RABB'E GÖÇ: İMAN VE TESLİMİYETİN ÖNEMİ
İnsan hayatı boyunca sürekli bir yöneliş içindedir. Kimi
malın peşinden gider, kimi makamın, kimi insanların övgüsünü kazanmanın… Fakat
Kur'an insanı bambaşka bir yönelişe çağırır. Bu çağrı, yalnızca bir yer
değiştirme değil; kalbin, aklın ve hayatın yönünü Allah'a çevirmesidir. İşte
"Rabb'e göç" denildiğinde asıl kastedilen budur.
Kur'an'da geçen bu ifade, insanın güveneceği tek merciin
Allah olduğunu hatırlatır. İnsan bazen bulunduğu ortamdan ayrılmak zorunda
kalabilir; bazen de bulunduğu yerde kalırken düşüncelerini, önceliklerini ve
yaşam biçimini değiştirmesi gerekir. Gerçek göç, insanın Allah'tan uzaklaştıran
her şeyi geride bırakıp O'na yönelmesidir.
Düşün... Bir insan yıllarca aynı şehirde yaşayabilir ama
kalbi her gün Rabb’ine biraz daha yaklaşabilir. Bir başkası ise ülkeler dolaşsa
bile Allah'tan uzak bir hayat yaşayabilir. Demek ki Kur'an'ın üzerinde durduğu
göç, öncelikle kalbin göçüdür.
Rabb'e Göç Nedir?
Kur'an'da göç, sadece fiziksel bir yolculuk olarak anlatılmaz. Nebilerin
hayatına baktığımızda bunun çok daha derin bir anlam taşıdığını görürüz.
Allah'ın çağrısını kabul eden herkes, önce düşüncesini, sonra hayatını,
ardından da tercihlerini Allah'ın ölçülerine göre şekillendirir.
Bu nedenle Rabb'e göç; günahı terk etmek, batıldan
uzaklaşmak, güveni yalnız Allah'a bağlamak ve hayatı O'nun gösterdiği yolda
sürdürmeye karar vermektir.
Kur'an'da Nebi İbrahim'in kavminden ayrılışı anlatılırken bu
yöneliş açıkça ifade edilir.
"Bunun üzerine Lut ona iman etti. İbrahim de: 'Ben Rabb’ime göç
ediyorum. Şüphesiz O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.'
dedi."
(Ankebut, 29/26)
Bu ayette dikkat çeken nokta, İbrahim Nebi'nin "bir yere gidiyorum"
dememesi; "Rabbime göç ediyorum" demesidir. Çünkü onun asıl hedefi
yeni bir ülke değil, Allah'ın rızasıdır.
İnsan bazen yaşadığı çevrede yalnız kalabilir. İnandığı
değerler küçümsenebilir. Doğruyu savunduğu için dışlanabilir. Böyle zamanlarda
insanın önünde iki yol vardır: Ya insanların baskısına boyun eğmek ya da
İbrahim Nebi gibi Rabb’ine yönelmek. Kur'an, ikinci yolu seçenleri örnek
gösterir.
İman, Güven ve Teslimiyet Birbirinden Ayrılmaz
Allah'a inanmak ile Allah'a güvenmek aynı şey değildir. İnsan diliyle iman
ettiğini söyleyebilir; fakat zorluk geldiğinde yalnızca maddi sebeplere
sarılıyor, Allah'ın yardımını hesaba katmıyorsa güven konusunda eksiklik
yaşayabilir. Kur'an ise gerçek imanın teslimiyetle tamamlandığını bildirir.
Teslimiyet, insanın elinden gelen bütün gayreti göstermesi,
ardından sonucu Allah'a bırakmasıdır. Bu pasif bekleyiş değildir. Tam aksine,
sorumluluğunu yerine getirirken kalbin Allah'a dayanmasıdır.
Hud Suresi'nde Nebi Hud'un kavmine söylediği sözler bu
güveni çok açık şekilde ortaya koyar.
"Ben gerçekten benim de Rabb’im, sizin de Rabb’iniz olan Allah'a
dayandım. Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki O, onu kontrolü
altında tutuyor olmasın. Şüphesiz Rabb’im dosdoğru bir yol üzerindedir."
(Hud, 11/56)
Bu ayette geçen güven, şartlara bağlı değildir. Çünkü güvenin kaynağı
insanların gücü değil, Allah'ın mutlak kudretidir.
Hiç fark ettin mi? İnsan çoğu zaman kontrol edemeyeceği
şeyler yüzünden kaygılanır. Gelecek nasıl olacak? Rızık yeter mi? İnsanlar ne
yapacak? Oysa bu ayet, bütün canlıların Allah'ın bilgisi ve yönetimi altında
olduğunu bildiriyor. Böyle bir bilgiye gerçekten iman eden bir kalp, elbette
olaylara daha farklı bakacaktır.
Bu, sıkıntının hiç yaşanmayacağı anlamına gelmez. Fakat
sıkıntının insanı Allah'tan uzaklaştırmasına da izin verilmez.
Rabb'e Göç, Kalbin Yönünü Değiştirmektir
İnsan bazen namaz kılar, oruç tutar; fakat kararlarını verirken insanların
beklentilerine göre hareket eder. Bazen Allah'ın rızasını bildiği hâlde
çevresinin tepkisinden çekinir. İşte Rabb'e göç tam burada başlar. Kalbin
merkezinde kim var? İnsanların övgüsü mü? Korkular mı? Makam mı? Yoksa Allah
mı? Kur'an insanı sürekli bu soruyla yüzleştirir.
Çünkü kalbin yönü değişmeden hayatın yönü değişmez.
Allah'ın Rehberliğini Kabul Etmek
Rabb'e yönelen insan yalnız bırakılmaz. Kur'an, Allah'ın yol göstericiliğinin
her zaman açık olduğunu bildirir. Ancak bu rehberlikten yararlanabilmek için
insanın gönüllü olarak Allah'a yönelmesi gerekir. İsa Nebi'nin insanlara
yaptığı çağrı da bu gerçeği hatırlatır.
"Şüphesiz Allah benim de Rabb’imdir, sizin de Rabb’inizdir. Öyleyse
yalnız O'na kulluk edin. İşte dosdoğru yol budur."
(Âl-i İmrân, 3/51)
Dikkat edilirse ayette önce Allah'ın Rabb olduğu hatırlatılıyor, ardından
kulluk emrediliyor. Çünkü insan Rabb’ini doğru tanımadan gerçek kulluğu
yaşayamaz.
Kur'an'ın çizdiği yol oldukça nettir. Rabb birdir. Kulluk
yalnız O'nadır. Doğru yol da budur.
İnsan kendi doğrularını üretmeye başladığında ise yol
ayrımları çoğalır. Her düşünce başka bir yöne çağırır. Fakat Allah'ın
gösterdiği yol, karmaşık değil açıktır.
Göç Bazen Bir Karardır
Kur'an'da anlatılan göçlerin ortak yönlerinden biri de kararlılıktır. Hiçbir
Nebi, hakikati kabul ettikten sonra eski yanlışlara geri dönmemiştir. Çünkü
Rabb'e göç etmek, geri dönüşü olmayan bir yön değişikliğidir. Bugün de insan
aynı kararı verebilir. Belki kötü bir alışkanlığı bırakacaktır. Belki haksız
kazancı terk edecektir. Belki yıllardır taşıdığı kibri bırakacaktır. Belki de
yalnızca insanların beğenisini kazanmak için yaşadığı hayatı değiştirip
Allah'ın rızasını merkeze alacaktır.
İşte bunların her biri Rabb'e doğru atılmış bir adımdır.
Zorluklar Göçün Bir Parçasıdır
Kur'an hiçbir zaman iman edenlere kolay bir hayat vaat etmez. Aksine, hakka
yönelen insanların zaman zaman imtihanlarla karşılaşacağını bildirir. Fakat bu
imtihanların amacı insanı yıkmak değil, olgunlaştırmaktır. İbrahim Nebi ateşle
sınandı. Nuh Nebi kavmi tarafından alaya alındı. Hud Nebi tehdit edildi. Lut
Nebi yalnız bırakıldı. Bütün Nebiler ortak bir özellik taşıyordu: Allah'a
güvenmekten vazgeçmediler.
Bu nedenle Rabb'e göç eden insan, zorluk görünce yolundan
dönmez. Çünkü hedefi dünya rahatlığı değil, Allah'ın hoşnutluğudur.
Gerçek Özgürlük
İnsan çoğu zaman özgürlüğü istediğini yapmak olarak düşünür. Kur'an ise farklı
bir bakış açısı sunar. İnsan Allah'a kul olmadığında mutlaka başka şeylere kul
olur. Kimi paraya... Kimi makama... Kimi korkularına... Kimi insanların
beklentilerine... Rabb'e göç eden insan ise bütün bu görünmez zincirleri
kırmaya başlar.
Çünkü yalnız Allah'a teslim olan kişi, yaratılmışların
baskısından da kurtulmaya başlar. İşte gerçek özgürlük budur.
Rabb'e Göç Her Gün Devam Eden Bir Yolculuktur
Rabb'e yönelmek bir defalık verilen bir karar değildir. Her gün yeniden yapılan
bir tercihtir. Her sabah insanın kalbi yeniden bir yön seçer. Allah'ın rızasını
mı? Yoksa nefsinin isteklerini mi? Bu yüzden Rabb'e göç eden insan sürekli
kendisini gözden geçirir. Yanlışını fark ettiğinde Allah'a döner. Doğruyu
öğrendiğinde onu uygulamaya çalışır. Bilmediğini öğrenmek için Kur'an'a
yönelir. Çünkü bu yolculuk hayatın sonuna kadar devam eder.
Sonuç
Kur'an'ın anlattığı Rabb'e göç, bir coğrafyadan başka bir coğrafyaya gitmekten
çok daha kapsamlıdır. Bu göç; kalbin yönünü Allah'a çevirmek, güveni yalnız
O'na bağlamak, hayatın merkezine O'nun rehberliğini koymak ve karşılaşılan
bütün zorluklara rağmen bu istikameti korumaktır.
İbrahim Nebi'nin kararlılığı, Hud Nebi'nin tevekkülü ve İsa
Nebi'nin kulluğa yaptığı çağrı aynı hakikatte birleşmektedir: İnsan ancak Rabb’ine
yöneldiğinde gerçek huzuru bulabilir.
Kur'an'ın daveti bugün de aynıdır.
İnsan nereye giderse gitsin, hangi şartlarda yaşarsa
yaşasın, asıl yolculuk Rabb’ine doğru yaptığı yolculuktur. Bu yolculuk
başladığında hayatın anlamı değişir; korkular yerini güvene, dağınıklık yerini
istikamete, geçici hedefler ise Allah'ın rızasını arayan kalıcı bir hayata
bırakır.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com