KİBİR VE TEVAZU: KALBİN AYNASI
Sessiz Bir Tehlike
Bu bölümde kibir ve tevazu üzerinden
kalbin nasıl şekillendiğini konuştuk. Ancak kibir, çoğu zaman tek başına
gelmez. Onunla birlikte gelen başka bir hastalık daha vardır: gösteriş. Tevazu
ile kibir arasındaki çizgi bazen fark edilmeyecek kadar incedir. İşte bu
yüzden, kalbin niyetini konuşmadan bu mesele tamamlanmış sayılmaz.
Kibir Nedir, Tevazu Nedir?
Kibir; kişinin kendini başkalarından
üstün görmesi, sahip olduklarını kendinden bilmesi ve bu üstünlük duygusunu
davranışlarına yansıtmasıdır. Tevazu ise insanın kendini küçük görmesi değil;
gerçeği kabul etmesidir. Yani insanın, ne olduğunu bilmesi kadar ne olmadığını
da bilmesidir.
Kur’an bu ölçüyü net bir şekilde koyar:
“Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir
dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi halklara ve kabilelere
ayırdık. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, Allah’a karşı en çok saygı
duyanınızdır.” (Hucurât 49:13)
Bu ayet, insanın üstünlük iddialarını
kökten reddeder. Soy, mal, makam, bilgi… Hiçbiri Allah katında üstünlük sebebi
değildir. Üstünlük, yalnızca takva ile ilgilidir.
Kibrin Kaynağı: Sahip Olduğunu Kendinden
Bilmek
İnsan neden kibirlenir? Çünkü sahip
olduğu şeyleri kendinden bilir. Gücü kendi aklına, malı kendi çalışmasına,
bilgiyi kendi zekâsına bağlar. Oysa Kur’an insana sürekli şunu hatırlatır:
“Size verilen her nimet Allah’tandır.”
(Nahl 16:53)
Bu hakikat unutulduğunda, kibir başlar.
İnsan, kendini merkeze koyar. Bir süre sonra başkalarını küçümser, eleştirir,
yargılar. Hâlbuki elindeki her şey bir emanet olduğu anda, kibir tutunacak
zemin bulamaz.
Günlük hayatta bunu sıkça görürüz. Aynı
işi yapan iki kişiden biri makam sahibi olur, diğeri olmaz. Makam alanın dili
değişir, hitabı değişir, bakışı değişir. Oysa dün aynı sofrada oturuyorlardır.
Değişen insan değil, nefsin doyurulmasıdır.
İlk Kibir Örneği: İblis
Kur’an’da kibrin ilk örneği açıkça
anlatılır. İblis, kendini Âdem’den üstün görür:
“Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten, onu
çamurdan yarattın.” (A‘râf 7:12)
Burada dikkat edilmesi gereken şey şudur:
İblis Allah’a inanıyordu, Allah’ı biliyordu ama kibri onu isyana sürükledi.
Demek ki kibir, insanı imandan koparabilecek kadar tehlikelidir.
Tevazu: nebiî Duruş
Kur’an, nebileri anlatırken onların
tevazusunu özellikle vurgular. Onlar halkın içinde, halkla birlikte
yaşamışlardır:
“De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim.”
(Kehf 18:110)
Rivayetlerde Nebi Muhammed’in insanlar
arasında sıradan biri gibi oturduğu anlatılır. Gelen yabancıların onu
diğerlerinden ayırt edememesi, tevazunun canlı bir örneğidir. Bu bir zayıflık
değil, bilinçli bir tercihtir. Çünkü nebilik, üstünlük taslama makamı değil,
sorumluluk makamıdır.
Gösteriş Dindarlığı ve Kibir
Kur’an’ın karşı çıktığı şeylerden biri de
gösteriştir:
“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki,
onlar namazlarını ciddiye almazlar; gösteriş yaparlar.” (Mâûn 107:4-6)
Bugün dindarlık bazen bir vitrine
dönüşebiliyor. Gösterişli kıyafetler, abartılı hitaplar, ulaşılmaz makamlar…
Oysa Kur’an merkezli bir din anlayışında bunların yeri yoktur. Çünkü kibir,
ibadetin ruhunu boğar.
Günlük Hayattan Küçük Bir Hikâye
Bir adam vardı. Camide en ön safta
oturur, herkese nasihat ederdi. Bir gün caminin kapısında yaşlı bir adamın
ayakkabılarını bağladığını gördü. Yanına gitti, sessizce yardım etti. Kimse
görmedi. Kimse alkışlamadı. Ama o gün, belki de yıllardır kıldığı namazdan daha
gerçek bir ibadet yaptı.
Çünkü tevazu, alkış beklemez.
Kibir ve Kalbin Kararması
Kur’an kibri, kalbin mühürlenmesiyle
ilişkilendirir:
“İşte Allah, her kibirli zorbanın kalbini
böyle mühürler.” (Mü’min 40:35)
Kalbi mühürlenen insan, artık kendini
sorgulamaz. Hep başkalarını düzeltmeye çalışır. Oysa tevazu, önce insanın
kendine dönmesidir.
Yürüyüşümüz Bile Ölçüdür.
Kur’an, insanın yürüyüşüne kadar ölçü
koyar:
“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü ne
yeri yarabilirsin ne de dağlara ulaşabilirsin.” (İsrâ 17:37)
Bu ayet, insana haddini hatırlatır. İnsan
ne kadar büyürse büyüsün, yine bir kuldur.
Tevazu, imanın sessiz göstergesidir.
İnsan tevazu sahibi oldukça Allah’a yaklaşır. Kibir ise insanı Allah’tan
uzaklaştırır. Çünkü kibir, kulun haddini unutmasıdır.
Kur’an’ın öğrettiği din, insanı yücelten
değil; insanı yerine oturtan bir dindir. Yerini bilen insan, hem Allah’a hem
insanlara karşı doğru bir duruş sergiler.
Kibir çoğu zaman dışarıdan fark edilir.
Ancak bazen insan kibirli görünmez, hatta alçak gönüllü gibi davranır. İşte bu
noktada gösteriş ve riya devreye girer. Kalp, Allah için yaptığını zannederken,
insanlardan karşılık beklemeye başlayabilir. Bir sonraki bölümde, ibadetin ve
dindarlığın içini boşaltan bu sessiz tehlikeyi konuşacağız.
GÖSTERİŞ VE RİYA: KALBİN GÖLGESİ
Gösteriş Nedir?
Gösteriş, insanın yaptığı iyi bir işi
Allah için değil, insanlar görsün diye yapmasıdır. Dışarıdan bakıldığında
ibadet vardır; fakat kalpte yön değişmiştir. Kur’an bu durumu açıkça eleştirir:
“Onlar ibadetlerini gösteriş için
yaparlar.” (Mâûn 107:6)
Burada sorun yapılan iş değil, niyettir.
Çünkü Allah, amelin dışına değil, kalbin yönüne bakar.
Riya Neden Tehlikelidir?
Riya, ibadetin ruhunu tüketir. İnsan
Allah’a yaklaşmak isterken, farkında olmadan insanların takdirine bağlanır. Bu
da kişiyi yorar, kırar ve içten içe kibir üretir.
Kur’an bu konuda uyarır:
“Rabbinin huzuruna kavuşmayı uman kimse,
iyi iş yapsın ve Rabb’ine ibadette kimseyi ortak koşmasın.” (Kehf 18:110)
Günlük Hayattan Küçük Bir Örnek
Bir insan düşün. Kimse yokken namazı
aceleyle kılar. Kalabalık olduğunda ise daha uzun, daha süslü kılar. Aynı
namaz, aynı kişi… Değişen sadece seyircidir. İşte riya tam da burada başlar.
Samimiyetin Ölçüsü
Samimiyet, kimse görmediğinde de aynı
kalabilmektir. İnsan, alkış yokken de doğruyu yapabiliyorsa, işte o zaman
yaptığı Allah içindir.
Kur’an bu dengeyi hatırlatır:
“Gizli yaptığınız şeyi de, açık
yaptığınız şeyi de Allah bilir.” (En‘âm 6:3)
Gösteriş ve riya, dindarlığın en sessiz
düşmanlarıdır. İnsan kendini sürekli kontrol etmezse, ibadet bile nefsin
oyuncağına dönüşebilir. Kurtuluş, niyeti diri tutmakta ve kalbi sürekli Allah’a
yöneltmektedir.
SAMİMİYET VE NİYET: İBADETİN RUHU
Niyet Nedir?
Niyet, yapılan işin yönünü belirleyen iç
pusuladır. Aynı davranış, niyete göre ibadet de olabilir, sıradan bir
alışkanlık da. Hatta bazen iyi görünen bir iş, niyet bozuksa insanı Allah’tan
uzaklaştırabilir.
Kur’an bu gerçeği sık sık hatırlatır:
“Onlar ancak Allah’a samimi olarak kulluk
etmekle emrolundular.” (Beyyine 98:5)
Demek ki mesele ne yaptığımızdan önce,
neden yaptığımızdır.
Samimiyetin Anlamı
Samimiyet; insanın içiyle dışının aynı
olmasıdır. Kimse yokken de herkes varken de aynı kalabilmektir. Samimi insan
rol yapmaz, göstermez, süslemez. Olduğu gibidir.
Günlük hayatta bunu kolayca görürüz. Bir
işi sadece denetlendiğinde düzgün yapanla, kimse bakmazken de aynı özeni
gösteren arasındaki fark tam olarak samimiyet farkıdır.
Kur’an bu iç bütünlüğü över:
“Kalplerde olanı Allah bilir.” (Âl-i
İmrân 3:154)
Küçük Bir Hikâye
Bir adam vardı. Kimse yokken bir
karıncayı incitmezdi, ama insanlar bakarken daha da dikkatli davranırdı. Bir
gün kendine şu soruyu sordu: ‘Ben mi değişiyorum, yoksa seyirci mi?’ O gün
niyetini gözden geçirdi. Çünkü samimiyet, insanın kendine sorduğu bu soruyla
başlar.
Niyet
Bozulduğunda
Niyet bozulduğunda, ibadet yük olur.
İnsan yorulur, kırılır, karşılık bekler. Beklediğini bulamazsa küser. Çünkü
hedef Allah değil, insanların takdiridir.
Kur’an bu yanılgıyı şöyle anlatır:
“Dünya hayatını ve süsünü isteyenlere,
yaptıklarının karşılığını burada tastamam veririz.” (Hûd 11:15)
Yani yönünü dünyaya çevirenin karşılığı
da dünyada kalır.
Samimiyetin Sessizliği
Samimiyet sessizdir. Reklamı yoktur.
Alkış istemez. Hatta çoğu zaman fark edilmez.
Kur’an bu durumu dengeler:
“İyiliği açıktan yaparsanız ne güzel;
gizlerseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara 2:271)
Günlük Hayattan Bir Ölçü
Kendimize şu soruyu sormak iyi bir
ölçüdür: Kimse bilmeyecek olsa da bunu yapar mıydım? Eğer cevap evetse, niyet
sağlamdır. Değilse, durup düşünmek gerekir.
Kalbi Korumak
İman, kalpte başlar ve kalpte korunur.
Kibir kalbi bozar, riya kalbi yorar, samimiyet ise kalbi diri tutar.
Kur’an’ın çağrısı nettir:
“Allah’a yönelen bir kalple gelmek.”
(Şuarâ 26:89)
Gerçek kurtuluş, işte bu kalbi
koruyabilmektir.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise
benim aczimdendir.
Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com