CİHAT: ADALETİ KORUMA, ZULMÜ DURDURMA VE CAYDIRICI GÜÇ İNŞASI
İnsan
yeryüzünde rastgele bırakılmış bir varlık değildir. Hayatı, boşlukta savrulan
bir zaman dilimi değil; bilinçli tercihlerle örülen bir imtihandır. Kur’an-ı
Kerim insanın yaratılışını anlatırken, onun önüne açık bir yol ayrımı koyar:
“Şüphesiz Biz
insanı, karmaşık bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz; işiten ve gören
yaptık. Biz ona yolu gösterdik; ya şükredici olur ya da nankör.” (İnsan,2-3)
Bu ayet,
insanın irade sahibi olduğunu ve tercih yapacağını bildirir. Yol
gösterilmiştir; zorlanma yoktur. Seçim insana bırakılmıştır. Fakat her seçimin
bir sonucu vardır.
Burada iki
temel istikamet ortaya çıkar: vahyin rehberliğinde adalet ve takva yolu
ile hevanın yönlendirdiği çıkar ve zulüm yolu. Cihat kavramını doğru
anlamak için bu ayrımı kavramak gerekir. Çünkü cihat, bir öfke hareketi değil;
hidayet yolunu koruma mücadelesidir.
CİHAT
NEDİR?
Cihat
kelimesi, kök olarak “gayret etmek, çaba göstermek” anlamına gelir. Bu yüzden
cihat yalnızca savaş değildir. Önce insanın iç dünyasında başlar. Haksız kazanç
fırsatı karşısında geri durmak bir cihattır. Güç eline geçtiğinde kibirlenmemek
bir cihattır. Öfke yükseldiğinde adaletle karar vermek bir cihattır.
Çünkü dış
dünyadaki zulüm, çoğu zaman iç dünyadaki hevanın ürünüdür.
Kur’an
insanın iç mücadelesini göz ardı etmez. Fakat hayat sadece bireysel değildir.
Toplum vardır. Güç dengeleri vardır. Baskı vardır. Sürgün vardır. İşte burada
cihat toplumsal bir boyut kazanır.
Fakat bu
noktada temel bir ilke konulmuştur:
“Dinde
zorlama yoktur. Doğruluk sapıklıktan apaçık ayrılmıştır.” (Bakara,256)
Bu ayet,
cihadın amacının insanları zorla Müslüman yapmak olmadığını kesin biçimde
ortaya koyar. Eğer cihat bir din dayatma aracı olsaydı, bu ayetin hiçbir anlamı
kalmazdı.
İman
baskıyla değil, bilinçli tercihle anlam kazanır.
SAVAŞIN
MEŞRUİYETİ: ZULME KARŞI SAVUNMA
Kur’an savaş
izninin hangi şartta verildiğini açıkça bildirir:
“Kendilerine
savaş açılanlara izin verildi; çünkü onlar zulme uğradılar…” (Hac,39)
Bu ayet
belirleyicidir. Savaş başlatma değil; zulme uğrama sebebiyle izin
verilmektedir. Devamı ise çerçeveyi genişletir:
“Eğer Allah
insanların bir kısmını diğerleriyle savmasaydı; manastırlar, kiliseler,
havralar ve içinde Allah’ın adı çokça anılan mescitler yıkılırdı.” (Hac,40)
Burada dikkat
çekici olan şudur: Korunan yalnızca Müslümanların ibadet mekânları değildir.
Manastır da korunur, kilise de korunur, havra da korunur. Demek ki cihat bir
din savaşı değil; ibadet özgürlüğünü koruma mücadelesidir.
Bugün bir
şehir düşünelim. Bir grup insan diğerlerinin ibadet etmesini yasaklıyor,
evlerinden çıkarıyor, mallarına el koyuyor. Böyle bir durumda adalet ne
gerektirir? “Herkes özgürdür” deyip geri çekilmek mi, yoksa mazlumu savunmak
mı?
Kur’an ikinci
yolu gösterir.
SAVAŞIN
SINIRLARI: HADDİ AŞMAMAK
Kur’an
savaşın bile sınırlarını çizer:
“Size karşı
savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın; fakat haddi aşmayın. Şüphesiz Allah
haddi aşanları sevmez.” (Bakara,190)
Bu ayette üç
temel ilke vardır:
• Savaşanla
savaşılır.
• Amaç Allah yoludur yani adalettir.
• Haddi aşmak yasaktır.
Haddi aşmak
nedir? Savaşmayanı hedef almak, ölçüsüz davranmak, öfkeyi adaletin önüne
geçirmek.
Devam eden
ayet sınırı daha da netleştirir:
“Eğer
vazgeçerlerse, artık düşmanlık yalnız zalimleredir.” (Bakara,193)
Bu ilke çok
önemlidir. Düşman savaştan çekildiğinde Müslüman da durur.
İntikam
yoktur. Sonsuz savaş yoktur. Yayılmacı bir ideoloji yoktur.
Savaş bir
araçtır; amaç değil.
CAYDIRICILIK:
GÜÇ HAZIRLAMAK NEDEN EMREDİLDİ?
Kur’an
yalnızca savunmayı değil, hazırlığı da emreder:
“Onlara karşı
gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın…” (Enfal,60)
Bu ayetin
amacı sürekli savaşmak değildir. Ayetin devamı niyeti açıklar: caydırmak.
Güç
hazırlamak saldırmak için değil, saldırıyı önlemek içindir.
Zayıf olan
saldırıya açık olur. Güçlü olan ise çoğu zaman savaşa girmeden barışı korur.
Günlük
hayattan bir örnek düşünelim. Güvenlik kamerası olan bir dükkân ile hiçbir
önlem almamış bir dükkân arasında fark vardır. Kamera kavga etmek için değil;
caydırmak içindir. Kur’an’ın güç hazırlama emri de böyledir.
Burada ince
bir denge vardır:
Güç zulme dönüşmemelidir.
Güç adalet için var olmalıdır.
GAYRİMÜSLİMLERE
KARŞI TAVIR
Kur’an
kimliğe değil, fiile bakar:
“Allah,
sizinle din konusunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere
iyilik yapmanızı ve onlara adaletli davranmanızı yasaklamaz. Şüphesiz Allah
adaletli olanları sever.” (Mümtehine,8)
Bu ayet çok
nettir. Savaşmayan, sürgün etmeyen insanlarla iyi ilişkiler kurmak yasak
değildir. Demek ki cihat gayrimüslimlere karşı topyekûn savaş değildir.
Devamında
sınır konur:
“Allah ancak
sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanıza
yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar.” (Mümtehine,9)
Sorun inanç
değil; saldırıdır.
BARIŞ
TEKLİFİ GELİRSE
Kur’an
savaşın sonsuz olmadığını açıkça bildirir:
“Eğer onlar
barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş ve Allah’a güven.” (Enfal,61)
Bu ayet
cihadın karakterini özetler. Barış mümkünse savaş meşru değildir.
Bir insan
düşünün; kavga etmeye niyeti yok, geri çekiliyor. Onu kovalamak adalet
değildir.
CİHAT VE
İÇ GÜÇ
Toplum içten
zayıfsa dıştan güçlü olamaz. Kur’an gevşemeyi yasaklar:
“Gevşemeyin,
üzülmeyin; eğer inanıyorsanız üstün olan sizsiniz.” (Ali İmran,139)
Üstünlük
sayıyla değil; ilkeyledir. Ahlakla, birlikle, adaletle olur.
SONUÇ:
CİHAT NE DEĞİLDİR, NEDİR?
Cihat:
• Zorla din
yaymak değildir.
• Gayrimüslimlere karşı savaş projesi değildir.
• Sürekli çatışma ideolojisi değildir.
Cihat:
• Zulme karşı
savunmadır.
• İbadet özgürlüğünü korumaktır.
• Caydırıcı güç inşa etmektir.
• Adaleti tesis etmektir.
Ve bütün bu
çerçevenin özeti şudur:
“Allah
adaleti, iyiliği ve yakınlara vermeyi emreder; hayâsızlığı, fenalığı ve
azgınlığı yasaklar.” (Nahl,90)
Güç
adaletle birleşirse rahmet olur.
Güç heva ile birleşirse zulüm olur.
Kur’an mümin
topluma şunu öğretir:
Hazırlıklı
ol.
Güçlü ol.
Ama adaletten ayrılma.
İşte cihat
budur.
Gerçek olan
Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve
esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com