Barış Yurdu Nedir? “Dârü’s-Selâm”ın İzinde Bir Yolculuk
İnsan ne ister? Çok para mı, uzun ömür mü, güçlü olmak mı?
Biraz durup içimize baktığımızda çoğumuzun aradığı şey aslında daha sade:
Huzur. İçimizin sakin olması. Gece başımızı yastığa koyduğumuzda korkusuz, huzurlu
uyuyabilmek. Kimseye haksızlık etmeden, kimsenin haksızlığına uğramadan
yaşayabilmek.
Kur’an bu arayışı görmezden gelmez. Tam tersine, insanın
kalbindeki o derin özlemi bir kavramla ifade eder: “Dârü’s-Selâm” yani
barış yurdu.
“Selâm” Ne Demek?
Önce kelimenin kendisini anlayalım. “Selâm” sadece savaşın
olmaması değildir. Selâm; esenliktir, güvenliktir, iç huzurdur, korkusuzluktur.
Birine “selâm” verdiğimizde aslında “Sana benden zarar gelmez” demiş oluruz.
Daha derin anlamıyla: “Sen benim yanımda güvendesin.”
Kur’an’da Allah’ın isimlerinden biri de “Es-Selâm”dır:
“O Allah ki O’ndan başka ilah yoktur; Melik’tir, Kuddûs’tür,
Selâm’dır…” (Haşr 59:23)
Burada Selâm olan Allah’tır. Yani gerçek güvenliğin ve
esenliğin kaynağı O’dur. O halde barış yurdu, Selâm olan Allah’ın koruması
altında olan bir hayat demektir.
En’am 127: Rabb’lerinin Katında Barış Yurdu
En’am suresinde şöyle buyrulur:
“Onlar için Rabb’lerinin katında barış yurdu vardır. O,
yaptıkları sebebiyle onların velisidir.” (En’am 6:127)
Bu ayet iki önemli noktaya dikkat çeker.
Birincisi: Barış yurdu “Rabb’lerinin katındadır.” Yani
gerçek ve kalıcı huzur, insanın kurduğu geçici sistemlere değil; Rabb’inin
hükmüne dayanır.
İkincisi: “Yaptıkları sebebiyle…” ifadesidir. Bu, barış
yurdunun rastgele verilmediğini gösterir. İnsan, yaptığı tercihlerle o yurda
yönelir ya da ondan uzaklaşır.
Bir çiftçi düşünelim. Tarlaya ne ekerse onu biçer. Arpa ekip
buğday beklemez. Kur’an da aynı hakikati söyler: Huzur tohumu ekmeyen, huzur
hasadı beklemesin.
Yunus 25: Allah Barış Yurduna Çağırır
Kur’an’da barış yurdu sadece bir ödül olarak değil, bir
davet olarak da geçer:
“Allah barış yurduna çağırır ve dilediğini dosdoğru yola
iletir.” (Yunus 10:25)
Bu çok çarpıcıdır. Allah insanı sadece emirlerle
sıkıştırmaz; bir yere çağırır. Davet edilen yer ise barış yurdudur.
Bu çağrı Kur’an’dır. Çünkü Kur’an’ın kendisi insanı iç
çatışmadan, zulümden, haksızlıktan çıkarıp adalete yöneltir. İsra suresinde
şöyle denir:
“Şüphesiz bu Kur’an en doğru yola iletir…” (İsra 17:9)
Demek ki barış yurduna giden yol, doğru yol; doğru yol da
vahyin rehberliğidir.
Ahiretteki Barış Yurdu
Barış yurdunun bir boyutu ahirettir. Kur’an, takva sahipleri
için hazırlanmış cenneti anlatırken huzur dilini özellikle kullanır.
Hicr suresinde şöyle buyrulur:
“Şüphesiz takva sahipleri cennetlerde ve pınar
başlarındadır. Oraya selametle ve güven içinde girin.” (Hicr 15:45-46)
Dikkat edelim: “Selametle ve güven içinde…” İşte barış yurdu
budur. Korkunun, kıskançlığın, düşmanlığın olmadığı bir ortam.
Devamındaki ayet daha da derindir:
“Biz onların göğüslerindeki kini çıkarıp atarız; kardeşler
olarak karşılıklı tahtlar üzerindedirler.” (Hicr 15:47)
Demek ki barış yurdu sadece dış şartların düzelmesi değil;
kalbin temizlenmesidir. İçinde kin taşıyan bir insan sarayda da huzursuzdur.
Ama kalbi arınmış biri, sade bir evde bile huzur bulabilir.
Furkan suresinde Rahman’ın kulları anlatılır ve sonunda
şöyle denir:
“İşte onlar sabretmelerine karşılık yüksek derecelerle
ödüllendirilecek, orada esenlik ve selamla karşılanacaklardır.” (Furkan 25:75)
Burada sabır vurgusu önemlidir. Bu dünyada adaletsizlikle
karşılaşan, haksızlığa sabreden ama zulme sapmayan insanlar; ahirette selamla
karşılanacaktır.
Peki Bu Dünya Ne Olacak?
Barış yurdu sadece ahirete ertelenmiş bir hayal midir?
Kur’an’ın dili buna izin vermez.
Nahl suresinde şöyle buyrulur:
“Erkek veya kadın, kim mümin olarak salih amel işlerse, onu
mutlaka güzel bir hayatla yaşatırız…” (Nahl 16:97)
“Güzel hayat” ifadesi dikkat çekicidir. Bu, dünyadaki huzuru
işaret eder. Yani barış yurdu sadece ölümden sonraya ait değildir; burada da
başlar.
Bir mahalle düşünün. İnsanlar birbirine güveniyor, kimse
kimsenin malına el uzatmıyor, çocuklar korkmadan oynuyor. Bu, küçük bir barış
yurdudur.
Kur’an adaleti emreder:
“Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara vermeyi
emreder…” (Nahl 16:90)
Adaletin olmadığı yerde barış olmaz. Zulüm, barış yurdunun
zıddıdır. Çünkü zulüm güveni yıkar. Güven yıkıldığında toplum içten içe çürür.
İman ve Güven İlişkisi
En’am suresinde çok önemli bir ölçü verilir:
“İman edip de imanlarına zulüm karıştırmayanlar var ya, işte
güven onlarındır; doğru yolu bulanlar da onlardır.” (En’am 6:82)
Burada iman ile güven arasında doğrudan bağ kurulmuştur.
Zulüm karışmamış bir iman, güven üretir. Hem bireysel hem toplumsal güven.
Zulüm nedir? Hakkı yerinden etmek. Bir şeyi ait olmadığı
yere koymak. İnsan kendini ilah yerine koyduğunda da zulüm yapar; başkasının
hakkını yediğinde de.
Barış yurdu, zulmün terk edilmesiyle başlar.
Nebi Muhammed ve Barış İnşası
Nebi Muhammed’in getirdiği vahiy, insanları kabile
savaşlarından çıkarıp tek bir ümmet bilincine yöneltmiştir. Kur’an şöyle der:
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa
düşmeyin.” (Ali İmran 3:103)
Ayrılık, düşmanlık üretir. Vahyin etrafında birleşmek ise
barış üretir. Buradaki “Allah’ın ipi” vahiydir. İpe tutunan düşmez; vahye
tutunan dağılmaz.
Yine Enfal suresinde müminler arasındaki bağ anlatılır:
“O, onların kalplerini birleştirdi…” (Enfal 8:63)
Kalpleri birleştiren Allah’tır; fakat bu birlik vahyin
etrafında gerçekleşir. Aynı kıbleye yönelen, aynı kitabı ölçü alan insanlar
arasında ortak bir zemin oluşur.
Barış Yurdunun İç Mimarı: Takva
Kur’an barış yurdunu en çok takva ile ilişkilendirir. Takva;
Allah bilinciyle yaşamak, O’nun sınırlarını gözetmek demektir.
Hucurat suresinde şöyle buyrulur:
“Şüphesiz Allah katında en değerliniz, O’na karşı en takvalı
olanınızdır.” (Hucurat 49:13)
Takva arttıkça zulüm azalır. Zulüm azaldıkça güven artar.
Güven arttıkça barış yurdu genişler.
Bir baba düşünün. Evde adaletli, merhametli ve tutarlı.
Çocuklar o evde huzur bulur. Ama keyfi davranan, öfkesine yenilen bir baba
varsa ev huzursuz olur. Allah’ın koyduğu sınırları gözetmeyen insan da hem
kendine hem çevresine huzursuzluk taşır.
İç Barış Olmadan Dış Barış Olmaz
Ra’d suresi çok temel bir hakikati söyler:
“Kalpler ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur.” (Ra’d 13:28)
Zikir, dilde tekrar değildir; Allah’ı merkeze almak
demektir. Kalbi Allah’tan kopuk bir insanın dış dünyada kurduğu barış
kırılgandır. Çünkü içi fırtınalıdır.
Barış yurdu önce kalpte kurulur. Kalp sükûna erdiğinde
davranış da yumuşar. Yumuşayan insan, çevresine güven verir.
Sonuç: Barış Yurdu Bir Mekân mı, Bir Yol mu?
Kur’an’ın bütünlüğüne baktığımızda barış yurdu üç
katmanlıdır:
- Kalpte
başlar – Zulümsüz iman ve Allah bilinciyle.
- Toplumda
görünür olur – Adalet, merhamet ve birlikle.
- Ahirette
kemale erer – Korkusuz, kinsiz, ebedî huzurla.
Allah barış yurduna çağırır (Yunus 10:25). Bu çağrıya kulak
veren, vahyin rehberliğinde yürüyen, zulmü terk eden insan hem dünyada “güzel
hayat”a (Nahl 16:97) hem de ahirette “selamet ve güven”e (Hicr 15:46) ulaşır.
Barış yurdu uzak bir hayal değildir. Her adaletli
davranışta, her affedişte, her hakkı yerine koyuşta biraz daha yaklaşır.
Ve sonunda insan şunu anlar:
Gerçek barış, Allah’ın hükmüne teslim olan kalpte başlar. O kalp çoğaldıkça,
yeryüzü de bir barış yurduna dönüşür.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com