KADİR GECESİ: BİR TAKVİM YAPRAĞI MI, BİR HAYAT YÖNÜ MÜ?

KADİR GECESİ: BİR TAKVİM YAPRAĞI MI, BİR HAYAT YÖNÜ MÜ?

İnsanın bazı yanlışları vardır; farkında olmadan yapar. Bir de alışa alışa yaptığı yanlışlar vardır. İşte onlar en tehlikelileridir. Çünkü artık yanlış olduğunu bile düşünmezsin. Sana miras kalmıştır. Büyüklerin öyle yapmıştır, çevre öyle öğretmiştir, kimse de çıkıp “bir dur bakalım” dememiştir.

Kadir gecesi meselesi tam da böyle bir yanlışın merkezinde durur.

Sor bakalım herhangi birine:
“Kadir gecesi nedir?”

Alacağın cevap neredeyse ezberdir:
– Ramazan’ın son günlerinde
– Büyük ihtimalle yirmi yedinci gece
– Sabaha kadar ibadet edilir
– Geçmiş günahlar silinir

Sonra konu kapanır.

Kimse şunu sormaz:
“Kur’an bu geceyle neyi anlatmak istiyor?”

Çünkü biz çoğu zaman Kur’an’ı anlamak için değil, rahatlamak için okuruz. Hayatımız değişmesin ama içimiz ferahlasın isteriz. İşte tam bu noktada vahiy, hayatın merkezinden çekilir; yerine ritüeller geçer.

 

Vahyi Hayattan Alıp Gecenin İçine Hapsetmek

Düşünsene…
Hayatın her alanına müdahale eden bir kitap var.
İnsanın aklını, ahlâkını, ticaretini, ilişkisini, adaletini, zulme karşı duruşunu şekillendiriyor.

Ama sen onu alıyorsun, yılda bir gecenin içine koyuyorsun.

Sonra diyorsun ki:
“Kur’an indi, iş bitti.”

Oysa Kur’an’ın kendisi buna itiraz ediyor.

97/1

“Gerçek şu ki, Biz onu Kadir gecesinde indirdik.”

Bu ayet, çoğu insanın sandığı gibi “tek gecelik bir olay” anlatmıyor. Aksine, bir kırılma anını, bir yön değişimini, bir karanlıktan çıkışı anlatıyor.

Ama bunu görebilmek için önce şu soruyu sormak gerekiyor:
Kur’an’da ‘gece’ ne demek?

 

Kur’an’da Gece: Saat Değil, Hal

Biz “gece” deyince saate bakarız. Güneş battı mı, tamam deriz, gece başladı. Ama Kur’an böyle konuşmaz. Kur’an kelimeleri, takvim yapraklarından değil, hayatın içinden seçer.

Kur’an’da gece bazen gerçekten gecedir:

(Yunus,10/67)

“O, dinlenmeniz için geceyi, gündüzü de aydınlatıcı olarak sizin için yaratandır.”

Ama bazen gece, zihinsel ve ahlâkî bir karanlıktır.

( Duda, 93/2)

“Karanlığı iyice çöktüğü zaman geceye…”

Bu ayet, sadece ışığın çekilmesini anlatmaz. Umudun, yönün, hakikatin örtülmesini anlatır. Hemen arkasından gelen ayet bunu açıklar:

(Duda, 93/3)

“Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı.”

Yani karanlık çöktüğünde bile vahiy devrededir.

İşte Kadir Suresi’ndeki gece de tam olarak budur:
Cehaletin, batılın, zulmün, sahte kutsalların karanlığı.

 

Kadir: Güç Gösterisi Değil, Ölçü Koyma

“Kadir” kelimesi günlük dilde genelde “güç” olarak anlaşılır. Oysa Kur’an’da kadir, ölçü koyma, değer belirleme, ayırma anlamlarını taşır.

(Yasin, 36/81)

“Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmaya kadir değil mi?”

Buradaki güç, kaba kuvvet değildir. Düzen kurma gücüdür. Ölçü koyma gücüdür.

O hâlde Kadir gecesi ne oluyor?

– Hak ile batıl ayrılıyor
– Doğru ile yanlış netleşiyor
– Kim neye göre yaşadığını fark ediyor

Bu yüzden Kadir gecesi bir “ibadet maratonu” değil, bir bilinç sıçramasıdır.

 

“Onu İndirdik” Ne Demek?

Burada çok önemli bir yanılgı var. “İndirmek” deyince biz fiziksel bir hareket anlıyoruz. Yukarıdan aşağıya bir şey düşüyor gibi…

Ama Kur’an’ın dili böyle mekanik değildir.

(Şura, 42/52)

“Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Biz onu bir nur kıldık…”

Demek ki vahiy, sadece bir metin değil; hayat veren bir ruh.

Kur’an’ın inişi demek:
– Hayata müdahil olması
– İnsanların düşünce sistemini dönüştürmesi
– Alışılmış yanlışları yerle bir etmesi

demektir.

Bu yüzden Kur’an bir gecede “bitmiş” bir şey değildir. O, hayata yayılan bir süreçtir.

 

Nebi Muhammed ve Vahyin Ağırlığı

Kur’an, Nebi Muhammed’in bu süreci nasıl yaşadığını da gizlemez. Vahiy kolay bir yük değildir. İnsan zihnini, kalbini, hayatını baştan sona dönüştürür.

(Kıyâmet, 75/16–19)

“Onu aceleyle dilinle hareket ettirme… Onu toplamak ve okutmak Bize aittir…”

Bu ayetlerde şunu görürüz:
Nebi Muhammed yalnız bırakılmamıştır. Vahyin korunması, aktarılması ve açıklanması ilahi gözetim altındadır.

Ama dikkat:
Bu, nebiye bağımsız bir otorite verilmesi değildir.
Bu, vahyin hayatta örneklenmesidir.

 

Resule İtaat Meselesi: Yanlış Anlaşılan Bir Eşik

Kur’an’da “resule itaat” ifadesi geçer. Ama bu ifade, çoğu zaman yanlış bir yere çekilir.

4/80

“Kim resule itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.”

Bu ayet ne diyor, ne demiyor?

Şunu diyor:
– Resul, kendi adına konuşmaz
– Getirdiği şey vahiydir
– Ona uymak, vahyin rehberliğini kabul etmektir

Şunu demiyor:
– Resul bağımsız bir hüküm kaynağıdır
– Onun her sözü vahiydir
– Vahyin dışında bir din alanı vardır

Kur’an bu çizgiyi çok net çeker.

 

Bin Ay: Sayı Değil Karşılaştırma

(Kadir, 97/3)

“Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.”

Bu ayeti duyunca hemen matematik yapılır. Kaç yıl ediyor, kaç sevap…

Oysa ayetin derdi matematik değil, kıyas.

Bir ömür düşün:
– Vahiy yok
– Ölçü yok
– Hakikat pusulası yok

Bir de başka bir hayat düşün:
– Kur’an merkezde
– Hak–batıl bilinci var
– Hesap günü farkındalığı var

Kur’an diyor ki:
İkincisi, süresi kısa bile olsa, birinciden daha hayırlıdır.

“Melekler ve Ruh İner” Dendiğinde Ne İner Aslında?

Kadir Suresi okunurken en mistik bulunan ayet genelde şudur:

(Kadir, 97/4)

“Melekler ve ruh, Rabb’lerinin izniyle onda her bir iş için inerler.”

Bu ayet çoğu zaman gözleri kapatıp hayal kurarak okunur. Gökyüzünden varlıklar iniyor, görünmeyen bir hareketlilik var, gece başka bir gece oluyor gibi düşünülür. Oysa Kur’an, hayal kurulsun diye değil, akıl çalışsın diye indirilmiştir.

Öyleyse durup sormak gerekir:
Kur’an’da melek ne demektir?
Kur’an’da ruh neyi ifade eder?
Ve en önemlisi: Nereye inerler?

 

Melek: Kanatlı Varlık mı, İlahi Düzen mi?

“Melek” denince çoğu insanın zihninde hemen belli bir şekil canlanır. Oysa Kur’an, meleği tanımlarken şekil çizmez; işlev tanımlar.

Kur’an’da melek, Allah’ın koyduğu düzeni işleten, emri yerine getiren, görevli varlıklar için kullanılan genel bir isimdir. Bu bazen görünmeyen varlıkları kapsar, bazen de insan iradesinin dışında işleyen bütün ilahi sistemi.

(Ahzap, 33/56)

“Şüphesiz Allah ve melekleri, nebiye salat ederler…”

Burada Allah’ın salat etmesi ne demek? Namaz kılması değil elbette. Desteklemesi, yönlendirmesi, vahyiyle güçlendirmesi demektir. Meleklerin salatı da aynı bağlamdadır: vahyin hayatta yer bulması için bütün imkânların seferber edilmesi.

Yani melekler, masal kahramanları gibi gökten inip bir gecede görev yapıp giden varlıklar değildir. Onlar, vahyin hayata taşınma sürecinin aktörleridir.

 

Ruh: Tek Bir Anlamı Olmayan Kelime

Ruh kelimesi Kur’an’da yirmi küsur yerde geçer ama her yerde aynı anlamda kullanılmaz. Bağlama göre anlam kazanır. Bu da bize şunu öğretir:
Kur’an kavramları sabit değil, canlıdır.

Ruh = Nebi (Örnek Kişilik)

(Nisa, 4/171)

“Meryem oğlu Mesih İsa, Allah’ın elçisi ve O’ndan bir ruhtur.”

Burada ruh, Nebi İsa’nın vahiy ile desteklenmiş, Allah adına konuşan bir elçi oluşunu anlatır.

Ruh = İnsana Verilen Yöneliş

(Sâd, 32/9)

“Ona ruhundan üfledi…”

Bu ayette ruh, insanın iyiyle kötüyü seçebilme yeteneğini ifade eder.

Ruh = Vahyin Kendisi

(Şûrâ, 42/52)

“Sana emrimizden bir ruh vahyettik…”

İşte Kadir Suresi’ndeki ruh, tam olarak budur.
Vahyin kendisi. Kur’an.

 

O Hâlde Ayet Ne Diyor?

97/4’ü şimdi yeniden okuyalım:

“Melekler ve ruh, Rabb’lerinin izniyle onda her bir iş için inerler.”

Bu ne demek?

Şu demek:
Vahyin hayata egemen olması için, ilahi düzenin bütün unsurları devreye girer. Kur’an, soyut bir metin olarak kalmaz. Toplumu dönüştürmek üzere iniş hâlindedir.

Ve dikkat:
Ayet “bir iş için” demiyor.
Her bir iş için” diyor.

Yani:
– Ahlâk için
– Ticaret için
– Adalet için
– İlişkiler için
– Zulme karşı duruş için
– Yetimin hakkı için

Vahiy hayatın bir köşesine değil, tamamına iner.

 

Kadir Gecesi: Bireysel Değil, Toplumsal Bir Kırılma

Biz Kadir gecesini genelde bireysel kurtuluş gecesi gibi düşünürüz. “Ben ne yaparsam sevap alırım?” sorusu öne çıkar. Oysa Kur’an’ın anlattığı Kadir gecesi, toplumsal bir dönüşüm anıdır.

Bir düşün…
Nebi Muhammed vahyi aldığında:
– Ekonomik düzen sarsıldı
– Güç dengeleri değişti
– Köle–efendi ilişkisi sorgulandı
– Kadın, yetim, yoksul görünür oldu

Bu, bir gecelik ibadetle olacak şey mi? Hayır. Bu, vahyin hayata müdahalesidir.

 

“Bin Ay” Neden Özellikle Bin?

Kur’an sayıları rastgele kullanmaz. Bin ay, yaklaşık bir insan ömrüdür. Ayet şunu söylüyor:

Vahiyden kopuk bir ömür, uzun da olsa,
vahyin rehberliğinde geçen bir dönemden daha değersizdir.

Bu çok sarsıcı bir ölçüdür.

Çünkü insan genelde şunu düşünür:
“Ben iyi niyetliyim.”
“Kalbim temiz.”
“Kimseye kötülük yapmıyorum.”

Ama Kur’an der ki:
İyi niyet yetmez. Ölçü gerekir.
Kalp temizliği iddia değil, yön meselesidir.

 

Ritüel Din ile Vahiy Dini Arasındaki Fark

Ritüel din:
– Belirli günlere sıkışır
– Hayatı dönüştürmez
– İnsanı rahatlatır ama değiştirmez

Vahiy dini:
– Hayatın ortasındadır
– Rahatsız eder
– Yanlışları ifşa eder
– Bedel ister

İşte Kadir gecesini sadece “özel bir gece”ye indirdiğinde, vahiy dinini ritüel dine dönüştürmüş olursun.

 

“Fecrin Çıkışına Kadar Bir Esenliktir”

(Kadir, 97/5)

“Fecrin çıkışına kadar bir esenliktir.”

Fecr, sadece sabah değildir. Kur’an’da fecr:
– Karanlığın bitişi
– Gerçeğin açığa çıkışı
– Hesap vaktinin başlaması

anlamlarına gelir.

Yani Kur’an, kendisine tutunanlar için ölüme kadar değil, dirilişe kadar rehberdir.

Bu da şu anlama gelir:
Kadir gecesi bir gecede yaşanıp bitmez.
Bir ömür sürer.

 

Günümüz İnsanı Neden Bu Mesajdan Kaçıyor?

Çünkü bu mesaj konforu bozar.

Bir gece ibadet edip “tamam” demek kolaydır.
Ama hayatını Kur’an’a göre yeniden düzenlemek zordur.

– Ticarette dürüstlük ister
– Güçlüyken adil olmayı ister
– Yanlışı savunmamayı ister
– Kendi hatanla yüzleşmeni ister

İnsan da çoğu zaman bundan kaçar.

Kandiller Nasıl Merkeze Yerleşti, Vahiy Nasıl Kenara Çekildi?

Şunu dürüstçe kabul edelim:
İnsan, zor olanı değil kolay olanı sever. Hayatını değiştirecek bir çağrı yerine, vicdanını rahatlatacak bir ritüeli tercih eder. Kandil kültürü tam olarak bu psikolojinin ürünüdür.

Bir düşün…
Yılda birkaç gece var:
– Özel
– Işıklı
– Duygusal
– Kalabalık

O gecelerde insanlar dolup taşar. Ertesi gün ne olur? Hayat kaldığı yerden devam eder. Aynı adaletsizlik, aynı haksız kazanç, aynı suskunluk, aynı bahaneler…

Sorulması gereken soru şu:
Kur’an bunu mu hedefliyordu?

 

Kur’an Neden “Özel Gece” Mantığını Sevmez?

Kur’an’da zaman, kutsallığını vahiyden bağımsız olarak kazanmaz. Yani bir gün, bir gece, bir ay; tek başına kurtarıcı değildir.

(Bakara, 2/177)

“İyilik; yüzlerinizi doğuya ya da batıya çevirmeniz değildir. Asıl iyilik; Allah’a, ahiret gününe, kitaplara, nebilere iman eden; malını sevmesine rağmen yakınlara, yetimlere, yoksullara veren…”

Bak dikkat et:
Kur’an ritüeli reddetmez ama merkeze koymaz. Merkeze hayatı koyar. Adaleti koyar. Sorumluluğu koyar.

O yüzden Kur’an’da “şu geceyi ihya eden kurtulur” gibi bir ifade bulamazsın. Bu söylem, vahiyden değil, sonradan oluşan rahatlatıcı din anlayışından gelir.

 

“Bir Gecede Temizlenme” İnancı Nereden Çıkıyor?

Bu inanç, insanın hesapla yüzleşmekten kaçma arzusunun ürünüdür.

Düşünsene…
Bir yıl boyunca:
– Kim bilir kime haksızlık yapıldı
– Kim bilir hangi yanlış savunuldu
– Kim bilir hangi suskunluk tercih edildi

Ama bir gece geliyor ve deniyor ki:
“Sabaha kadar ibadet et, hepsi silinsin.”

Bu, kulağa çok hoş geliyor. Ama Kur’an’ın adalet anlayışıyla uyuşmuyor.

(Rum, 30/57)

“O gün zulmedenlerin mazeretleri fayda vermeyecektir.”

Kur’an’da bağışlanma; yüzleşme, dönüş ve sorumlulukla birlikte gelir. Bir gecelik yoğunlukla değil.

 

Vahiy Neden Sembol Haline Getirildi?

Çünkü sembol, hayatı değiştirmez; sadece duygu üretir.

Işıklar, geceler, törenler, kalabalıklar…
Bunların hepsi insanı bir süreliğine iyi hissettirir. Ama vahiy insanı iyi hissettirmek için değil, doğru yolda tutmak için indirilmiştir.

(Duha, 93/11)

“Rabb’inin nimetini anlat.”

Bu anlatmak, slogan atmak değildir.
Yaşamak, örnek olmak, bedel ödemektir.

 

Kadir Gecesini Yakalamak Ne Anlama Gelir?

Kadir gecesini yakalamak, onu takvimden söküp hayata yerleştirmek demektir.

Yani:
– Hak ile batılı ayırdığın her an
– Yanlışa “yanlış” dediğin her durak
– Güçlüyken adil kaldığın her tercih
– Kolay varken doğruyu seçtiğin her adım

işte orası kadir gecesidir.

Bu gece bir defa yaşanmaz.
Her gün yeniden yaşanır.

 

Nebi Muhammed’in Hayatında Kadir Gecesi

Eğer Kadir gecesi bir takvim olayı olsaydı, Nebi Muhammed’in hayatında sadece bir anı olurdu. Oysa onun hayatı baştan sona kadir bilinciyle yaşandı.

– Yalnızken de
– Güçsüzken de
– Güçlüyken de

Ölçü değişmedi.

(Ahzâp, 33/21)

“Andolsun, Allah’ın elçisinde sizin için güzel bir örnek vardır.”

Bu örneklik; sakal, kıyafet, şekil değil; vahyin hayata taşınma biçimidir.

 

Resule İtaat Neyi Kapsar, Neyi Kapsamaz?

Burayı özellikle netleştirmek gerekir.

Kur’an’da resule itaat, vahyin rehberliğine itaattir. Resul, vahyin dışında bir alan inşa etmez. Zaten Kur’an bunu açıkça söyler:

(Necm, 53/3–4)

“O, hevasından konuşmaz. Söylediği, kendisine vahyedilenden başkası değildir.”

Bu ayet, resulün otoritesini büyütmez; sınırlandırır. Onu vahyin hizmetkârı yapar.

Dolayısıyla resule itaat;
– Kör bağlılık değildir
– Kişi merkezli din değildir
– Eleştiriden muaflık değildir

Vahye sadakattir.

 

Bugünün Mümini Kadir Suresini Nasıl Okumalı?

Bugün biri Kadir Suresini okuyorsa kendine şu soruları sormalıdır:

– Benim hayatımda hak ile batıl gerçekten ayrılmış mı?
– Kur’an kararlarımı etkiliyor mu, yoksa sadece duygularımı mı?
– İbadetlerim beni daha adil biri yapıyor mu?
– Yanlış karşısında susuyor muyum, konuşuyor muyum?

Eğer bu sorular yoksa, Kadir Suresi sadece ses olmuş demektir; söz olmamıştır.

 

Son Bir Hikâye

Bir adam vardı. Her yıl Kadir gecesinde camiye giderdi. Sabaha kadar dua ederdi. Ama aynı adam, ertesi gün işçisinin hakkını eksik verirdi.

Bir gün biri ona dedi ki:
“Sen dün gece sabaha kadar ibadet etmedin mi?”

Adam cevap verdi:
“Ettim.”

“Peki neden bugün bu haksızlığı yapıyorsun?”

Adam sustu.

İşte Kur’an tam bu suskunluğu hedef alır.

 

İman Edenle Etmeyen Arasındaki Çizgi

Kur’an, iman ve küfür arasındaki farkı çok net çizer. Bu fark sadece sözde değil, yaşam biçiminde, tercihlerde ve vicdanın titremesinde görülür. 60/10 şöyle der:

“Ne mümin kadınlar kafirlere helaldir, ne de kafirler mümin kadınlara.”

Burada açıkça belirtilen, sadece din etiketi değil, iman farkıdır. Bu ayeti gündelik hayata uyarlarsak şöyle düşünebiliriz: İki kişi arasında dini bir ibadet veya ritüel benzerliği olabilir, ama eğer birinin hayatının merkezinde Allah yoksa, fark görünür. Merkezde ne vardır?

  • Kendi doğruları
  • Kendi egosu
  • Kendi korkuları
  • Kendi kontrol ihtiyacı

Ve işte tam burada evlilik ve ilişkilerde dikkat edilmesi gereken nokta devreye girer: İnsan dini, hakikat için değil üstünlük için kullanıyorsa, evlilik bir ibadet olmaktan çıkar, bir güç mücadelesine döner.

Bunu anlamak için günlük hayattan örnek verelim. Diyelim ki bir çift var; biri sürekli Kur’an okuyor, diğeri de namaz kılıyor. Görünüşte imanlılar. Ama evde kararlar hep birinin egosuna göre alınıyor, hatalar asla kabul edilmiyor, suçlamalar devam ediyor. İşte bu, vahiyle değil, ritüelle yaşanan bir hayatın sonucu. Kadir gecesini sabaha kadar ibadet ederek geçirmiş olabilir, ama gündelik hayatın gecesi hâlâ karanlık.

 

Kadir Gecesi: Bir Gece mi, Bir Hayat mı?

(Kadir, 97/3-4) şöyle der:

“Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve ruh, onda Rabb’lerinin izniyle her bir iş için inerler.”

Buradaki “gece”yi sadece takvimdeki bir gece olarak anlamak, metnin ruhunu kaçırır. Bu gece, cehaletin ve batılın aydınlığa kavuştuğu, hak ve batılın net biçimde ayrıldığı süreçtir. Yani aslında her gün bir Kadir gecesi olabilir, eğer insan hayatını vahiy rehberliğine göre yaşarsa.

Meleklerin ve ruhun inmesi ise, insanın doğruyu öğrenmesi, iyiyle kötüyü ayırt etmesi için gerekli olan rehberliktir. Bu rehberlik sadece sembolik değil, hayatın her alanına yayılır. 42/52’de ruh kelimesi, insanların doğru yola yönelmesini sağlayan rehberlik olarak açıklanır:

“Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap ve iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz.”

Yani her iman eden için Kadir gecesi, vahiyle yaşanmış bir hayattır. Sadece ibadet edilen bir gece değil, her gün yapılan doğru seçimler ve hakkı hayata taşıma sürecidir.

 

Günlük Hayatta Kadir Bilincini Taşımak

Peki, bu bilinç nasıl taşınır günlük hayata? İşte birkaç örnek:

  1. Adalet: İş yerinde veya evde adil olmak, sadece hukuk kurallarıyla değil, Allah’ın vahyiyle ölçmek.
  2. Sorumluluk: Hatalarını kabul etmek, kendi egonu değil, hakikati önceliklendirmek.
  3. Merhamet: Zayıfı, yetimi ve yoksulu göz ardı etmemek. 2/177’de açıkça bahsedilen bir davranış biçimi.
  4. Tutarlılık: Sadece ibadetlerde değil, ilişkilerde, iş hayatında, toplumsal ilişkilerde de doğruyu uygulamak.

İşte bu şekilde yaşanan bir hayat, her günü Kadir gecesi haline getirir.

 

Nebi Muhammed ve Kadir Gecesi

Nebi Muhammed’in hayatı da bunun en somut örneğidir. 23 yıllık nebilik süresi boyunca Kadir gecesini yalnızca bir tarih olarak değil, her an yaşanması gereken bir bilinç olarak sürdürmüştür. 33/21 ayeti şöyle der:

“Andolsun, Allah’ın elçisinde sizin için güzel bir örnek vardır.”

Bu örnek, sadece ibadetlerde değil, her davranışta ve her kararda vahiy rehberliğini takip etmektir.

Buradan çıkan ders şu: Takvimlerdeki geceyi veya ritüelleri kutsallaştırmak, vahyin kendisini hayatın merkezine koymak kadar değerli değildir. Kadir gecesi, yaşamın her anını kapsayan bir bilinçtir.

 

İman Edenle Etmeyenin Karşılaşması

Kadir gecesinin ruhunu kavrayamayanlar için hayat, sürekli bir çelişki ve karanlık içerir. 30/56-59 ayetlerinde anlatıldığı gibi:

“Kendilerine ilim ve iman verilenler, o günü fark eder. Ama bilmeyenlerin kalpleri mühürlenmiştir. Onlar zulümlerini sürdürür.”

Burada önemli olan şudur: İman sadece ritüelde değil, yaşamda kendini gösterir. Bir kişi dinî davranışlarını sergiliyor ama Allah’ı hayatının merkezine almıyorsa, yaşamı hâlâ karanlık içinde kalır.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

KADİR GECESİ: BİR TAKVİM YAPRAĞI MI, BİR HAYAT YÖNÜ MÜ? İnsanın bazı yanlışları vardır; farkında olmadan yapar. Bir de alışa alışa yaptığı y...