YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE…
İnsanlar dua ederken kullandıkları bazı sözlerin ne anlama geldiğini
gerçekten düşünüyor mu? Birçok insan farkında olmadan Allah’a doğrudan yönelmek
yerine, araya bazı isimler koyarak dua ediyor. “Falancanın yüzü suyu hürmetine”,
“filan zatın hatırı için”, “o büyük kişinin bereketiyle” gibi ifadeler artık
sıradanlaşmış durumda.
Peki düşün… Allah’a ulaşmak için gerçekten başka birine ihtiyaç var mı? Kur’an’a
baktığında bunun tam tersini görürsün. Çünkü Allah, kuluyla arasına hiçbir
aracı koymaz. İnsanların oluşturduğu aracılık sistemi ise zamanla dinin
merkezine yerleşmiş durumda. Oysa tevhid, insanın yalnızca Allah’a yönelmesi
demektir. Yardımı yalnız O’ndan istemesi, korkuyu yalnız O’na karşı hissetmesi
ve umudu yalnız O’na bağlamasıdır.
“Kâfir olanlar, benim peşim sıra kullarımı dostlar edineceklerini mi
sandılar! Biz cehennemi kâfirlere bir konak olarak hazırladık.”
(Kehf, 18/102)
Bu ayet çok güçlü bir uyarıdır. Çünkü Allah, kullarını O’nun önüne koyan
anlayışı reddediyor. İnsan, Allah’a yaklaşmak için başka insanları aracı
yapmaya başladığında, yönelişin merkezi değişmeye başlar. Dilde Allah geçse
bile kalpte başka isimler büyür.
Hiç fark ettin mi? İnsan zor durumda kaldığında bazen Allah’tan çok “hatırı
güçlü” olduğuna inandığı kişilere tutunuyor. Ölmüş kişilerin kabirlerinden
medet umuyor, bazı insanların Allah katında özel bir bağlantısı olduğuna
inanıyor. Böylece dua, doğrudan Rabb’ine yönelen bir kulluk olmaktan çıkıp,
görünmeyen bir aracılık sistemine dönüşüyor.
Oysa Allah’ın sistemi böyle değildir.
“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz. Biz
ona şah damarından daha yakınız.”
(Kaf, 50/16)
Şah damarından daha yakın olan bir Rabb varken, neden araya başka isimler
girsin? Bir çocuk babasına ulaşmak için mahallenin başka insanlarını aracı
yapar mı? Eğer baba çocuğunu seviyorsa ona doğrudan kapısını açar. Allah ise
merhametlilerin en merhametlisidir. Kulunun sesini duymak için aracılara
ihtiyaç duymaz. Çünkü O işitendir, bilendir, yakındır.
İnsanların bu konuda yanılmasının en büyük sebeplerinden biri, Kur’an’dan uzak
yaşamalarıdır. Ayetler anlaşılmadan okunuyor, din ise zamanla geleneklerin
içine karışıyor. Böyle olunca insanlar Allah’ın ne dediğini değil, toplumun
neyi tekrar ettiğini dinlemeye başlıyor.
“Biz onu anlayasınız diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.”
(Yusuf, 12/2)
Kur’an’ın amacı anlaşılmaktır. Çünkü insan ancak anladığı zaman düşünür.
Düşündüğü zaman da yanlışlarla yüzleşmeye başlar.
“Yüzü suyu hürmetine” sözü ilk bakışta masum gibi görünebilir. Ama derinine
indiğinde, kişinin Allah’ın rahmetine ulaşmak için başka bir ismin desteğine
ihtiyaç duyduğu düşüncesini taşıdığı görülür. İşte tehlike burada başlar. Çünkü
tevhid yalnızca “Allah vardır” demek değildir. Tevhid, yönelişi yalnız Allah’a
çevirmektir.
Kur’an’da dua konusunda aracısız iletişim çok açık anlatılır.
“Kullarım sana beni sorduğunda bilsinler ki ben çok yakınım. Bana dua
ettiğinde dua edenin duasına karşılık veririm.”
(Bakara, 2/186)
Bu ayette dikkat çekici bir durum vardır.
Kur’an’da insanlar Nebi’ye birçok soru sorar ve çoğu zaman Allah, “De ki…” diye
cevap verir. Fakat burada “De ki” ifadesi yoktur. Allah doğrudan konuşur: “Ben
yakınım.”
Bu bile aslında aracı fikrini ortadan kaldırmaya yeter. Çünkü Allah kuluyla
arasına başka bir ses koymuyor. Doğrudan cevap veriyor.
Peki insanlar neden hâlâ aracılar arıyor?
Çünkü insan bazen sorumluluğu başkasına yüklemek ister. Kendi samimiyetiyle
Allah’a yönelmek yerine, “güçlü” gördüğü kişilerin arkasına saklanır. Böylece
kulluğun yükünü hafiflettiğini düşünür.
Şöyle bir durumla karşılaşsan…
Bir öğrenci hiç çalışmadan sadece öğretmeni tanıyan biri sayesinde sınavı
geçmeye çalışsa, buna emek denir mi? Elbette denmez. İşte birçok insan da
Allah’a yaklaşmayı böyle algılıyor. Kendisi dönüşmeden, kalbini düzeltmeden,
sadece bazı isimlerin “hatırıyla” kurtulacağını düşünüyor.
Oysa Allah herkesi kendi samimiyetiyle değerlendirir.
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”
(Necm, 53/39)
Kimse kimsenin yerine kulluk yapamaz. Kimse kimseyi Allah’a yaklaştıramaz.
Çünkü herkes kendi tercihiyle, kendi yönelişiyle Allah’ın huzuruna çıkacaktır.
Kur’an’ın ortaya koyduğu din çok nettir:
Yalnız Allah’a yönelmek…
Yalnız Allah’tan istemek…
Yalnız Allah’a güvenmek…
Tevhid budur.
İnsanların büyüttüğü isimler, oluşturduğu manevi makamlar, yüklediği
kutsallıklar ise zamanla Allah ile kul arasına duvar örmeye başlar. Oysa Allah
kulundan sadece samimiyet ister. Gösteriş değil… Aracı değil… Özel isimler
değil…
Çünkü O, kalplerin içindekini bilendir.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com