onlar,
bilginlerini ve din adamlarını Allah’tan başka rabbler edindiler…”
(Tevbe, 9/31)
Rabb edinmek: Mutlak
otorite kabul etmek, sorgulamadan itaat etmek.
Bu ayet çok
net bir uyarı yapar:
İnsanları sorgusuz otorite haline getirmek, dini bozar.
Bugün birine
şu soruyu sor:
“Bu doğru mu?”
Cevap çoğu
zaman şöyle gelir:
“Hocam öyle dedi.”
Ama Kur’an’a
göre ölçü bu değildir. Ölçü:
Allah’ın ayetidir.
Resül’e Bile
Verilmeyen Yetki
Kur’an’da
dikkat çeken önemli bir gerçek vardır:
Allah, elçisine bile insanları zorla yönlendirme yetkisi vermez.
“Sen onların
üzerinde bir zorba değilsin.”
(Gaşiye, 88/22)
Zorlama: İnsan
iradesini baskı altına almak.
Bu ayet çok
açık:
İnanç, zorla olmaz.
Ama bugün
bakıyoruz; insanlar üzerinde baskı kuran, onları yönlendiren, hatta korkutan
din anlayışları var.
Bu, Kur’an’ın
ortaya koyduğu din anlayışıyla çelişir.
Çünkü
Kur’an’da din:
Özgür iradeye dayanır.
Adaletin
Kaybolduğu Yerde Din Yaşanmaz
Kur’an’da en
çok vurgulanan kavramlardan biri adalettir.
“Ey iman
edenler! Kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine de olsa adaleti
ayakta tutun.”
(Nisâ, 4/135)
Adalet: Hakkı
sahibine vermek, tarafsız olmak.
Bu ayet şunu
söyler:
Adalet, çıkarın önüne geçmelidir.
Ama bugün
birçok toplumda adalet; güçlünün lehine, zayıfın aleyhine işliyor.
Bu durumda şu
gerçeği kabul etmek gerekir:
Adalet yoksa, İslam da yoktur.
Dürüstlük ve
Emanet Bilinci
Kur’an’ın
temel ilkelerinden biri de emanettir.
“Allah size,
emanetleri ehline vermenizi emreder…”
(Nisâ, 4/58)
Emanet: Sorumluluk
verilen görev veya hak.
Bu ayet sadece
maddi emanetleri değil, görevleri de kapsar.
Yani bir işi
ehil olmayan birine vermek, sadece yanlış değil, Kur’an’a aykırıdır.
Günlük hayatta
düşün:
Bir hastanede işini bilmeyen bir doktor…
Bir kurumda liyakatsiz bir yönetici…
Bunlar sadece
hatalı tercihler değil, emanete ihanettir.
Söz ve
Davranış Arasındaki Uçurum
Kur’an’ın en
sert eleştirilerinden biri şudur:
“Yapmayacağınız
şeyi neden söylüyorsunuz?”
(Saff, 61/2)
Tutarsızlık: Söylem ile
eylem arasındaki çelişki.
Bu ayet, dini
söylemlerle yaşayan ama uygulamayan insanları hedef alır.
Bugün en büyük
sorunlardan biri de budur:
Söz çok, uygulama az.
İnsanlar
doğruyu biliyor ama yaşamıyor.
Bu da dinin
güvenilirliğini zedeliyor.
İslam’ın Araç
Haline Getirilmesi
İslam, insanı
özgürleştirmek için indirilmiştir.
Ama zamanla
bazı insanlar için bir araç haline gelmiştir:
- Güç elde etmek için
- İnsanları yönetmek için
- Maddi kazanç sağlamak için
Bu, dinin
amacını tersine çevirir.
“O, size din
konusunda hiçbir zorluk yüklemedi…”
(Hac, 22/78)
Kolaylık: Dinin insanı
zorlamak için değil, kolaylaştırmak için gelmesi.
Kur’an’a göre
din:
Hayatı zorlaştıran değil, kolaylaştıran bir rehberdir.
Sorunun Özeti:
Eksik Olan Kim?
Kur’an açık.
Mesaj net.
Eksik olan:
İnsanın kendisidir.
“Allah, bir
toplumu onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez.”
(Ra’d, 13/11)
Değişim: İçten
başlayan dönüşüm.
Bu ayet her
şeyi özetler:
Sorun dışarıda değil, içeridedir.
Toplumun değişmesi
için önce birey değişmelidir.
Çözüm:
Kur’an’ı Yeniden Hayata İndirmek
Çözüm karmaşık
değil.
Ama cesaret
ister.
- Kur’an’ı anlamak
- Onu doğrudan okumak
- Hayata uygulamak
Ve en
önemlisi:
Araya kimseyi koymamak
Çünkü Kur’an
zaten tamamlanmıştır:
“Bugün size
dininizi kemale erdirdim…”
(Mâide, 5/3)
Kemale ermek: Eksiksiz hale
gelmek.
Bu ayet şunu
söyler:
Din tamam. Eksik olan uygulama.
Son Söz:
Mesele İslam Değil, Müslüman
Artık şu
gerçeği açıkça söylemek gerekir:
İslam
yaşanmıyor değil; biz yaşamıyoruz.
Kur’an hayatın
merkezine alınmadıkça,
Adalet uygulanmadıkça,
Dürüstlük korunmadıkça,
Hiçbir toplum
Kur’an ahlakını temsil edemez.
Ama bir gün şu
değişirse:
- İnsanlar doğruyu yaşamaya başlarsa
- Adalet çıkarın önüne geçerse
- Din, insanın değil Allah’ın sözüne dayanırsa
İşte o zaman
tablo değişir.
Ve o gün
geldiğinde, şu cümle gerçek olur:
İslam sadece
inanılan değil, yaşanan bir din haline gelir.