NEBİ MUSA İLE GENÇ YARDIMCISININ YOLCULUĞU
Hayatın
İçinden Bir Hikmet Sohbeti
Allah’ın
Düzeni ve İnsan’ın Yolculuğu
İnsan bazen
hayatın içinde kaybolduğunu hisseder.
Planlar bozulur, hesaplar tutmaz, beklentiler karşılıksız kalır.
Tam o anda insanın
zihninde şu soru belirir:
“Neden?”
Cevap aslında
çok derindir ama bir o kadar da sade:
Çünkü yol, Allah’ın yoludur.
İnsan
unutabilir.
İnsan şaşırabilir.
İnsan yanlış kararlar verebilir.
Ama bütün
bunlara rağmen değişmeyen bir gerçek vardır:
Allah’ın kurduğu düzen şaşmaz.
“Allah’ın
sünnetinde bir değişiklik bulamazsın.”
(Ahzâb, 33/62)
Kavram: Sünnetullah → Allah’ın
değişmeyen, kusursuz işleyen düzeni.
Bu hakikat
insanı rahatlatır.
Çünkü yükün tamamı senin omzunda değildir.
Sen
elinden geleni yaparsın, gerisini Allah’a bırakırsın.
Günlük
hayattan düşün:
Bir öğrenci elinden geleni yapar, çalışır, çabalar. Ama sınavın sonucu bazen
beklediği gibi olmaz.
İşte burada
iki seçenek vardır:
- Ya isyan eder
- Ya da “Ben görevimi yaptım”
diyerek teslim olur
İkinci yol,
insanı iç huzura götüren yoldur.
Sabır
Meselesi: Anlayamadığına Güvenebilmek
“Doğrusu
sen benimle beraberliğe sabredemezsin.”
(Kehf, 18/67)
Kavram: Sabır → Anlamadığın şeye karşı
güvenle bekleyebilmek.
“İç yüzünü
kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredeceksin?”
(Kehf, 18/68)
Kavram: Hikmet → Olayların görünmeyen
arka planı.
Musa gibi
büyük bir nebiye bu söz söyleniyor.
Bu, bize çok önemli bir şey öğretir:
Sabır,
basit bir şey değildir.
Sabır çoğu
zaman yanlış anlaşılır.
İnsan sabrı sadece “katlanmak” zanneder.
Oysa sabır
şudur:
“Ben şu an anlamıyorum… ama Allah biliyor.” diyebilmektir.
Bugün biz ne
yapıyoruz?
Başımıza bir
şey geldiğinde hemen soruyoruz:
- “Neden ben?”
- “Niye şimdi?”
- “Bu neden oldu?”
Bu sorular
insanidir.
Ama cevaplar her zaman hemen gelmez.
Bazen hayat,
cevabı zamana bırakır.
Tıpkı bir
filmin ortasında kalkıp “Bu sahne niye böyle?” diye sormak gibidir.
Film bitmeden anlamak mümkün değildir.
Delinen
Gemi: Görünen Zarar, Gizli Rahmet
“Gemiye
bindiklerinde onu deldi…”
(Kehf, 18/71)
Kavram: Zahir ve batın → Görünen ile
gerçekte olanın farklı olması.
“Gemi,
denizde çalışan yoksul kişilerindi…”
(Kehf, 18/79)
Kavram: Koruma → Görünürde zarar gibi
olan şeyin aslında koruma olması.
Gemi
deliniyor.
Bu açıkça bir zarar gibi görünüyor.
Ve Musa
itiraz ediyor.
Çünkü dışarıdan bakıldığında bu yapılan şey yanlış.
Ama sonra
öğreniyoruz ki:
Eğer gemi sağlam kalsaydı, zalim bir hükümdar tarafından el konulacaktı.
Yani geminin
delinmesi:
Büyük bir kaybı engelleyen küçük bir zarardır.
Bugün bizim
hayatımızda da böyle değil mi?
- İşin bozulur
- Planın iptal olur
- Güvendiğin biri gider
O an insan
üzülür.
Hatta “Her şey kötüye gidiyor” diye düşünür.
Ama yıllar
sonra dönüp baktığında şunu fark eder:
“İyi ki öyle olmuş…”
İşte bu kıssa
bize şunu öğretir:
Her kayıp zarar değildir.
Her engel felaket değildir.
Çocuk
Meselesi: Zor Kararlar ve Gizli Merhamet
“Bir
çocuğa rastladıklarında onu öldürdü…”
(Kehf, 18/74)
Kavram: İlahi takdir → İnsan aklının
sınırlarını aşan kararlar.
“Onun ana
babası mümin kimselerdi…”
(Kehf, 18/80)
Kavram: Koruma → Gelecekteki büyük
zararın önlenmesi.
Bu bölüm en
zor anlaşılan kısımdır.
Çünkü burada görünen şey çok ağırdır.
Ama verilen
mesaj şudur:
Bazı kötülükler büyümeden engellenmelidir.
Bunu günlük
hayata indirelim:
- Zararlı bir alışkanlığı bırakmak
- Seni aşağı çeken bir çevreden
uzaklaşmak
- Yanlış bir ilişkiyi bitirmek
Bunlar kolay
değildir.
Hatta can yakar.
Ama uzun
vadede insanı korur.
Merhamet
bazen sert görünür.
Ama amacı yıkmak değil, korumaktır.
Yıkık
Duvar: Görünmeyen İyilikler
“Yıkılmak
üzere olan bir duvarı doğrulttu…”
(Kehf, 18/77)
Kavram: İyilik → Karşılık beklemeden
yapılan doğru davranış.
“Duvar,
iki yetim çocuğa aitti…”
(Kehf, 18/82)
Kavram: Emanet → Geleceğe bırakılan
değerler.
Bir kasabaya
geliyorlar.
Kimse onları misafir etmiyor.
Yani ortada
iyiliği hak etmeyen bir ortam var.
Ama buna
rağmen duvarı onarıyorlar.
Neden?
Çünkü o
duvarın altında yetimlerin hakkı var.
Bu bize şunu
öğretir:
İyilik, karşılık için yapılmaz.
Doğru olduğu için yapılır.
Bugün bir
çocuğa verilen terbiye…
Birine yapılan küçük bir yardım…
Birine öğretilen doğru bir söz…
Belki bugün
karşılık bulmaz.
Ama yarın bir hayatı kurtarır.
İnsan
sadece kendisi için yaşamaz.
Ardından gelenler için de yaşar.
Soru
Sormanın Edebi
“Sana
açıklamadan soru sorma…”
(Kehf, 18/70)
Kavram: Edep → Bilgiye karşı saygılı
duruş.
İnsan merak
eder.
Soru sormak doğaldır.
Ama bu ayet
bize şunu öğretir:
Her şeyin bir zamanı vardır.
Bugün insan hemen
her şeyi bilmek istiyor.
Beklemek istemiyor.
Ama hikmet
aceleye gelmez.
Bir öğretmeni
düşün:
Dersi daha anlatmadan sürekli soru soran bir öğrenci…
Ne kendisi anlar, ne süreci sağlıklı ilerler.
Bilgi
sabır ister.
Hikmet zaman ister.
Ölüm:
Korkulacak Son Değil, Geçiş Kapısı
Bu kıssada
ölüm vardır.
Ama korku yoktur.
Çünkü Kur’an
ölümün ne olduğunu yeniden tanımlar:
Ölüm bir
son değil, bir geçiştir.
Bu gerçeği
anlayan insan:
- Dünyaya körü körüne bağlanmaz
- Daha adil olur
- Daha merhametli olur
Çünkü bilir
ki:
Asıl hayat henüz başlamamıştır.
Bugünün
Hayatına Bak
Şimdi kendine
dön.
- Sınavdan kaldın
- İş görüşmen olmadı
- Bir hastalık çıktı
- Bir şey planladığın gibi gitmedi
Hemen “neden”
deme.
Bir dur.
Bir düşün.
Belki de sen
geminin delindiğini zannediyorsun…
Ama aslında batmaktan kurtuldun.
Son Söz:
Hayat Nedir?
Musa ile genç
yardımcısının yolculuğu bize şunu söyler:
Hayat,
kontrol edilecek bir şey değildir.
Anlaşılacak bir yolculuktur.
Sabır,
katlanmak değildir.
Hikmeti aramaktır.
Ve en
önemlisi:
Eğer yoldaysan,
Allah seninle beraberdir.
Gerçek olan
Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve
esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com