KUR’AN VE SÜNNET SÖYLEMİ ÜZERİNE: DİNİN ÖLÇÜSÜ NEDİR?
Din Kimin Sözüyle Yaşanır?
Bugün Müslüman toplumun çok büyük bir kısmı dinini tarif
ederken aynı cümleyi kuruyor: “Biz Kur’an ve sünnet üzere yaşıyoruz.”
Peki hiç düşündün mü…
Bu ifade gerçekten Kur’an’ın kurduğu din anlayışını mı temsil ediyor, yoksa
zamanla oluşmuş geleneksel bir din dilini mi?
Çünkü ortada önemli bir soru var: Allah dini eksik mi bıraktı ki ikinci bir
kaynak zorunlu hale getirildi? Eğer Kur’an dinin temeli ise, o halde ölçü
doğrudan Kur’an olmalı değil mi?
Ama eğer Kur’an’ın yanında başka belirleyici kaynaklar da gerekiyorsa, o zaman
şu soruyu sormak gerekir: Kur’an kendisini yeterli görüyor mu, yoksa eksik bir
kitap olarak mı tanıtıyor?;
İşte mesele tam burada başlıyor.
Kur’an Kendisi İçin Ne Söylüyor?
Kur’an kendisini sıradan bir öğüt kitabı gibi anlatmaz.
O; açıklayan, hükmeden, yol gösteren ve detaylandırılmış bir kitap olduğunu
söyler.
“Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.”
(En’am, 6/38)
Bu ayet üzerinde gerçekten durmak gerekir. Çünkü toplumdaki yaygın anlayış şunu
söylüyor: “Kur’an var ama yetmez.”
Fakat Allah ise:
“Eksik bırakmadım.” diyor.
Şimdi düşünelim…
Eksik olmayan bir şeye insan nasıl eksik diyebilir?
Bir başka ayette şöyle denir:
“Sana bu Kitab’ı; her şey için bir açıklama, bir hidayet, bir rahmet ve
Müslümanlara bir müjde olarak indirdik.”
(Nahl, 16/89)
Kur’an burada kendisini “her şey için açıklama” olarak tanımlıyor. Bu ifade çok
büyüktür.
Çünkü din adına gerekli olan ölçünün kaynağını doğrudan Allah belirliyor. Bugün
ise insanlar çoğu zaman şöyle düşünüyor: “Kur’an temel kaynaktır ama ayrıntılar
başka kaynaklarda vardır.”
Oysa Kur’an kendisini ayrıntılandırılmış kitap olarak anlatır:;
“Allah’tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa size Kitab’ı ayrıntılı kılınmış
olarak indiren O’dur.”
(En’am, 6/114)
Dikkat edelim…
Ayet sadece kitabın Allah’tan geldiğini söylemiyor. Aynı zamanda “ayrıntılı
kılındığını” da vurguluyor. Demek ki mesele yalnızca vahyin kaynağı değil;
yeterliliğidir de.
Peki “Sünnet” Kavramı Kur’an’da Nasıl Geçer?
Bugün “sünnet” denildiğinde çoğu insanın aklına hadis
kitaplarında geçen rivayetler gelir. Fakat Kur’an’daki kullanım böyle değildir.
Kur’an’da “sünnet” kelimesi çoğunlukla “Allah’ın değişmeyen yasası” anlamında
kullanılır.
Örneğin:
“Allah’ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın.”
(Fetih, 48/23)
Buradaki sünnet; Allah’ın sistemi, yöntemi, yasasıdır. Yani Kur’an’daki
“sünnet” kavramı ile bugün oluşturulan “rivayet merkezli sünnet anlayışı” aynı
şey değildir. Bu önemli bir ayrımdır. Çünkü zamanla insanlar Nebi’nin
örnekliğini; yüzlerce yıl sonra yazılmış, çelişkiler taşıyan, birbirini
reddeden rivayetlerin içine hapsettiler.
Oysa Kur’an Elçi’nin görevini çok açık anlatır:
“Resule düşen ancak açık bir tebliğdir.”
(Ankebut, 29/18)
Nebi’nin temel görevi vahyi iletmektir. Din koymak değil.
Çünkü hüküm yetkisi yalnızca Allah’a aittir.
“Hüküm yalnızca Allah’ındır.”
(Yusuf, 12/40)
Nebi’ye Uymak Ne Demektir?
Burada insanlar hemen şu soruyu sorar: “Peki Kur’an’da Resule itaat edin
denmiyor mu?”
Evet, deniyor.
Ama önemli olan şu: Resule itaat neyin içinde tanımlanıyor? Kur’an’a göre Resul
kendi hevasından konuşan biri değildir. O vahye uyar.
“O, hevadan konuşmaz. O ancak vahyedilen bir vahiydir.”
(Necm, 53/3-4)
Demek ki Resule itaatin özü; vahye itaattir. Çünkü Resül insanları kendisine
değil, Allah’ın indirdiğine çağırır. Bugün ise birçok insan farkında olmadan
şunu yapıyor:
Kur’an açık bir hüküm vermese bile, rivayetlerle yeni hükümler üretiyor. Hatta
bazen rivayetler Kur’an’ın önüne geçiriliyor. Şöyle bir durumla karşılaşsan ne
düşünürdün? Bir konuda Allah’ın kitabında açık hüküm yok ama insanlar yüzlerce
rivayet üzerinden kesin din oluşturuyor… Bu durumda ölçü gerçekten Allah’ın
kitabı mı olur, yoksa insanların aktardıkları mı?
Kur’an Dışında Dini Kaynak Arayışı
Kur’an bu konuda çok net uyarılar yapar.
“Rabb’inin sözü doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır.”
(En’am, 6/115)
Tamamlanmış olan bir şeye ek yapılır mı? Bir başka ayette ise çok sarsıcı bir
soru sorulur:
“Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi hadise inanacaklar?”
(Casiye, 45/6)
Düşünelim… Ayet açıkça “Allah’tan ve ayetlerinden sonra hangi hadise?” diye
soruyor.
Bugün ise dinin büyük kısmı “hadis ilmi” üzerinden anlatılıyor. Elbette burada
mesele tarihsel bilgi değildir. Bir söz tarih bilgisi olarak incelenebilir. Ama
o sözleri Allah’ın hükmü seviyesine çıkarmak bambaşka bir şeydir. Çünkü dinin
sahibi Allah’tır.
Kur’an Neden Yetmez Hale Geldi?
Asıl sorgulanması gereken nokta belki de budur. Kur’an gerçekten anlaşılmaz
olduğu için mi insanlar başka kaynaklara yöneldi? Yoksa insanlar doğrudan
Allah’ın kitabıyla yüzleşmek istemediği için mi araya başka otoriteler koydu? Çünkü
Kur’an insanı sarsar.
Sorumluluğu doğrudan bireyin omzuna yükler. Aracı sınıflar oluşturmaz.
Fakat insanlar çoğu zaman kesinlik ister. Her konu için hazır cevap ister. Düşünmeden
uyabileceği bir yapı ister. İşte bu noktada rivayet merkezli din anlayışı
devreye girer.
Böylece insan artık Kur’an’la birebir yüzleşmek yerine; alimlerin, mezheplerin,
rivayetlerin oluşturduğu büyük sistemin içine girer.
Oysa Kur’an sürekli düşünmeye çağırır:
“Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı?”
(Nisa, 4/82)
Dikkat et… Ayet: “Rivayetleri düşünmüyorlar mı?” demiyor. Doğrudan Kur’an
üzerinde düşünmeye çağırıyor.
Doğru Yol Hangisidir?
Burada dengeyi doğru kurmak gerekir. Nebi elbette örnek bir şahsiyettir. Kur’an
bunu söyler. Fakat Nebi’nin örnekliği; Allah’ın vahyini yaşamasındadır. Yani
örnek alınacak olan şey; vahyin hayata geçirilmesidir. Din ise yalnızca
Allah’ın kitabından alınır.
Çünkü:
“Bu Kur’an bana, onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyedildi.”
(En’am, 6/19)
Kur’an kendisini yeterli uyarı olarak sunuyor. Bu yüzden doğru yol; Kur’an’ı
merkeze almak, hükmü yalnız Allah’a vermek, rivayetleri ise dinin asli kaynağı
haline getirmemektir. Çünkü insan sözü değişebilir. Aktarım bozulabilir. Yorumlar
çatışabilir.
Ama Allah’ın kitabı korunmuştur.
“Şüphesiz zikri biz indirdik, onun koruyucusu da elbette biziz.”
(Hicr, 15/9)
Sonunda insan şu soruyla baş başa kalır: Ben dinimi gerçekten Allah’ın
indirdiği kitaptan mı öğreniyorum… Yoksa insanların yüzyıllar boyunca
oluşturduğu büyük geleneğin içinden mi?
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com