Kur’an’ı dikkatle okuyan herkes şunu fark eder:
Allah, Muhammed’den söz ederken tek bir kimlikten bahsetmez. Aynı kişi
için bazen “nebi”, bazen “resul” der. Dahası, bu iki hitap farklı sonuçlar,
farklı yükümlülükler ve farklı sorumluluklar doğurur.
İşte tam bu noktada zihinler karışır:
“Madem nebi ve resul aynı kişi, neden biri mutlak itaate
konu edilirken diğeri edilmez?”
Bu soru, Kur’an’ın merkezine açılan kapıdır.
1. KUR’AN’IN ANLATIM TEKNİĞİ: KİŞİ DEĞİL, MAKAM KONUŞUR
Kur’an, biyografi kitabı değildir.
Kur’an, insan anlatmaz; ilahi düzeni anlatır. Bu nedenle kişilerden söz
ederken onların kişiliklerinden çok konumlarını öne çıkarır.
Aynı insan:
- Bir
ayette kul olarak
- Bir
ayette nebi olarak
- Bir
ayette resul olarak
- Bir
ayette beşer olarak
anlatılabilir.
Bu, çelişki değil; çok katmanlı anlatımdır.
Muhammed:
- Beşerdir
→ yer, içer, üzülür
- Nebidir
→ vahiy alır
- Resuldür
→ vahyi tebliğ eder
Kur’an, bu katmanları bilerek ayırır, çünkü hukuk
buradan doğar.
2. NEBİ: VAHYİ ALAN, AMA HÜKÜM KOYMAYAN
“Nebi” kelimesi, Kur’an’da bir makam bildirir.
Nebi, Allah tarafından seçilmiş, değeri yükseltilmiş, vahiy alan insandır.
Ama burada kritik bir ayrım vardır:
Nebi, vahyi alır ama vahiy adına konuşmaz.
Bu cümle çok önemlidir.
Nebi:
- Düşünür
- Üzülür
- Danışır
- Tavsiye
eder
- Bekler
- Bazen
gelenekle konuşur
- Bazen
susar
Çünkü henüz vahiy gelmemiştir.
Zıhar Olayı bunun canlı örneğidir
Kadın gelir, şikâyet eder.
Muhammed cevap verir.
Ama cevap tatmin etmez.
Neden?
Çünkü o anda Muhammed:
- Resul
değildir
- Vahiy
yoktur
- Hüküm
yoktur
Kadın, Nebi Muhammed’in sözlerini aşar ve Allah’a şikâyet
eder.
Eğer Nebi Muhammed’in sözü bağlayıcı olsaydı:
- Kadının
itiraz etmesi mümkün olmazdı
- Allah’ın
müdahalesine gerek kalmazdı
Ama Kur’an ne diyor?
“Allah, seninle tartışan kadının sözünü işitti…” (58:1)
Bu ayetle birlikte konuşan artık Muhammed değil, vahiydir.
İşte tam bu noktada o konuyla ilgili Muhammed resul olur.
3. RESUL: VAHYİN KONUŞTUĞU AN
Resul, bir kişi değil; bir işlevdir.
Resul, Allah’ın mesajının sesi, dili, taşıyıcısıdır.
Bu yüzden Kur’an’da resul hakkında şu çok sert ifadeler yer
alır:
- Resule
itaatsizlik → sapkınlık
- Resule
muhalefet → cehennem
- Resule
ekleme → ölüm tehdidi
Çünkü:
Resul konuşuyorsa, konuşan Allah’tır.
Bu nedenle Kur’an şunu söyler:
“Kim resule itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (4:80)
Dikkat et:
- “Kim
nebiye itaat ederse” demez
- “Kim
Muhammed’e itaat ederse” demez
- Resule
der
Çünkü itaat, kişiye değil, vahye edilir.
4. AYNI KİŞİ, FARKLI SONUÇ: NEBİ ÜZÜLÜR, RESUL İNCİTİLİR
Kur’an’daki ince ayrımı görmek için Ahzab Suresi’ne bakalım.
Nebi üzülür ama tehdit yoktur:
“Bu davranışınız nebi’yi üzüyor…” (33:53)
Burada:
- İnsanlar
saygısız
- Nezaketsiz
- Düşüncesiz
Ama sonuç?
- İlahi
azap tehdidi yok
Çünkü muhatap nebidir.
Resul incitilirse iş değişir:
“Allah’ı ve Resulünü incitenlere, Allah dünyada da ahirette
de lanet eder.” (33:57)
Neden bu kadar sert?
Çünkü resul incinirse:
- Vahiy
hedef alınmış olur
- İlahi
otorite sarsılır
- Din
tahrif edilir
İşte bu yüzden Kur’an:
- Nebi
ile ilgili olaylarda insani alan bırakır
- Resul
ile ilgili olaylarda sıfır tolerans gösterir
5. NEBİ HARAM KOYAMAZ, RESUL DE KOYMAZ — AMA FARKLI
SEBEPLERLE
Bu konu çok yanlış anlaşılır, burada netleşelim.
Nebi neden haram koyamaz?
Çünkü:
- Hüküm
yetkisi yoktur
- Vahiy
beklemek zorundadır
Tahrim Suresi bunun açık delilidir:
“Ey Nebi! Allah’ın sana helal kıldığını neden kendine haram
kılıyorsun?” (66:1)
Bu ayet şunu gösterir:
- Nebi,
kişisel tercihle haram algısı oluşturamaz
Resul neden haram koyuyormuş gibi görünür?
Araf Suresi’nde şöyle denir:
“Temiz olanı helal, murdar olanı haram kılar.” (7:157)
Ama burada haram koyan resul değildir.
Resul:
- Allah’ın
haram kıldığını ilan eder
- Vahyin
tercümanıdır
Nitekim Kur’an başka bir yerde net konuşur:
“Hüküm yalnız Allah’ındır.” (12:40)
6. EN KRİTİK NOKTA: NEBİYE İTAAT ŞARTI YOKTUR
Bu, geleneksel din anlayışının en zor kabul ettiği
gerçektir.
Zeyd örneği bunun kanıtıdır.
- Nebi
Muhammed, “Eşini boşama” der
- Zeyd
dinlemez
- Hiçbir
ilahi tehdit yok
Ama bir ayet önce ne deniyor?
“Allah ve Resulü bir işe hükmettiğinde…” (33:36)
Demek ki:
- Nebi’nin
sözü → bağlayıcı değil
- Resulün
hükmü → tartışmasız
Bu ayrımı görmeden:
- Sünnet
meselesi
- Hadis
meselesi
- İtaat
meselesi
asla doğru anlaşılamaz.
7. BUGÜN RESUL KİMDİR?
Nebi Muhammed vefat etmiştir.
Ama resullük görevi bitmemiştir.
Çünkü resullük:
- Bir
beden değil
- Bir
metindir
- Bir
hitaptır
Kur’an:
- Korunmuştur
(15:9)
- Konuşmaktadır
- Hüküm
vermektedir
Bugün resule itaat:
➡️ Kur’an’a itaat etmektir
➡️ Vahyin dışına çıkmamaktır
1. “PEYGAMBER” KELİMESİ VE KUR’AN DIŞI ALGILARIN OLUŞUMU
Bu başlık, nebi–resul meselesinin en kritik kırılma
noktasıdır. Çünkü kavram bozulduğunda, dinin tamamı bozulur. Kur’an’ın
anlattığı Muhammed ile, geleneksel dinin anlattığı “peygamber Muhammed” aynı
profil değildir.
Önce şu soruyu netleştirelim:
Kur’an’da “peygamber” kelimesi var mı?
Cevap nettir: Yoktur.
Kur’an’da:
- Nebi
vardır
- Resul
vardır
- Beşer
vardır
- Kul
vardır
Ama “peygamber” yoktur.
“Peygamber” kelimesi Farsçadır:
- Payğam
→ haber
- Ber
→ getiren
Yani “haber getiren”.
Bu kelime masum gibi görünür, fakat çok ciddi bir
zihinsel kaymaya yol açmıştır.
PEYGAMBER KAVRAMI NEYİ BOZDU?
Kur’an’da iki ayrı konum vardı:
- Vahyi
alan (nebi)
- Vahyi
ileten (resul)
“Peygamber” kelimesi bu iki konumu tek potada eritti.
Sonuç ne oldu?
- Nebi’nin
beşeri yönü kutsallaştırıldı
- Resulün
vahiy ile sınırlı görevi genişletildi
- Muhammed,
her sözü bağlayıcı bir figüre dönüştürüldü
Oysa Kur’an tam tersini yapıyordu:
- Beşer
oluşunu vurguluyordu
- Yanılabileceğini
söylüyordu
- Uyarıldığını
açıkça bildiriyordu
KUR’AN’IN BİLİNÇLİ OLARAK KURDUĞU MESAFE
Kur’an, Muhammed ile din arasına bilinçli bir mesafe
koyar.
Bu mesafe kalktığı an, din kişiselleşir.
Bak şu ayetlere:
“De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim.” (18:110)
“Eğer Allah’tan başkasına söz isnat etseydi…” (69:44–47)
“Ey Nebi! Niçin Allah’ın helal kıldığını kendine haram
kılıyorsun?” (66:1)
Bu ayetler şunu öğretir:
- Muhammed
korunmuş bir kanaldır
- Ama
mutlak otorite değildir
- Otorite
vahiydedir
“Peygamber” algısı ise şunu doğurdu:
“O söyledi mi, doğrudur.”
Kur’an ise şunu der:
“O vahiy ile konuşuyorsa doğrudur.”
Aradaki fark, dinin kaderini değiştirir.
“PEYGAMBER’E İTAAT” CÜMLESİ NASIL ORTAYA ÇIKTI?
Çok önemli bir noktaya geliyoruz.
Kur’an’da:
“Allah’a ve Resule itaat edin” yazar.
Ama meallerde çoğu zaman:
“Allah’a ve Peygambere itaat edin” şeklinde çevrilir.
Bu masum bir çeviri hatası değildir.
Bu, kavramsal bir kaydırmadır.
Çünkü:
- Resul
→ vahyin konuştuğu makam
- Peygamber
→ kişilik merkezli algı
Bu kayma şuna yol açtı:
- Nebi’nin
günlük hayatı din oldu
- Kültür,
sünnet zannedildi
- Beşeri
tercihler ibadetleştirildi
KUR’AN NEDEN “RESUL” DİYOR?
Çünkü Kur’an, itaati:
- Kişiye
değil
- Karizmaya
değil
- Hatıraya
değil
Metne ve mesaja bağlamak ister.
O yüzden:
- “Resul’e
itaat” der
- “Resul’e
muhalefet” der
- “Resul’ü
incitmek” der
Ama dikkat et:
- “Nebi’ye
itaat edin” diye bir ayet yoktur
Bu tesadüf değildir.
Bu, ilahi bir sınır çizimidir.
NEBİYİ PEYGAMBERLEŞTİRMEK NEYE YOL AÇTI?
Tarihte olan şu oldu:
- Nebi
ile resul ayrımı silindi
- Muhammed
tek tip “peygamber” figürüne dönüştürüldü
- Her
söz, her davranış, her tercih “din” sayıldı
- Kur’an
yeterli olmaktan çıkarıldı
- Dış
kaynaklar dinin merkezine yerleşti
Kur’an’ın uyardığı şey tam olarak buydu:
“Onlar dinlerini parça parça ettiler.” (30:32)
Bir kısmı:
- Hadise
baktı
Bir kısmı: - Mezhebe
baktı
Bir kısmı: - Şeyhine
baktı
Ama resule, yani Kur’an’a bakmadı.
PEYGAMBER ALGISI OLMASAYDI NE OLURDU?
Bu soruyu dürüstçe soralım.
Eğer “peygamber” kelimesi hiç kullanılmasaydı:
- Nebi
beşer kalırdı
- Resul
vahiy ile sınırlı kalırdı
- Kur’an
tek otorite olurdu
- Din
sade olurdu
- Mezhepler
bu kadar güçlenmezdi
Çünkü herkes aynı metne bakmak zorunda kalırdı.
ARA SONUÇ
Buraya kadar vardığımız nokta şudur:
- Kur’an,
Muhammed’i iki ayrı işlevle anlatır
- Gelenek,
bu iki işlevi tek kişilikte eritir
- “Peygamber”
kavramı bu erimenin aracıdır
- Sonuç:
Nebiye itaat farzmış gibi algılanır
- Oysa
Kur’an’da bağlayıcı olan resullüktür
2. HADİS MESELESİ: “RESULÜN HADİSİ” NE DEMEKTİR?
Bu başlığa girmeden önce çok net bir ilkeyi başa yazalım. Bu
ilke anlaşılmadan hiçbir tartışma sağlıklı ilerlemez:
Kur’an’a göre resul, vahiy dışında konuşmaz.
Konuşuyorsa, konuşan Allah’tır.
Bu cümle seni rahatsız ediyorsa, bilin ki rahatsız olan şey Kur’an
değil, bize öğretilmiş din algısıdır.
RESUL KONUŞURSA NE KONUŞUR?
Kur’an bu konuda zerre muğlak bırakmaz:
“O hevasından konuşmaz. O, kendisine vahyedilenden başkası değildir.”
(53:3–4)
Bu ayet, yıllardır bilinçli veya bilinçsiz şekilde
daraltılarak okutulmuştur.
Genellikle şöyle anlaşılır:
“Peygamber kafasına göre konuşmaz.”
Hayır. Ayet bunu söylemiyor.
Ayet şunu söylüyor:
- Resul
olarak konuştuğu an,
- Konuşmasının
kaynağı vahiydir.
Bu ayet:
- Nebi’nin
günlük konuşmalarını kapsamaz
- Beşeri
sohbetleri kapsamaz
- Kişisel
tercihleri kapsamaz
Ayetin bağlamı risalet anıdır.
O HALDE “RESULÜN HADİSİ” NEDİR?
Bu noktada çok sade bir soru soralım:
Resul, vahiy dışında konuşamazsa…
Resulün hadisi ne olabilir?
Cevap nettir ve rahatsız edicidir:
Resulün hadisi Kur’an’dır.
Kur’an:
- Konuşur
- Emreder
- Yasaklar
- Uyarır
- Tehdit
eder
- Müjdeler
Ve bütün bunları resul diliyle yapar.
Bu yüzden Kur’an kendisi için şöyle der:
“Bu, âlemlere bir öğüttür.” (68:52)
“Biz sana bu zikri indirdik ki, insanlara indirileni
açıklayasın.” (16:44)
Dikkat et:
- “Açıklayasın”
= yeni hüküm koyasın değil
- “Açıklayasın”
= metnin kendisiyle açıklayasın
PEKİ NEBİ’NİN SÖZLERİ NE OLACAK?
İşte burada nebi–resul ayrımı hayat kurtarır.
Nebi:
- Konuşur
- Tavsiye
eder
- Uyarır
- Kızar
- Sevinir
- Hata
yapabilir
- Uyarılabilir
Kur’an bunu gizlemez, aksine açıkça gösterir.
Kör adam olayı (Abese Suresi)
Nebi Muhammed, bir tebliğ anında yüzünü ekşitir.
Kur’an ne yapar?
- Örtmez
- Savunmaz
- Mazur
göstermez
Doğrudan uyarır.
Eğer nebinin her sözü bağlayıcı olsaydı:
- Bu
ayetin inmesi mümkün olmazdı
HADİSLER NASIL “RESUL SÖZÜ”NE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ?
Tarihi bir süreci dürüstçe görmek zorundayız.
- Nebi–resul
ayrımı unutuldu
- “Peygamber”
tek tip figür haline getirildi
- Nebi’nin
beşeri sözleri “resul sözü” gibi algılandı
- Bu
sözler, 200–250 yıl sonra derlendi
- Kur’an’ın
yanına ikinci bir otorite kondu
Oysa Kur’an ne diyordu?
“Hüküm yalnız Allah’ındır.” (12:40)
“Bu kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (6:38)
Eğer Kur’an eksiksizse:
- Din
için ikinci bir kaynak zorunlu olamaz
“AMA RESUL AÇIKLAR” İTİRAZI
Bu itiraz çok sık gelir.
Denir ki:
“Kur’an genel anlatır, resul detaylandırır.”
Bu cümle Kur’an’a aykırıdır.
Kur’an, kendisi için şöyle der:
“Biz sana bu kitabı her şeyi açıklayıcı olarak indirdik.”
(16:89)
Eğer her şey açıklanmışsa:
- Resul
neyi detaylandıracaktır?
- Neyin
hükmünü koyacaktır?
Resul’ün görevi:
- Metni
hayata taşımak
- Yaşayan
örnek olmak
- Vahyi
tebliğ etmektir
Yeni hüküm eklemek değildir.
EN KRİTİK TEHDİT: VAHYE EKLEME
Kur’an’da resule yöneltilmiş en ağır tehdit bu
konudadır:
“Eğer bize isnat ederek sözler uydursaydı…” (69:44–47)
Bu ayet şunu söyler:
- Resul,
vahiy dışı bir sözü dine katamaz
- Katarsa
resullük biter
Şimdi durup düşünelim:
- 200
yıl sonra yazılmış metinler
- “Resul
şöyle dedi” denilen binlerce rivayet
- Birbirini
tekzip eden hükümler
Bunların hangisi bu ayetin güvencesi altındadır?
HADİSLERİN DİNİN MERKEZİNE ALINMASI NEYE YOL AÇTI?
Sonuçları net görelim:
- Mezhepler
doğdu
- Çelişkiler
arttı
- Din
zorlaştı
- Kur’an
geri plana itildi
- İnsanlar
Allah’ın kitabından değil, kitaplardan din öğrenir oldu
Kur’an bu tabloyu önceden haber vermişti:
“Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı?” (4:82)
NET SONUÇ (BU BÖLÜMÜN)
Şu noktaya geldik:
- Resulün
bağlayıcı sözü = Kur’an
- Nebi’nin
beşeri sözleri = tarihsel bilgi
- Din
= vahiy
- Rehber
= Kur’an
Bunu reddeden herkes, farkında olsun ya da olmasın, resullüğe
ortak koşmaktadır.
3. “SÜNNET” KAVRAMI: NEBİ–RESUL AYRIMI NASIL YOK EDİLDİ?
Bu bölümü dikkatle oku. Çünkü burada anlatılanlar, bugünkü
din algısının neden Kur’an merkezli olmaktan çıktığını çıplak biçimde
gösterir.
Önce çok net bir soru soralım:
Kur’an’da “sünnet” kimin sünnetidir?
Cevap, çoğu insanı rahatsız eder:
Kur’an’da sünnet Allah’a aittir.
KUR’AN’DA SÜNNET KAVRAMI
Kur’an’da “sünnet” kelimesi geçtiğinde, hiçbir yerde
“peygamberin sünneti” ifadesi yoktur.
Kur’an hep şunu söyler:
- Sünnetullah
- Allah’ın
sünneti
- Allah’ın
yasası
- Allah’ın
değişmeyen düzeni
Örnek:
“Allah’ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın.”
(33:62)
“Allah’ın sünnetinde bir sapma bulamazsın.” (35:43)
Bu ayetler şunu öğretir:
- Sünnet
= ilahi yasa
- Sünnet
= toplumsal ve ahlaki düzen
- Sünnet
= değişmez ilkeler
Kur’an’daki sünnet:
- Sakal
değil
- Kıyafet
değil
- Yeme
içme biçimi değil
- Kültür
değil
PEKİ “PEYGAMBER SÜNNETİ” NEREDEN ÇIKTI?
İşte burada nebi–resul ayrımının silinmesi devreye
giriyor.
Şu adımlar yaşandı:
- Nebi
ve resul tek kimlik haline getirildi
- Resule
itaat ayetleri nebiye taşındı
- Nebi’nin
yaşadığı her şey din kabul edildi
- Kültür,
ibadetleştirildi
- Tarih,
vahiy yerine kondu
Oysa Kur’an bunu özellikle engellemişti.
NEBİ’NİN YAŞANTISI: ÖRNEKLİK Mİ, HÜKÜM MÜ?
Burada çok ince ama hayati bir çizgi var.
Nebi’nin hayatı:
- Örnektir
- İbretlidir
- Öğreticidir
- Tarihseldir
Ama:
- Bağlayıcı
değildir
Çünkü bağlayıcılık:
- Yalnızca
resullük makamına aittir
Eğer nebi’nin her davranışı bağlayıcı olsaydı:
- Zeyd
onu dinlemek zorunda olurdu
- Tahrim
Suresi inmezdi
- Abese
Suresi inmezdi
- Uyarı
ayetleri anlamsız olurdu
SÜNNETİN DİNLEŞTİRİLMESİNİN SONUÇLARI
Şimdi pratik sonuçlara bakalım.
1. Kültür ibadet oldu
- Arap
örfü din zannedildi
- yüzyıl
kıyafeti takva sanıldı
- Coğrafya
iman ölçüsüne dönüştü
2. Din ağırlaştı
Kur’an:
- “Allah
sizin için kolaylık ister” der (2:185)
Ama sünnet merkezli din:
- Yasaklar
çoğalttı
- Detaylarda
boğdu
- İnsanları
dinden soğuttu
3. Kur’an ikinci plana itildi
İnsanlar:
- “Bu
Kur’an ayeti ama sünnette yok” demeye başladı
Bu cümle tek başına şunu gösterir:
Resullük devre dışı bırakılmıştır.
EN TEHLİKELİ KAYMA: “RESUL GİBİ YAŞAMAK”
Bu ifade çok masum görünür ama çok tehlikelidir.
Çünkü:
- Resul
gibi yaşanmaz
- Resul,
konuşur
- Resul,
bildirir
Yaşanan:
- Nebi’nin
hayatıdır
Ama nebi’nin hayatı:
- Vahyin
gölgesindedir
- Kültürle
iç içedir
- Zamanla
sınırlıdır
Resul gibi yaşamaya kalkarsan:
- Vahyi
bedenleştirmiş olursun
- Kur’an’ı
kişiselleştirirsin
- Dini
tarihsel kalıplara hapsedersin
KUR’AN’IN DENGEYİ NASIL KURDUĞU
Kur’an çok dengelidir:
- Nebi’yi
sever
- Ama
kutsallaştırmaz
- Resulü
yüceltir
- Ama
şahsileştirmez
Bu yüzden Kur’an:
- Nebi’nin
evine girilmesini düzenler
- Ama
nebiye itaati farz kılmaz
Resule gelince:
- Hüküm
vardır
- İtaat
vardır
- Tehdit
vardır
Bu ayrım bilinçli ve kasıtlıdır.
“SÜNNETE UYMAZSAK KAOS OLUR” İTİRAZI
Bu itiraz çok yaygındır.
Cevap basittir:
- Kur’an’sız
sünnet → kaos
- Kur’an’la
sünnet → örneklik
Nebi’nin hayatı:
- Kur’an’ın
nasıl yaşanabileceğini gösterir
- Ama
tek biçim sunmaz
Kur’an bu yüzden:
- Ayrıntıdan
çok ilke verir
- Formdan
çok amaç öğretir
BU BÖLÜMÜN NET SONUCU
Şuraya geldik:
- Sünnet
= Allah’ın yasasıdır
- Nebi’nin
hayatı = örnektir, hüküm değildir
- Resulün
bağlayıcı tek “sünneti” = Kur’an’dır
- Nebi–resul
ayrımı silinince din kişiselleşmiştir
4. NEBİ–RESUL AYRIMI YOK EDİLİNCE NE OLDU?
(ÜMMET NASIL PARÇALANDI – 30:32)
Kur’an bir şeyi anlatıyorsa, onu sadece bilgi olsun diye
anlatmaz.
Bir tehlikeye dikkat çekiyorsa, o tehlike mutlaka yaşanmıştır ya da
yaşanacaktır.
Şimdi şu ayeti zihnimizin ortasına koyalım:
“Dinlerini parça parça edenler ve fırka fırka olanlar var
ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur.” (30:32)
Bu ayet genelde başkalarına okunur.
Oysa bu ayet bize tutulmuş bir aynadır.
PARÇALANMA NEREDEN BAŞLADI?
Çok net konuşalım:
Ümmet, Kur’an yüzünden parçalanmadı.
Ümmet, Kur’an’ın yanına başka otoriteler konduğu için parçalandı.
Bu noktaya nasıl gelindi?
1. Nebi–resul ayrımı unutuldu
2. Resule itaat → nebiye itaat gibi algılandı
3. Nebi’nin beşeri sözleri bağlayıcı kabul edildi
4. Bu sözleri kim derledi?
→ Herkes farklı derledi
5. Her derleme yeni bir anlayış doğurdu
İşte mezheplerin sosyolojik doğuşu budur.
MEZHEP DEDİĞİMİZ ŞEY ASLINDA NEDİR?
Mezhep:
- Kur’an’ın
farklı anlaşılması değildir
- Kur’an
+ farklı rivayet paketleridir
Aynı Kur’an:
- Birine
göre müzik haram
- Birine
göre helal
Aynı Kur’an:
- Birine
göre kadın sesi avret
- Birine
göre değil
Bu fark Kur’an’dan mı geliyor?
Hayır.
Fark şuradan geliyor:
Hangi nebi sözü, hangi resul sözü sanıldı?
KUR’AN’IN TEK OLMASINA RAĞMEN HÜKÜMLER NEDEN ÇELİŞİYOR?
Kur’an çok net konuşur:
“Eğer o, Allah’tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı,
onda birçok çelişki bulurlardı.” (4:82)
Ama bugün:
- Çelişki
var
- Hüküm
karmaşası var
- Helal–haram
kaosu var
Demek ki:
- Çelişki
Kur’an’da değil
- Kur’an
dışı din kaynaklarında
Bir mezhep “helal” diyor, diğeri “haram”.
Allah’ın yasası bu kadar oynak olabilir mi?
Hayır.
RESUL MERKEZLİ DİN VE KİŞİ MERKEZLİ DİN
Burada çok önemli bir ayrım var.
Resul merkezli din:
- Metin
merkezlidir
- İlke
merkezlidir
- Evrenseldir
- Zaman
üstüdür
Kişi merkezli din:
- Rivayet
merkezlidir
- Detay
merkezlidir
- Coğrafyaya
bağımlıdır
- Tartışmalıdır
Kur’an’ın dini:
Resul merkezlidir.
Geleneksel din:
Peygamber merkezlidir.
Bu yüzden biri:
- Birleştirir
Diğeri:
- Parçalar
“HERKES KUR’AN’A İNANIYOR AMA…”
Bu cümleyi çok duyarız:
“Herkes Kur’an’a inanıyor, sorun nerede?”
Sorun şurada:
- Kur’an’a
inanmak başka
- Kur’an’ı
tek otorite kabul etmek başka
Bir kişi:
- Kur’an’a
inanıp
- Hükmü
başka yerde arıyorsa
Kur’an’a iman etmiş sayılmaz.
Çünkü Kur’an iman ile itaati ayırmaz.
RESULÜN KORUNMUŞ OLMASI NE DEMEKTİR?
Şimdi çok kritik bir cümleyi hatırlayalım:
“Zikri biz indirdik, onu biz koruyacağız.” (15:9)
Bu ayet genelde “Kur’an mushaf olarak korunuyor” diye
anlaşılır.
Ama mesele bundan büyüktür.
Korunan şey:
- Resullük
görevidir
- İlahi
mesajdır
- Hüküm
yetkisidir
Nebi öldü.
Ama resul yaşıyor.
Nerede?
👉 Kur’an’da
BUGÜN RESULE İTAAT NASIL OLUR?
Bu sorunun cevabı çok sade ama çok sarsıcıdır:
- Bir
söze bakarsın
- Kur’an’da
var mı?
- Varsa
→ resuldür
- Yoksa
→ nebi sözü bile olsa bağlayıcı değildir
Bu ölçü konulmadığı için:
- Herkes
kendi “İslam”ını oluşturdu
- Din
kişiselleşti
- Hakikat
çoğullaştı
- Oysa
hakikat tektir
NEBİ–RESUL AYRIMI OLMADAN ŞU KONULAR ASLA ÇÖZÜLMEZ
Bu ayrım yapılmadan:
- Hadis
meselesi çözülmez
- Sünnet
meselesi çözülmez
- Mezhep
meselesi çözülmez
- İtaat
meselesi çözülmez
- Kur’an
yeter mi sorusu cevaplanmaz
Hepsi birbirine bağlıdır.
BU BÖLÜMÜN NET SONUCU
Artık tablo tamamlanıyor:
- Kur’an
tek kaynaktır
- Resul
= Kur’an’ın konuşan yüzüdür
- Nebi
= vahyi alan, yaşayan örnektir
- İtaat
resuledir, yani vahyedir
- Nebi
sevilir, örnek alınır ama din kaynağı yapılmaz
Ümmetin parçalanması:
- Kur’an’dan
değil
- Kur’an’a
ortaklar koşulmasındandır
SONUÇ: AYNI KİŞİ, İKİ MAKAM, TEK OTORİTE
Bu bölüm boyunca şunu yapmaya çalıştık:
Kur’an’ın kendi diliyle konuşmasına izin verdik.
Ne mezhep konuşturduk, ne gelenek, ne alışkanlık.
Sadece ayetlerin birbirini nasıl açıkladığını izledik.
Ortaya çıkan tablo nettir.
1. KUR’AN’DA MUHAMMED TEK BİR KİMLİK DEĞİLDİR
Kur’an, Muhammed’i tek boyutlu anlatmaz.
Aynı insan için farklı sıfatlar kullanır:
- Beşer
→ insandır
- Kul
→ Allah’a bağlıdır
- Nebi
→ vahyi alandır
- Resul
→ vahyi iletendir
Bu sıfatlar:
- Eş
anlamlı değildir
- Rastgele
değildir
- Hukuk
doğurur
Kur’an, makamları ayırarak dinin sınırlarını korur.
2. NEBİ VE RESUL AYRIMI BİLİNÇLİDİR
Kur’an’da:
- Nebi:
- Vahyi
alır
- Bekler
- İçtihat
edebilir
- Uyarılabilir
- Yanılabilir
- Üzülür
- Resul:
- Vahyi
bildirir
- Hüküm
taşır
- Bağlayıcıdır
- İtaat
ister
- Muhalefeti
sapma sayılır
Bu yüzden:
- Nebiye
itaat farz değildir
- Resule
itaat doğrudan Allah’a itaattir
Bu ayrım yapılmadığında:
- Beşer
kutsallaşır
- Vahiy
şahsileşir
- Din
bozulur
3. “PEYGAMBER” KAVRAMI AYRIMI SİLDİ
Kur’an’da olmayan “peygamber” kelimesi:
- Nebi
ile resulü tekleştirdi
- Muhammed’i
her sözü bağlayıcı bir figüre dönüştürdü
- Kur’an’ın
sınırlarını genişletti
- Din
adına konuşma yetkisini çoğalttı
Bu, masum bir kelime tercihi değil;
bir algı değişimidir.
4. RESULÜN HADİSİ KUR’AN’DIR
Kur’an’a göre:
- Resul
hevasından konuşmaz
- Vahiy
dışında söz dine dönüşemez
- Hüküm
yalnız Allah’ındır
Bu yüzden:
- Resulün
bağlayıcı sözü = Kur’an
- Nebi’nin
beşeri sözleri = tarihsel bilgidir
Vahiy dışı sözleri:
- Resule
isnat etmek
- Dine
ek yapmak
- Allah
adına konuşmak demektir
Kur’an bu durumu en ağır şekilde tehdit eder.
5. SÜNNET ALLAH’INDIR, KÜLTÜR DİN DEĞİLDİR
Kur’an’da sünnet:
- Allah’a
aittir
- Değişmez
yasadır
- İlkelerdir
Nebi’nin hayatı:
- Örnektir
- Öğreticidir
- Ama
bağlayıcı değildir
Sünnet dinleştirildiğinde:
- Kültür
ibadet oldu
- Detaylar
çoğaldı
- Kur’an
geri plana itildi
- Ümmet
parçalandı
6. ÜMMET BU YÜZDEN PARÇALANDI
Kur’an tek olduğu hâlde:
- Hükümler
çoğaldı
- Mezhepler
oluştu
- Çelişkiler
arttı
Sebep:
- Kur’an’ın
yanına otoriteler eklenmesi
- Nebi
sözlerinin resul sözü sanılması
- Vahyin
tekliğinin bozulmasıdır
Kur’an’ın uyardığı parçalanma (30:32)
tam olarak budur.
7. BUGÜN RESUL NEREDE?
Nebi Muhammed vefat etmiştir.
Ama resullük bitmemiştir.
Çünkü:
- Resullük
bir beden değil
- Bir
metindir
- Bir
hitaptır
Bugün:
- Resul
= Kur’an’dır
- İtaat
= Kur’an’a itaattir
- Hüküm
= Kur’an’dadır
8. BUGÜN BİZE DÜŞEN NEDİR?
- Kur’an’ı
tek otorite kabul etmek
- Kavramları
yerli yerine koymak
- Nebi’yi
sevmek ama kutsallaştırmamak
- Resule,
yani vahye teslim olmak
- Dini
kültürden arındırmak
Kur’an’ı:
- Okunan
değil
- Yaşanan
- Düşünülen
- Sorgulanan
- Hayata
taşınan bir rehber yapmak
SON SÖZ
Bu çalışma şunu iddia etmiyor:
“Herkes yanlış, ben doğruyum.”
Şunu söylüyor:
“Gel, Kur’an’ı kendi diliyle okuyalım.”
Doğru:
- Allah’tandır
Yanlış: - İnsandandır
Nebi ölmüştür.
Risalet devam etmektedir.
Resul hayattadır.
“Kim resule itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (4:80)
Ve resul bugün,
Kur’an’dır.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
