Süleyman Nebi’nin Mülkü
Nebi Süleyman… İsmi, tarih boyunca güç, bilgelik ve adaletle
özdeşleşmiştir. Kur’an’da ise onun hikâyesi yalnızca bir devlet büyüğü ya da
zengin bir hükümdar olarak anlatılmaz; o, Allah’ın bir Nebi ve resulüdür. Ve
tıpkı diğer Nebiler gibi, onun mülkü ve gücü de Allah’ın izniyle olmuştur.
Kur’an şöyle bildirir:
“Nebi Süleyman’a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan
orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı.”
(Sebe, 17)
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, “cinler” olarak
çevrilen varlıkların, aslında insanlar gibi irade sahibi, Allah yolundan
sapmış, kalpleri kaymış varlıklar olduğudur. Yani gözle görmediğimiz varlıklar
değil; Nebilerin karşılaştığı iman ve sapma sınavlarını temsil eden insanlar
veya topluluklardır.
Ne var ki, toplumlar tarih boyunca yanlış yorumlar ve
hurafelerle doludur. Bazı nesiller, Nebi Süleyman’ın mülkünü sihir ve büyüyle
bağdaştırmış, sayıları ve güçleri hakkında asılsız tahminlerde bulunmuşlardır:
“Üç’tüler, onların dördüncüsü köpekleridir; beştiler,
onların altıncısı köpekleridir; yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir.
De ki: ‘Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında
kimse bilemez.’”
(Sebe, 18-22)
Bu ayet bize, bilinmeyene taş atmanın ne kadar yanıltıcı
olabileceğini hatırlatır. İnsanlar, kendi cehaletlerini gizlemek için hurafeler
üretir ve başkalarını da yanlış yönlendirir. İşte burada Nebi Süleyman Nebi’nin
konumu bir örnek teşkil eder: Onun gücü ve bilgeliği, Allah tarafından verilmiş
bir nimettir; sihir ve büyüyle alakası yoktur.
Kur’an, Nebilerin karşılaştığı bu yanlış anlamaları başka
örneklerle de gösterir:
“Firavun kavminin önde gelenleri dediler ki: ‘Bu gerçekten
bilgili bir büyücüdür.’ İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeye
görsün, mutlaka: ‘Büyücü ve cinlenmiş’ demişlerdir.”
(Araf, 9); Hadid, 52)
Bu ifadeler, toplumların Nebileri anlamakta ne kadar
zorlandığını gösterir. Sihir ve cin, insanların hurafe ve yanlış inanışlarından
türetilmiş bir kurgudur; gerçekte Nebiler insanlara zarar vermek veya fitne
çıkarmak için hiçbir büyüye başvurmazlar.
Süleyman Nebi’nin mülkü, ilim ve hikmetle inşa edilmiştir.
Babası Nebi Davud’un mirasını devralmış, toplumunun refahı için çalışmalar
yapmıştır. Kur’an, onun ordularını, kuşları, insanları ve “cinleri” Allah’ın
izniyle organize ettiğini bildirir; fakat burada sihir veya büyüden söz
edilmez. Allah, Nebi Süleyman’a mucizevi bir bilgelik ve strateji vermiştir;
onun görevi toplumu düzeltmek ve adaleti sağlamaktır, fitne çıkarmak değil.
Yani, sihir üzerinden anlatılan halk efsaneleri, aslında
toplumsal bir yanlış anlamadır. Allah, bize bunu şöyle bildirir:
- Nebilerin
gücü Allah’tandır; insanlar veya şeytanlar tarafından yönlendirilen güç
değildir.
- Mü’minler
ve resuller, toplumun aralarını açmak için değil, onları düzeltmek için
çalışırlar.
- Hurafeler
ve yanlış anlayışlar, sadece kalpleri kaymış olanların eseridir.
Soruyorum:
- Biz,
toplumda yanlış bilgilere ne kadar inanıyor ve onları tekrar etmiyoruz?
- Hurafeler
yerine, Kur’an’ın bize gösterdiği hakikate ne kadar güveniyoruz?
- Güç
ve bilgi sahibi olduğumuzda, onları fitne için mi kullanıyoruz, yoksa
iyilik ve adalet için mi?
Süleyman Nebi’in mülkü, sadece bir yönetim ve iktidar öyküsü
değildir; doğru bilginin, iman ve hikmetin simgesidir. Aslında her toplumda
sınavdan geçen, Allah’ın verdiği nimeti kullanma biçiminde fark yaratan gerçek
iradeler vardır.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com