ÜSTÜNLÜK NEREDE BAŞLAR?
Konumda mı, Takvada mı?
İnsan yeryüzünde gözünü açtığı andan itibaren bir konumun
içine doğar. Kimi erkek olur, kimi kadın. Kimi zengin bir evde büyür, kimi
yokluk içinde. Kimi güçlü bir bedene sahiptir, kimi zayıf. Kimi bir devletin
başında olur, kimi bir fabrikanın işçisi. Fakat Kur’an’ın insanlara öğretmek
istediği temel mesele şudur: Allah katında değer, konumdan değil, takvadan
doğar.
Kur’an bunu açık ve kesin bir dille ortaya koyar:
“Ey insanlar, gerçekten Biz sizi bir erkek ve bir dişiden
yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık.
Şüphesiz Allah katında sizin en üstün olanınız takvaca en ileride olanınızdır.
Şüphesiz Allah bilendir, haber alandır.” (Hucurat, 13)
Bu ayet, insanlık tarihinin bütün üstünlük iddialarını yerle
bir eder. Irk üstünlüğü, cinsiyet üstünlüğü, soy üstünlüğü, makam üstünlüğü…
Hepsi bu ayetin önünde anlamını kaybeder.
Burada “üstünlük” olarak çevrilen kelime “ekrem”dir. Kerem
kökünden gelir. Değerli, itibarlı, Allah katında saygın demektir. Ayet diyor
ki: Allah katında değerinizi belirleyen şey, takvanızdır.
Peki takva nedir?
Takva, korku değildir sadece. Takva; Allah’ın bilincini
taşımak, O’nu hesaba katmak, O’na karşı sorumluluk duygusuyla yaşamaktır. İç
dünyada bir hassasiyet, davranışta bir ölçü, tercihte bir bilinçtir.
Demek ki erkek olmak ya da kadın olmak başlı başına bir
değer ölçüsü değildir. Zengin olmak ya da fakir olmak da değildir. Asıl mesele,
bulunduğun konumda Allah’a karşı sorumluluğunu nasıl yerine getirdiğindir.
Konum Farklılığı İmtihan Farklılığıdır
İnsanların en büyük yanılgılarından biri şudur:
Farklılıkları üstünlük zannetmek.
Oysa Kur’an farklılıkları üstünlük için değil, imtihan için
var kılar. Kimine güç verir, kimine sabır. Kimine makam verir, kimine yük.
Kimine imkân verir, kimine mahrumiyet.
Allah, kurban ibadeti üzerinden çok çarpıcı bir hakikati
öğretir:
“Onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz; ancak O’na
sizden takva ulaşır.” (Hac, 37)
Demek ki dış görünüş, şekil, güç, gösteriş Allah’a ulaşmaz.
O’na ulaşan şey, kalpteki bilinçtir.
Bir insan düşünelim. Çok güçlü. İmkânları var. İnsanları
yönetiyor. Eğer o konumunu adaletle, sorumlulukla, takva ile yürütüyorsa Allah
katında değerlidir. Ama aynı güçle zulmediyorsa, o güç onu yükseltmez; aksine
düşürür.
Başka bir insan düşünelim. Fakir. Güçsüz. Ama dürüst.
Sabırlı. Kendisine verilen az imkânı bile doğru kullanıyor. O insan, Allah
katında üstün olabilir.
Çünkü üstünlük, konumun kendisinde değil, konumun içindeki
kulluktadır.
Erkek ve Kadın: Farklılık mı, Değer Ayrımı mı?
Erkek ve kadın meselesi, modern dünyada en çok tartışılan
konulardan biridir. Bir kesim, Kur’an’ın erkek ve kadına farklı roller
vermesini adaletsizlik olarak görür. Bir kesim ise bu farklılığı yanlış
yorumlayarak erkeği mutlak üstün ilan eder.
Oysa Kur’an’ın ortaya koyduğu çerçeve çok nettir.
Bir tarafta yaratılış farklılığı vardır. Diğer tarafta
ahiretteki değer eşitliği vardır.
Kur’an, erkeklerin aile içinde “kavvam” olduğunu söyler:
“Erkekler kadınlar üzerinde kavvamdırlar…” (Nisa, 34)
“Kavvam” kelimesi, gözeten, koruyan, sorumluluğu üstlenen
anlamına gelir. Bu, ontolojik bir üstünlük ilanı değildir; görev tanımıdır.
Aynı Kur’an, mümin erkekle mümin kadını aynı cümle içinde
zikreder:
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin
velileridir…” (Tevbe, 71)
Demek ki ruhsal değer bakımından bir ayrım yoktur. Allah’a
kulluk bakımından bir ayrım yoktur. Ahirette ödül ve ceza bakımından bir ayrım
yoktur.
“Erkek olsun kadın olsun, kim mümin olarak salih amel
işlerse, işte onlar cennete girerler…” (Nisa, 124)
Bu ayet tartışmayı bitirir. Erkek ya da kadın olmak,
ahiretteki değeri belirlemez. Salih amel ve iman belirler.
Rol Farklılığı, Değer Farklılığı Değildir
Bir gemi düşün. Kaptanı var, mühendisi var, aşçısı var,
tayfası var. Görevler farklıdır. Ama geminin selameti için hepsi gereklidir.
Kaptan, “Ben üstündüm” diye gemiyi tek başına yürütemez. Aşçı, “Ben değersizim”
diye gemiden inemez.
Aile de böyledir.
Kur’an, aileyi toplumun çekirdeği olarak görür. Ailede karar
verici bir sorumluluk merkezi olması gerektiğini bildirir. İki başlılık fesat
doğurur. Kur’an, kâinatta iki ilah olsaydı düzenin bozulacağını söyler:
“Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı, ikisi
de fesada uğrardı.” (Enbiya, 22)
Bu ayet doğrudan aile hakkında değildir; ama ilke öğretir:
Çoklu mutlak otorite kaos doğurur.
Aile içinde son sorumluluğun erkeğe verilmesi, onun daha
değerli olması anlamına gelmez. Bu bir görevdir. Görev, yük demektir. Hesap
demektir.
Nitekim Kur’an, Allah ve resulü bir konuda hüküm verdiğinde
mümin erkek ve mümin kadının tercih hakkı olmadığını söyler:
“Allah ve resulü bir işe hükmettiği zaman, mümin bir erkek
ve mümin bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur…”
(Ahzab, 36)
Burada dikkat edilirse erkek ve kadın birlikte zikredilir.
Sorumlulukta eşitlik vardır.
Şahitlik Meselesi: Yapı mı, Şart mı?
Bakara suresindeki borç ayeti, en uzun ayettir. Orada
şahitlik düzeni anlatılır:
“…Erkeklerinizden iki şahit tutun. Eğer iki erkek yoksa,
razı olacağınız bir erkek ve biri şaşırdığında diğeri ona hatırlatsın diye iki
kadın…” (Bakara, 282)
Bu ayet çoğu zaman bağlamından koparılarak okunur. Oysa
ayet, belirli bir ticari şarttan söz eder. Yazılı kültürün zayıf olduğu,
ekonomik hayatın erkek merkezli yürüdüğü bir toplumda düzen getirmektedir.
Burada iki önemli nokta var:
Birincisi, bu bir değer ölçüsü değildir; düzenleyici
hükümdür.
İkincisi, ayet adaletin sağlanmasını amaçlar.
Bugün noter sistemi, kayıt sistemi, dijital arşivler varsa;
bu ayetin emrettiği “yazma ve güvenceye alma” ilkesinin teknolojik
karşılığıdır. İlke değişmez; araç değişir.
İlke şudur: Adalet sağlansın. Hak zayi olmasın. Şüphe
kalmasın.
Ayet zaten şöyle der:
“Bu, Allah katında daha adil, şahitlik için daha sağlam ve
şüpheye düşmemeniz için daha uygundur.” (Bakara, 282)
Demek ki maksat adalettir.
Takva: Erkek İçin de Kadın İçin de Ölçü
Kur’an’da sık sık “mümin erkekler ve mümin kadınlar” ifadesi
geçer. Bu tekrar bir edebiyat değil; bilinçli bir vurgudur.
“Şüphesiz Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin
erkekler ve mümin kadınlar… Allah onlar için mağfiret ve büyük bir ecir
hazırlamıştır.” (Ahzab, 35)
Bu ayet, değer eşitliğinin açık ilanıdır.
Erkeğin güçlü olması, onu otomatik olarak üstün yapmaz.
Kadının daha narin olması, onu eksik yapmaz. Her ikisi de kendi yaratılış
özellikleriyle imtihan edilir.
Bir erkek düşün. Ailenin reisi. Ama adaletsiz. Sert.
Zulmeden. O makam onu kurtarmaz.
Bir kadın düşün. Belki ev içinde. Belki toplumda görünmez.
Ama sabırlı, bilinçli, takva sahibi. O, Allah katında üstün olabilir.
Resule İtaat Meselesi
Kur’an’da itaat meselesi açıkça ortaya konur:
“Kim resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa,
80)
Bu ayet, resule itaatin bağımsız bir otorite olmadığını
gösterir. Resule itaat, Allah’a itaattir. Çünkü resul, vahyi tebliğ edendir.
Kendiliğinden hüküm koyan değildir.
Nebi Muhammed’in görevi de buydu:
“Resule düşen ancak açık bir tebliğdir.” (Nur, 54)
Dolayısıyla erkek-kadın meselesinde de ölçü, kültür değil
vahiydir. Modern akımlar ya da geleneksel kalıplar değil; Kur’an’ın ortaya
koyduğu ilkelerdir.
Dünya Rol, Ahiret Değer Yeridir
Dünya bir sahnedir. Roller farklıdır. Biri anne olur, biri
baba. Biri yönetici olur, biri çalışan. Ama perde kapandığında sorulacak soru
şudur: Sana verilen rolü nasıl oynadın?
Takva burada devreye girer.
Takva, konumdan bağımsızdır ama konumun içinde görünür.
Bir anne çocuğunu adaletle yetiştiriyorsa, o kulluktur.
Bir baba ailesini koruyup gözetiyorsa, o kulluktur.
Bir kadın ilim öğrenip öğretiyorsa, o kulluktur.
Bir erkek istişare ile karar veriyorsa, o kulluktur.
Kur’an istişareyi över:
“…Onların işleri aralarında şura iledir…” (Şura, 38)
Demek ki reislik istibdat değildir. Danışmadan, dinlemeden,
ortak aklı toplamadan yürütülen bir yönetim Kur’an’ın övdüğü bir model
değildir.
Sonuç: Üstünlük Takvada Gizlidir
İnsanların kavgası çoğu zaman konum kavgasıdır. Kim daha
güçlü? Kim daha yetkili? Kim daha görünür?
Kur’an ise yönü değiştirir:
Kim daha bilinçli?
Kim daha sorumlu?
Kim Allah’ı daha çok hesaba katıyor?
Erkek olmak bir imtiyaz değil, bir sorumluluktur.
Kadın olmak bir eksiklik değil, bir imtihandır.
Zenginlik bir lütuf değil, bir sınavdır.
Fakirlik bir mazeret değil, bir ölçüdür.
Allah katında değer, cinsiyetle değil; takvayla belirlenir.
“Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, takvaca en
ileride olanınızdır.” (Hucurat, 13)
Bütün mesele budur.
Konum geçicidir.
Takva kalıcıdır.
Dünya rol dağıtır.
Ahiret değer biçer.