TOMURCUK MEMELİ KIZLAR?
Nebe Suresi’nin Cennet Tasvirini Yeniden Okumak
Kur’an’ı anlamaya çalışırken bazen tek bir kelime, bir ayetin nasıl
anlaşılacağını belirleyebilir. Nebe Suresi’nin 33. ayetinde geçen “kevâib”
kelimesi de bunlardan biridir. Birçok mealde bu kelime “göğüsleri çıkmış genç
kızlar”, “tomurcuk memeli kızlar” veya benzeri ifadelerle çevrilmektedir. Peki
Kur’an gerçekten burada “tomurcuk memeli kızlar” mı demektedir? Bu soruyu
sormak, geleneksel anlamı peşinen reddetmek değildir. Asıl amaç, kelimeyi
ayetten koparmadan, Nebe Suresi’nin kendi bütünlüğü içinde anlamaya
çalışmaktır.
Önce Cehennem Tasvirine Bakalım
Nebe Suresi’nde 21. ayetten itibaren inkârcıların karşılaşacağı sonuç
anlatılır:
“Şüphesiz cehennem bir gözetleme yeridir. Azgınlar için bir dönüş yeridir.
Orada çağlar boyunca kalırlar. Orada ne bir serinlik ne de bir içecek tadarlar.
Ancak kaynar su ve irin. Yaptıklarına uygun bir karşılık olarak.”
(Nebe, 78/21-26)
Burada içecekten söz edilmesi dikkat çekicidir. Fakat bu, ferahlatan bir içecek
değil, yaptıklarına uygun bir karşılıktır. Ardından:
“Şimdi tadın! Bundan böyle size azaptan başka bir şey artırmayacağız.”
(Nebe, 78/30)
denilir. Böylece cehennem tasviri tamamlanır ve ardından cennet tasvirine
geçilir.
Cennet Tasviri Başlıyor
“Şüphesiz takvâ sahipleri için bir kurtuluş vardır. Bahçeler ve üzüm
bağları.”
(Nebe, 78/31-32)
Sonra tartışmanın merkezindeki ifade gelir:
“Ve kevâib, etrâb.”
(Nebe, 78/33)
Ardından:
“Ve dopdolu kadehler.”
(Nebe, 78/34)
Sonra da:
“Orada ne boş söz ne de yalan işitirler.”
(Nebe, 78/35)
Bütün bunların Rabb’inden bir karşılık ve yeterli bir bağış olduğu bildirilir:
“Rabb’inden bir karşılık, yeterli bir bağış olarak.”
(Nebe, 78/36)
Bu sıralama önemlidir. Bir tarafta serinlik ve içecekten yoksun bırakılan
cehennemlikler; diğer tarafta bahçeler, bağlar ve dolu kadehlerle anlatılan
cennet vardır. Her iki bölümde de verilecek karşılığın niteliği
anlatılmaktadır. Bu nedenle 33. ayeti tek başına değil, en azından 31–37.
ayetlerin bütünü içinde değerlendirmek gerekir.
“Kevâib” Kelimesi Ne Anlatıyor?
Klasik Arapça sözlüklerde ve eski tefsirlerde “kevâib” kelimesinin kadın
bedeniyle ilişkilendirilmiş belirgin bir kullanımı vardır. Kelimenin kökü ك ع
ب olup yükselme, çıkıntı ve
belirginleşme gibi anlam alanlarına sahiptir. Bu kökten türeyen “kâ‘ib”
kelimesi ise klasik kaynaklarda göğüsleri belirginleşmiş genç kadın için
kullanılmıştır. Dolayısıyla “tomurcuk memeli genç kızlar” şeklindeki geleneksel
yorumun dil ve tefsir geleneğinde dayanağı vardır.
Fakat burada önemli bir ayrım ortaya çıkar. Ayetin Arapçasında “kadın”, “kız”
veya “göğüs” kelimeleri bulunmaz. Bunlar “kevâib” kelimesine verilen belirli
anlamdan hareketle tercümeye eklenmektedir. Bu nedenle şu soru haklı olarak
sorulabilir: Klasik dilde bulunan bu anlam, Nebe 78/33'te zorunlu olarak
seçilmesi gereken tek anlam mıdır?
“Etrâb” Kelimesi
“Etrâb” kelimesi klasik açıklamalarda yaşıt, aynı yaşta veya birbirine denk
olanlar şeklinde açıklanır. Geleneksel yorumda “kevâib” kadınlarla
ilişkilendirildiği için “etrâb” da yaşıt kadınlar olarak anlaşılmıştır. Böylece
“yaşıt genç kadınlar” şeklindeki ifade ortaya çıkmıştır.
Ancak burada da aynı noktaya dönüyoruz: Ayetin kendisinde “kadın” kelimesi
yoktur. Kadın anlamı, önce “kevâib” kelimesine verilen yorumdan, ardından
“etrâb”ın buna bağlanmasından oluşmaktadır. Bu yorum gelenekseldir ve güçlü bir
tarihsel dayanağa sahiptir; fakat bunun ayetin tek mümkün anlamı olduğunu
ayrıca göstermek gerekir.
Bahçelerden Birdenbire Kadın Bedenine mi Geçiliyor?
Nebe 78/32-34'ü yan yana koyduğumuzda şöyle bir sıralama görürüz:
“Bahçeler ve üzüm bağları. Ve kevâib, etrâb. Ve dopdolu kadehler.”
(Nebe, 78/32-34)
Burada doğal olarak şu soru ortaya çıkar: Bahçeler, bağlar ve dolu kadehler
anlatılırken, aradaki ifade neden doğrudan “tomurcuk memeli kızlar” şeklinde
anlaşılmalıdır?
Bu soruya yalnızca “çünkü gelenek böyle anlamış” diyerek cevap vermek yeterli
değildir. Fakat bunun karşısında “o halde kesinlikle üzüm salkımlarıdır” demek
de aynı ölçüde temelsiz olabilir. Çünkü “kevâib” kelimesinin klasik sözlüklerde
doğrudan “üzüm salkımı” anlamında kullanıldığına dair güçlü bir delil
bulunmamaktadır. “Topraktan çıkan yumru şeyler” şeklindeki bir yorum için de
doğrudan sözlük desteği yoktur.
Dolayısıyla burada yapılması gereken, bir kesin anlamı başka bir kesin anlamla
değiştirmek değil, kelimenin bütün anlam alanını ve ayetin bağlamını birlikte
araştırmaktır.
Kur’an Erkeğe Ayrı, Kadına Ayrı Bir Ödül mü Veriyor?
Kur’an’ın genel anlatımında cennet ödülü iman ve salih amele bağlanır. Erkek ve
kadın birlikte anılır:
“Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin
kadınlar...”
(Ahzâb, 33/35)
Yine:
“Erkek veya kadın, kim mümin olarak iyi işler yaparsa, işte onlar cennete
girerler ve kendilerine zerre kadar haksızlık edilmez.”
(Nisâ, 4/124)
Bu ayetlerde ödülün cinsiyete göre ayrıldığı görülmez. Bu nedenle cennet
tasvirlerini yalnızca “erkeklere verilecek kadınlar” anlayışı üzerinden okumak,
Kur’an’ın genel ödül anlayışıyla birlikte yeniden değerlendirilmelidir.
Aynı dikkat “hûr” kelimesi için de gösterilmelidir. Bu kelimeyi doğrudan
“erkeklere verilecek güzel kadınlar” şeklinde anlamlandırmadan önce, kelimenin
kökü ve Kur’an’daki kullanımları incelenmelidir. Bir kelimeye cinsiyet yüklemek
ile kelimenin gerçekten cinsiyet belirten bir anlam taşıması aynı şey değildir.
İhtimal ile Kesin Anlamı Birbirinden Ayırmak
Burada dürüst bir yöntem izlemek gerekir. “Tomurcuk memeli kızlar” ifadesinin
klasik dil ve tefsir geleneğinde gerçek bir dayanağı vardır. Bunu yok
sayamayız. Fakat ayette “kız”, “kadın” veya “göğüs” kelimelerinin bulunmadığını
da göz ardı edemeyiz.
Öte yandan “üzüm salkımları”, “yumru bitkiler” veya bunların suyu gibi
alternatifler bağlamdan hareketle düşünülebilir; ancak bunların “kevâib”
kelimesinin kesin sözlük anlamı olduğunu gösterecek yeterli delil
bulunmamaktadır. Bu nedenle bunları kesin hüküm olarak sunmak da doğru olmaz.
Asıl araştırılması gereken, kelimenin Kur’an’daki diğer kullanımları, kök
anlamı ve Nebe 31–37 arasındaki kelimelerle kurduğu ilişkidir. Çünkü sözlük
bize bir kelimenin anlam alanını gösterir; bağlam ise o alanın hangi anlamının
öne çıktığını anlamamıza yardım eder.
Kur’an’ı Kim Konuşturuyor?
Kur’an’ı anlamaya çalışırken iki uçtan uzak durmak gerekir. “Eskiler böyle
anlamış, mesele kapanmıştır” demek de doğru değildir; “Ben böyle düşünüyorum,
öyleyse kelimenin anlamı budur” demek de. Yapılması gereken, kelimenin dildeki
anlam alanını araştırmak ve ardından Kur’an’ın kendi bütünlüğünde hangi anlamın
daha güçlü olduğunu ortaya koymaya çalışmaktır.
Nebe Suresi’nin 31–37. ayetleri bize tam da bunu yapma sorumluluğu veriyor.
Bahçeler, bağlar, kevâib, etrâb ve dolu kadehler peş peşe zikrediliyor. Bu kelimelerin
birbirleriyle ilişkisi araştırılmadan 33. ayeti yalnızca geleneksel bir tasvir
üzerinden anlamlandırmak eksik kalır.
Belki araştırmanın sonunda geleneksel anlam güçlenecektir. Belki kelimenin daha
geniş bir anlam alanı ortaya çıkacaktır. Belki de bugün kesin sandığımız bazı
ifadelerin aslında yorum olduğunu daha açık biçimde göreceğiz. Önemli olan,
sonucu baştan belirlemek değil, Kur’an’ın kelimelerine izin verdiği ölçüde
anlamı ortaya çıkarmaktır.
Bu nedenle “Tomurcuk Memeli Kızlar?” sorusu bir reddiye değil, bir araştırma
sorusudur. Mesele yalnızca cennette neyin bulunduğunu öğrenmek değildir. Daha
temel mesele şudur: Kur’an’ın söylediğini mi okuyoruz, yoksa bize daha önce
söylenmiş olanı Kur’an’ın
söylediğini mi sanıyoruz?
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın
kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com