Allah’tan Başkasına Kulluk Etmemenin Önemi

 Allah’tan Başkasına Kulluk Etmemenin Önemi

Ey “Ben Müslümanım” diyen kardeşim…
Gel, önce kendimize dönelim. İsme değil, öz’e bakalım. Çünkü isim taşımak kolaydır; o ismin yükünü taşımak zordur.

Kur’an bir çağrı yapıyor. Sadece geçmişte yaşamış bir topluma değil; bugün bize de:

“De ki: Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek olan bir kelimeye gelin: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı rabbler edinmeyelim…” (Âl-i İmran, 64)

Bu ayet üç temel ilkeyi ortaya koyar.
Birincisi: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim.
İkincisi: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım.
Üçüncüsü: Birbirimizi rabb edinmeyelim.

“Rabb” kelimesi; terbiye eden, hüküm koyan, yön veren otorite demektir. Bir insanın başka bir insanı rabb edinmesi, onun Allah’ın önüne geçirilmesidir. Onun sözünü, vahyin önüne koymaktır.

Bugün ihtilaflarımızın çoğu buradan doğmuyor mu?
Bir insanın sözü, Allah’ın sözünden daha belirleyici hâle gelince, ayrılık kaçınılmaz olur.

 

Üstünlük Nerede Başlar?

Allah insanı bir erkek ve bir dişiden yarattığını bildirir:

“Ey insanlar! Sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Allah katında en üstün olanınız takvaca en ileri olanınızdır.” (Hucurat, 13)

Takva nedir?
Takva, Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşamaktır. Yani hayatı O’nun koyduğu ölçülerle düzenlemektir.

Irk, soy, makam, servet… Bunların hiçbiri üstünlük sebebi değildir.
Üstünlük, vahyin çizgisine sadakatle yürümektedir.

Bir mahalle düşün. Aynı dili konuşuyorlar, aynı camide saf tutuyorlar. Ama biri komşusunun hakkını gözetiyor, diğeri onun malına göz dikiyor. İşte üstünlük burada ayrışır.

 

Allah katında ölçü takvadır; unvan değil.

Din Tamamlandı mı?

Kur’an açıkça bildirir:

“Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçtim.” (Maide, 3)

Din tamamlandıysa, yeni hükümler koyma yetkisi kimdedir?

Helal ve haram belirleme yetkisi yalnız Allah’a aittir. Nebi Musa, Nebi İsa, Nebi Muhammed ve diğer nebiler; vahyi tebliğ etmiş, kendi hevalarından hüküm koymamışlardır.

“Hüküm yalnız Allah’ındır.” (Yusuf, 40)

Bir nebi, Allah’ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal yapamaz. Çünkü o da bir kuldur; vahye bağlıdır.

 

Nebilerin Birliği

Kur’an, nebiler arasında ayrım yapılmaması gerektiğini bildirir:

“Elçi, Rabb’inden kendisine indirilene iman etti, müminler de… Onun elçilerinden hiçbirini ayırmayız.” (Bakara, 285)

Nebi İsa, kendinden önceki Tevrat’ı doğruladığını ve kendisinden sonra gelecek bir elçiyi müjdelediğini söyler:

“Benden sonra ismi Ahmed olan bir elçinin müjdeleyicisiyim.” (Saff, 6)

Bu zincir, vahyin sürekliliğini gösterir.
Din birdir: İslam.
İslam, teslimiyet demektir. Allah’a teslim olan herkes Müslümandır.

 

İlahlaştırma Tehlikesi

Geçmiş toplumların düştüğü en büyük hata, elçilerini ilahlaştırmalarıydı. Kur’an bunu eleştirir.

Nebi Muhammed de bir kul ve elçidir. O da diğer nebiler gibi yaşamış ve vefat etmiştir. Onu Allah’ın önüne geçirmek, tevhidi zedeler.

“Muhammed ancak bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir…” (Âl-i İmran, 144)

Bu ayet açıkça gösterir: Elçiler fânidir; vahiy kalıcıdır.

Herkes Kendi Amelinden Sorumlu

“Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız size aittir.” (Bakara, 134)

Geçmişle kavga etmek bize ne kazandırır?
Biz kendi amelimizi düzeltmeden, başkalarının hatalarını konuşarak kurtulamayız.

Ahirette torpil yoktur. Şefaat sistemi üzerinden sorumluluktan kaçış yoktur.
Her insan kendi yaptığının karşılığını alacaktır.

 

Dünya Bir İmtihan Alanıdır

“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratandır.” (Mülk, 2)

İmtihan bireyseldir.
Bir insan kendi yönünü değiştirmedikçe Allah onun durumunu değiştirmez (Ra’d, 11).

Yani kader, insanın iradesini yok sayan bir yazgı değildir. İnsan tercih eder; sonucuna katlanır.

 

Toplumsal Sorumluluk

Bir mahallede bir insan açlıktan ölüyorsa, o mahalle sorumludur.
Çünkü Kur’an infakı emreder. Yetimin malını yemeyi yasaklar. Zekâtı toplumsal adalet aracı kılar.

Riba yasaktır:

“Eğer vazgeçmezseniz, Allah ve elçisi tarafından size savaş ilan edildiğini bilin.” (Bakara, 279)

Riba, emeği sömüren bir düzendir.
İslam toplumunda servet, yalnız zenginler arasında dolaşan bir güç olmamalıdır (Haşr, 7).

 

Ölüm ve Diriliş

Dünya hayatı bir geçiştir.
Ölen geri dönmez. Diriliş ahirettedir.

“Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmran, 185)

Hiç kimse başkasının günahını yüklenmez (En’am, 164).
Çocuklar ise sorumluluk çağına ermeden ölürlerse imtihana tabi tutulmadıkları için ceza ve mükâfat görmezler.

 

Sünnetullah: Değişmeyen Yasa

Allah’ın evrene koyduğu yasa ile vahiy arasında çelişki yoktur.

“Allah’ın sünnetinde asla değişiklik bulamazsın.” (Ahzab, 62)

Bu ifade, hem fizik yasalarını hem de ahlaki yasaları kapsar.
Allah kendi koyduğu düzene muhalefet etmez.

 

Son Çağrı

Ey insan…
Hangi dinden, hangi dilden, hangi ırktan olursan ol; seni yaratan bir Allah var. Hayat O’nun emanetidir.

Ey “Benim kitabım Kur’an” diyen toplum…
Kitabı elinde tutup da hayatını başka ölçülerle düzenleme.

Gelin ortak kelimeye dönelim:
Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim.
O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım.
Birbirimizi rabb edinmeyelim.

Bozgunculuk yapmayalım.
Ekini ve nesli yok etmeyelim.
Birbirimizi öldürmeyelim.
Haramı yaygınlaştırmayalım.
Hayrı çoğaltalım.

Çünkü güzel sözün en güzeli şudur:

“Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet, 33)

Belki de yeniden diriliş, büyük tartışmalarda değil; bu sade cümlede saklıdır:

Ben Müslümanlardanım.

Aynı başlıkta daha kapsamlı bilgiler için aşağıdaki web adresinde yer alan makaleyi inceleyebilirsiniz.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

 

 

 

  Fil Sahiplerine Yapılanlar 1. Giriş Kur’an’da yer alan Fil Suresi, kısa olmasına rağmen oldukça güçlü bir mesaj taşıyan surelerden bir...