KADERE İMAN...

                Kader sözcüğü kıymet, takdir, kudret; sosyolojik anlamı ölçmektir. Bütün yaratılmışlar Allah’ın takdiridir. Kâinatta ki bütün varlıklar, Allah’ın takdir etmesiyle yaratılmıştır. Takdir etmek ölçülendirmek anlamındadır. Yüce Allah her şeyi bir ölçüye göre yaratmıştır. Kader, yarattığı eşyaya verdiği özelliklerin adıdır. Ateşin yakıcı olması, aşırı soğuğun dondurması, suyun boğucu olması, bıçağın kesici olması, suyun kaldırma kuvvetinin olması, balın tatlı; biberin acı olması vb.
                Gezegenlerin gezeceği yörünge bir ölçü nispetinde yaratılmıştır. Dünya’nın kendi ve Güneş’in etrafında hangi eksen ve hangi yörüngede, hangi açıda gezdiği, Ayın hareketi ölçü sistemiyle Yüce Allah tarafından yaratılmıştır. Bu ölçünün bozulmasının,  Dünya’yı ve gezegenleri ne hâle getireceğini düşünürsek, ölçünün önemi ortaya çıkacaktır. Yüce Allah her şeyi bir ölçü ile yarattığını buyururken, yaratılış kanununun ölçü içinde gerçekleştiğine dikkat çekmektedir.
İnsan 29, 31. Ayet:
Bunlar, aklınızdan çıkarmamanız gereken bilgilerdir. Rabbinin yolunu tercih eden o yola girer. Sizin yaptığınız tercih ancak Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın yaratması ile gerçekleşir. Çünkü bilen O, her kararı doğru olan O’dur. O, doğru tercihte bulunanı ikramı ile kuşatır. Yanlış yapanlar için de acıklı bir azap hazırlamıştır.

Kamer 48-49. Ayet:
Yüzüstü ateşe sürüklendikleri gün kendilerine: “Cehennemin dokunuşunu tadın!” denir.
Şüphesiz biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.
Mealcilerin ölçü diye tercüme ettikleri kelime قَدَرٍ kader kelimesidir.

Ayette belirtilen ceza; onların inkârına, yaşantılarına göre verilmektedir. Amellerine verilen ceza da ölçü iledir. Amel ile ceza arasında denklik denen bir ölçü vardır. Cezada ölçü olmazsa, adalette olmaz.
Şura 40. Ayet:
Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah'a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez.
Ayette belirtilen denkliği gördük; yani kötülüğün cezası ona denk bir kötülüktür.

                Yüce Allah tabiattaki tüm bileşimleri, elementleri, biyolojik varlıkları bir ölçü ile yaratmıştır. Bütün canlıların maddi yapısındaki sistem, hava ve sudaki gazların bileşimi, organlardan hücre yapısına oradan da vücudun tamamı bir “ölçü” ile yaratılmıştır.  

                Bir de kadere (ölçüye) değişik açıdan bakalım. İnsanlara insanca davranmaları kaderi olarak verilmiştir. İnsanları yaratılışı fıtrat üzerinedir. İşte bu ölçü dışına çıkanlar, ölçüyü kaybedenler cehenneme yüz üstü gitmek durumunda kalırlar. Her şey bir ölçü nispetinde yaratıldığı gibi her insanın psikolojik yapısına da ölçü koymuştur. Akıl, gönül, nefis ölçüye göre çalışır. Biz bu ölçüyü bozarsak ahlak çöker.

Bakın bu ayette de ölçü geçiyor.
Sebe 11. Ayet:
"Geniş zırhlar yap; dokumasında ölçülü davran!" diye (vahyetmiştik). (Siz de) iyi işler yapın! Şüphesiz ki ben yaptıklarınızı görenim.
Yüce Allah Nebi Dâvut’a verdiği bu emirle yaptığı işte ölçülü olmasını, malzemeyi ölçülü kullanmasını emrediyor. Bu ayette; yaptığımız her türlü işi en iyi, en güzel şekilde ve ölçülü yapmamız gerektiğini emrolunmaktadır.

                Kur’an’dan anladığım kadarıyla kaderi iki türlü ele almamız gerekmektedir.
Birincisi; Bizim sorumlu olmadığımız kaderdir. Yani bundan dolayı hesaba çekilmeyeceğimiz kaderdir.
İnsanlar yaratılışında rengini, ırkını, cinsiyetini, fiziki şeklini, kan grubunu, doğduğu yeri hangi anneden hangi babadan doğacağını bilemez. Seçim hakları da yoktur. Eğer intihar etmezse nerede, nasıl ve ne zaman öleceğini de bilmez. İnsanın yaratılması da onun kaderidir.
İkincisi; Yüce Allah bize iki yol göstermiştir. “Eğer Bana ve resulüme itaat ederseniz sizi cennetimle mükâfatlandıracağım” diye buyurmuştur. Aksi halde cehenneme atılacağımızı tabi ki biliyoruz.

İnsan 3. Ayet:
Biz ona yolu gösterdik; Ya şükredici veya nânkör olur.
Mülk 2. Ayet:
O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.
Allah takva yolunu ve fiks fücur yolunu, kitabında belirtiyor. Hangi istikamette gidersen git, problem yapmıyor. Arkasından da tehdidi yapıştırıyor. “Sonuçlarından sen sorumlusun.”
Kehf 29. Ayet:  
De ki "Bu doğrular Rabbinizdendir. İmanı tercih eden inanıp güvensin, görmezlikten gelmeyi tercih eden de kâfir olsun. Yanlış yapanlar için perdesi kendilerini kuşatacak bir ateş hazırladık. Yardım isterlerse onlara, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su verilir. Ne kötü içecektir o; ne kötü yerdir orası!

Birlikte bir hayal kuralım:
                Yüksek bir tepeden aşağı doğru bakıyoruz. Aynı ray üzerinde karşılık gelen iki tren görüyoruz. Ortalama hızlarını da tahmin edip aradaki mesafeyi de hesapladığımızda, bu iki trenin ne zaman kafa kafaya çarpacağını yaklaşık olarak hesaplayamaz mıyız? İşte İlim maluma tabiidir. Kader Allah'ın ilmindendir.

               Allah Kitap ve ölçü vererek insanları kendi öz iradesine bırakmıştır. İyiyi ve kötüyü yapmak bizim kendi elindedir. Ya haram ve yasaklarla şeytana, ya da erdemli olup takvaya gidebiliriz. Üçüncü bir yol yoktur. Allah yazdı diye biz yapıyor değiliz. Bizim yapacağımızı bildiği için Allah yazmıştır.
Maide 48. Ayet:
Gerçekleri içeren bu Kitabı sana, önceki Kitapları onaylayıcı ve koruyucu özellikte indirdik. O halde aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Sana gelen doğruları bırakıp onların arzularına uyma. Her birinize bir şeriat (kitap) ve bir yöntem (hikmet) verdik. Allah sizi tek bir toplum (tek bir nebînin ümmeti) yapmayı tercih etseydi yapardı. Oysa verdiği şeylerle sizi yıpratıcı bir imtihandan geçirmek için (böyle yaptı). Öyleyse (tartışma yerine) iyi işlerde yarışın. Tekrar hayata dönünce hep birlikte Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. O, anlaşmazlığa düştüğünüz konuları size bildirecektir.


                İblisin bize fikrini aktarması kaderdir. Bunu gerçekleştirip gerçekleştirmemiz bizim irademizle olur. İrade bizde olduğu gibi Allah'ın sıfatlarında da vardır. Allah'ın iradesi sonsuzdur. İnsanın iradesi sınırlıdır. Buna iradeyi cüziye diyoruz. Allah'ın irade sıfatına da iradeyi külliye diyoruz. İnsan kaderini iradesi neticesinde kendisi seçer. (76/3) Allah’ın vermiş olduğu irade o kişinin sorumluluğundadır.
Evrende meydana gelen her olay ve varlık Allah’ın oluşumla ilgili iradesi ile meydana gelir. Kul da Allah’ın kendisine tanıdığı sınırlar içinde fiilini seçer. Kulun fiilinde hür olması; hürriyetine inanması, fiili yaparken her hangi bir baskı altında olmadığını kabullenmesi demektir.

               İradeyi cüziye, iradeyi külliyeye bağlıdır. Kimsenin amel defteri önceden yazılmış değildir. Boştur. Bunu doldurmak şahsın hal, tavır ve hareketleriyle gerçekleşir.

               Filistin’de, Soma, Arıkan, Eritre, Etiyopya, Suriye, Cubuti, Burma, Pakistan, Nijerya ki, insanlara yapılan zulüm Allah'ın yaptığı bir zulüm değildir. Daha önce yapılmış siyasi, sosyal, ekonomik hatalar neticesinde ki oluşumdur.
Yunus 44. Ayet:
Şüphesiz Allah, insanlara hiç bir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar.

               Dünya’da 1,6 milyar Müslüman var. Bunlara neden diğer Müslüman ülkeler sahip çıkmıyor? Bu konuya girmek istemesem de, özetle bir iki cümle ile kapatmak istiyorum.
Herkes kendi dini grubunun dini yaşayışını doğru kabul edip, diğer dini grupları ötekileştirirse,  yani diğer Müslüman’ım diyenleri Müslüman gibi görmezse, olanlar gayet normal. Daha da özü; çoğunluğun Allah’ın kitabını terk etmesi, farklı kitaplara göre dini anlayışlarını sürdürmesi, Müslüman olanların yalın, katkısız Müslüman olmamaları, Müslüman kelimesi altında çok farklı alt kimliklerin oluşması ve Allah’ın kitabına güvenmemelerinden kaynaklanmaktadır.
En’am 159. Ayet:
Dinlerini bölük bölük edip her biri bir kişinin taraftarı olmuş olanlar var ya, sen hiçbir konuda onlardan olamazsın. Onların işi Allah’a kalmıştır. Daha sonra Allah, onların yaptıklarını kendilerine bildirecektir.
Furkan 30. Ayet:
Ve elçi dedi ki: 'Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar.'

               İradeyi cüziye sahibi olmakta o insanın kaderidir. İnsanın iradeye sahip olması fıtrattandır. Fiziki yapısındaki farklılıklar gibi insanın iradesi de kaderidir. İnsanlar olaylar karşısında düşünerek doğruyu tercih etmek zorundadırlar. Böylece Yüce Allah’ın da onayı neticesinde doğru istikamete girmiş oluruz.
Tekfir 29. Ayet:
Sizin yaptığınız tercih ancak varlıkların sahibi olan Allah’ın yaratması ile gerçekleşir.
Müddessir 54 -56. Ayet:
Hayır hayır, Kur’an doğru bilgidir. Öğrenmeyi tercih eden öğrenir.

Bu Kur’an’ı bilgiyi aklından çıkarmayanlar, tercihlerinin doğruluğunu Allah’ın onayladıklarıdır. Böylesi, Allah’tan çekinip korunan ve affedilmeyi hak eden kişidir. İnsan özgür iradesini kullanarak her hangi bir fiili gerçekleştirir. Eğer Allah isteseydi bütün insanları doğru yola sokardı.
En'am 149. Ayet:
De ki “Susturucu delil Allah’ınkidir: Eğer tercihi Allah yapsaydı elbette hepinizi yola getirirdi.

               Her öğretmen, öğrencisinin sınavdan nasıl bir sonuç alacağını aşağı yukarı bilir. Fakat imtihan yapmadan hiçbir kimseye sen kaldın veya sen geçtin diyemez. Alın yazısı deyip Allah’ın yazdığı senaryoyu oynuyoruz anlayışı şeytanidir.
Araf 16. Ayet:
Şeytan dedi ki: "(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım."

Mekkeli müşriklerde günümüzdeki insanlardan farklı düşünmüyorlardı.
En’am 148. Ayet:
Allah'a ortak koşanlar diyecekler ki: "Eğer Allah dileseydi, biz de ortak koşmazdık, babalarımız da. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de (resullerini) böyle yalanlamışlardı da sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: "Sizin (iddialarınızı ispat edecek) bir bilginiz var mı ki onu bize gösteresiniz? Siz ancak kuruntuya uyuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz."

                Eğer biz Allah’ın yazdıklarını oynuyorsak neden elçiler gönderildi; neden vahiyler indi?
Yüce Allah Tabi ki her şeyi bilendir. Cennete ve cehenneme gidecek rol modeli bize kitabında belirtmiş; kim hangi yönü seçerse o yönün talibi olacaktır.

Bir örnekle devam edelim:
                Gece bir odada aydınlıkta oturuyoruz. Aydınlık olmasına sebep malumunuz lambanın yanıyor olmasıdır. “Bu lambayı kim yaktı?”  sorusu karşısında bir kişinin ismi zikredilir. Fakat o kişi lambayı yakan değildir. Lambanın yanmasına vesile olandır. Lambayı yakan elektrik enerjisidir.
Öyleyse; iyi yönde yaptığımız fiilde iyiyi,  Kötü yolda yaptığımız fiilde de kötüyü yaratan Allah’tır.
Şura 20. Ayet:  
Kim ahiret için yatırım yapmak isterse onun yatırımına katkıda bulunuruz. Kim de dünya için yatırım yapmak isterse, ona da onun gelirinden veririz ama onun ahirette alacağı bir şey kalmaz.


Bir örnek daha…  
Okuyalım:
İki tane farklı serayı gözümüzün önüne getirelim.
Birinci seranın sahibi gayrimüslim olsun. Bu kişi fidelerini dikmiş. Suluyor, otları temizliyor, çapalıyor, gübresi veriyor. Kısaca fideden maksimum düzeyde ürün alabilmek için ne gerekiyorsa yapıyor.
İkinci serada ki Müslüman şahıs da en kaliteli fideyi dikiyor. Bir daha pek o mekâna uğramıyor. 7/24 saat dua ediyor. “Rabbim bana bol rızık ver” diye… Bizim Müslüman kardeşimiz mahsul alabilir mi?

                Hâlbuki fideyi biliyorsunuz, tohumdan oluşuyor. Tohum bir melektir. Allah ona neyi programlamışsa onu harfiyen uygular. Kesinlikle hata yapmaz. Hiçbir kişiye farklı yaklaşım göstermez. Bir şartı vardır. O da hizmet verebileceği ortamın hazırlanmasıdır. Size bilginiz nispetinde hizmet eder. Ortam hazırlanmazsa, yaradılış sebebi size hizmet etmek de olsa, hizmet edemez. Bu senaryonun neticesi malumdur. Bırakın mahsul almayı, serada fide bile kalmaz kurur. Şimdi bu kişinin kaderi midir? Yoksa; kendi etmiş, kendi bulmuş mudur?
Nahl 93. Ayet:
Tercihi Allah yapsaydı sizi bir tek toplum (ümmet) yapardı. Ama (tercihi size bıraktığı için) sapıklığı tercih edeni sapık sayar, hidayeti tercih edeni de yoluna kabul eder. Yaptıklarınızdan elbette sorumlu tutulacaksınız.

               Teknolojinin gelişmesiyle hava raporlarında başarı oranlarını da yükselmiştir. Basite indirgeyerek anlatırsak;  Bulgaristan’da yağmur yağıyor. Bulutlar rüzgârların etkisiyle ülkemize doğru geliyor. Kaç km hızla geliyor. Aradaki mesafe kaç km, hesaplamayla yağmurun Ülkemize ne zaman yağacağını tahmin edilebiliyor. Ülkemizde yağmurun yağması meteoroloji uzmanları söyledi diye yağmıyor. Burada malum olan bulutun hareketidir.
                Dünyada ki kadın ve erkek sayısı, ölen ve doğan sayısı her şey bir ölçü içerisindedir.

Kamer 49. Ayet:
Biz, yarattığımız her şeyi bir ölçüye göre yaratık.

Zümer 7. Ayet:
Ayetleri görmezlikten gelirseniz (kâfirlik ederseniz) bilin ki Allah’ın size ihtiyacı yoktur ama kullarının kâfirlik etmesine de rızası yoktur. Eğer görevlerinizi yerine getirirseniz O’nu memnun edersiniz. Kimse kimsenin yükünü taşımaz. Sonra tekrar yaratılarak O’nun huzuruna çıkarılacaksınız. Neler yaptığınızı size, o zaman bildirecektir. İçinizde ne olduğunu Allah bilir.

               İmanın 6 şartı olarak uydurulmuştur. Bunlardan birisi de kadere iman… Kadere iman anlayışı Emevi zihniyetidir. Sevgili Nebi Muhammed’in omuzlarında taşıdığı torunu Hüseyin’i Yezit katletmiştir. Yezit ve ailesine yaptıkları haksızlıklara, katliamlara bir akideyi kılıf uydurmuşlardır.
“Hüseyin’i ben öldürmedim Allah öldürttü…”
Allah kötü şeyleri emretmez!
Araf 128. Ayet:
Onlar, 'çirkin bir hayâsızlık' işlediklerinde: "biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk. Allah bunu bize emretti" derler. De ki: "Şüphesiz Allah, 'çirkin hayâsızlıkları' emretmez. Bilmediğiniz bir şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?"

               Günümüzde sık sık depremler oluyor. Marmara’da olan depremi unutamıyoruz. Resmî raporlara göre 17.480 ölüm, resmî olmayan bilgilere göre ise yaklaşık 50.000 kardeşimiz ölmüştür. Aynı şiddette Japonya’da deprem oluyor; İki elin parmakları kadar insan ölmüyor. Japonlar Şintoizm inancına mensup, biz sözde Müslümanız. Biz de bu ölenlerin sorumlusu kimdir?  Haşa Allah mı? Allah zerre kadar insanlara zulmetmez. İnsanlar zulmü kendilerine yaparlar. (10/44)
Bir defa şunu iyi bilirsek gerçekten toparlanmamıza yardımcı olur. Bizim çoğumuz potansiyel hırsızız… İşin kötüsü çoğunuz da bu sözüme karşı çıkacak. Çünkü biz kendimizi hep iyi gördük. Yaşınıza göre geçmişteki kurulmuş hükümetleri hatırlayın. Milletvekili olabilmek için harcanan paraları düşünün. Bu paralar vatan millet aşkına mı harcanıyor. İktidar olacak kişileri paralarıyla destekleyenler ne amaçla dünya kadar paraları bağışlarlar.
Bırakın bunları alışverişe gittiğiniz de esnaf size demiyor mu? “Fiş, fatura almazsanız şu kadara olur” diye… Muhasebeci vergi çıkarttığında “Bu kadar vergi mi? Olur, bunu düşür.” Diye serzenişte bulunmuyor muyuz? KDV ödememek için beş takla atmıyor muyuz? Bunlar maalesef çoğumuza normal geliyor. Bu hırsızlığın daniskasıdır… En tepede ki çalıyor; en tabandaki de çalıyor.
                Depreme dönelim. Müteahhit; demirden çalarsa, betondan çalarsa, donatılar işçilik artmasın düşüncesiyle gereği gibi işlenmezse, kontrole gelen kişi parmak hareketine dayanamazsa, binaların yıkılması değil; yıkılmaması anormal olur.
                Yüce Allah sistemini ölçülü şekilde kurdu. Bu sistemi insanların emrine verdi. Biz bu sistem içerisinde yaşıyoruz. Aklımızı kullandığımız, düşündüğümüz ölçüde hem dünyamızı hem de ahiret hayatımızı düzenleme gayretindeyiz. Kısaca dünyada oluş sebebimiz imtihan olup; Yüce Allah bize bu konuda müdahale etmiyor.
Fatır 45. Ayet:
Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayacak olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiç bir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah kendi kullarını görendir.

               İnşaat molozları altıda kalan insanların ölümü o kişilerin kaderi değildir. Binaları yapanların, kontrol edip imza atanların cinayetidir. O kişilerin, insanlara zulmüdür; insanları maddi menfaati  uğruna katletmesidir. İşte bunu çözmek için önce dini anlayışımızı değiştirmemiz gerekiyor. Dinimizde günah çıkartmak yoktur. “Ben çalarım yarın da şunu yaparsam bütün günahlarım af olur” diye düşünen kişi ancak kendini kandırır.

               Her vakit namazı bir önceki vakit namazla aradaki günahları temizler. Cuma namazı haftalık günahları siler. Özel günleri ibadetle geçirenler o kadar sevap kazanır ki hesaplasanız alacaklı bile olurlar. Ramazan’da farz olmayan teravih namazının faziletlerini yazsam bir sayfa tutar. Hacca gittiğinizde de anadan doğmuş olarak dönülür. Bunlar Hristiyan, Yahudi anlayışlarıdır. Bir günah çıkartma işlemi yaptırmamakla Müslüman olunmaz. Gerçi benzer hadiseleri şeyhlerine yaptıranlarda yok değil. Onlara göre zaten özel cennet hazırlanmış bekliyor. Bazı cemaat mensupları yakınlarına bile şefaatçi olacaklarını söylüyorlar. Önce kendisini kurtarsın. Allah’ın kitabında bunların yeri yok. Bir tane bile ayet bulamazsınız.
               Sınır ötesinde Askerlik yapanın ölüm oranı %3 ise kışlasında askerlik yapanın ölüm oranı %0,1dir. Bunu çoğaltabiliriz. Trafik kurallarına uymayarak araç kullanan kaza ihtimali %99 ise kurala uyarak seyreden kişinin kaza ihtimali %1dir. 19. Yüzyılın başlarında insan ömrü yaş ortalaması 60 bile değilken günümüzde insan ömrü yaş ortalaması 72nin üzerindedir. Bilim adamları bunun 120 ye kadar çıkabileceğini söylüyorlar. Bu Allah’ın bize verdiği ilim sayesinde gerçekleşmektedir. Biz sağlığımıza dikkat etmezsek kısa sürede dünyayı terk ederiz.  Buna “bizim kaderimiz” diyemeyiz.

Müddessir 38. Ayet:
 Beşer (insan) için bir uyarıdır.
Sizlerden öne geçmek veya geride kalmak isteyenler için. Her nefis, kazandıklarına karşılık bir rehinedir.
Şems 10. Ayet:

inanan kimseye karşı bu hiçbir sorumluluk, hiçbir koruma yükümlülüğü tanımayarak (işleyip durdukları): doğru yoldan çıkıp çizgiyi aşanlar işte böyleleridir.

               Allah her birimize yaşam senaryosu yazmışsa bize neyi soracak? O kadar resul kitap ne için gönderdi.
                Çocuğunuzun ellerini ayaklarını sıkıca bağlayın. Sonra “git bakkaldan ekmek al deyin.” Arkasından da gitmiyor diye çocuğunuzu cezalandırın.  Çocuğunuzu hırsız olarak yetiştirin. Büyüyünce hırsızlığından dolayı dışlayın. Biz yaratılanların bile yapmayacağını Allah’ın yapacağını düşünmek abesle iştigaldir.
Bu Allah’ın yasasına ters bir davranıştır. Ne aklediyor, ne de düşünüyoruz.  Rabbimden Kur'an'ın rehberimiz olmasını dilerim...

     Doğrularım Allah’a yanlışlarım bana aittir.    
                                                                                                                         Aydın ORHON

 

NEBİ VE RESUL: AYNI KİŞİ, İKİ FARKLI KONUM

                                                 


           
NEBİ VE RESUL: AYNI KİŞİ, İKİ FARKLI KONUM

Kur’an’ı dikkatle okuyan herkes şunu fark eder:
Allah, Muhammed’den söz ederken tek bir kimlikten bahsetmez. Aynı kişi için bazen “nebi”, bazen “resul” der. Dahası, bu iki hitap farklı sonuçlar, farklı yükümlülükler ve farklı sorumluluklar doğurur.

İşte tam bu noktada zihinler karışır:

“Madem nebi ve resul aynı kişi, neden biri mutlak itaate konu edilirken diğeri edilmez?”

Bu soru, Kur’an’ın merkezine açılan kapıdır.


1. KUR’AN’IN ANLATIM TEKNİĞİ: KİŞİ DEĞİL, MAKAM KONUŞUR

Kur’an, biyografi kitabı değildir.
Kur’an, insan anlatmaz; ilahi düzeni anlatır. Bu nedenle kişilerden söz ederken onların kişiliklerinden çok konumlarını öne çıkarır.

Aynı insan:

  • Bir ayette kul olarak
  • Bir ayette nebi olarak
  • Bir ayette resul olarak
  • Bir ayette beşer olarak
    anlatılabilir.

Bu, çelişki değil; çok katmanlı anlatımdır.

Muhammed:

  • Beşerdir → yer, içer, üzülür
  • Nebidir → vahiy alır
  • Resuldür → vahyi tebliğ eder

Kur’an, bu katmanları bilerek ayırır, çünkü hukuk buradan doğar.


2. NEBİ: VAHYİ ALAN, AMA HÜKÜM KOYMAYAN

“Nebi” kelimesi, Kur’an’da bir makam bildirir.
Nebi, Allah tarafından seçilmiş, değeri yükseltilmiş, vahiy alan insandır.

Ama burada kritik bir ayrım vardır:

Nebi, vahyi alır ama vahiy adına konuşmaz.

Bu cümle çok önemlidir.

Nebi:

  • Düşünür
  • Üzülür
  • Danışır
  • Tavsiye eder
  • Bekler
  • Bazen gelenekle konuşur
  • Bazen susar

Çünkü henüz vahiy gelmemiştir.

Zıhar Olayı bunun canlı örneğidir

Kadın gelir, şikâyet eder.
Muhammed cevap verir.
Ama cevap tatmin etmez.

Neden?

Çünkü o anda Muhammed:

  • Resul değildir
  • Vahiy yoktur
  • Hüküm yoktur

Kadın, Nebi Muhammed’in sözlerini aşar ve Allah’a şikâyet eder.

Eğer Nebi Muhammed’in sözü bağlayıcı olsaydı:

  • Kadının itiraz etmesi mümkün olmazdı
  • Allah’ın müdahalesine gerek kalmazdı

Ama Kur’an ne diyor?

“Allah, seninle tartışan kadının sözünü işitti…” (58:1)

Bu ayetle birlikte konuşan artık Muhammed değil, vahiydir.
İşte tam bu noktada o konuyla ilgili Muhammed resul olur.


3. RESUL: VAHYİN KONUŞTUĞU AN

Resul, bir kişi değil; bir işlevdir.
Resul, Allah’ın mesajının sesi, dili, taşıyıcısıdır.

Bu yüzden Kur’an’da resul hakkında şu çok sert ifadeler yer alır:

  • Resule itaatsizlik → sapkınlık
  • Resule muhalefet → cehennem
  • Resule ekleme → ölüm tehdidi

Çünkü:

Resul konuşuyorsa, konuşan Allah’tır.

Bu nedenle Kur’an şunu söyler:

“Kim resule itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (4:80)

Dikkat et:

  • “Kim nebiye itaat ederse” demez
  • “Kim Muhammed’e itaat ederse” demez
  • Resule der

Çünkü itaat, kişiye değil, vahye edilir.


4. AYNI KİŞİ, FARKLI SONUÇ: NEBİ ÜZÜLÜR, RESUL İNCİTİLİR

Kur’an’daki ince ayrımı görmek için Ahzab Suresi’ne bakalım.

Nebi üzülür ama tehdit yoktur:

“Bu davranışınız nebi’yi üzüyor…” (33:53)

Burada:

  • İnsanlar saygısız
  • Nezaketsiz
  • Düşüncesiz

Ama sonuç?

  • İlahi azap tehdidi yok

Çünkü muhatap nebidir.


Resul incitilirse iş değişir:

“Allah’ı ve Resulünü incitenlere, Allah dünyada da ahirette de lanet eder.” (33:57)

Neden bu kadar sert?

Çünkü resul incinirse:

  • Vahiy hedef alınmış olur
  • İlahi otorite sarsılır
  • Din tahrif edilir

İşte bu yüzden Kur’an:

  • Nebi ile ilgili olaylarda insani alan bırakır
  • Resul ile ilgili olaylarda sıfır tolerans gösterir

5. NEBİ HARAM KOYAMAZ, RESUL DE KOYMAZ — AMA FARKLI SEBEPLERLE

Bu konu çok yanlış anlaşılır, burada netleşelim.

Nebi neden haram koyamaz?

Çünkü:

  • Hüküm yetkisi yoktur
  • Vahiy beklemek zorundadır

Tahrim Suresi bunun açık delilidir:

“Ey Nebi! Allah’ın sana helal kıldığını neden kendine haram kılıyorsun?” (66:1)

Bu ayet şunu gösterir:

  • Nebi, kişisel tercihle haram algısı oluşturamaz

Resul neden haram koyuyormuş gibi görünür?

Araf Suresi’nde şöyle denir:

“Temiz olanı helal, murdar olanı haram kılar.” (7:157)

Ama burada haram koyan resul değildir.

Resul:

  • Allah’ın haram kıldığını ilan eder
  • Vahyin tercümanıdır

Nitekim Kur’an başka bir yerde net konuşur:

“Hüküm yalnız Allah’ındır.” (12:40)


6. EN KRİTİK NOKTA: NEBİYE İTAAT ŞARTI YOKTUR

Bu, geleneksel din anlayışının en zor kabul ettiği gerçektir.

Zeyd örneği bunun kanıtıdır.

  • Nebi Muhammed, “Eşini boşama” der
  • Zeyd dinlemez
  • Hiçbir ilahi tehdit yok

Ama bir ayet önce ne deniyor?

“Allah ve Resulü bir işe hükmettiğinde…” (33:36)

Demek ki:

  • Nebi’nin sözü → bağlayıcı değil
  • Resulün hükmü → tartışmasız

Bu ayrımı görmeden:

  • Sünnet meselesi
  • Hadis meselesi
  • İtaat meselesi
    asla doğru anlaşılamaz.

7. BUGÜN RESUL KİMDİR?

Nebi Muhammed vefat etmiştir.
Ama resullük görevi bitmemiştir.

Çünkü resullük:

  • Bir beden değil
  • Bir metindir
  • Bir hitaptır

Kur’an:

  • Korunmuştur (15:9)
  • Konuşmaktadır
  • Hüküm vermektedir

Bugün resule itaat:
️ Kur’an’a itaat etmektir
️ Vahyin dışına çıkmamaktır


1. “PEYGAMBER” KELİMESİ VE KUR’AN DIŞI ALGILARIN OLUŞUMU

Bu başlık, nebi–resul meselesinin en kritik kırılma noktasıdır. Çünkü kavram bozulduğunda, dinin tamamı bozulur. Kur’an’ın anlattığı Muhammed ile, geleneksel dinin anlattığı “peygamber Muhammed” aynı profil değildir.

Önce şu soruyu netleştirelim:

Kur’an’da “peygamber” kelimesi var mı?

Cevap nettir: Yoktur.

Kur’an’da:

  • Nebi vardır
  • Resul vardır
  • Beşer vardır
  • Kul vardır

Ama “peygamber” yoktur.

“Peygamber” kelimesi Farsçadır:

  • Payğam → haber
  • Ber → getiren

Yani “haber getiren”.

Bu kelime masum gibi görünür, fakat çok ciddi bir zihinsel kaymaya yol açmıştır.


PEYGAMBER KAVRAMI NEYİ BOZDU?

Kur’an’da iki ayrı konum vardı:

  • Vahyi alan (nebi)
  • Vahyi ileten (resul)

“Peygamber” kelimesi bu iki konumu tek potada eritti.

Sonuç ne oldu?

  • Nebi’nin beşeri yönü kutsallaştırıldı
  • Resulün vahiy ile sınırlı görevi genişletildi
  • Muhammed, her sözü bağlayıcı bir figüre dönüştürüldü

Oysa Kur’an tam tersini yapıyordu:

  • Beşer oluşunu vurguluyordu
  • Yanılabileceğini söylüyordu
  • Uyarıldığını açıkça bildiriyordu

KUR’AN’IN BİLİNÇLİ OLARAK KURDUĞU MESAFE

Kur’an, Muhammed ile din arasına bilinçli bir mesafe koyar.
Bu mesafe kalktığı an, din kişiselleşir.

Bak şu ayetlere:

“De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim.” (18:110)

“Eğer Allah’tan başkasına söz isnat etseydi…” (69:44–47)

“Ey Nebi! Niçin Allah’ın helal kıldığını kendine haram kılıyorsun?” (66:1)

Bu ayetler şunu öğretir:

  • Muhammed korunmuş bir kanaldır
  • Ama mutlak otorite değildir
  • Otorite vahiydedir

“Peygamber” algısı ise şunu doğurdu:

“O söyledi mi, doğrudur.”

Kur’an ise şunu der:

“O vahiy ile konuşuyorsa doğrudur.”

Aradaki fark, dinin kaderini değiştirir.


“PEYGAMBER’E İTAAT” CÜMLESİ NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Çok önemli bir noktaya geliyoruz.

Kur’an’da:

“Allah’a ve Resule itaat edin” yazar.

Ama meallerde çoğu zaman:

“Allah’a ve Peygambere itaat edin” şeklinde çevrilir.

Bu masum bir çeviri hatası değildir.
Bu, kavramsal bir kaydırmadır.

Çünkü:

  • Resul → vahyin konuştuğu makam
  • Peygamber → kişilik merkezli algı

Bu kayma şuna yol açtı:

  • Nebi’nin günlük hayatı din oldu
  • Kültür, sünnet zannedildi
  • Beşeri tercihler ibadetleştirildi

KUR’AN NEDEN “RESUL” DİYOR?

Çünkü Kur’an, itaati:

  • Kişiye değil
  • Karizmaya değil
  • Hatıraya değil

Metne ve mesaja bağlamak ister.

O yüzden:

  • “Resul’e itaat” der
  • “Resul’e muhalefet” der
  • “Resul’ü incitmek” der

Ama dikkat et:

  • “Nebi’ye itaat edin” diye bir ayet yoktur

Bu tesadüf değildir.
Bu, ilahi bir sınır çizimidir.


NEBİYİ PEYGAMBERLEŞTİRMEK NEYE YOL AÇTI?

Tarihte olan şu oldu:

  1. Nebi ile resul ayrımı silindi
  2. Muhammed tek tip “peygamber” figürüne dönüştürüldü
  3. Her söz, her davranış, her tercih “din” sayıldı
  4. Kur’an yeterli olmaktan çıkarıldı
  5. Dış kaynaklar dinin merkezine yerleşti

Kur’an’ın uyardığı şey tam olarak buydu:

“Onlar dinlerini parça parça ettiler.” (30:32)

Bir kısmı:

  • Hadise baktı
    Bir kısmı:
  • Mezhebe baktı
    Bir kısmı:
  • Şeyhine baktı

Ama resule, yani Kur’an’a bakmadı.


PEYGAMBER ALGISI OLMASAYDI NE OLURDU?

Bu soruyu dürüstçe soralım.

Eğer “peygamber” kelimesi hiç kullanılmasaydı:

  • Nebi beşer kalırdı
  • Resul vahiy ile sınırlı kalırdı
  • Kur’an tek otorite olurdu
  • Din sade olurdu
  • Mezhepler bu kadar güçlenmezdi

Çünkü herkes aynı metne bakmak zorunda kalırdı.


ARA SONUÇ

Buraya kadar vardığımız nokta şudur:

  • Kur’an, Muhammed’i iki ayrı işlevle anlatır
  • Gelenek, bu iki işlevi tek kişilikte eritir
  • “Peygamber” kavramı bu erimenin aracıdır
  • Sonuç: Nebiye itaat farzmış gibi algılanır
  • Oysa Kur’an’da bağlayıcı olan resullüktür

2. HADİS MESELESİ: “RESULÜN HADİSİ” NE DEMEKTİR?

Bu başlığa girmeden önce çok net bir ilkeyi başa yazalım. Bu ilke anlaşılmadan hiçbir tartışma sağlıklı ilerlemez:

Kur’an’a göre resul, vahiy dışında konuşmaz.
Konuşuyorsa, konuşan Allah’tır.

Bu cümle seni rahatsız ediyorsa, bilin ki rahatsız olan şey Kur’an değil, bize öğretilmiş din algısıdır.


RESUL KONUŞURSA NE KONUŞUR?

Kur’an bu konuda zerre muğlak bırakmaz:

“O hevasından konuşmaz. O, kendisine vahyedilenden başkası değildir.” (53:3–4)

Bu ayet, yıllardır bilinçli veya bilinçsiz şekilde daraltılarak okutulmuştur.
Genellikle şöyle anlaşılır:

“Peygamber kafasına göre konuşmaz.”

Hayır. Ayet bunu söylemiyor.

Ayet şunu söylüyor:

  • Resul olarak konuştuğu an,
  • Konuşmasının kaynağı vahiydir.

Bu ayet:

  • Nebi’nin günlük konuşmalarını kapsamaz
  • Beşeri sohbetleri kapsamaz
  • Kişisel tercihleri kapsamaz

Ayetin bağlamı risalet anıdır.


O HALDE “RESULÜN HADİSİ” NEDİR?

Bu noktada çok sade bir soru soralım:

Resul, vahiy dışında konuşamazsa…
Resulün hadisi ne olabilir?

Cevap nettir ve rahatsız edicidir:

Resulün hadisi Kur’an’dır.

Kur’an:

  • Konuşur
  • Emreder
  • Yasaklar
  • Uyarır
  • Tehdit eder
  • Müjdeler

Ve bütün bunları resul diliyle yapar.

Bu yüzden Kur’an kendisi için şöyle der:

“Bu, âlemlere bir öğüttür.” (68:52)

“Biz sana bu zikri indirdik ki, insanlara indirileni açıklayasın.” (16:44)

Dikkat et:

  • “Açıklayasın” = yeni hüküm koyasın değil
  • “Açıklayasın” = metnin kendisiyle açıklayasın

PEKİ NEBİ’NİN SÖZLERİ NE OLACAK?

İşte burada nebi–resul ayrımı hayat kurtarır.

Nebi:

  • Konuşur
  • Tavsiye eder
  • Uyarır
  • Kızar
  • Sevinir
  • Hata yapabilir
  • Uyarılabilir

Kur’an bunu gizlemez, aksine açıkça gösterir.

Kör adam olayı (Abese Suresi)

Nebi Muhammed, bir tebliğ anında yüzünü ekşitir.
Kur’an ne yapar?

  • Örtmez
  • Savunmaz
  • Mazur göstermez

Doğrudan uyarır.

Eğer nebinin her sözü bağlayıcı olsaydı:

  • Bu ayetin inmesi mümkün olmazdı

HADİSLER NASIL “RESUL SÖZÜ”NE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ?

Tarihi bir süreci dürüstçe görmek zorundayız.

  1. Nebi–resul ayrımı unutuldu
  2. “Peygamber” tek tip figür haline getirildi
  3. Nebi’nin beşeri sözleri “resul sözü” gibi algılandı
  4. Bu sözler, 200–250 yıl sonra derlendi
  5. Kur’an’ın yanına ikinci bir otorite kondu

Oysa Kur’an ne diyordu?

“Hüküm yalnız Allah’ındır.” (12:40)

“Bu kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (6:38)

Eğer Kur’an eksiksizse:

  • Din için ikinci bir kaynak zorunlu olamaz

“AMA RESUL AÇIKLAR” İTİRAZI

Bu itiraz çok sık gelir.

Denir ki:

“Kur’an genel anlatır, resul detaylandırır.”

Bu cümle Kur’an’a aykırıdır.

Kur’an, kendisi için şöyle der:

“Biz sana bu kitabı her şeyi açıklayıcı olarak indirdik.” (16:89)

Eğer her şey açıklanmışsa:

  • Resul neyi detaylandıracaktır?
  • Neyin hükmünü koyacaktır?

Resul’ün görevi:

  • Metni hayata taşımak
  • Yaşayan örnek olmak
  • Vahyi tebliğ etmektir

Yeni hüküm eklemek değildir.


EN KRİTİK TEHDİT: VAHYE EKLEME

Kur’an’da resule yöneltilmiş en ağır tehdit bu konudadır:

“Eğer bize isnat ederek sözler uydursaydı…” (69:44–47)

Bu ayet şunu söyler:

  • Resul, vahiy dışı bir sözü dine katamaz
  • Katarsa resullük biter

Şimdi durup düşünelim:

  • 200 yıl sonra yazılmış metinler
  • “Resul şöyle dedi” denilen binlerce rivayet
  • Birbirini tekzip eden hükümler

Bunların hangisi bu ayetin güvencesi altındadır?


HADİSLERİN DİNİN MERKEZİNE ALINMASI NEYE YOL AÇTI?

Sonuçları net görelim:

  • Mezhepler doğdu
  • Çelişkiler arttı
  • Din zorlaştı
  • Kur’an geri plana itildi
  • İnsanlar Allah’ın kitabından değil, kitaplardan din öğrenir oldu

Kur’an bu tabloyu önceden haber vermişti:

“Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı?” (4:82)


NET SONUÇ (BU BÖLÜMÜN)

Şu noktaya geldik:

  • Resulün bağlayıcı sözü = Kur’an
  • Nebi’nin beşeri sözleri = tarihsel bilgi
  • Din = vahiy
  • Rehber = Kur’an

Bunu reddeden herkes, farkında olsun ya da olmasın, resullüğe ortak koşmaktadır.

3. “SÜNNET” KAVRAMI: NEBİ–RESUL AYRIMI NASIL YOK EDİLDİ?

Bu bölümü dikkatle oku. Çünkü burada anlatılanlar, bugünkü din algısının neden Kur’an merkezli olmaktan çıktığını çıplak biçimde gösterir.

Önce çok net bir soru soralım:

Kur’an’da “sünnet” kimin sünnetidir?

Cevap, çoğu insanı rahatsız eder:

Kur’an’da sünnet Allah’a aittir.


KUR’AN’DA SÜNNET KAVRAMI

Kur’an’da “sünnet” kelimesi geçtiğinde, hiçbir yerde “peygamberin sünneti” ifadesi yoktur.
Kur’an hep şunu söyler:

  • Sünnetullah
  • Allah’ın sünneti
  • Allah’ın yasası
  • Allah’ın değişmeyen düzeni

Örnek:

“Allah’ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın.” (33:62)
“Allah’ın sünnetinde bir sapma bulamazsın.” (35:43)

Bu ayetler şunu öğretir:

  • Sünnet = ilahi yasa
  • Sünnet = toplumsal ve ahlaki düzen
  • Sünnet = değişmez ilkeler

Kur’an’daki sünnet:

  • Sakal değil
  • Kıyafet değil
  • Yeme içme biçimi değil
  • Kültür değil

PEKİ “PEYGAMBER SÜNNETİ” NEREDEN ÇIKTI?

İşte burada nebi–resul ayrımının silinmesi devreye giriyor.

Şu adımlar yaşandı:

  1. Nebi ve resul tek kimlik haline getirildi
  2. Resule itaat ayetleri nebiye taşındı
  3. Nebi’nin yaşadığı her şey din kabul edildi
  4. Kültür, ibadetleştirildi
  5. Tarih, vahiy yerine kondu

Oysa Kur’an bunu özellikle engellemişti.


NEBİ’NİN YAŞANTISI: ÖRNEKLİK Mİ, HÜKÜM MÜ?

Burada çok ince ama hayati bir çizgi var.

Nebi’nin hayatı:

  • Örnektir
  • İbretlidir
  • Öğreticidir
  • Tarihseldir

Ama:

  • Bağlayıcı değildir

Çünkü bağlayıcılık:

  • Yalnızca resullük makamına aittir

Eğer nebi’nin her davranışı bağlayıcı olsaydı:

  • Zeyd onu dinlemek zorunda olurdu
  • Tahrim Suresi inmezdi
  • Abese Suresi inmezdi
  • Uyarı ayetleri anlamsız olurdu

SÜNNETİN DİNLEŞTİRİLMESİNİN SONUÇLARI

Şimdi pratik sonuçlara bakalım.

1. Kültür ibadet oldu

  • Arap örfü din zannedildi

 

    1. yüzyıl kıyafeti takva sanıldı
  • Coğrafya iman ölçüsüne dönüştü

2. Din ağırlaştı

Kur’an:

  • “Allah sizin için kolaylık ister” der (2:185)

Ama sünnet merkezli din:

  • Yasaklar çoğalttı
  • Detaylarda boğdu
  • İnsanları dinden soğuttu

3. Kur’an ikinci plana itildi

İnsanlar:

  • “Bu Kur’an ayeti ama sünnette yok” demeye başladı

Bu cümle tek başına şunu gösterir:

Resullük devre dışı bırakılmıştır.


EN TEHLİKELİ KAYMA: “RESUL GİBİ YAŞAMAK”

Bu ifade çok masum görünür ama çok tehlikelidir.

Çünkü:

  • Resul gibi yaşanmaz
  • Resul, konuşur
  • Resul, bildirir

Yaşanan:

  • Nebi’nin hayatıdır

Ama nebi’nin hayatı:

  • Vahyin gölgesindedir
  • Kültürle iç içedir
  • Zamanla sınırlıdır

Resul gibi yaşamaya kalkarsan:

  • Vahyi bedenleştirmiş olursun
  • Kur’an’ı kişiselleştirirsin
  • Dini tarihsel kalıplara hapsedersin

KUR’AN’IN DENGEYİ NASIL KURDUĞU

Kur’an çok dengelidir:

  • Nebi’yi sever
  • Ama kutsallaştırmaz
  • Resulü yüceltir
  • Ama şahsileştirmez

Bu yüzden Kur’an:

  • Nebi’nin evine girilmesini düzenler
  • Ama nebiye itaati farz kılmaz

Resule gelince:

  • Hüküm vardır
  • İtaat vardır
  • Tehdit vardır

Bu ayrım bilinçli ve kasıtlıdır.


“SÜNNETE UYMAZSAK KAOS OLUR” İTİRAZI

Bu itiraz çok yaygındır.

Cevap basittir:

  • Kur’an’sız sünnet → kaos
  • Kur’an’la sünnet → örneklik

Nebi’nin hayatı:

  • Kur’an’ın nasıl yaşanabileceğini gösterir
  • Ama tek biçim sunmaz

Kur’an bu yüzden:

  • Ayrıntıdan çok ilke verir
  • Formdan çok amaç öğretir

BU BÖLÜMÜN NET SONUCU

Şuraya geldik:

  • Sünnet = Allah’ın yasasıdır
  • Nebi’nin hayatı = örnektir, hüküm değildir
  • Resulün bağlayıcı tek “sünneti” = Kur’an’dır
  • Nebi–resul ayrımı silinince din kişiselleşmiştir

4. NEBİ–RESUL AYRIMI YOK EDİLİNCE NE OLDU?

(ÜMMET NASIL PARÇALANDI – 30:32)

Kur’an bir şeyi anlatıyorsa, onu sadece bilgi olsun diye anlatmaz.
Bir tehlikeye dikkat çekiyorsa, o tehlike mutlaka yaşanmıştır ya da yaşanacaktır.

Şimdi şu ayeti zihnimizin ortasına koyalım:

“Dinlerini parça parça edenler ve fırka fırka olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur.” (30:32)

Bu ayet genelde başkalarına okunur.
Oysa bu ayet bize tutulmuş bir aynadır.


PARÇALANMA NEREDEN BAŞLADI?

Çok net konuşalım:
Ümmet, Kur’an yüzünden parçalanmadı.
Ümmet, Kur’an’ın yanına başka otoriteler konduğu için parçalandı.

Bu noktaya nasıl gelindi?

1. Nebi–resul ayrımı unutuldu

2. Resule itaat → nebiye itaat gibi algılandı

3. Nebi’nin beşeri sözleri bağlayıcı kabul edildi

4. Bu sözleri kim derledi?

→ Herkes farklı derledi

5. Her derleme yeni bir anlayış doğurdu

İşte mezheplerin sosyolojik doğuşu budur.


MEZHEP DEDİĞİMİZ ŞEY ASLINDA NEDİR?

Mezhep:

  • Kur’an’ın farklı anlaşılması değildir
  • Kur’an + farklı rivayet paketleridir

Aynı Kur’an:

  • Birine göre müzik haram
  • Birine göre helal

Aynı Kur’an:

  • Birine göre kadın sesi avret
  • Birine göre değil

Bu fark Kur’an’dan mı geliyor?
Hayır.

Fark şuradan geliyor:

Hangi nebi sözü, hangi resul sözü sanıldı?


KUR’AN’IN TEK OLMASINA RAĞMEN HÜKÜMLER NEDEN ÇELİŞİYOR?

Kur’an çok net konuşur:

“Eğer o, Allah’tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı, onda birçok çelişki bulurlardı.” (4:82)

Ama bugün:

  • Çelişki var
  • Hüküm karmaşası var
  • Helal–haram kaosu var

Demek ki:

  • Çelişki Kur’an’da değil
  • Kur’an dışı din kaynaklarında

Bir mezhep “helal” diyor, diğeri “haram”.
Allah’ın yasası bu kadar oynak olabilir mi?

Hayır.


RESUL MERKEZLİ DİN VE KİŞİ MERKEZLİ DİN

Burada çok önemli bir ayrım var.

Resul merkezli din:

  • Metin merkezlidir
  • İlke merkezlidir
  • Evrenseldir
  • Zaman üstüdür

Kişi merkezli din:

  • Rivayet merkezlidir
  • Detay merkezlidir
  • Coğrafyaya bağımlıdır
  • Tartışmalıdır

Kur’an’ın dini:

Resul merkezlidir.

Geleneksel din:

Peygamber merkezlidir.

Bu yüzden biri:

  • Birleştirir

Diğeri:

  • Parçalar

“HERKES KUR’AN’A İNANIYOR AMA…”

Bu cümleyi çok duyarız:

“Herkes Kur’an’a inanıyor, sorun nerede?”

Sorun şurada:

  • Kur’an’a inanmak başka
  • Kur’an’ı tek otorite kabul etmek başka

Bir kişi:

  • Kur’an’a inanıp
  • Hükmü başka yerde arıyorsa

Kur’an’a iman etmiş sayılmaz.

Çünkü Kur’an iman ile itaati ayırmaz.


RESULÜN KORUNMUŞ OLMASI NE DEMEKTİR?

Şimdi çok kritik bir cümleyi hatırlayalım:

“Zikri biz indirdik, onu biz koruyacağız.” (15:9)

Bu ayet genelde “Kur’an mushaf olarak korunuyor” diye anlaşılır.
Ama mesele bundan büyüktür.

Korunan şey:

  • Resullük görevidir
  • İlahi mesajdır
  • Hüküm yetkisidir

Nebi öldü.
Ama resul yaşıyor.

Nerede?

👉 Kur’an’da


BUGÜN RESULE İTAAT NASIL OLUR?

Bu sorunun cevabı çok sade ama çok sarsıcıdır:

  • Bir söze bakarsın
  • Kur’an’da var mı?
    • Varsa → resuldür
    • Yoksa → nebi sözü bile olsa bağlayıcı değildir

Bu ölçü konulmadığı için:

  • Herkes kendi “İslam”ını oluşturdu
  • Din kişiselleşti
  • Hakikat çoğullaştı
  • Oysa hakikat tektir

NEBİ–RESUL AYRIMI OLMADAN ŞU KONULAR ASLA ÇÖZÜLMEZ

Bu ayrım yapılmadan:

  • Hadis meselesi çözülmez
  • Sünnet meselesi çözülmez
  • Mezhep meselesi çözülmez
  • İtaat meselesi çözülmez
  • Kur’an yeter mi sorusu cevaplanmaz

Hepsi birbirine bağlıdır.


BU BÖLÜMÜN NET SONUCU

Artık tablo tamamlanıyor:

  • Kur’an tek kaynaktır
  • Resul = Kur’an’ın konuşan yüzüdür
  • Nebi = vahyi alan, yaşayan örnektir
  • İtaat resuledir, yani vahyedir
  • Nebi sevilir, örnek alınır ama din kaynağı yapılmaz

Ümmetin parçalanması:

  • Kur’an’dan değil
  • Kur’an’a ortaklar koşulmasındandır

SONUÇ: AYNI KİŞİ, İKİ MAKAM, TEK OTORİTE

Bu bölüm boyunca şunu yapmaya çalıştık:
Kur’an’ın kendi diliyle konuşmasına izin verdik.
Ne mezhep konuşturduk, ne gelenek, ne alışkanlık.
Sadece ayetlerin birbirini nasıl açıkladığını izledik.

Ortaya çıkan tablo nettir.


1. KUR’AN’DA MUHAMMED TEK BİR KİMLİK DEĞİLDİR

Kur’an, Muhammed’i tek boyutlu anlatmaz.
Aynı insan için farklı sıfatlar kullanır:

  • Beşer → insandır
  • Kul → Allah’a bağlıdır
  • Nebi → vahyi alandır
  • Resul → vahyi iletendir

Bu sıfatlar:

  • Eş anlamlı değildir
  • Rastgele değildir
  • Hukuk doğurur

Kur’an, makamları ayırarak dinin sınırlarını korur.


2. NEBİ VE RESUL AYRIMI BİLİNÇLİDİR

Kur’an’da:

  • Nebi:
    • Vahyi alır
    • Bekler
    • İçtihat edebilir
    • Uyarılabilir
    • Yanılabilir
    • Üzülür
  • Resul:
    • Vahyi bildirir
    • Hüküm taşır
    • Bağlayıcıdır
    • İtaat ister
    • Muhalefeti sapma sayılır

Bu yüzden:

  • Nebiye itaat farz değildir
  • Resule itaat doğrudan Allah’a itaattir

Bu ayrım yapılmadığında:

  • Beşer kutsallaşır
  • Vahiy şahsileşir
  • Din bozulur

3. “PEYGAMBER” KAVRAMI AYRIMI SİLDİ

Kur’an’da olmayan “peygamber” kelimesi:

  • Nebi ile resulü tekleştirdi
  • Muhammed’i her sözü bağlayıcı bir figüre dönüştürdü
  • Kur’an’ın sınırlarını genişletti
  • Din adına konuşma yetkisini çoğalttı

Bu, masum bir kelime tercihi değil;
bir algı değişimidir.


4. RESULÜN HADİSİ KUR’AN’DIR

Kur’an’a göre:

  • Resul hevasından konuşmaz
  • Vahiy dışında söz dine dönüşemez
  • Hüküm yalnız Allah’ındır

Bu yüzden:

  • Resulün bağlayıcı sözü = Kur’an
  • Nebi’nin beşeri sözleri = tarihsel bilgidir

Vahiy dışı sözleri:

  • Resule isnat etmek
  • Dine ek yapmak
  • Allah adına konuşmak demektir

Kur’an bu durumu en ağır şekilde tehdit eder.


5. SÜNNET ALLAH’INDIR, KÜLTÜR DİN DEĞİLDİR

Kur’an’da sünnet:

  • Allah’a aittir
  • Değişmez yasadır
  • İlkelerdir

Nebi’nin hayatı:

  • Örnektir
  • Öğreticidir
  • Ama bağlayıcı değildir

Sünnet dinleştirildiğinde:

  • Kültür ibadet oldu
  • Detaylar çoğaldı
  • Kur’an geri plana itildi
  • Ümmet parçalandı

6. ÜMMET BU YÜZDEN PARÇALANDI

Kur’an tek olduğu hâlde:

  • Hükümler çoğaldı
  • Mezhepler oluştu
  • Çelişkiler arttı

Sebep:

  • Kur’an’ın yanına otoriteler eklenmesi
  • Nebi sözlerinin resul sözü sanılması
  • Vahyin tekliğinin bozulmasıdır

Kur’an’ın uyardığı parçalanma (30:32)
tam olarak budur.


7. BUGÜN RESUL NEREDE?

Nebi Muhammed vefat etmiştir.
Ama resullük bitmemiştir.

Çünkü:

  • Resullük bir beden değil
  • Bir metindir
  • Bir hitaptır

Bugün:

  • Resul = Kur’an’dır
  • İtaat = Kur’an’a itaattir
  • Hüküm = Kur’an’dadır

8. BUGÜN BİZE DÜŞEN NEDİR?

  • Kur’an’ı tek otorite kabul etmek
  • Kavramları yerli yerine koymak
  • Nebi’yi sevmek ama kutsallaştırmamak
  • Resule, yani vahye teslim olmak
  • Dini kültürden arındırmak

Kur’an’ı:

  • Okunan değil
  • Yaşanan
  • Düşünülen
  • Sorgulanan
  • Hayata taşınan bir rehber yapmak

SON SÖZ

Bu çalışma şunu iddia etmiyor:

“Herkes yanlış, ben doğruyum.”

Şunu söylüyor:

“Gel, Kur’an’ı kendi diliyle okuyalım.”

Doğru:

  • Allah’tandır
    Yanlış:
  • İnsandandır

Nebi ölmüştür.
Risalet devam etmektedir.
Resul hayattadır.

“Kim resule itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (4:80)

Ve resul bugün,
Kur’an’dır.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.

aydinorhon.com 

Dinde Aşırılıktan Sakınmak ve Orta Yolu Korumak Orta Yolun Sessiz Çağrısı İnsan, eline bir şey geçirdi mi onu ya fazlasıyla sıkar ya da ...