Topluma Göre Elçi Gönderilmesi: İlahi Hikmetin İnsanla Buluştuğu Yer
Kur’an’ı gerçekten dikkatle okuduğunda şunu fark ediyorsun:
Allah insanı tanıyor. Hem de bizim kendimizi tanıdığımızdan çok daha iyi
tanıyor. Zayıflıklarımızı, korkularımızı, alışkanlıklarımızı, direnç
noktalarımızı… İşte bu yüzden Allah’ın rehberliği soyut değil; tam aksine,
hayatın tam ortasında, insanın gündelik gerçekliğinin içinde şekilleniyor.
Elçi gönderilmesi meselesi de bunun en çarpıcı örneklerinden
biri. Çünkü Kur’an, elçilerin “rastgele” seçilmediğini, her toplumun kendi
içinden, kendi diliyle konuşan, kendi şartlarını yaşayan kişilerle muhatap
edildiğini defalarca vurguluyor.
Bak, Allah bu gerçeği çok net bir şekilde ifade ediyor:
“Biz her elçiyi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki
onlara açıkça anlatsın.”
(İbrahim, 4)
Bu ayet tek başına bile uzun uzun düşünmeyi hak ediyor.
Allah “kendi kavminin dili” diyor. Sadece konuşulan lisan değil bu; kültür,
alışkanlık, düşünme biçimi, korkular, beklentiler… Yani elçi, hitap ettiği
toplumun tam içinden biri.
Burada durup kendimize sormamız gerekiyor:
Eğer Allah mesajını meleklerle, soyut varlıklarla, insanüstü figürlerle
göndermiş olsaydı, biz bugün “Bu hayatın içinde uygulanabilir değil” deme
bahanesine sahip olmaz mıydık?
İşte Allah bu bahaneyi daha baştan insanın elinden alıyor.
Elçi ve Toplum Arasındaki Psikolojik Gerilim
Elçi gönderilmesi sadece bir “bilgi aktarımı” değildir.
Elçi, toplumun en hassas yerine dokunur. Çünkü elçi; yanlışları söyler,
bozulmuş düzenleri sarsar, kutsallaştırılmış alışkanlıkları sorgular.
Bu yüzden Kur’an, elçilerin karşılaştığı tepkileri
anlatırken aslında insan psikolojisini de önümüze koyar.
Fussilet suresi bu durumu çarpıcı bir sahneyle anlatır:
“Onlara, ‘Rabbinizden bir elçi geldi’ denildiğinde, ‘Biz
sizinle gönderilene inanmıyoruz’ dediler.”
(Fussilet, 14)
Dikkat et… Burada bir bilgi eksikliğinden söz edilmiyor.
“Anlamadık” demiyorlar. “İnanmıyoruz” diyorlar. Çünkü sorun bilgi değil, alışkanlık.
Sorun akıl değil, konfor alanı.
İnsan, kendini güvende hissettiği düzeni kaybetmek istemez.
Yanlış bile olsa… Kur’an bunu başka bir ayette şöyle anlatır:
“Onlara ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘Hayır!
Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler.”
(Bakara, 170)
Bu ayeti okurken geçmiş toplumları düşünme kar. Bugünü
düşün. Çünkü bu cümle hâlâ canlı. Bugün de insanlar Kur’an’dan bir ayet
duyduğunda, eğer alıştığı düzene ters düşüyorsa hemen savunmaya geçiyor.
Elçi işte tam bu savunma duvarına çarpar.
“Neden Melek Değil de İnsan?” Bahaneleri
Toplumların elçiye direnirken en sık kullandığı bahanelerden
biri şudur:
“O da bizim gibi bir insan.”
Kur’an bu itirazı defalarca kayda geçirir. İsra suresinde
şöyle anlatılır:
“İnsanlara hidayet geldiğinde, onların iman etmelerine engel
olan şey şuydu: ‘Allah bir insanı mı elçi gönderdi?’ demeleri.”
(İsrâ, 94)
Bu itiraz çok tanıdık değil mi?
Sanki elçi insan olunca mesaj değersizleşiyor gibi…
Ama Allah hemen bu bahaneyi yerle bir eder:
“De ki: Eğer yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melekler
olsaydı, elbette onlara gökten melek bir elçi indirirdik.”
(İsrâ, 95)
Bu ayet, ilahi hikmetin özeti gibidir. Allah diyor ki:
“Size kim uygunsa, onu gönderdim.”
İnsan için örnek, insan olur. Melek günah işlemez, yorulmaz,
nefsiyle mücadele etmez. Ama insan; düşer, kalkar, zorlanır, mücadele eder.
İşte elçinin insan olması, yaşanabilir bir örneklik sunar.
Allah bunu başka bir ayette daha da netleştirir:
“De ki: Ben de sizin gibi bir insanım. Bana ilahınızın tek
bir ilah olduğu vahyediliyor.”
(Kehf, 110)
Elçi “sizin gibiyim” diyor. Yani:
Aynı sokakta yürüdüm, aynı dertleri yaşadım, aynı nefisle mücadele ettim.
Elçi: Toplumun Aynası ve Sınavı
Elçi sadece rehber değildir; aynı zamanda aynadır.
Toplum, elçiye bakarak kendini görür. Bu yüzden elçilerin varlığı, toplum için
ciddi bir sınavdır.
Kur’an bu gerçeği şöyle ifade eder:
“Biz bir elçi göndermedikçe azap edici olmadık.”
(İsrâ, 15)
Bu ayet bize şunu söylüyor: Elçi, mazeretleri ortadan
kaldırır. Artık “bilmiyorduk” deme hakkı kalmaz.
Ama işte tam bu noktada toplum ikiye ayrılır. Kur’an bu
ayrımı şöyle anlatır:
“İnsanlardan kimi Allah’a iman eder, kimi de inkâr eder.”
(Teğabün, 2)
Elçi geldiğinde herkes aynı tepkiyi vermez. Çünkü elçi,
insanın içindekini açığa çıkarır. Kim samimi, kim çıkarcı, kim korkak, kim
cesur… Hepsi ortaya dökülür.
Bu yüzden elçi, toplumun huzurunu bozan biri gibi görülür.
Oysa bozulan şey huzur değil, yalancı dengedir.
Elçilerin Mücadelesi Neden Bu Kadar Zordu?
Kur’an’da neredeyse hiçbir elçinin “rahat” bir tebliğ süreci
yaşamadığını görürüz. Alay edildiler, dışlandılar, tehdit edildiler, hatta
öldürüldüler.
Allah bunu çok açık söyler:
“Ne zaman onlara bir elçi geldiyse, bir kısmını
yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.”
(Mâide, 70)
Bu ayet insanın içini ürpertiyor. Çünkü sorun elçinin yanlış
olması değil; sorun toplumun hesap vermek istememesi.
Elçi gelince insanlar şunu fark eder:
Artık yanlışlarını kutsayamazlar.
İşte bu yüzden direnç başlar.
Bugüne Bakan Yönü
Şimdi dürüst olalım. Elçiler artık gelmiyor. Ama Kur’an
elimizde. Ve Kur’an, elçilerin yaptığı şeyi bugün de yapıyor:
Rahatsız ediyor. Sorgulatıyor. Konforu bozuyor.
Allah Kur’an için ne diyor?
“Bu Kur’an, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarman için
sana indirdiğimiz bir kitaptır.”
(İbrahim, 1)
Karanlık her zaman cehalet değildir. Bazen karanlık, alışılmış
yanlışlardır.
Bugün biri Kur’an’la yüzleştiğinde rahatsız oluyorsa, bu
tesadüf değildir. Çünkü vahiy, insanı yerinden oynatır.
Sonuç: İlahi Adalet ve Hikmet
Kur’an’ın bize öğrettiği temel ilke şudur:
Allah kimseye haksızlık yapmaz.
“Allah insanlara zerre kadar zulmetmez.”
(Nisâ, 40)
Elçilerin toplumların içinden seçilmesi, işte bu adaletin
bir sonucudur. Kimse “Beni anlamayan biriyle sınandım” diyemesin diye…
Her toplum kendi içinden biriyle uyarıldı. Her insan,
anlayabileceği bir dille muhatap oldu.
Şimdi soru şu:
Bu kadar adil bir çağrıya rağmen insan neden hâlâ direniyor?
Belki de cevap çok basit:
Değişmek zor geliyor.
Ama Kur’an bize şunu hatırlatıyor:
“Şüphesiz Allah, bir toplumu onlar kendilerini
değiştirmedikçe değiştirmez.”
(Ra’d, 11)
Elçi gelir, mesaj gelir, uyarı gelir.
Ama adım atmak insana kalır.
İşte bu yüzden, elçilerin topluma göre gönderilmesi sadece
tarihsel bir bilgi değil; bugün de bizi sorgulayan ilahi bir derstir.
Ve bu ders hâlâ önümüzde duruyor.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com