Kur’an Eksik mi, Anlaşılmaz mı?
Tarih, Günlük ve Modern Hayat Perspektifiyle
Bazen bir cümle duyarsın ve içinde bir şey takılır kalır:
“Kur’an tek başına yetmez.”
“Onu herkes anlayamaz.”
“O dönem içindi.”
Bu sözler kulağa sıradan gelebilir. Ama aslında çok büyük
bir iddia taşır. Çünkü bu cümlelerin her biri, Allah’ın kendi kitabı hakkında
söylediklerinin tersini ima eder.
Gelin meseleyi baştan, sakin sakin düşünelim. Kur’an kendisi
hakkında ne söylüyor? İnsanlar ne diyor? Ve hayatın içinde hangisi doğru
çıkıyor?
1. “Din Tamamlandı” Diyen Bir Kitap Eksik Olabilir mi?
Allah şöyle buyurur:
“Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim, üzerinize
nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçtim.” (Maide 5:3)
Burada çok net bir ifade var: kemale erdirdim ve tamamladım.
Kemal nedir?
Eksiksiz olmak. Olgunlaşmak. Tam hâline gelmek.
Şimdi dürüstçe soralım:
Tamamlandığı ilan edilen bir din, nasıl olur da “eksik” denebilir?
Eğer dinin anlaşılması için sonradan başka bağlayıcı
kaynaklara ihtiyaç olsaydı, bu ayet nasıl “tamamladım” diyebilirdi? Allah eksik
bir yapıya “tamam” der mi?
Kur’an bir başka yerde şöyle der:
“Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (En’am 6:38)
Burada geçen “hiçbir şeyi eksik bırakmadık” ifadesi, dinin
rehberlik boyutuna işaret eder. Yani insanın doğru yolu bulması için gerekli
ilkeler, ölçüler, temel esaslar eksik değildir.
Bu, Kur’an’ın içinde araba kullanma talimatı var demek
değildir. Ama adalet, sorumluluk, emanet, ölçü, dürüstlük gibi insan hayatının
omurgasını oluşturan ilkeler eksiksizdir.
Bir ev düşün.
Temeli sağlam, kolonları yerinde, çatısı tamam.
İç dekorasyonu değişebilir ama iskelet eksik değildir.
Kur’an o iskelettir.
2. “Her Şey Açıklandı” Ne Demek?
Allah şöyle buyurur:
“Sana bu kitabı, insanlar için her şeyi açıklayan, bir
hidayet, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (Nahl
16:89)
Buradaki “her şeyi açıklayan” ifadesi, dinin ana ilkeleri,
doğru ile yanlışın ölçüsü ve insanın kurtuluş yoluna dair gerekli esaslar
içindir.
Bir navigasyon cihazı düşün.
Sana şehirdeki her taşı tek tek göstermez. Ama hedefe nasıl gideceğini açıkça
gösterir.
Kur’an da böyledir.
Hedef: Allah’ın rızası.
Yol: Adalet, takva, dürüstlük, merhamet, sabır, infak, tevhid.
Bu temel ilkeler açıkça ortaya konmuştur.
3. “Anlaşılmaz” Sözü Nereden Çıkıyor?
Allah defalarca şunu söyler:
“Andolsun ki biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık.
Öğüt alan yok mu?” (Kamer 54:17)
Bu ayet sadece bir kere değil, aynı sure içinde tekrar
tekrar geçer. Sanki Allah insana şöyle seslenir:
“Ben kolaylaştırdım. Sen gerçekten anlamak istiyor musun?”
Burada iki ihtimal vardır:
- Kişi
gerçekten anlamak istemez.
- Kişi
anlamayı başkasına devretmek ister.
Tarih boyunca bazı insanlar bilgi üzerinden otorite kurmak
istemiştir. “Sen anlayamazsın, ben açıklarım” diyerek dini kendi tekelinde
tutmaya çalışmıştır.
Oysa Kur’an şöyle der:
“Bu, insanlar için bir açıklamadır; takva sahipleri için bir
hidayet ve öğüttür.” (Âl-i İmran 3:138)
Dikkat et:
“Din adamları için” demiyor.
“İnsanlar için” diyor.
4. Resule İtaat Meselesi: Allah’a İtaat Nasıl Olur?
Bazıları şöyle bir denklem kurar:
“Kur’an yetmez çünkü resule itaat var.”
Doğru. Kur’an resule itaati emreder. Ama bu itaatin ne
anlama geldiğini yine Kur’an açıklar.
Allah şöyle buyurur:
“Kim resule itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa
4:80)
Bu ayet çok nettir. Resule itaat, Allah’a itaattir.
Peki neden?
Çünkü resul kendi adına konuşmaz. Allah şöyle der:
“O, hevasından konuşmaz. O söyledikleri, kendisine
vahyedilenden başkası değildir.” (Necm 53:3-4)
Resulün görevi nedir?
“Resule düşen sadece apaçık tebliğdir.” (Nur 24:54)
Yani görev:
Vahyi iletmek.
Burada önemli bir kavramı açıklayalım:
Nebi Nedir?
“Nebi”, Allah’tan vahiy alan kişidir.
Resul Nedir?
“Resul”, kendisine verilen mesajı insanlara ulaştıran
elçidir.
Bir kişi hem nebi hem resul olabilir. Nitekim Nebi Muhammed
hem nebi hem resuldür. Aynı şekilde Nebi İsa da vahiy almış ve mesajı
iletmiştir.
Resule itaat, onun şahsına değil; getirdiği vahye itaattir.
Çünkü vahiy Allah’tandır.
Bu yüzden Allah şöyle buyurur:
“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi
sevsin.” (Âl-i İmran 3:31)
Burada uyulan şey, elçinin keyfi sözleri değil; Allah’ın
vahyidir.
Bu yüzden resule itaat ile Allah’a itaat arasında bir
kopukluk yoktur. İki ayrı otorite yoktur. Tek otorite vardır: Allah. Resul ise
vahyin taşıyıcısıdır.
5. Kur’an Sadece Araplara mı Geldi?
Bir başka iddia:
“O kitap Arap toplumuna hitap ediyordu.”
Allah şöyle buyurur:
“Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve uyarıcı
olarak gönderdik.” (Sebe 34:28)
“Bütün insanlara.”
Dil Arapça olabilir. Ama mesaj evrenseldir.
Adalet Araplara özgü müdür?
Dürüstlük bir coğrafyaya mı aittir?
Merhamet sadece bir ırka mı hitap eder?
Kur’an’ın temel ilkeleri insan fıtratına hitap eder.
Bir çocuk dünyanın neresinde doğarsa doğsun, adaletsizliği
hisseder. Bu evrenselliktir.
6. Günlük Hayatta Kur’an
Gerçekten Yeterli mi?
Diyelim ki iş
yerindesin.
Bir imza atacaksın. Yapacağınız küçük bir hileyi kimse fark etmeyecek.
Kur’an ne diyor?
“Allah zalimleri
sevmez.” (Âl-i İmran 3:57)
Bir başka yerde:
“Ölçüyü ve tartıyı
adaletle yapın.” (En’am 6:152)
Bu iki ilke, modern
ticaret hukuku kitaplarından daha temel bir ölçü koyar:
Zulmetme.
Haksızlık yapma.
Bir aile içi
tartışma düşün. Öfke yükselmiş.
Kur’an ne diyor?
“Öfkeyi yutarlar ve
insanları affederler.” (Âl-i İmran 3:134)
Bu ilke, bugün
psikoloji kitaplarında anlatılan öfke kontrolünün özüdür.
Modern hayat
değişti ama insan değişmedi.
İnsanın zaafları, korkuları, arzuları hâlâ aynı.
Kur’an da tam
buraya hitap ediyor.
7. Modern Dünya ve Kur’an’ın
İlkeleri
Teknoloji
çağındayız.
Yapay zekâ, dijital para, sosyal medya…
Kur’an bunların
adını vermez. Ama temel ilkeleri verir.
Mesela sosyal
medyada iftira atmak?
“Hakkında bilgin
olmayan şeyin ardına düşme.” (İsra 17:36)
Dijital
dolandırıcılık?
“Birbirinizin
mallarını aranızda batıl yollarla yemeyin.” (Bakara 2:188)
Mahremiyet ihlali?
“Birbirinizin
gizlisini araştırmayın.” (Hucurat 49:12)
Görüyor musun?
İsimler değişiyor.
Ama ilkeler hâlâ canlı.
Kur’an zaman üstü
bir rehberdir çünkü insanın özüne hitap eder.
8. Asıl Sorun Anlaşılmazlık mı,
Samimiyet mi?
Kur’an şöyle sorar:
“Onlar Kur’an’ı
düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah’tan başkası tarafından olsaydı içinde birçok
çelişki bulurlardı.” (Nisa 4:82)
Burada davet var:
Düşünmeye.
Kur’an kendini
kapalı bir metin olarak sunmaz. Aksine insanı akletmeye çağırır.
Bir düşün:
Gerçekten düzenli, bütüncül, önyargısız bir şekilde Kur’an’ı baştan sona okuyan
kaç kişi “anlaşılmaz” demiştir?
Çoğu zaman insanlar
metni değil, duyduklarını tartışır.
9. Tarih Boyunca Çarpıtma
Çabaları
Allah şöyle
buyurur:
“Onlardan bir grup,
kitabı dilleriyle eğip bükerler ki siz onu kitaptan sanasınız.” (Âl-i İmran
3:78)
Demek ki çarpıtma
yeni değil.
Ama Allah aynı
zamanda şunu da söyler:
“Şüphesiz zikri biz
indirdik ve onu mutlaka koruyacak olan da biziz.” (Hicr 15:9)
Korunan nedir?
Mesajın kendisi.
Tarih boyunca
insanlar yorum üretmiş olabilir. Ama metin korunmuştur.
10. Sonuç: Kur’an mı Eksik, İnsan
mı?
Mesele şurada
düğümleniyor:
Kur’an eksik değil.
İnsan isteksiz olabilir.
Kur’an anlaşılmaz değil.
İnsan düşünmek istemeyebilir.
Allah kitabını
şöyle tanımlar:
“Bunlar apaçık
kitabın ayetleridir.” (Şuara 26:2)
Apaçık.
Eğer Allah “apaçık”
diyorsa, bizim “kapalı” dememiz ne kadar doğru olur?
Din tamamlanmıştır.
Mesaj korunmuştur.
Rehberlik ilkeleri eksiksizdir.
Resule itaat, Allah’a itaattir çünkü getirilen vahiy Allah’tandır.
Mesaj evrenseldir.
İlkeler zamansızdır.
Geriye ne kalıyor?
Samimiyetle okumak.
Düşünmek.
Hayata taşımak.
Kur’an bir süs
kitabı değildir.
Bir tören metni değildir.
Bir kültürel miras değildir.
O, yaşayan bir
rehberdir.
Ve rehber, yürümek
isteyen için yeterlidir.