Kadın Sünneti İddiası ve Kur’an’ın Sessizliği
Bazen insan bir cümleyle sarsılır. Sosyal medyada, bir
sohbet ortamında ya da bir kitap sayfasında karşısına çıkan bir ifade zihninde
uzun süre dolaşır. “Kadın sünnet edilmeli, yoksa şehvet artar, toplum bozulur”
gibi iddialar işte böyle cümlelerdir. İnsan ilk anda ne hissedeceğini bilemez.
Şaşkınlık mı, öfke mi, yoksa derin bir hüzün mü? Belki hepsi birden…
Çünkü bu sözler sadece bir dini tartışma değildir. Aynı
zamanda insanın yaratılışına yöneltilmiş bir suçlamadır. Kadın bedenine yönelik
bir güvensizliktir. Daha da ötesi, Allah’ın yarattığı insanın sanki eksik ve
düzeltilmesi gereken bir varlık olduğu iddiasıdır.
İşte tam bu noktada insanın durup kendine sorması gerekir: Gerçekten
Allah insanı kusurlu mu yarattı?
Eğer Allah’ın yarattığı bedeni insanlar kesip biçerek
“düzeltmek” zorundaysa, o zaman ortada çok daha büyük bir problem var demektir.
Böyle bir düşünceyle karşılaşınca yapılacak en sağlıklı şey
şudur: Gürültüyü bırakıp Kur’an’a dönmek. Çünkü Kur’an konuştuğunda
karmaşa biter. İnsan zihnindeki sis dağılır.
Ve Kur’an bu konuda ilk cümlesini çok açık kurar:
“Biz insanı en güzel biçimde yarattık.”
(Tin, 95/4)
Bu ayet insanın yaratılışına dair temel gerçeği ortaya
koyar. Allah insanı eksik değil, en güzel biçimde yaratmıştır. Bu ifade
kadın ve erkek için ayrı ayrı değildir. İnsan için söylenmiştir. Kadın da
insanın bir parçasıdır, erkek de.
O halde şu soruyu sormak kaçınılmazdır:
En güzel biçimde yaratılmış bir bedeni kesmek,
değiştirmek ya da eksiltmek neden dinin gereği olsun?
Kur’an’ın Açık Konuştuğu ve Sustukları
Kur’an dikkatle okunduğunda çok ilginç bir durum ortaya
çıkar. Allah bazı konuları son derece ayrıntılı anlatır. Örneğin abdestin nasıl
alınacağı anlatılır, mirasın nasıl paylaştırılacağı anlatılır, boşanmanın nasıl
yapılacağı anlatılır.
Yani Kur’an gerektiğinde son derece açık konuşur.
Ama sünnet meselesine gelince Kur’an’da tek bir ayet yoktur.
Ne kadın için ne erkek için…
Bu durum sıradan bir ayrıntı değildir. Çünkü sünnet
dediğimiz şey insan bedenine yapılan kalıcı bir müdahaledir. Eğer böyle bir
uygulama gerçekten Allah’ın emri olsaydı, Kur’an’da bunun açıkça bildirilmesi
gerekirdi.
Kur’an bu konuda sessizdir.
Ama bu sessizlik bir boşluk değildir. Bu sessizlik aynı
zamanda güçlü bir mesajdır.
Çünkü Kur’an başka bir yerde insanı şöyle uyarır:
“Ey iman edenler! Açıklandığında sizi zor durumda
bırakacak şeyleri sormayın.” (Maide, 5/101)
Bu ayet önemli bir ilkeye işaret eder. Allah bazı konuları
bilerek açıklamamıştır. Çünkü hayatın bir kısmını insanın özgür alanı olarak
bırakmıştır.
Fakat insan bazen bu alanı doldurmak ister. Yeni hükümler
üretir. Allah’ın sustuğu yerde konuşmaya başlar.
Ve işte tam burada büyük bir problem ortaya çıkar.
İnsan Bedenine Saygı
Kur’an’ın insan anlayışı son derece dengelidir. İnsan bedeni
Allah’ın emanetidir. Ona zarar vermek doğru değildir.
Kur’an şöyle uyarır:
“Kendinizi tehlikeye atmayın.”
(Bakara, 2/195)
Bu ayet sadece savaşla ilgili değildir. İnsan hayatını ve
bedenini tehlikeye atan her davranış bu uyarının kapsamına girer.
Kadın sünneti dediğimiz uygulama ise tıbbi açıdan ciddi
zararlar içerir. Dünya sağlık kuruluşları bunu açıkça ortaya koymuştur.
Enfeksiyon, travma, kalıcı hasar ve ciddi psikolojik etkiler…
Şimdi insanın şu soruyu sorması gerekir:
Allah kullarına zarar veren bir uygulamayı din haline
getirir mi?
Kur’an’ın bütün mesajı incelendiğinde cevap nettir: Hayır.
Allah insanı inciten bir dini istemez.
Ahlak Bedenle Değil İradeyle Kurulur
Kadın sünnetini savunanların en sık kullandığı iddia şudur:
“Şehvet artarsa toplum bozulur.”
Bu iddia ilk bakışta ahlaki bir kaygı gibi görünür. Ama
biraz düşününce mantık çöker.
Çünkü Kur’an’a göre insanın ahlakını belirleyen şey bedeni
değil iradesidir.
Kur’an şöyle der:
“Kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir, kim saparsa
kendi aleyhinedir.”
(İsra, 17/15)
Bu ayet insanın sorumluluğunu açıkça ortaya koyar. İnsan
doğruyu da yanlışı da kendi tercih eder.
Hiç kimse “bedenim beni günaha soktu” diyemez.
Eğer ahlak bedeni keserek sağlanabilseydi, o zaman insanın
iradesinin hiçbir anlamı kalmazdı.
Kadını Tehlike Gibi Görmek
Kadın sünneti tartışmasının arkasında çoğu zaman görünmeyen
bir düşünce vardır: Kadın doğası gereği tehlikelidir.
Bu düşünce Kur’an’ın insan anlayışıyla bağdaşmaz.
Kur’an kadın ve erkeğin aynı özden yaratıldığını söyler:
“Sizi tek bir nefisten yaratan O’dur.”
(Nisa, 4/1)
Bu ayet insanın özünde birliği anlatır. Kadın ve erkek aynı
insanlık ailesinin parçalarıdır.
Kur’an hiçbir yerde kadını tehlikeli bir varlık olarak
tanımlamaz.
Ahlaki sorumluluk her iki cins için de aynıdır.
Gelenek mi, Din mi?
Kadın sünneti uygulamasının coğrafyasına bakıldığında çok
ilginç bir tablo ortaya çıkar. Bu uygulama bazı bölgelerde vardır, bazı
bölgelerde hiç yoktur.
Hatta bazı Müslüman toplumlarda hiç görülmez.
Ama bazı Müslüman olmayan toplumlarda vardır.
Bu durum önemli bir gerçeği gösterir: Bu uygulama dini
değil, kültüreldir.
Yani insanlar kendi geleneklerini zamanla dinle
ilişkilendirmiştir.
Aynı Soru Erkek Sünneti İçin de Geçerli
Burada durup başka bir soruyu sormak gerekir.
Eğer Kur’an kadın sünneti hakkında hiçbir şey söylemiyorsa,
aynı durum erkek sünneti için de geçerli değil midir?
Kur’an’da erkek sünneti hakkında da tek bir emir yoktur.
Bu durum birçok insan için şaşırtıcı olabilir. Çünkü erkek
sünneti özellikle bizim toplumumuzda dinin şartı gibi görülür.
Ama Kur’an’a baktığımızda bu konuda açık bir emir bulamayız.
Bu noktada insanın kendine şu soruyu sorması gerekir:
Kur’an’ın söylemediği bir şeyi dinin vazgeçilmez şartı
haline getirmek doğru mudur?
Allah’ın Yaratışını Değiştirmek
Kur’an’da insanın yaratılışına müdahale konusuna değinen
önemli bir uyarı vardır.
Şeytanın insanlara fısıldadığı sözlerden biri şöyle
anlatılır:
“Onlara emredeceğim de Allah’ın yaratışını
değiştirecekler.”
(Nisa, 4/119)
Bu ayet insanın yaratılışına müdahale konusunun ne kadar
hassas olduğunu gösterir.
Elbette tıbbi zorunluluklar farklıdır. Bir hastalık varsa,
bir tedavi gerekiyorsa müdahale yapılabilir.
Ama sırf gelenek olduğu için yapılan müdahaleler insanı
düşündürmelidir.
Kur’an’ın Ölçüsü
Kur’an din konusunda temel bir ölçü koyar:
“Hüküm yalnız Allah’ındır.”
(Yusuf, 12/40)
Bu ayet çok açık bir gerçeği hatırlatır. Din adına hüküm
koyma yetkisi yalnız Allah’a aittir.
Eğer Allah bir konuda hüküm vermemişse, insanın o konuda
kesin hükümler üretmesi büyük bir sorumluluk doğurur.
Kur’an insanı sürekli düşünmeye çağırır.
Çünkü iman sadece taklit değildir. Aynı zamanda bilinçtir.
İç Muhasebe
Bazen insanın kalabalıklardan uzaklaşıp kendi kalbiyle
konuşması gerekir.
Gerçekten din dediğimiz şey nedir?
Allah’ın kitabı mı?
Yoksa zamanla oluşmuş gelenekler mi?
Kur’an bu soruyu insanın kalbine bırakır.
Ve sonunda insan şu gerçeği fark eder:
Allah’ın dini insanı inciten bir din değildir. Allah’ın dini
insan onurunu korur. İnsan bedenine saygı duyar.
Kur’an’ın sesi bu yüzden nettir.
Allah insanı en güzel biçimde yaratmıştır.
İnsana düşen ise bu yaratılışa saygı duymaktır.
Tıp Dünyası Bu Uygulama Hakkında Ne Diyor?
Dini veya kültürel tartışmalar bir yana, tıp dünyası insan
bedenine yapılan her müdahaleyi sağlık açısından değerlendirir. Bu açıdan
bakıldığında özellikle kadın sünneti konusu hakkında bilimsel kurumların
görüşü son derece açıktır.
Dünya çapında faaliyet gösteren birçok sağlık kuruluşu bu
uygulamanın tıbbi hiçbir faydası olmadığını, aksine ciddi zararlar
doğurduğunu belirtmektedir.
Örneğin World Health Organization (Dünya Sağlık Örgütü)
kadın sünnetini “Female Genital Mutilation” yani “kadın genital
sakatlaması” olarak tanımlar. Bu kavramın özellikle seçilmesi tesadüf
değildir. Çünkü tıp dünyası bu işlemi bir tedavi değil, sağlıklı bir organa
yapılan zarar verici müdahale olarak görmektedir.
Uzmanlara göre kadın sünneti:
- Şiddetli
ağrıya neden olabilir
- Enfeksiyon
riskini artırır
- Doğum
komplikasyonlarına yol açabilir
- Kalıcı
cinsel işlev bozukluklarına neden olabilir
- Travma
ve psikolojik sorunlar oluşturabilir
Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü ve benzeri kurumlar bu
uygulamanın tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini savunmaktadır.
Benzer şekilde United Nations Children's Fund (UNICEF) ve United
Nations Population Fund de kadın sünnetinin insan hakları ihlali
olduğunu açıkça ifade eder.
Yani mesele sadece kültür ya da gelenek meselesi değildir. Bilimsel
açıdan da insan sağlığına zarar veren bir uygulamadır.
Erkek Sünneti Konusunda Tıp Dünyasının Görüşü
Erkek sünneti konusu ise tıp dünyasında daha farklı şekilde
ele alınır. Çünkü bazı durumlarda tıbbi gereklilik söz konusu olabilir.
Örneğin daralma (fimozis) gibi sağlık sorunlarında cerrahi müdahale tedavi
amacıyla yapılabilir.
Ancak önemli bir nokta vardır: Tıp dünyası sağlıklı bir
çocukta zorunlu sünnet yapılması gerektiği konusunda ortak bir görüşe sahip
değildir.
Örneğin Avrupa’daki birçok çocuk sağlığı kurumu rutin
sünneti tıbbi zorunluluk olarak görmez.
Royal Dutch Medical Association bu konuda yaptığı açıklamada
tıbbi gerekçe olmadan yapılan sünnetin çocuğun bedensel bütünlüğüne müdahale
olduğunu ifade etmiştir.
Benzer şekilde Swedish Paediatric Society de rutin sünnetin tıbbi
zorunluluk olmadığını belirtmiştir.
Bu görüşler şunu gösterir: Erkek sünneti bazı toplumlarda
yaygın olsa da tıbbi açıdan zorunlu bir uygulama değildir.
Bilimsel Bakış Açısının Ortaya Koyduğu Gerçek
Tıp dünyası için temel ilke çok basittir: “Zarar verme.”
Bir müdahale ancak şu durumlarda yapılır:
- Bir
hastalık varsa
- Bir
tedavi gerekiyorsa
- Sağlık
açısından faydası kanıtlanmışsa
Ama sağlıklı bir bedene yapılan ve tıbbi zorunluluğu
bulunmayan müdahaleler her zaman tartışma konusu olmuştur.
Bu noktada insan ister istemez şu soruyu sorar:
Allah’ın yarattığı beden sağlıklı ve dengeli ise,
sırf gelenek olduğu için ona müdahale etmek ne kadar doğrudur?
Kur’an insanın yaratılışına dikkat çekerken şöyle der:
“Biz insanı en güzel biçimde yarattık.”
(Tin, 95/4)
Bu ayet sadece bir övgü değildir; aynı zamanda insanın
yaratılışına duyulması gereken saygının da ifadesidir.
İnsan bedenine yaklaşımın temeli belki de burada yatıyor: Allah’ın
yarattığını korumak.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com