TEVHİD, KUR’AN VE SÜNNET: HÜKMÜN KAYNAĞI MESELESİ
Mesele aslında tek bir noktada düğümleniyor: Hüküm kime
aittir?
Kur’an bu soruya çok net cevap verir:
“Hüküm yalnız Allah’ındır.” (Yusuf, 40)
Şimdi burada durup düşünelim. Eğer hüküm yalnız Allah’a
aitse, o zaman din adına bağlayıcı hüküm koyma yetkisi kimde olabilir? Elbette
yalnız Allah’ta.
Kur’an kendisi hakkında da çok açık konuşur:
“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim…” (Maide, 3)
Din kemale ermişse, tamamlanmışsa, dışarıdan ek yapılabilir
mi? Tamamlanmış bir şeye ilave yapmak, onu eksik görmek anlamına gelmez mi?
RESULÜN KONUMU: KANUN KOYUCU MU, TEBLİĞ EDİCİ Mİ?
Nebi Muhammed kimdir? Allah’ın kulu ve resulüdür. Kur’an
onun görevinin ne olduğunu söyler:
“Resule düşen yalnızca tebliğdir.” (Maide, 99)
Yani görev; indirileni iletmektir. Yeni bir din koymak
değil.
Hatta Kur’an, Resul hakkında çok ağır bir uyarı yapar:
“Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup söylemiş olsaydı,
onun sağ elini alırdık. Sonra can damarını keserdik.” (Hakka, 44-46)
Bu ayet bize neyi gösteriyor? Resul bile vahyin dışına
çıkamaz. O halde Resul’ün görevi, Kur’an’ı yaşamak ve uygulamaktır; Kur’an’a ek
yapmak değildir.
SÜNNET NEDİR?
Sünnet; Resul’ün Kur’an’ı yaşama biçimidir.
Mesela Kur’an istişareyi emreder:
“İş konusunda onlarla müşavere et…” (Âl-i İmran,159)
Resul ne yaptı? İstişare etti. Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te
ashabıyla konuştu. Bu sünnettir. Yani ayetin hayata uygulanmasıdır.
Kur’an adaleti emreder:
“Şüphesiz Allah adaleti ve ihsanı emreder…” (Nahl, 90)
Resul ne yaptı? Adaletle hükmetti. Bu sünnettir.
Görüyor musunuz? Sünnet, Kur’an’dan bağımsız değil;
Kur’an’ın pratiğidir.
ÖRF VE DEĞİŞEN ŞARTLAR
Kur’an bazı konularda rakam vermez, ölçü verir. Mesela
nafaka konusunda:
“Onların yiyeceği ve giyeceği marufa (örfe) uygun olarak
babaya aittir.” (Bakara, 233)
Neden rakam yok? Çünkü ekonomi değişir. Şartlar değişir. Ama
adalet değişmez.
Yine fidye konusunda:
“Bir yoksulu doyuracak kadar fidye…” (Bakara,184)
Bir yoksulu doyurmanın bedeli her çağda aynı mı? Değil. O
halde burada sabit olan rakam değil, ilkedir: Yoksulu doyurmak.
Kur’an evrenselliğini böyle korur. İlkeyi sabitler,
ayrıntıyı zamana bırakır.
İDDET MESELESİ VE HİKMET
Boşanmış kadınların bekleme süresiyle ilgili ayette şöyle
denir:
“Allah’ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal
değildir.” (Bakara, 228)
Buradaki hikmet nedir? Nesebin korunması. O gün teknoloji
yoktu. Bugün testlerle hamilelik erken öğrenilebiliyor. Demek ki ayetin amacı
biyolojik hakikati gizlememek ve nesli korumaktır.
Ama aynı ayette şu da var:
“Kocaları bu süre içinde barışmak isterlerse onları geri
almaya daha çok hak sahibidirler.”
Bu yön psikolojiktir. Düşünme süresi tanır. Bu çağ üstüdür.
KUR’AN + SÜNNET = ?
Genelde denir ki: “Kur’an ve sünnet.” Bu ifade doğru
anlaşılırsa sorun yoktur. Ama eğer sünnet, Kur’an’dan bağımsız ikinci bir vahiy
gibi görülürse, işte orada problem başlar.
Kur’an kendisi için şöyle der:
“Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (En’am, 38)
Eğer hiçbir şey eksik bırakılmadıysa, eksik olan nedir ki
başka bir kaynakla tamamlanıyor?
Sünnet, Kur’an’ın tamamlayıcısı değil; uygulamasıdır. Tabi
kaynağın da delili varsa…
RİVAYETLER MESELESİ
Kur’an korunmuştur:
“Şüphesiz zikri Biz indirdik, onun koruyucusu da Biziz.”
(Hicr, 9)
Bu garanti Kur’an içindir. Rivayetler için böyle ilahi bir
koruma vaadi yoktur. Bu yüzden ölçü Kur’an’dır.
Kur’an’a uygun olan alınır.
Aykırı olan terk edilir.
SON SÖZ
Tevhid sadece “Allah birdir” demek değildir. Hükmü
birlemektir.
- Hüküm
Allah’ındır.
- Din
tamamlanmıştır.
- Resul
tebliğ edicidir.
- Sünnet,
Kur’an’ın yaşanmış halidir.
- İlke
sabittir, araç değişkendir.
Din üretmek değil, indirilen dini anlamak gerekir.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com