ÇOĞUNLUĞA UYMAYIN: HAKİKATİN ÖLÇÜSÜ SAYILAR DEĞİL, VAHİYDİR
İnsan, çoğu zaman doğru olanı bulmak için çevresine bakar.
Herkesin kabul ettiği bir düşünceyi doğru, çoğunluğun yaptığı bir davranışı
normal, toplumun benimsediği bir inancı da tartışılmaz sayar. Bir düşüncenin ne
kadar yaygın olduğuna bakar; fakat o düşüncenin ne kadar doğru olduğunu
sorgulamayı ihmal eder. Oysa Kur’an, insanın önüne çok önemli bir ölçü koyar:
Bir düşüncenin çoğunluk tarafından benimsenmesi, onun hakikat olduğu anlamına
gelmez.
Peki, insanlar neden çoğunluğa uyma eğilimindedir? Çünkü
çoğunluğun içinde olmak insana güven verir. İnsan, tek başına kalmaktan,
dışlanmaktan ve çevresinin tepkisini çekmekten korkar. Herkesin inandığına
inanmak, herkesin yaptığını yapmak çoğu zaman daha kolaydır. Böylece kişi,
kendi aklını ve vicdanını kullanmak yerine toplumun kabullerine sığınır. Ancak
kalabalığın sağladığı güven duygusu, insanı her zaman doğruya götürmez. Bazen
insan, yalnızca başkaları da aynı yanlışı yaptığı için yanlışın içinde kalır.
Kur’an’ın çoğunlukla ilgili uyarısı tam da bu noktada önem
kazanır. Allah, Nebi Muhammed’e hitaben şöyle bildirir:
“Yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar.
Onlar ancak zanna uyarlar ve yalnızca tahminde bulunurlar.” (En‘âm 6/116)
Bu ayet, çoğunluğun her durumda yanlış olduğunu söylemez. Dikkat çektiği
asıl mesele, çoğunluğun görüşünü hakikatin ölçüsü hâline getirmektir. Çünkü
insanların sayıca fazla olması, onların doğru bilgiye sahip olduklarını
göstermez. Bir düşünce milyonlarca insan tarafından benimsenebilir; ancak bu
yaygınlık, düşüncenin doğruluğunu tek başına kanıtlamaz.
Burada insanın kendisine sorması gereken soru şudur: Ben bir
düşünceyi gerçekten doğru bulduğum için mi savunuyorum, yoksa çevremdeki
insanlar öyle düşündüğü için mi ona inanıyorum?
Bu soruyu sormak kolaydır ama cevabıyla yüzleşmek her zaman
kolay değildir. Çünkü insan bazen yıllardır içinde bulunduğu topluluğun
kabullerini kendi düşüncesi sanır. Ailesinden, çevresinden ve kültüründen
öğrendiği inançları hiç sorgulamadan benimser. Sonra da bu kabulleri savunmayı,
hakikati savunmakla bir tutar. Oysa bir düşüncenin bize öğretilmiş olması, onun
mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez. Doğruyu arayan insan, kendisine aktarılan
bilgiyi de sorgulamalı, onu Allah’ın vahyi ışığında değerlendirmelidir.
Çoğunluk Yanılgısı ve İnsanların İnançları
Kur’an, çoğunluğun yanılabileceğini yalnızca bir ayette değil, farklı
bağlamlarda tekrar tekrar gündeme getirir. Çünkü insanın en büyük
yanılgılarından biri, yaygın olanı doğru kabul etmesidir.
A‘râf suresinde şöyle bildirilir:
“Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzaklaştıracağım.
Onlar bütün ayetleri görseler bile onlara inanmazlar. Doğru yolu görseler onu
yol edinmezler; azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler.” (A‘râf 7/146)
Bu ayet, insanın hakikate yaklaşmasının yalnızca önünde bulunan delillerle
ilgili olmadığını da gösterir. Kişinin kibri, önyargıları ve yerleşmiş
kabulleri, doğruyu görmesine engel olabilir. İnsan bazen gerçeği anlayamadığı
için değil, kabul etmek istemediği için ondan uzak durur. Çünkü hakikati kabul
etmek, kimi zaman alışkanlıkları terk etmeyi, yanlışları itiraf etmeyi ve
toplumun yerleşik düşüncelerine karşı durmayı gerektirir.
İşte çoğunluğa uyma eğilimi, böyle durumlarda insanın önüne
bir sığınak çıkarır. Kişi, “Herkes böyle düşünüyor” diyerek kendi inancını
savunur. Oysa başkalarının aynı düşünceyi benimsemesi, kişinin sorumluluğunu
ortadan kaldırmaz. İnsan, kendi inancından ve tercihlerinden kendisi
sorumludur.
Kur’an, bu gerçeği En‘âm suresinde daha geniş bir çerçevede
ortaya koyar:
“Onların çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Zan ise hakikat karşısında hiçbir
şey ifade etmez.” (En‘âm 6:116’nın anlamı)
Buradaki uyarı, insanın zanla kesin bilgiyi birbirine karıştırmaması
gerektiğidir. Bir inancın kuşaktan kuşağa aktarılması, yaygın biçimde kabul
edilmesi veya güçlü bir gelenek hâline gelmesi, onu kendiliğinden kesin bilgiye
dönüştürmez. İnanç alanında asıl mesele, bir düşüncenin ne kadar eski veya ne
kadar yaygın olduğu değil, hangi temele dayandığıdır.
Atalarımızdan Böyle Gördük Demek Yeterli mi?
Çoğunluğa uyma meselesi, geleneksel inançlar söz konusu olduğunda daha da
belirginleşir. İnsanlar çoğu zaman bir düşünceyi neden benimsediklerini
açıklamak yerine, o düşüncenin geçmişten beri var olduğunu söylerler. Onlara
göre atalarının inandığı bir şeyin doğruluğunu ayrıca araştırmaya gerek yoktur.
Kur’an ise bu yaklaşımı açıkça eleştirir:
“Onlara, ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘Hayır! Biz atalarımızı
üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler. Ya ataları akıllarını kullanmayan ve
doğru yolu bulamayan kimseler idiyse?” (Bakara 2/170)
Bu ayet, geleneğin kendisini hakikatin ölçüsü olarak sunmasına karşı önemli
bir uyarıdır. Atalara saygı duymak başka, onların her düşüncesini sorgulanamaz
kabul etmek başkadır. Geçmişten gelen bir bilgi doğru olabilir; ancak yalnızca
geçmişten geliyor diye doğru sayılamaz.
Bir insanın inançlarını incelemesi, ailesini veya geçmişini
küçümsemesi anlamına gelmez. Tam tersine, inancını bilinçli biçimde benimsemesi
anlamına gelir. Çünkü insanın sorumluluğu, başkalarının tercihlerini
tekrarlamak değil, kendisine ulaşan bilgiyi değerlendirerek doğruya
yönelmektir.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Kur’an, insanı sırf
çoğunluğa karşı çıkmaya çağırmaz. Atalardan gelen her bilgiyi de sırf eski
olduğu için reddetmesini istemez. İnsandan beklenen, düşüncelerini delile göre
değerlendirmesidir. Bir düşünce çoğunluğun kabul ettiği bir düşünce de
olabilir, azınlığın savunduğu bir düşünce de. Önemli olan, onun hakikatle
örtüşüp örtüşmediğidir.
Dolayısıyla çoğunluğa karşı çıkmak tek başına bir erdem
değildir. Çoğunluğun içinde olmak da tek başına bir kusur değildir. Asıl
mesele, insanın hangi ölçüye göre hareket ettiğidir.
Hakikat Sayılarla Ölçülmez
İnsanlar bazen bir inancın çok sayıda taraftarı bulunmasını onun
doğruluğuna kanıt olarak gösterir. Oysa bu yaklaşım, doğru ile yaygın olanı
birbirine karıştırmaktır. Bir düşüncenin geniş kitlelerce benimsenmesi, onun
toplumsal gücünü gösterir; fakat doğruluğunu kanıtlamaz.
Kur’an, geçmiş toplulukların durumunu anlatırken bu gerçeğe
dikkat çeker. Yûsuf suresinde şöyle bildirilir:
“Sen ne kadar istesen de insanların çoğu inanacak değildir.” (Yûsuf 12:103)
Bu ayet, hakikatin herkes tarafından kabul edilmesinin zorunlu olmadığını
gösterir. Bir mesajın doğruluğu, onu kaç kişinin kabul ettiğine bağlı değildir.
İnsanların bir kısmının inanmaması, mesajı kendiliğinden geçersiz kılmaz; çok
sayıda insanın inanması da bir düşünceyi kendiliğinden doğru hâle getirmez.
Buradan şu sonuç çıkar: Hakikati arayan insan, insanların
sayısını değil, ortaya konulan delili dikkate almalıdır. Bir düşüncenin
yaygınlığına bakarak karar vermek yerine, onun Allah’ın vahyiyle uyumunu ve
hangi bilgiye dayandığını araştırmalıdır.
Bu yaklaşım, insanın kendi inancına da eleştirel gözle
bakmasını gerektirir. Çünkü çoğunluk yanılgısı yalnızca başkalarının yaptığı
bir hata değildir. İnsan, kendi çevresinde azınlıkta kalan bir düşünceyi
savunurken de sırf azınlıkta olduğu için kendisini haklı görebilir. Oysa
azınlıkta olmak da çoğunlukta olmak gibi, tek başına doğruluk ölçüsü değildir.
Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçü, kalabalıkların büyüklüğü
değil, Allah’ın bildirdiği hakikattir.
İnsan Kendi Aklını ve Sorumluluğunu Başkasına Devredemez
Çoğunluğa uyma alışkanlığının en önemli sonuçlarından biri, insanın kendi
sorumluluğunu başkalarına devretmesidir. Kişi, bir davranışı herkes yaptığı
için yaptığını söyleyerek kendisini haklı çıkarmaya çalışır. Bir inancı herkes
benimsediği için savunduğunu ileri sürer. Böylece kararının sorumluluğunu kendi
üzerinden kaldırıp topluma yükler.
Ancak Kur’an, insanın başkalarını taklit ederek
sorumluluktan kurtulamayacağını ortaya koyar. Kıyâmet suresinde insanın kendi
nefsine karşı da bir delil olduğu bildirilir:
“Doğrusu insan, kendi nefsine karşı bir şahittir.” (Kıyâmet 75:14)
İnsan, kendisini başkalarının davranışlarıyla aklamaya çalışsa da kendi
tercihleriyle yüzleşmek zorundadır. “Herkes böyle yapıyordu” demek, yapılanın
doğru olduğunu kanıtlamaz. “Bize böyle öğretildi” demek de yanlış bir inancı
sürdürmek için yeterli gerekçe oluşturmaz.
Bu nedenle insanın inanç konusunda bağımsız düşünmesi
önemlidir. Buradaki bağımsızlık, her bilgiyi reddetmek veya herkese karşı
çıkmak değildir. İnsanların söylediklerini dinlemek, farklı görüşlerden
yararlanmak ve başkalarının tecrübelerini değerlendirmek elbette mümkündür.
Ancak bunların hiçbiri, kişinin kendi aklını kullanma ve doğruyu araştırma
sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Vahyin insana sunduğu ölçü de budur: Başkalarının ne
söylediğine bakmakla yetinme; söylenenin doğru olup olmadığını araştır.
Allah’ın Ayetleri Çoğunluğun Kabulleriyle Değişmez
Çoğunluğa uyma sorunu, özellikle Allah’ın mesajının toplumun yerleşik
kabulleriyle çatıştığı durumlarda belirginleşir. İnsanlar bazen vahyin
söylediğini anlamaya çalışmak yerine, vahyi kendi geleneklerine ve önceden
benimsedikleri düşüncelere uydurmaya çalışırlar. Böylece ölçü olması gereken
vahiy, toplumun kabullerine göre yorumlanmaya başlanır.
Oysa Allah’ın mesajını değerlendirirken ölçü, insanların
neyi benimsemiş olduğu değil, vahyin ne bildirdiğidir. Bir toplumun uzun
zamandır sürdürdüğü bir uygulama, yalnızca yaygın olduğu için Allah’ın
onayladığı bir uygulama sayılamaz. Aynı şekilde, bir düşüncenin toplumda
tepkiyle karşılanması da onun yanlış olduğunu göstermez.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kişinin kendi yorumunu
doğrudan Allah’ın hükmü gibi sunmamasıdır. İnsan, vahyi anlamaya çalışırken
yanılabilir. Bu nedenle kendi görüşünü de ayetlerin ışığında yeniden
değerlendirebilmelidir. Çoğunluğun düşüncesini sorgulamak kadar, kendi
düşüncesini sorgulamak da hakikati aramanın bir parçasıdır.
Kur’an’ın çoğunluk uyarısı, insana yalnızca çevresine karşı
dikkatli olmayı değil, kendi zihinsel alışkanlıklarına karşı da dikkatli olmayı
öğretir. Çünkü insan bazen başkalarının etkisinde kaldığını fark eder; bazen de
kendi kanaatlerini sorgulanamaz hâle getirerek aynı hataya düşer.
Hakikate bağlılık, kişinin kendi görüşünü ne pahasına olursa
olsun savunması değil, doğru olduğu ortaya çıktığında onu kabul etmesi ve
yanlış olduğu anlaşıldığında ondan vazgeçebilmesidir.
Sonuç: Çoğunluğu Değil, Hakikati Ölçü Alın
Kur’an’ın “çoğunluğa uymayın” uyarısı, insanı toplumdan koparmak veya
herkese karşı bir duruş sergilemeye zorlamak için değildir. Bu uyarının amacı,
insanın düşünmeden taklit etmesini engellemek ve onu bilinçli bir sorumluluğa
çağırmaktır.
En‘âm suresindeki uyarı, yeryüzündeki insanların çoğunluğuna
sorgulamadan uymanın insanı Allah’ın yolundan uzaklaştırabileceğini bildirir.
Bakara suresindeki örnek ise ataların ve geleneklerin tek başına doğruluk
ölçüsü olamayacağını gösterir. Bu iki uyarı birlikte düşünüldüğünde, insanın
inancını yalnızca toplumsal kabullere dayandıramayacağı açıkça ortaya çıkar.
Öyleyse kendimize şu soruları sormalıyız: Bir düşünceyi
doğru olduğu için mi kabul ediyoruz, yoksa herkes öyle düşündüğü için mi? Bir
inancı vahye dayandığı için mi savunuyoruz, yoksa bize geçmişten böyle
aktarıldığı için mi? Bir davranışı gerçekten doğru bulduğumuz için mi
sürdürüyoruz, yoksa çevremizden dışlanmamak için mi?
Bu sorulara dürüstçe cevap vermek, insanın hakikat
arayışında önemli bir adımdır.
Çünkü çoğunluğun kabulü hakikatin kanıtı olmadığı gibi,
azınlıkta kalmak da haklılığın kanıtı değildir. Ölçü, insanların sayısı değil;
Allah’ın vahyi, doğru bilgi ve bunları anlamak için gösterilen samimi çabadır.
İnsan, kalabalıkların düşüncesini kendi düşüncesi yerine
koymamalı; gelenekleri sorgulanamaz hükümler hâline getirmemeli ve inancını
başkalarının tercihlerine teslim etmemelidir. Kendisine ulaşan her iddiayı
değerlendirmeli, kendi kanaatlerini de eleştiriye açık tutmalıdır.
Sonuçta mesele, çoğunluğa karşı olmak değil, çoğunluğa
rağmen de doğru bildiğini delile dayanarak savunabilmektir. İnsanların ne
dediği değişebilir, toplumların kabulleri zamanla farklılaşabilir. Fakat
hakikatin ölçüsü, insanların bir düşünceyi ne kadar benimsediğine göre
belirlenmez.
Hakikati arayan insanın görevi, kalabalığın peşinden gitmek
değil, kalabalıkların içinde de dışında da doğru olanın izini sürmektir.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın
kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com