Şahitlik Nedir?
Kur’an’da “şehadet” kelimesi, rastgele söylenen bir söz
değildir. Şahitlik bilgiye dayanır. Görmeye, bilmeye, kesinliğe dayanır.
Kur'an şöyle der:
“Allah, kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti.
Melekler ve ilim sahipleri de (buna şahitlik etti). O, adaleti ayakta tutandır.
O’ndan başka ilah yoktur.” (Âl-i İmran 18)
Burada dikkat edelim. Şahitlik eden kim?
Allah.
Melekler.
İlim sahipleri.
Şahitlik bilgiye dayanır. Allah şahitlik eder çünkü bilir.
Melekler şahitlik eder çünkü görür. İlim sahipleri şahitlik eder çünkü delille
kavrar.
Peki biz?
Biz gerçekten “şahitlik” mi ediyoruz, yoksa bir formülü mü
tekrar ediyoruz?
Bir mahkemede hâkim sana sorsa: “Bu olayı gördün mü?”
“Hayır.”
“Biliyor musun?”
“Hayır.”
“O zaman niye şahitlik ediyorsun?”
İşte Kur’an’daki şahitlik, mahkeme ciddiyetindedir. Dil
alışkanlığı değildir.
“Allah’tan Başka İlah Yoktur” Yetmez mi?
Kur’an’a baktığımızda iman tarif edilirken sürekli şu
vurguyu görürüz:
“Resul, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler
de. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve resullerine iman etti. O’nun
resullerinden hiçbirini ayırmayız…” (Bakara 285)
Burada iman bir bütündür. Allah’a iman var. Kitaplara iman
var. Resullere iman var. Ve özellikle şu vurgu:
“Hiçbirini ayırmayız.”
Şimdi düşünelim.
Bir insan “Ben sadece Nebi Muhammed’e inanırım, diğerlerini bilmem” dese ne
olur?
Kur’an’a göre bu iman mıdır?
Hayır.
Bir insan “Ben Nebi İsa’yı kabul ederim ama Nebi Muhammed’i
kabul etmem” dese?
Kur’an buna da iman demez.
Çünkü ayırmak yasaktır.
Peki biz kelime-i şahadet dediğimizde ne yapıyoruz?
Sadece bir ismi özellikle zikrediyoruz.
Bu noktada mesele şudur:
Kur’an’ın iman bütünlüğü ile sonradan oluşmuş formül arasında fark var mı?
Bu soruyu dürüstçe sormak gerekiyor.
Şahitliği Daraltmak
Kur’an’da Allah’a şahitlik eden sadece insanlar değil.
Allah’ın kendisi şahitlik eder. Melekler şahitlik eder. İlim sahipleri şahitlik
eder.
Ama Kur’an hiçbir yerde bir ismin özellikle şahitlik
formülüne eklenmesini “Müslüman olmanın şartı” olarak sunmaz.
Kur’an’da iman, “tanıklık cümlesi ezberlemek” olarak tarif
edilmez. İman; teslimiyet, güven, bağlanma ve doğrulamadır.
Bir insan düşün. Dağın başında, Kur’an’ı okuyor. Allah’ın
birliğini görüyor. Resullerin zincirini görüyor. Nebi Muhammed’i de Nebi İsa’yı
da aynı zincirin halkası olarak kabul ediyor.
Ama kimse ona “şu formülü söylemezsen Müslüman olamazsın”
dememiş.
Bu insan Müslüman değil mi?
Kur’an’a göre Müslüman, Allah’a teslim olan kişidir.
“Kim İslam’dan başka bir din ararsa ondan kabul
edilmeyecektir…” (Âl-i İmran 85)
İslam ne demek?
Teslimiyet.
Bu teslimiyet bir cümleyle mi olur, yoksa kalbin yönelişiyle
mi?
“Resule İtaat” Meselesi
Burada hemen bir itiraz yükselir:
“Kur’an resule itaati emrediyor!”
Evet, emrediyor.
“Kim resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa
80)
Bu ayeti görmezden gelemeyiz. Ama doğru anlamak zorundayız.
Resule itaat neden Allah’a itaattir?
Çünkü resul kendi hevasından konuşmaz.
Çünkü resul vahyi iletir.
Çünkü resul Allah’ın mesajını taşır.
Resul = mesaj taşıyan elçi.
Eğer bir elçi devlet başkanının mektubunu getiriyorsa, o
mektuba uymak başkana uymaktır. Elçiye ayrı bir otorite yüklediğin için değil;
mesajın sahibine itaat ettiğin için.
Kur’an’da resule itaat, Allah’tan bağımsız bir itaate
dönüşmez. İtaatin kaynağı Allah’tır. Resul, vahyin tebliğcisidir.
Bu yüzden Kur’an’da sürekli şu vurguyu görürüz:
“De ki: Ben yalnızca bana vahyedilene uyarım.” (Ahkaf 9)
Burada konuşan Nebi Muhammed’dir. Kendisi vahye tabi
olduğunu söylüyor. Bağımsız yasa koyucu değil.
O hâlde resule itaat; vahye itaattir.
Resulün şahsına değil, getirdiği mesaja bağlılıktır.
İsim Üzerinden Din Kurmak
Şimdi asıl meseleye dönelim.
Bir insan Müslüman olmak için neden özellikle “Nebi
Muhammed” ismini söylemek zorunda bırakılıyor?
Kur’an iman ederken resulleri ayırmamayı emrederken, neden
formül sadece bir isim üzerine kuruluyor?
Kur’an’da hiçbir yerde “Müslüman olabilmek için şu cümleyi
söyleyin” diye bir kalıp yok.
Bu önemli.
Kur’an iman çağrısı yapar. Allah’a teslimiyeti ister. Şirki
reddetmeyi ister. Vahyi doğrulamayı ister.
Ama iman, bir slogan değildir.
Bir düşün. Bir çocuk doğuyor. Ailesi kulağına bir cümle
fısıldıyor. Çocuk büyüyor ve o cümleyi tekrar ediyor. Ama Kur’an’ı hiç açmamış.
Allah’ın ayetini hiç okumamış. Resulleri hiç tanımamış.
Bu şahitlik mi?
Şahitlik bilgiye dayanır.
Kur’an şöyle uyarır:
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak,
göz ve kalp… hepsi ondan sorumludur.” (İsra 36)
Bilmediğin bir konuda tanıklık etmek, Kur’an’a göre doğru
değildir.
O hâlde mesele sadece bir cümleyi söylemek değil; o cümlenin
içini doldurmaktır.
“Abduhu ve Resuluhu” Ne Demek?
Şimdi kelime-i şahadetin ikinci kısmına bakalım:
“…Muhammed’en abduhu ve resulüh.”
Abd: kul demek.
Resul: elçi demek.
Bu ifade aslında doğru bir bilgidir. Nebi Muhammed Allah’ın
kuludur ve resulüdür.
Ama sorun burada değil.
Sorun, bu ifadeyi Kur’an’ın iman bütünlüğünün önüne
koymakta.
Kur’an’da Nebi Muhammed’e verilen rol nedir?
“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir.
O, Allah’ın resulü ve nebilerin sonuncusudur.” (Ahzab 40)
Burada iki kavram var:
Resul.
Nebi.
Nebi: kendisine vahiy gelen kişi.
Resul: vahyi tebliğ eden elçi.
Kur’an’da Nebi Muhammed’in misyonu; vahyi tebliğ etmek,
açıklamak ve yaşamak.
Ama hiçbir yerde “ona özel bir iman formülü üretin” denmez.
İman Ayetiyle Çelişmek
Tekrar Âl-i İmran 18’e dönelim.
Allah kendisi şahitlik ediyor.
Melekler şahitlik ediyor.
İlim sahipleri şahitlik ediyor.
Şahitlik edilen şey ne?
“Allah’tan başka ilah yoktur.”
Bu cümle Kur’an’da merkezdir.
Peki neden “Allah’tan başka ilah yoktur” yeterli görülmüyor?
Eğer bir insan Allah’ın birliğine, resullerine, kitaplarına
iman ediyorsa; Kur’an’a göre iman etmiş değil midir?
Kur’an iman tanımını geniş ve bütüncül yaparken, biz neden
onu dar bir kalıba indiriyoruz?
Günlük Hayattan Bir Örnek
Bir ülkeye girmek istiyorsun. Sana diyorlar ki: “Bu ülkenin
yasalarını kabul ediyor musun?”
“Evet.”
“Anayasayı kabul ediyor musun?”
“Evet.”
“Devlet başkanının yetkisini kabul ediyor musun?”
“Evet.”
Ama sonra bir grup çıkıp diyor ki: “Hayır, giriş için ayrıca
şu özel cümleyi de söylemen lazım.”
O cümle anayasada yazmıyor.
Şimdi hangisi bağlayıcı?
Anayasa mı, sonradan konmuş şart mı?
Kur’an Müslümanlığın anayasasıysa, şartları da orada aramak
zorundayız.
Resulleri Ayırmamak
Kur’an bir başka yerde daha açık konuşur:
“Allah’ı ve resullerini inkâr edenler ve Allah ile
resullerinin arasını ayırmak isteyenler… işte onlar gerçek kâfirlerdir.” (Nisa
150-151)
Ayırmak ne demek?
Birini öne çıkarıp diğerlerini geri plana atmak.
Birine özel statü verip diğerlerini ikinci plana itmek.
Kur’an’ın çizdiği tablo şu:
Hepsi Allah’ın elçisi.
Hepsi vahiy taşıyıcısı.
Hepsi aynı zincirin halkası.
Nebi İsa da elçi.
Nebi Musa da elçi.
Nebi Muhammed de elçi.
Birini merkeze koyup diğerlerini gölgede bırakmak, Kur’an
bütünlüğüyle uyumlu değildir.
İman Bir Slogan Değildir
İman kalbin yönelişidir.
Aklın ikna oluşudur.
Hayatın değişmesidir.
Bir cümleyle başlar belki. Ama cümleyle bitmez.
Kur’an’da mümin tarif edilirken; namazından, infakından,
adaletinden, sabrından söz edilir. Hiçbir yerde “şu cümleyi söylediler ve iş
bitti” denmez.
Şimdi kendimize dürüstçe soralım:
Biz gerçekten Allah’a mı teslim olduk, yoksa bir formüle mi?
Kur’an’a mı bağlandık, yoksa geleneğe mi?
Acı Gerçek
Bir insan düşün. Ömrü boyunca kelime-i şahadet getiriyor.
Ama Kur’an’ı hiç açmamış. Allah’ın ayetlerini hiç düşünmemiş. Resullerin ortak
mesajını hiç anlamamış.
Bu insan gerçekten şahit mi?
Yoksa tekrar mı ediyor?
Şahitlik, bilmeden olmaz.
Allah’ın birliğine şahitlik etmek; hayatın merkezini
değiştirmektir.
O zaman belki asıl mesele şu:
“Eşhedü en lâ ilâhe illallah” dediğimizde gerçekten şahit
miyiz?
Eğer şahitsek, hayatımız değişmeli.
Eğer değişmiyorsa, cümle sadece sestir.
Son Söz
Bu mesele bir cümleyi inkâr meselesi değil.
Mesele, Kur’an’ın iman anlayışını merkeze alıp almama meselesi.
Allah’ın kitabında Müslüman olmanın şartı olarak
belirlenmemiş bir formülü, dinin giriş kapısı yapmak doğru mu?
Resule itaat Allah’a itaattir. Çünkü resul vahyi getirir.
Ama iman; Allah’a teslimiyettir.
Ve Kur’an’da iman; slogan değil, bilinçtir.
Belki yeniden düşünmeliyiz.
Şahitlik nedir?
İman nedir?
Teslimiyet nedir?
Ve en önemlisi…
Gerçekten neye tanıklık ediyoruz?
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com