Cumartesi Halkı Kimlerdir?

 Cumartesi Halkı Kimlerdir?

Bir Günün Hikâyesi, Bir Toplumun Sınavı

Kur’an bazen bir kavmi anlatır ama aslında insanı anlatır. Bir olayı aktarır ama aslında bir karakteri ortaya koyar. “Cumartesi halkı” dediğimiz mesele de böyledir. Bu sadece tarihî bir olay değildir; bir zihniyetin fotoğrafıdır.

Önce şunu netleştirelim: Cumartesi halkı kimdir?

Kur’an’ın anlattığına göre onlar, İsrailoğulları içinden bir topluluktur. Allah onlara Cumartesi gününü bir sınav günü olarak belirlemiştir. Bugün, dünyevî kazançtan uzak durmaları gereken bir gündür. Fakat onlar bu sınavı aşmak yerine, sınavın etrafından dolaşmayı tercih etmişlerdir.

Mesele bir gün meselesi değildir.
Mesele itaatin ruhudur.

 

1. Olay Nerede Anlatılır?

Allah şöyle buyurur:

“Andolsun ki siz, içinizden cumartesi konusunda haddi aşanları elbette bilmektesiniz. Biz de onlara: ‘Aşağılık maymunlar olun!’ demiştik.” (Bakara 2:65)

Bir başka yerde ise şöyle denir:

“Onlara, deniz kıyısındaki o şehir halkını sor. Hani onlar cumartesi günü haddi aşıyorlardı. Cumartesi günleri balıkları akın akın geliyordu; cumartesi olmayan günlerde ise gelmiyordu. İşte onları, yapmakta oldukları fasıklık sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.” (Araf 7:163)

Bak şimdi…
Balıklar özellikle Cumartesi günü bol geliyor. Diğer günlerde görünmüyor. Bu bir tesadüf değil. Ayet açıkça söylüyor: “Onları imtihan ediyorduk.”

Demek ki mesele rızık değil.
Mesele sabır.

 

2. Cumartesi Yasağı Nedir?

Burada bir kavramı açıklayalım: Sınır (hudud).

Allah bazı konularda sınır koyar. Bu sınır, insanı kısıtlamak için değil; terbiye etmek içindir. Kur’an’da sık sık “Allah’ın hududunu aşmayın” ifadesi geçer (Bakara 2:229).

Cumartesi yasağı da böyle bir sınırdı. O gün balık avlamayacaklardı. Dinlenecek, dünyevî kazancı bırakacaklardı. Bu, onların söz verdikleri bir ahitti.

Allah, İsrailoğulları’na hitaben şöyle buyurur:

“Sizden kesin söz almıştık…” (Bakara 2:63)

Yani mesele sadece yasak değil; verilen sözün arkasında durmaktı.

 

3. Onlar Ne Yaptı?

Ayetler şunu anlatır:
Balıklar Cumartesi günü geliyordu. Onlar da doğrudan avlamıyorlardı. Ama Cuma günü ağ kuruyor, Pazar günü topluyorlardı.

Şimdi soruyorum sana:
Bu itaat midir?

Görünüşte yasağı çiğnemiyorlar. Ama yasağın ruhunu çiğniyorlar.

İşte burada bir kavram daha devreye giriyor: Hileli itaat.

Yani dışarıdan bakıldığında kurala uyuyor gibi görünmek; ama aslında onu delmek.

Bu, sadece o topluma özgü bir şey mi? Hayır.

Bugün de bir insan vergiden kaçmak için “yasal boşluk” aradığında, aynı zihniyet çalışmıyor mu?
Bir çalışan, mesai saatini doldurup iş yapmadığında ama teknik olarak kurallara uyduğunda, aynı mantık yok mu?

Cumartesi halkı sadece balık avlayan insanlar değildir.
Cumartesi halkı, sınırı dolanarak aşan zihniyettir.

 

4. Allah’ın Tepkisi Neden Bu Kadar Sert?

“Maymunlar olun” ifadesi (Bakara 2:65) çok ağırdır. Bu bir teşbihtir; aşağılanmayı ve karakter dönüşümünü ifade eder.

Neden bu kadar ağır?

Çünkü mesele sadece bir günün ihlali değildir.
Mesele, bilinçli bir başkaldırıdır.

Araf suresinde olayın devamı anlatılır. Toplum üç gruba ayrılır:

  1. Yasağı çiğneyenler
  2. Onları uyaranlar
  3. “Bırakın, zaten helak olacaklar” diyenler

Uyarıcı grup şöyle der:

“Rabbinize karşı mazeretimiz olsun ve belki sakınırlar diye.” (Araf 7:164)

Bu çok önemli. Demek ki toplum içinde sorumluluk sadece bireysel değildir. Kötülüğe karşı ses çıkarmak gerekir.

Bugün bir iş yerinde haksızlık yapıldığında susan biri, o üçüncü gruba benzemiyor mu?

 

5. Buradan Bize Ne Mesaj Var?

Kur’an tarih kitabı değildir.
Olay anlatır ama amaç ders vermektir.

Cumartesi halkının kıssası bize şunu öğretir:

1. Allah’ın koyduğu sınırlar oyun değildir.

Sınırın etrafından dolaşmak, sınırı çiğnemektir.

2. Rızık bahanesi geçerli değildir.

Balık çoktu. Ama rızık Allah’tandır. Sabır göstermeleri gerekiyordu.

Kur’an başka bir yerde şöyle der:

“Kim Allah’a karşı takvalı olursa, Allah ona bir çıkış yolu gösterir ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.” (Talak 65:2-3)

Demek ki rızık için hileye gerek yok.

3. Toplumsal sorumluluk vardır.

Kötülüğe sessiz kalmak da bir tercihtir.

 

6. Nebilerle Bağlantı

Burada önemli bir nokta var. İsrailoğulları’na birçok nebi gönderilmiştir. Nebi Musa onlara kitabı getirmiş, ahdi hatırlatmıştır. Ama zamanla söz unutulmuş, şekil kalmış, ruh gitmiştir.

Kur’an sık sık İsrailoğulları’na verilen nimetleri hatırlatır (Bakara 2:47). Fakat nimet arttıkça sorumluluk da artmıştır.

Nebi Muhammed’e gelen vahiy ise bu kıssayı bize aktararak aynı hataya düşmememiz için uyarır.

Resule itaat konusunu burada doğru anlamak gerekir. Allah şöyle buyurur:

“Kim resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa 4:80)

Bu ayet şunu gösterir: Resul, Allah’ın sınırlarını iletir. Ona itaat, Allah’ın koyduğu sınırlara itaattir. Bu, ayrı bir otoriteye bağlılık değil; vahyin kaynağına bağlılıktır.

Resulün görevi apaçık tebliğdir (Nur 24:54). Yani mesajı duyurmak. Mesajın özü ise Allah’ın hudududur.

Cumartesi halkının hatası, vahyin bildirdiği sınırı ciddiye almamaktı.

 

7. Günümüz Cumartesileri

Şimdi dürüst olalım.

Bizim Cumartesimiz ne?

Belki riba konusunda “ama sistem böyle” diyerek sınırı eğip bükmek.
Belki hakkı, hukuku, adaleti “küçük bir şey” diye görmezden gelmek.
Belki ibadeti şekle indirip ahlakı ihmal etmek.

Kur’an şöyle der:

“Allah’ın ayetlerini az bir bedel karşılığında satmayın.” (Bakara 2:41)

Yani ilkeyi menfaate değişmeyin.

Cumartesi halkı balığı seçti. İlkeyi bıraktı.

Biz neyi seçiyoruz?

 

8. Bu Darb-ı mesel Korkutmak İçin mi?

Hayır. Uyarı için.

Kur’an bir başka yerde şöyle der:

“Andolsun ki onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır.” (Yusuf 12:111)

İbret nedir?
Başkası düşmeden önce çukuru görmek.

Cumartesi halkının hikâyesi şunu söyler:
Allah’ın sınırlarıyla zekâ yarıştırılmaz.
İtaat şekil değil, niyet ve sadakattir.
Rızık için ilkeyi satmak uzun vadede kazanç değildir.

 

9. Sonuç: Cumartesi Halkı Bir Kavim mi, Bir Karakter mi?

Evet, tarihsel olarak İsrailoğulları içinden bir topluluktur.
Ama ahlaki olarak bir karakterdir.

Kur’an geçmişi anlatırken bugünü hedefler.

Cumartesi halkı;
Sınırı dolanan,
Ruhu boşaltıp şekli tutan,
Menfaati ilkenin önüne koyan zihniyettir.

Ve Kur’an bize şunu hatırlatır:

“Allah, haddi aşanları sevmez.” (Bakara 2:190)

Hududu aşmak bazen açık isyanla olur, bazen kurnazlıkla. Ama sonuç değişmez.

Mesele gün değil.
Mesele sadakat.

Allah sınır koyduğunda, o sınırın etrafında dolaşmak değil; o sınırın içinde kalmak gerekir.

Cumartesi halkı bunu yapamadı.

Biz yapabilecek miyiz?

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

  Barış Yurdu Nedir? “Dârü’s-Selâm”ın İzinde Bir Yolculuk İnsan ne ister? Çok para mı, uzun ömür mü, güçlü olmak mı? Biraz durup içimize b...