Ya Allah’a Kul Olmak, Ya Yaratılmışlara Bağlanmak

 Ya Allah’a Kul Olmak, Ya Yaratılmışlara Bağlanmak

Tevhid: Allah’ın Birliği ve İnsan Hayatındaki Yeri

Hayatın karmaşasında bazen durup “Ben kime kul oluyorum?” diye sormak gerekir. İşte tevhid, insanın bu soruya verdiği cevabın en net halidir. Tevhid demek, Allah’tan başkasına kulluk etmemek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamaktır. Kur’an bunu şöyle ifade eder: “De ki: Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabbbler edinmeyelim” (Al-i İmran, 64).

Bu ayeti düşünün: Allah, insanlara kendi yaşamlarını planlamaları için bir yol gösteriyor, ama karar alma özgürlüğünü de bırakıyor. İnsanlar isterlerse kendi isteklerine göre yaşarlar, isterlerse O’na teslim olurlar. Bu seçim, tevhidin ruhudur.

Kitap Ehli kavramını da burada açmak gerekiyor. Kur’an’da geçen Kitap Ehli, sadece Yahudi ve Hıristiyanları değil, onların dini anlayışlarını benimseyen ve aynı hatalara düşen herkesi kapsar. Onlar, Allah’ın varlığını kabul etseler de, kendi yorumları ve tahrif ettikleri bilgilerle, doğru olanı çarpıtmışlardır. Mesela, Allah’ın helal kıldığı bazı şeyleri haram, haram kıldığı şeyleri helal saymışlardır. İşte bu yanlış anlam, tevhit akidesinin net bir biçimde uygulanmasını engeller.

Tarih boyunca bütün elçiler, yani Nebi Musa, Nebi İsa ve Nebi Muhammed, tevhid akidesini insanlara aktarmış ve öncekilerin doğrularını tasdik etmişlerdir. Her nebi kendi döneminde farklı toplumsal ve kültürel koşullarla karşılaşsa da, Allah’ın birliği ve O’na kul olma gerçeği değişmemiştir: “Sana söylenen şeyler, senden önceki elçilere söylenenden başkası değildir” (Fussilet, 43).

Günlük hayat örneği üzerinden düşünelim: Bir şirket yöneticisi, çalışanlarına işlerini doğru yapmaları için rehberlik eder, ama onların her hareketini kontrol edemez. Çalışan, rehberliği kabul edip uyguladığında başarılı olur; yoksa hata yapar. Aynı şekilde, Allah insanlara yol gösterir, ama insanın kendi iradesiyle seçim yapmasını bekler. İşte tevhid, bu irade kullanımı ve Allah’a teslimiyetin birleşimidir.

 

İlk bölüm bu kadar. Bu bölüm, tevhid kavramının temelini ve insan hayatındaki önemini ortaya koyuyor, Kur’an ayetleriyle destekliyor ve sohbet havasında ilerliyor.

 

Şirk: İnsanların Yol Ayrımı

Şirk, basitçe anlatmak gerekirse, Allah’ın rabbbliğine ortak koşmak demektir. İnsanlar genellikle Allah’ın varlığını kabul ederler ama bazı sıfatlarını, yetkilerini veya yönlendirme rolünü başkalarına verirler. İşte bu, en yaygın ve tehlikeli sapmadır.

Düşünün, bir toplumda insanlar Allah’a inanıyor ama hayatlarını bir şeyhe, bir kutuba veya toplumsal bir figüre göre şekillendiriyorsa… İşte bu durum şirk koşmaktır. Kur’an bunu çok net anlatır: “Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabbbler edindiler ve Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa onlar, tek olan bir İlah’a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar” (Tevbe, 31).

Şirk, sadece görünürdeki putlara tapmak değildir. Bugün çoğumuz farkında olmadan hayatlarımızı, değerlerimizi veya önceliklerimizi yanlış rehberlere teslim edebiliriz. Örneğin, bir insan kariyerinde tamamen kazanca, toplumsal onaya veya başka insanların takdirine göre yaşıyorsa, farkında olmadan kendi hayatını Allah’ın rabbliği dışında bir otoriteye teslim etmiş olur.

Kur’an, şirk koşan insanları üç gruba ayırır:

  1. Kâfir olan müşrikler: Allah’a inanmaz, ahiret ve kitap inancı yoktur.
  2. Ehli Kitap’ın sapkınları: Allah’ı kabul ederler ama vahiy yoluyla gelen doğru bilgiye uymayı reddederler veya çarpıtırlar.
  3. Tevhid inancında olanlar: Allah’ı Rabb olarak kabul eder ve hayatlarını vahyin ışığında yönlendirirler.

Bu ayrım hayatın her alanında geçerlidir. Örneğin bir yönetici düşünün: İki çalışan var. Biri talimatlara uyarak işini doğru yapıyor, diğeri kendi bildiğini okuyor ve kuralları çarpıtıyor. Fark, rehberliğe uyup uymamaktır. İşte kâfir, müşrik ve tevhid inancında olanlar arasındaki temel fark budur.

Kur’an bu farkı şöyle açıklar: “Andolsun, insanlar içinde, mü’minlere en şiddetli düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da Hıristiyanları bulursun” (Maide, 82). Yani sadece inanç değil, tutum ve davranış da belirleyicidir.

Günlük yaşamdan bir örnek: Diyelim ki bir öğrenci sınava hazırlanıyor. Birisi sadece ders kitaplarına güveniyor, diğeri ise dedikodu ve kulaktan dolma bilgilerle hareket ediyor. Birincisi amacına ulaşır, ikincisi yolunu şaşırır. Aynı şekilde, hayatını vahiy rehberliğine göre yönlendiren kişi doğru yolu bulur, kendi veya başkalarının kurguladığı sistemlerle hareket eden kişi sapkınlığa düşer.

Önemli nokta: Şirk koşmak sadece inançla ilgili değildir, hayat tarzı ve önceliklerle de ilgilidir. İnsanlar, ister kâfir, ister Ehli Kitap, isterse müşrik olsun, hayatlarını Allah’ın rabbliği dışında şekillendirdiklerinde, farkında olmadan kendi elleriyle kendilerini sınırlarlar.

 

Bu bölümde şirk kavramını, çeşitlerini ve günlük hayattaki tezahürlerini ele aldık. Ayetler hem delil hem de rehber olarak kullanıldı.

Tevhid ve Şirk Arasındaki Hayat Farkı

Hayatımıza baktığımızda fark ederiz ki insanlar iki temel yol arasında hareket eder: tevhid yolunda olanlar ve şirk yolunda olanlar. Bu iki yol, tıpkı iki ayrı deniz gibi asla birbirine karışmaz. Kur’an bunu şöyle ifade eder: “Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler” (Rahman, 19-20).

Tevhid yolundaki insanlar, Allah’ı Rabb olarak kabul eder ve hayatlarını vahyin ışığında yönlendirirler. Nebi Muhammed, Nebi Musa veya Nebi İsa örneklerine bakacak olursak, hepsi benzer bir yol izledi: Allah’ın gönderdiği ilham ve vahiy rehberliğinde hareket ettiler. Bu, sadece inançla ilgili değildi; hayatın her alanını kapsayan bir sorumluluk ve seçim sistemiydi.

Günlük yaşamdan bir örnek vermek gerekirse: Bir cerrahı düşünelim. Cerrahın elleri sadece bedendir, enerji ve odaklanması candandır; ama doğru kararı verip hastayı iyileştirmesi, ruh ve rehberliğin tezahürüdür. İşte tevhid yolundaki insanın hayatında, her doğru tercih ve doğru iş Ruhul-Kudüs etkisiyle ortaya çıkar.

Şirk yolundaki insanlar ise, tıpkı kâfirler ve Ehli Kitap’ın sapkınları gibi, hayatlarını kendi kurguladıkları rehberlere göre şekillendirirler. Bu, küçük günlük seçimlerde bile kendini gösterir. Örneğin, iş yerinde etik olmayan bir kuralı uygulamak veya bir projeyi sadece başkalarının beklentisine göre yönetmek, şirk yolunda küçük ama önemli bir sapmadır.

Kur’an, şirk yolunu açıkça sınırlar ve uyarır: “Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabbler edindiler ve Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa onlar, tek olan bir İlah’a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar” (Tevbe, 31). Buradaki mesaj çok açık: Allah’ın rabbliğine ortak koşmamak, hayatı bir bütün olarak doğru bir şekilde yönlendirebilmek demektir.

Tevhid ve şirk arasındaki farkı günlük yaşamda şöyle de düşünebiliriz: Diyelim ki iki kişi aynı şehirde yaşıyor. Biri planını, seçimlerini ve değerlerini Allah’ın rehberliğine göre yapıyor; diğeri toplumsal baskı, moda veya başka insanların takdirine göre yaşıyor. Kur’an’a göre bu iki kişi aynı anda aynı toplulukta farklı denizler gibi hareket eder. Birinin adımları doğru ve net; diğerinin adımları ise sapkın ve belirsizdir.

Bir başka örnek: Nebi Musa, Firavun’un karşısına çıktığında sadece kendi gücüne veya halkın desteğine güvenmedi. Allah’ın izni ve vahyi rehberliğinde hareket etti. Firavun ise kendi iradesini ve güçlerini Rabb edinmişti ve bu yüzden zulüm yoluna saptı (Kasas, 38). Burada hayat pratiği farkı çok net ortaya çıkıyor: Tevhid yolu rehberliğe teslimiyet, şirk yolu ise kendi veya başkalarının kurgusuna teslimiyet demektir.

 

Bu bölümde tevhid ve şirk arasındaki pratik farkları, Nebilerin örnekleriyle ve günlük yaşamdan kısa hikayelerle gösterdik. Ayetler hem delil hem de rehber olarak kullanıldı.

Tevhid Yolunun Etkileri ve Şirk Yolunun Sonuçları

Hayatın içinde düşündüğümüzde, tevhid yolunun insanlar üzerinde bıraktığı izler oldukça derindir. Tevhid, sadece inançta kalmak değil; her davranışı, her tercihi, her ilişkisiyle Allah’ın rabbliğine teslim olmak demektir. Bu teslimiyet, insana bir yön, bir rehber ve güven sağlar.

Nebi Muhammed’in hayatına bakacak olursak, Mekke’de tevhid çağrısı verdiği günlerden Medine’ye hicret edene kadar olan süreçte, tüm toplum baskısına rağmen adaletten, sabırdan ve doğru davranmaktan taviz vermedi (Enfal, 30). Bu, tevhid yolunun bireyin karakterini ve kararlarını nasıl şekillendirdiğini gösterir.

Tevhid yolu, insanları aynı zamanda toplumsal sorumluluklara karşı duyarlı kılar. Nebi Musa’nın Firavun’un zulmüne karşı halkını savunması, Nebi İsa’nın toplumdaki ahlaki bozulmalara karşı doğruyu göstermesi, bunun en güzel örnekleridir (Araf, 157; Maide, 110). İnsanlar sadece kendileri için değil, çevreleri ve toplumları için de doğruyu ve adaleti yaşamak zorunda olduklarını bilirler.

Günlük hayatta bunu şöyle düşünebiliriz: Bir yöneticiyi ele alalım. Eğer yöneticinin rehberi Allah’ın adaleti ve vahyin kurallarıysa, çalışanlar arasında adil kararlar alır, kaynakları hakkaniyetle dağıtır ve etik standartlardan sapmaz. Ama rehberi sadece kendi çıkarı veya başkalarının baskısıysa, haksızlık, kıskançlık ve zulüm kaçınılmazdır.

Kur’an, tevhid yolunu seçenleri destekleyen ayetler verir: “Allah’a çağıran, salih amelde bulunan ve: ‘Gerçekten ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet, 33). Burada önemli olan sözle ve davranışla tevhidi yaşamaktır. Tevhid yolundaki kişi, hem kendi için hem de toplum için doğru olanı hayata geçirir.

Şirk yolundaki insanlar ise, hayatlarını yaratılmışlara veya başkalarının kurallarına göre şekillendirirler. Bu, küçük seçimlerden büyük toplumsal kararlara kadar kendini gösterir. Tarihte Firavun’un zulmü, putperest Mekke toplumunun uygulamaları ve farklı mezhep ve meşreplerin oluşturduğu çatışmalar, bunun en net örnekleridir (Nisa, 153; Tevbe, 30-31).

Bir günlük örnekle düşünelim: Bir şirket yöneticisi, sadece kâr odaklı hareket ediyorsa ve çalışanlarının haklarını göz ardı ediyorsa, şirkette huzur ve adalet yok olur. İşte bu, şirk yolunun sosyal ve ahlaki sonuçlarını gösterir. Tevhid yolunda ise yönetici, sadece Allah’a kul olmanın sorumluluğuyla hareket ettiği için, kararları adil, şeffaf ve etik olur.

Kur’an, şirk yolunun sonuçlarını şöyle açıklar: “Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabbler edindiler ve Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa onlar, tek olan bir İlah’a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka İlah yoktur” (Tevbe, 31). Şirk, hayatta yanlış rehberleri seçmek ve Allah’ın rabbliğini ikinci plana atmak anlamına gelir.

Tevhid yolunu seçmek, sadece bireysel ahlakı değil, toplumsal adaleti, güveni ve huzuru da güçlendirir. İnsanlar birbirine zarar vermez, haksızlık yapmaz, toplum içinde dayanışma ve merhamet hâkim olur. Bunun tersi olan şirk, bireyleri ve toplumu parçalar; adaletsizlik, kıskançlık ve zulüm artar.

Günlük yaşamdan bir başka örnek: Mahallede bir komşuluk ilişkisini düşünelim. Tevhid yolundaki kişi, komşusuna zarar vermekten kaçınır, hakkını gözetir ve yardıma ihtiyaç duyarsa destek olur. Şirk yolundaki kişi ise sadece kendi çıkarına bakar, başkalarının haklarını hiçe sayar. Kur’an bunu, “Ve siz insanlar içinde en faziletli olan, Allah’a karşı takva sahibi olanlardır” (Bakara, 2) şeklinde işaret eder.

Bu bölümde, tevhid yolunun birey ve toplum üzerindeki olumlu etkilerini, şirk yolunun ise zararlarını net bir şekilde görmüş olduk. Tevhid, rehberlik ve sorumlulukla birleştiğinde hayatı dengeli, adil ve huzurlu kılar; şirk ise, rehbersiz ve kendi çıkarına göre şekillenen bir hayat yaratır.

 

 

Kâfir ve Ehli Kitap’ın Müşrikliği ile Tevhid Yolundakilerin Konumu

Hayatta insanları gözlemlediğimizde, üç temel grup olduğunu fark ederiz: Tevhid yolunu seçenler, kâfirler ve Ehli Kitap’ın yanlış anlayışa düşmüş mensupları. Kur’an, bu grupları detaylı bir şekilde ortaya koyar.

Kâfirler, Allah’a inanan ama ahret ve elçinin mesajlarını reddedenlerdir. Yani Allah’ın varlığını kabul ederler ama rehberliğini ve vahyi görmezden gelirler. Bu kişiler için Kur’an şöyle der: “Onlar dediler ki: ‘Bu dünya hayatımızdan başkası yoktur. Ve bizler diriltilecek değiliz.’” (Müminun, 115) Burada temel problem, hayatın ve ölümün ötesinde bir hesap olmadığını sanmalarıdır.

Günlük hayattan bir örnek: Diyelim ki bir kişi sadece görünene bakıyor, sadece kısa vadeli çıkarlarını düşünüyor ve başkalarının haklarını hiçe sayıyor. Bu kişi, kâfirlerin dünya anlayışıyla paralel yaşar: yalnızca kendi arzuları ve aklının sınırları içinde hareket eder. Kâfir, Allah’ın gönderdiği rehberlik ve uyarıları kabul etmediği için hayatını yanlış bir pusula ile yönlendirir.

Ehli Kitap’ın müşriklik hallerine gelirsek, bu grup Allah’a inanır, Nebilere ve kitaplara da iman ettiğini söyler; ama vahyin kaynağını tahrif etmiş veya kendi yorumlarını hakikatten üstün görmüştür. Kur’an bunu şöyle açıklar: “Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabbler (ilahlar) edindiler” (Tevbe, 31). Yani Allah’a kul olmayı bırakıp, insanları ve yaratıkları rehber edindiler.

Günlük bir örnek: Bir şirket çalışanı düşünün. Yöneticisinin talimatlarını değil, iş arkadaşlarının veya dedikoduya kulak vererek karar alıyor. İşte Ehli Kitap’ın müşrikliği de buna benzer: Allah’ın rehberliğini bir kenara bırakıp başka kaynakları ölçü alırlar. Bu, bireysel ve toplumsal düzeyde adaletsizlik ve yanlış kararlarla sonuçlanır.

Tevhid inancındaki insanlar ise, Allah’ı rabb edinmiş, onun emirleri doğrultusunda hayatını şekillendirenlerdir. Kur’an bunu net bir şekilde vurgular: “Allah’a çağıran, salih amelde bulunan ve: ‘Gerçekten ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet, 33) Buradaki güzellik, sözde ve eylemde birliğin, samimiyetin ve rehberliğin göstergesidir.

Bir günlük örnek: Bir öğretmeni ele alalım. Tevhid yolunda olan bir öğretmen, öğrencilerine sadece bilgiyi aktarmakla kalmaz, ahlaki rehberlik yapar, doğruyu ve adaleti gösterir. Ehli Kitap’ın yanlış yola düşmüş bir öğretmeni ise, bilgi aktarır ama öğrencileri kendi yanlış değerleriyle yönlendirir, bu da onları hatalı bir yola sürükler.

Kur’an, tevhid yolundakileri ve müşrikleri karşılaştırarak toplumun bir ayna gibi yansıtılmasını sağlar: “Andolsun, insanlar içinde, mü’minlere en şiddetli düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: ‘Hıristiyanlarız’ diyenleri bulursun” (Maide, 82). Burada önemli olan, görünüş ve söz ile kalp ve davranış arasındaki farktır.

Tevhid yolundaki insan, sadece Allah’ın emirlerine göre yaşar, diğerlerinin yanlış uygulamalarına kapılmaz. Bu, bireyin hayatında bir pusula gibidir; doğruyu, adaleti ve sorumluluğu her zaman öne çıkarır. Kâfir ve müşriklerin yolu ise rehbersiz ve sapkın bir çizgi izler; toplum ve birey üzerinde olumsuz etkiler yaratır.

Kur’an’a göre, kâfir ve müşrikler ile tevhid yolundakiler arasındaki fark, sadece inanç değil, hayat tarzı, karar mekanizması ve sorumluluk anlayışıdır: “Onlar, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecek olan Allah’tır” (Nisa, 87). Yani hayatı doğru şekilde yönlendiren, Allah’ın rehberliğine kul olan kişidir.

Günlük hayattan kısa bir hikâye: Bir mahallede iki komşu var. Biri tevhid yolunda, Allah’a kul olmayı ve adaleti rehber alıyor; diğeri ise sadece kendi çıkarlarını düşünüyor. Sel felaketi geldiğinde, tevhid yolundaki komşu yardıma koşuyor, diğerleri ise sadece kendi eşyasını kurtarmaya çalışıyor. Bu basit örnek, tevhid ile şirk arasındaki farkı somut olarak gösterir.

Bu bölümde, kâfirlerin, Ehli Kitap’ın müşriklerinin ve tevhid yolundaki insanların hayatını ve sorumluluklarını karşılaştırdık. Kur’an, bu farkı açık ve net bir şekilde ortaya koyar. İnsan, hangi yolda olduğunu anlamak için sözünü, davranışını ve rehberini gözden geçirmelidir.

 

Harika! O zaman bölüm sonlandırılıyor ve kitap formatında kapanışa hazırlanıyor.

 

Bölüm Sonu ve Kapanış Düşünceleri

Bu bölümde gördük ki, tevhid ve şirk yalnızca inanç meselesi değil, hayat tarzı ve yönelim meselesidir. İnsanlar ya Allah’ı rabb edinir, hayatlarını O’nun rehberliğiyle şekillendirir; ya da yaratılmış olanlardan, ideolojilerden, insanlar ve güçlerden kendilerine rehber edinirler. Kur’an, bu ayrımı açıkça ortaya koyar: “Haberin olsun; halis olan din yalnızca Allah’ındır. O’ndan başka veliler edinenler: ‘Biz, bunlara bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz’ derler” (Zümer, 3).

Günlük hayatın içinde de bu farkı görebiliriz. Tevhid yolundaki insan, kararlarını adalet ve doğruluk ölçüsüyle verir; ilişkilerini merhamet ve sorumlulukla kurar. Şirk yolunda olanlar ise, nefsin ve dünyanın geçici değerlerinin rehberliğine kapılır, çoğu zaman hem kendilerine hem topluma zarar verirler.

Bu farkı anlamak için, insan kendi hayatına bakabilir. Hangi rehbere göre hareket ediyor? Kendi arzuları mı yönlendiriyor yoksa Allah’ın emirleri mi? Bu iç muhasebe, tevhid yolundaki bilinç için kritik bir adımdır.

Kur’an, rehbersiz yaşamayan, sorumluluğunu bilen, Allah’a kul olan bir hayat çizer. Ve unutulmamalıdır ki, hayatın tamamı sınavdır; doğru yolu seçenler Allah’ın yardım ve rahmetiyle ilerler, yanlış yolda olanlar ise kendi sapmalarına mahkûm olurlar.

Son olarak, bu bölümün özü şudur: Tevhid, yalnızca sözde değil, eylemde ve rehberlikte Allah’a kul olmayı ifade eder. Şirk ise, bu rehberliği yaratılmış olanlardan beklemek ve hayatı O’na göre şekillendirmemektir. Kur’an, bu farkı açıkça ortaya koymuş ve insanlara hem sorumluluklarını hem de yol göstericilerini net bir şekilde sunmuştur.

 

 

  Ya Allah’a Kul Olmak, Ya Yaratılmışlara Bağlanmak Tevhid: Allah’ın Birliği ve İnsan Hayatındaki Yeri Hayatın karmaşasında bazen durup ...