Sadaka: Sistem mi, Vicdan mı?
Kur’an’da “sadaka” kelimesi geçtiğinde çoğu insanın zihninde
küçük bir bağış canlanır. Oysa metne yaklaştığımızda bunun çok daha kapsamlı
bir kavram olduğunu görürüz.
En belirleyici ayetlerden biri şudur:
“Sadakalar ancak fakirler, miskinler, sadaka işinde çalışan
görevliler, kalpleri ısındırılacak olanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda
olanlar ve yolda kalmışlar içindir. Bu Allah’tan bir farzdır.” (Tevbe, 60)
Burada üç önemli unsur var:
- Sadakalar
belirli.
- Dağıtım
kalemleri sayılmış.
- “Farz”
denilmiş.
Bu, bireysel keyfî yardımdan çok, organize edilmiş bir mali
düzeni çağrıştırır.
Aynı surenin devamında:
“Onların mallarından sadaka al; bununla onları temizlersin
ve arındırırsın.” (Tevbe, 103)
“Al” emri var. Tahsil var. Demek ki bu, sistemli bir
uygulama. Bu yönüyle sadaka, modern anlamda “vergi” kelimesine yakın durur.
Toplumun zayıf kesimleri için zorunlu bir pay ayrılır.
Buraya kadar tablo net:
Kur’an, ekonomik adaleti bireysel keyfe bırakmaz.
Peki mesele burada mı bitiyor?
Hayır. Çünkü aynı kitap başka bir boyut açar:
“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe
ulaşamazsınız.” (Âl-i İmran, 92)
Burada devlet yok. Görevli yok. Tahsil yok. Burada insanın
kalbi var.
Demek ki Kur’an iki ayrı alan kuruyor:
• Toplumsal adalet için sistem
• Kişisel arınma için gönüllü infak
Bu iki alan birbirini iptal etmez. Biri minimumu, diğeri
derinliği oluşturur.
Maun Suresi Meselesi
Şimdi Maun Suresi’ne bakalım. Sure baştan okunmalı.
“Dini yalanlayanı gördün mü?” (Maun, 1)
Konu burada başlıyor. Dini yalanlamak.
Bu nasıl oluyor?
“O, yetimi iter kakar.” (Maun, 2)
“Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.” (Maun, 3)
Demek ki dinin yalanlanması sosyal davranışta ortaya
çıkıyor. Güçsüzü itmek, yoksulu umursamamak.
Sonra:
“Vay o namaz kılanların haline ki…” (Maun, 4)
“Onlar gösteriş yaparlar.” (Maun, 6)
“Ve maunu engellerler.” (Maun, 7)
Burada namaz eleştirilmiyor. İbadetin içi boşaltılmış hali
eleştiriliyor. “Maun” en küçük yardımı bile ifade eder. Bir kap, bir alet,
günlük bir destek…
Yani sorun şudur:
Sistem olabilir. İbadet olabilir. Ama kalp katıysa, din yalanlanmış olur.
Bu yüzden mesele sadece “devlet versin yeter” değildir.
Çünkü Maun suresi devlet sistemini değil, bireysel karakteri konuşur.
Adalet ve İhsan Dengesi
Kur’an şöyle der:
“Allah adaleti ve ihsanı emreder.” (Nahl, 90)
Adalet: Hakkı sahibine vermektir.
İhsan: Hakkın ötesine geçmektir.
Sadakanın sistem boyutu adalettir.
Gönüllü infak ise ihsandır.
Devlet adaleti sağlayabilir.
Ama ihsanı insan üretir.
Bir örnek düşün.
Bir ülkede sosyal güvenlik sistemi var. Kimse aç değil.
Devlet görevini yapıyor. Ama insanlar birbirine soğuk. Komşu komşuyu tanımıyor.
Kimse kimsenin derdiyle ilgilenmiyor.
Ekonomik adalet sağlanmış olabilir.
Ama Kur’an’ın hedeflediği kardeşlik henüz oluşmamış olabilir.
Çünkü Kur’an sadece açlığı değil, kalbi de konuşur.
Malın Temizleyici Boyutu
“Onların mallarından sadaka al; bununla onları temizlersin.”
(Tevbe, 103)
Bu ayet çok önemli. Sadaka yalnızca fakiri korumaz; vereni
temizler.
Nasıl temizler?
Mal insana güven hissi verir. Güç hissi verir. Bağımsızlık
hissi verir. Fakat aynı zamanda bağımlılık da üretir. Kalp mala yaslanmaya
başlar.
Sadaka o yaslanmayı kırar.
“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır.” (Nur, 42)
Eğer mülk O’na aitse, sen sadece emanetçisin. Emanetçi payı
dolaştırır.
Bu bilinç oluşmadan sadece sistem kurmak, insanı
dönüştürmez.
İnfakın Kalp Boyutu
“Onlar, yemeği severek yedirirler…” (İnsan, 8)
Burada zorunluluk dili yok. Sevgi var. Gönüllülük var.
Devlet yardımı dağıtırken “severek” dağıtmaz. O bir
mekanizmadır. Mekanizma gereklidir ama ruh üretmez.
İnfak ruh üretir.
“Şeytan sizi fakirlikle korkutur…” (Bakara, 268)
Gönüllü verdiğinde içindeki korkuyla yüzleşirsin. “Ya yarın
ihtiyacım olursa?” Bu korkuyu aştığında kalp genişler.
Sonuçta Nerede Duruyoruz?
Sadaka yalnızca vergi değildir.
Ama vergisel boyutu vardır.
Sadaka yalnızca gönüllü yardım değildir.
Ama gönüllü boyutu vardır.
Kur’an’ın kurduğu denge şudur:
• Toplumda organize bir mali adalet sistemi olacak.
• Ama birey bunun arkasına saklanıp duyarsızlaşmayacak.
Maun suresi bize şunu öğretir:
En küçük yardımı bile engelleyen kalp, dini anlamamıştır.
Tevbe suresi bize şunu öğretir:
Yoksulluk sistemle çözülmelidir.
Âl-i İmran bize şunu öğretir:
Sevdiğinden vermedikçe olgunlaşamazsın.
Hepsi birlikte okununca ortaya şu çıkar:
Adalet sistemi toplumu ayakta tutar.
İhsan bilinci toplumu canlı tutar.
Sadaka işte bu iki alanın kesişimidir.
Ve belki mesele şu soruda düğümlenir:
Biz sadece görevimizi yapmış olmak mı istiyoruz,
yoksa kalbimizi de dönüştürmek mi?
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com