İSLAM’IN YENİDEN TEŞEKKÜL SÜRECİ VE KUTSAL KİTAPLAR
Bugün birçok insan İslam'ın Nebi Muhammed ile başladığını
zannediyor. Oysa Kur'an'a baktığımızda bunun doğru olmadığını görürüz. İslam
yeni ortaya çıkmış bir din değildir. Yüce Allah'ın ilk insandan beri gönderdiği
dinin adıdır. Nebi Muhammed yeni bir din getirmemiş, unutulan ve tahrif edilen
hak dini yeniden insanlığa tebliğ etmiştir.
Kur'an bu gerçeği açıkça bildirir:
"Şüphesiz Allah katında din İslam'dır."
(Âl-i İmrân, 3/19)
Dikkat edilirse ayette "Muhammed'in dini" veya "yeni bir
din" denilmiyor. Allah katındaki dinin adı baştan beri İslam'dır. Çünkü
bütün elçiler insanları aynı gerçeğe çağırmıştır: Yalnız Allah'a kulluk etmek
ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamak.
Nuh Nebi de, İbrahim Nebi de, Musa Nebi de, İsa Nebi de aynı
çağrıyı yapmıştır. Gönderilen vahiyler sonradan değişime uğramış olsa da davet
ettikleri din birdir.
Kur'an bunu şöyle açıklar:
"Allah, Nuh'a emrettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve
İsa'ya emrettiğimizi sizin için din kıldı: Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda
ayrılığa düşmeyin."
(Şûrâ, 42/13)
Demek ki tarih boyunca değişen din değil, insanların dine kattıklarıdır. Yüce
Allah insanları başıboş bırakmamıştır. Her topluma kendi içlerinden elçiler
göndermiş, onlara doğru yolu gösterecek vahiyler indirmiştir.
Kur'an bunu şöyle bildirir:
"Andolsun ki biz her ümmete, 'Allah'a kulluk edin ve tâğuttan uzak
durun.' diyen bir elçi gönderdik."
(Nahl, 16/36)
Bu nebilerin hepsine kitap verilmiştir. Musa Nebi'ye Tevrat, Davut Nebi'ye
Zebur, İsa Nebi'ye İncil ve son olarak Nebi Muhammed'e Kur'an indirilmiştir.
Kur'an önceki kitapların Allah tarafından indirildiğini
açıkça bildirir:
"O, sana Kitab'ı hak ile, kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak
indirdi. Daha önce de insanlar için yol gösterici olarak Tevrat'ı ve İncil'i
indirmişti."
(Âl-i İmrân, 3/3-4)
Bu nedenle bir Müslüman, Allah'ın indirdiği bütün kitapların asıllarına iman
eder. Çünkü iman, Allah'ın gönderdiği vahiyler arasında ayrım yapmak değildir.
Kur'an şöyle buyurur:
"Elçi, Rabb'inden kendisine indirilene iman etti, müminler de iman
ettiler. Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine iman etti.
'O'nun elçileri arasında ayrım yapmayız' dediler."
(Bakara, 2/285)
Ancak burada önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekir.
Müslümanlar bugün elde bulunan Tevrat ve İncil nüshalarının bütünüyle Allah'ın
indirdiği orijinal metinler olduğuna inanmazlar. Çünkü Kur'an, önceki
vahiylerin insanlar tarafından değiştirildiğini haber verir.
Örneğin şöyle buyurur:
"Yazıklar olsun o kimselere ki kitabı kendi elleriyle yazarlar, sonra
da az bir bedel karşılığında satmak için, 'Bu Allah katındandır.' derler."
(Bakara, 2/79)
Bir başka ayette ise şöyle denilir:
"Onlardan bir grup vardır ki, Kitap'tan olmadığı hâlde onu Kitap'tan
sanasınız diye dillerini eğip bükerler ve 'Bu Allah katındandır.' derler. Oysa
o Allah katından değildir."
(Âl-i İmrân, 3/78)
İşte Kur'an'ın bahsettiği tahrif budur. Allah'ın indirdiği vahiy zaman içinde
insanların yorumları, eklemeleri, çıkarmaları ve çıkarları sebebiyle aslından
uzaklaştırılmıştır. Bu yüzden bugün elimizde bulunan indirdiği ilk hâllerini
tam olarak yansıtmamaktadır.
Peki Kur'an için durum farklı mıdır? Evet. Çünkü Yüce Allah son kitabını bizzat
koruyacağını vaat etmiştir.
"Şüphesiz zikri biz indirdik, onun koruyucusu da elbette biziz."
(Hicr, 15/9)
Bu ayet son derece önemlidir. Çünkü ilk defa Allah, indirdiği kitabın
korunmasını doğrudan kendi güvencesi altına aldığını bildiriyor. Böylece
kıyamete kadar insanlar hak ile bâtılı ayırabilecek sağlam bir ölçüye sahip
olmaktadır. Kur'an aynı zamanda kendisini önceki kitapları doğrulayan ve onlar
üzerinde bir ölçü olan kitap olarak tanımlar.
"Sana da kendinden önceki kitabı doğrulayıcı ve onu denetleyici olarak
bu Kitab'ı hak ile indirdik."
(Mâide, 5/48)
Buradaki "denetleyici" ifadesi son derece önemlidir. Çünkü artık
doğru ile sonradan eklenen bilgiyi ayıracak ölçü Kur'an'dır. Önceki kitaplarda
Kur'an'a uygun olan bilgiler vahyin kalıntıları olabilir; Kur'an'a aykırı
olanlar ise Allah'ın sözü olarak kabul edilemez.
Kur'an kendisini eksiksiz bir rehber olarak tanıtır.
"Biz Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık."
(En'âm, 6/38)
Yine şöyle buyurur:
"Sana bu Kitab'ı her şeyi açıklayan, bir hidayet, bir rahmet ve
Müslümanlara bir müjde olarak indirdik."
(Nahl, 16/89)
O hâlde Müslüman için asıl başvuru kaynağı Kur'an olmalıdır. Çünkü Allah'ın
koruma altına aldığını bildirdiği tek kitap odur. İslam'ın temelinde tevhid
vardır. Tevhid sadece "Allah birdir." demek değildir. Tevhid; hayatın
her alanında yalnız Allah'ın hükmünü esas almak, dini yalnız O'na özgü kılmak
ve kulluğu sadece O'na yöneltmektir.
Kur'an şöyle buyurur:
"De ki: Ben ancak Rabb'ime kulluk etmek ve O'na hiçbir şeyi ortak
koşmamakla emrolundum."
(Ra'd, 13/36)
Gerçek tevhid, yalnız ibadetlerde değil; düşüncede, ahlakta, adalette,
ticarette, aile hayatında ve bütün yaşam boyunca Allah'ın rehberliğini esas
almaktır.
Kur'an insanı karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için
indirilmiştir.
"Bu, insanları Rabb'lerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarman
için sana indirdiğimiz bir kitaptır."
(İbrahim, 14/1)
İşte bu sebeple Kur'an sadece okunacak bir kitap değildir. O, yaşanacak bir
kitaptır. Hayatın merkezine yerleştirilmesi gereken ilahi rehberdir. Bugün
Müslümanların yeniden dirilişi; mezheplere, rivayetlere, geleneklere veya
insanların oluşturduğu din anlayışlarına değil, Allah'ın koruduğunu bildirdiği
Kur'an'a yönelmekle mümkündür. Çünkü Allah'ın dini değişmemiştir; değişen
insanların onu anlama ve yaşama biçimidir.
Öyleyse yapılması gereken bellidir: Ön yargılarımızı bir
kenara bırakarak Kur'an'ı yeniden okumak, anlamak ve hayatımıza taşımaktır.
Allah'ın indirdiği son vahiy, kıyamete kadar insanlığın elindeki en güvenilir
rehber olmaya devam edecektir.
KUR'AN ÖNCEKİ KİTAPLARI NASIL TASDİK EDER?
Kur'an'ın önceki kitapları "tasdik ettiğini" okuduğumuzda birçok
kişinin aklına şu soru geliyor: Eğer Kur'an Tevrat ve İncil'i tasdik ediyorsa,
o hâlde bugün elimizde bulunan bütün Tevrat ve İncil metinleri de doğru mudur?
İlk bakışta böyle düşünülebilir. Ancak Kur'an'ın bütünlüğü içinde konuya
baktığımızda durumun farklı olduğunu görürüz.
Öncelikle "tasdik etmek", mevcut her satırı
onaylamak anlamına gelmez. Kur'an'ın tasdik ettiği şey, Allah'ın Musa Nebi'ye
indirdiği gerçek Tevrat'ı ve İsa Nebi'ye indirdiği gerçek İncil'i
doğrulamasıdır. Yani vahyin ilahi kaynağını tasdik eder. Yoksa insanların
zamanla yaptığı ilaveleri, eksiltmeleri ve yorumları değil.
Kur'an bunu şöyle açıklar:
"Sana da kendinden önceki kitabı doğrulayıcı ve onu denetleyici olarak
bu Kitab'ı hak ile indirdik."
(Mâide, 5/48)
Bu ayette iki önemli ifade vardır: "Doğrulayıcı" ve
"denetleyici." Doğrulayıcı olması, önceki vahiylerin Allah'tan
geldiğini kabul etmesidir. Denetleyici olması ise, bugün elde bulunan bilgiler
arasında Allah'tan olan ile sonradan eklenenleri ayıran son ölçünün Kur'an
olduğunu göstermektedir.
Kur'an, önceki ümmetlerin vahyi değiştirdiğini açıkça haber
verir.
"Onlardan öyleleri vardır ki, kelimeleri yerlerinden
değiştirirler."
(Mâide, 5/13)
Başka bir ayette ise şöyle buyrulur:
"Yazıklar olsun o kimselere ki kitabı kendi elleriyle yazarlar, sonra
da, 'Bu Allah katındandır.' derler."
(Bakara, 2/79)
Demek ki Kur'an'ın eleştirdiği şey, Allah'ın indirdiği vahiy değildir;
insanların vahye müdahale etmesidir. Burada önemli bir ayrımı yapmak gerekir. Bir
kitabın Allah tarafından indirilmiş olması ile bugün elimizde bulunan
nüshalarının tamamen aynı olması farklı şeylerdir.
Bunu bir örnekle düşünelim.
Bir öğretmen öğrencisine kusursuz bir mektup yazıyor. Aradan yıllar geçiyor.
Mektubu elinde bulunduran kişiler bazı cümleleri siliyor, bazılarını
değiştiriyor, bazı açıklamalar ekliyor. Daha sonra biri çıkıp, "Bu
öğretmenin mektubudur." diyor.
Şimdi o mektubun aslı gerçekten öğretmene aittir. Ama
elimizde bulunan nüsha artık ilk hâli değildir. Kur'an'ın anlattığı durum da
buna benzemektedir.
İşte bu yüzden Kur'an kendisini hak ile bâtılı ayıran son
ölçü olarak tanımlar.
"Hak, Rabb'indendir. Artık şüphe edenlerden olma."
(Bakara, 2/147)
Bir başka ayette ise şöyle buyurur:
"Sana indirdiğimiz Kitap, kendinden öncekileri doğrulayan haktır."
(Fâtır, 35/31)
Kur'an'ın doğruladığı şey, önceki vahiylerin özü ve tevhid mesajıdır. Çünkü
bütün nebilerin ortak çağrısı aynıdır:
"Andolsun ki biz her ümmete, 'Allah'a kulluk edin ve tâğuttan uzak
durun.' diyen bir elçi gönderdik."
(Nahl, 16/36)
Hiçbir nebi insanları kendisine çağırmamıştır. Hiçbiri farklı bir din
getirmemiştir. Hepsi yalnız Allah'a kulluğu, adaleti, doğruluğu ve güzel ahlakı
öğretmiştir. Bu nedenle Kur'an, önceki kitaplarla kavga etmez; onların
Allah'tan gelen asli mesajını yeniden ortaya koyar. Kur'an'ın gelişiyle
birlikte artık insanlığın elinde korunmuş son vahiy bulunmaktadır.
Yüce Allah bunun güvencesini bizzat vermektedir. (Hicr,
15/9) Bu yüzden bugün bir Müslüman, dinini öğrenirken öncelikle Kur'an'a
yönelmelidir. Eğer önceki kitaplardan bir bilgi Kur'an'a uygunsa, onun vahiyden
kalan bir hakikat olma ihtimali vardır. Fakat Kur'an'a aykırıysa, onun Allah'ın
sözü olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü Allah'ın sözü kendi içinde
çelişmez.
Kur'an bu konuda önemli bir ölçü verir:
"Hâlâ Kur'an'ı gereği gibi düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah'tan başkası
tarafından olsaydı, içinde birçok çelişki bulurlardı."
(Nisâ, 4/82)
Öyleyse Kur'an'ın önceki kitapları tasdik etmesi, onların bugünkü bütün
nüshalarını sorgusuz kabul etmek anlamına gelmez. Tasdik edilen, Allah'ın
indirdiği asli vahiydir. Ölçü ise kıyamete kadar korunacağı bildirilen
Kur'an'dır.
Müslümanın görevi de budur: İnancını insanların aktardıkları
üzerine değil, Allah'ın koruduğunu bildirdiği Kitap üzerine inşa etmek. Çünkü
sağlam temel üzerine kurulan bina ayakta kalır; insan sözü üzerine kurulan
inanç ise zamanla sarsılmaya mahkûmdur.
KUR'AN NEDEN SON KİTAPTIR?
Kur'an'ın son kitap olduğunu sıkça söyleriz. Peki hiç düşündük mü; neden
son kitaptır? Allah neden Kur'an'dan sonra başka bir kitap veya başka bir elçi
göndermemiştir?
Bu sorunun cevabını yine Kur'an'ın kendisi veriyor. İnsanlık
tarihi boyunca Allah, toplumların durumuna göre elçiler göndermiştir. Her elçi
kendi kavmine Allah'ın mesajını ulaştırmış, insanlar ise zamanla o mesajı
unutmuş, değiştirmiş veya asli çizgisinden uzaklaştırmıştır. Bunun üzerine
Allah yeni elçiler göndermiş, vahiy yeniden hatırlatılmıştır.
Ancak Nebi Muhammed ile birlikte bu süreç tamamlanmıştır.
Çünkü artık insanlığın ihtiyaç duyacağı son vahiy indirilmiş ve Allah bu vahyi
koruyacağını bildirmiştir.
Kur'an şöyle buyurur:
"Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi
tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı seçtim."
(Mâide, 5/3)
Bu ayet üzerinde biraz düşünelim. Eğer din kemale ermişse, artık ona yeni
hükümler eklemeye ihtiyaç yoktur. Çünkü eksik olan şey tamamlanmıştır.
Tamamlanan bir şeye ilave yapmak, onun eksik olduğunu iddia etmek anlamına
gelir. Kur'an'ın son kitap oluşunun en önemli sebeplerinden biri de budur. Allah,
insanlığın kıyamete kadar ihtiyaç duyacağı temel ilkeleri bu kitapta
toplamıştır.
Kur'an kendisini şöyle tanıtır:
"Biz sana bu Kitab'ı her şeyi açıklayan, bir hidayet, bir rahmet ve
Müslümanlara bir müjde olarak indirdik."
(Nahl, 16/89)
Bir başka ayette ise şöyle buyurur:
"Biz Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık."
(En'âm, 6/38)
Bu ayetler, din adına gerekli olan rehberliğin Kur'an'da bulunduğunu
göstermektedir. Elbette Kur'an fizik, kimya, mühendislik veya tıp kitabı
değildir. Onun amacı insanı hidayete ulaştırmaktır. Bu sebeple insanın Allah'a
kulluğu, ahlakı, adaleti, sorumluluğu ve kurtuluşu için gerekli olan temel
esasları eksiksiz olarak açıklamaktadır. Kur'an'ın son kitap olmasının bir
diğer sebebi ise korunmuş olmasıdır.
Daha önce indirilen vahiyler insanlar tarafından tahrif
edilmiştir. Fakat Kur'an için Allah farklı bir güvence vermektedir. (Hicr,
15/9)
Bu ilahi güvence, Kur'an'ı diğer bütün kitaplardan
ayırmaktadır. Çünkü korunmayan bir kitabın kıyamete kadar insanlığa rehberlik
etmesi mümkün değildir. Kur'an aynı zamanda bütün insanlığa gönderilmiş tarihsel olduğu
kadar evrensel bir kitaptır.
Önceki elçilerin çoğu kendi toplumlarına gönderilmişti.
Kur'an ise belirli bir kavme değil, bütün insanlığa hitap eder.
Allah şöyle buyurur:
"Biz seni bütün insanlara ancak bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak
gönderdik. Fakat insanların çoğu bunu bilmez."
(Sebe, 34/28)
Bir başka ayette de şöyle denilir:
"Bu Kur'an bana, onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım diye
vahyedildi."
(En'âm, 6/19)
Dikkat edilirse ayette "ulaştığı herkesi" ifadesi kullanılıyor. Yani
Kur'an sadece yedinci yüzyılda yaşayan Araplara değil, kıyamete kadar ulaşacağı
bütün insanlara hitap etmektedir. İşte bu yüzden yeni bir kitaba ihtiyaç
yoktur. Yeni bir elçiye de ihtiyaç yoktur. Çünkü korunmuş vahiy insanlığın
elindedir.
Kur'an, insanların din konusunda başka kaynaklar aramasını
da doğru bulmaz.
Allah şöyle buyurur:
"Allah size Kitab'ı ayrıntılı olarak indirmişken, O'ndan başka bir
hakem mi arayayım?"
(En'âm, 6/114)
Bu soru aslında hepimize yöneltilmiş ilahi bir sorudur. Eğer Allah kitabını
ayrıntılı olarak indirdiyse, din adına başka hangi otoriteye ihtiyaç
duyabiliriz?
Yine Kur'an şöyle buyurur:
"Rabb’inin sözü doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun
sözlerini değiştirebilecek hiçbir kimse yoktur."
(En'âm, 6/115)
Demek ki tamamlanan yalnızca kitabın indirilişi değildir; doğruluk ve adalet
ölçüsü de tamamlanmıştır.
Bugün Müslümanların yaşadığı en büyük problemlerden biri,
Kur'an'ın yeterliliğini sözle kabul edip uygulamada başka kaynakları dinin
belirleyicisi hâline getirmeleridir. Oysa Allah'ın tamamladığını insanlar
tamamlayamaz. Allah'ın koruduğunu insanlar koruyamaz. Allah'ın eksiksiz
bildirdiğini insanlar eksik bırakamaz. Kur'an'ın son kitap oluşu, Müslümanlara
büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Bu sorumluluk, onu güzel sesle okumak
değil; anlamak, düşünmek ve hayatın merkezine yerleştirmektir. Çünkü Kur'an'ın
amacı raflarda durmak değil, insanın kalbinde ve hayatında yaşamaktır.
Bugün yeniden Kur'an'a dönmek demek, yeni bir din kurmak
değil; Allah'ın tamamladığı dine yeniden dönmektir. İnsanların eklediklerini
değil, Allah'ın indirdiklerini esas almaktır. İşte gerçek anlamda İslam'a dönüş
de ancak böyle mümkündür.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın
kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com