Gerçeği Gizleyip Saklayanlar
Kur’an’ın en ağır uyarılarından biri, gerçeği gizleyenlere
yöneliktir. Bu uyarı yalnızca geçmiş ümmetlere değil, kıyamete kadar gelecek
bütün insanlara yapılmış evrensel bir ikazdır. Rabb’imiz, hakikati bilip de onu
örtmenin sıradan bir hata değil, bilinçli bir tercih olduğunu bildirir.
Bakara Suresi 159. ayette şöyle buyrulur:
“İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti, Kitap’ta insanlara
apaçık beyan ettikten sonra gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet
eder hem de lanet edebilenler lanet eder.”
Bu ayet çok nettir. Hakikat açıklanmış, apaçık ortaya
konmuştur. Buna rağmen birileri onu gizlemektedir. Peki neden? Çıkar için,
makam için, düzen bozulmasın diye, konforu kaybetmemek için…
Benzer bir uyarı da Âl-i İmran Suresi 187. ayette gelir:
“Allah, kendilerine Kitap verilenlerden, ‘Onu mutlaka
insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz’ diye söz almıştı. Fakat
onlar onu arkalarına attılar ve karşılığında az bir bedel aldılar. Aldıkları
şey ne kötüdür!”
Bu iki ayeti birlikte düşündüğümüzde tablo açıktır: Allah’ın
kitabı açıklanacak, insanlardan saklanmayacak, anlaşılır kılınacaktır. Fakat
tarih boyunca bir kesim, kitabı koruma bahanesiyle aslında onu hayattan
uzaklaştırmıştır.
Kitabı Uzaklaştırmanın İnce Yolu
Bir kesim insanları Allah’ın kitabından uzaklaştırdı. Bunu
yaparken açıkça “Kur’an’ı okumayın” demediler. Daha incelikli bir yöntem
izlediler. “Siz anlamazsınız” dediler. “Bu derin bir ilimdir.” “Her önüne gelen
okuyamaz.” “Onu ancak biz açıklarız.”
Peki bunun anlamı ne oluyor?
Bu sözün örtük anlamı şudur: Allah anlaşılmaz bir kitap
göndermiştir. İnsanlara hitap ettiğini söylemiş ama insanlar onu
anlayamayacaktır. Haşa! Bu, Allah’a eksiklik isnat etmektir.
Oysa Kur’an kendisini nasıl tanımlar?
Yusuf Suresi 2. ayette:
“Biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ki akledesiniz.”
İbrahim Suresi 1. ayette:
“Bu, insanları Rabb’lerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa
çıkarman için sana indirdiğimiz bir Kitap’tır.”
Sad Suresi 29. ayette ise:
“Bu, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar
diye sana indirdiğimiz mübarek bir Kitap’tır.”
Kur’an kendisini düşünülmek, anlaşılmak ve öğüt alınmak için
gönderilmiş bir kitap olarak tanıtıyor. Eğer anlaşılmayacaksa,
düşünülmeyecekse, hayata müdahale etmeyecekse neden indirildi?
Mürekkebi Kutsayıp Mesajı Unutmak
Zamanla Kitabın mürekkebi kutsallaştırıldı, selülozu
yüceltildi ama mesajı ötelenmeye başlandı. Mushaf öpüldü, başa kondu, en yüksek
yere asıldı; fakat içindeki emirler, uyarılar, eleştiriler hayattan
uzaklaştırıldı.
Kur’an’a yaklaşamasınlar diye kılıfın içine sokup evin en
yüksek yerine koydurdular. Yetmedi; “abdestsiz dokunulmaz” şartı koydular. Buna
delil olarak da çoğunlukla Vakıa Suresi 79. ayet gösterildi:
“Ona arındırılmış olanlardan başkası dokunamaz.”
Bu ayet gerçekten ne demek istiyor?
Ayetin bağlamına baktığımızda, söz konusu edilenin korunmuş
bir kitaptan ve değerli bir vahiyden bahsedildiğini görürüz. “Arındırılmış
olanlar” ifadesi, birçok müfessire göre meleklerdir. Yani ayet, vahyin
korunmuşluğunu anlatmaktadır. Fakat tarih içinde bu ayet, insanların Kur’an’ı
fiziksel olarak eline almasını zorlaştıran bir kurala dönüştürüldü.
Burada şu soruyu sormak gerekir: Allah, insanlara yol
göstermek için gönderdiği kitabın okunmasını zorlaştırır mı?
Asıl Temizlik Nedir?
Ayetin daha derin bir anlamı da vardır. “Ona arındırılmış
olanlardan başkası dokunamaz.”
Asıl arınma nedir?
Zihnin arınmasıdır. Kalbin arınmasıdır. Atalardan devralınan
sorgulanmamış inanç kalıplarından, hurafelerden, kutsallaştırılmış kültürel
tortulardan temizlenmektir.
Eğer kişi, zihnini peşin hükümlerle doldurmuşsa; Kur’an’a
değil, kendi kabullerine onay aramak için yaklaşıyorsa; Kur’an ona “dokunmaz.”
Yani ondan fayda sağlayamaz. Çünkü ayeti okur ama zihnindeki hurafeye çevirir.
Nitekim Tevbe Suresi 31. ayette şöyle bir uyarı vardır:
“Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabb
edindiler…”
Bu ayet, din adamlarını ilah edinmekten bahseder. Bu nasıl
olur? Onları yaratıcı zannetmekle değil; Allah’ın hükmünün önüne onların
hükmünü koymakla olur. “Allah böyle diyor ama hocamız şöyle açıklıyor”
denildiğinde tercih hangisinden yana kullanılıyorsa, fiilî rabblik oradadır.
Abdest ve Temizlik Meselesi
Abdest elbette ibadetin bir parçasıdır. Maide Suresi 6.
ayette abdest açıkça anlatılır. Bu, namaz için bir hazırlıktır. Temizliktir,
disiplin kazandırır, bilinç oluşturur.
Fakat düşünelim: Kan ter içinde çalışıyorsunuz. Bulunduğunuz
yerde su yok. Namaz vakti girmiş. Allah’ın emri aklınıza geliyor. Ne
yapıyorsunuz? Teyemmüm ediyorsunuz. Toprakla…
Aynı ayette teyemmüm de anlatılır. Çünkü Allah zorluk değil
kolaylık ister. O hâlde burada asıl mesele fiziksel hijyen değil, kulluğa
yöneliştir. Toprakla teyemmüm ettiğinizde bedeniniz steril olmaz; fakat
kalbiniz emre itaatle arınır.
Demek ki ibadetin özü, şekilden önce niyettir. Arınmanın
özü, suyun kimyasal temizliği değil, teslimiyetin ruhsal temizliğidir.
Kitabı Hayattan Koparmak
Kur’an’ı ulaşılmazlaştırmanın en etkili yolu, onu hayatın
dışına itmektir. Okunsun ama anlaşılmasın. Seslendirilsin ama sorgulanmasın.
Ezberlensin ama uygulanmasın.
Oysa Cuma Suresi 5. ayette ağır bir benzetme yapılır:
“Tevrat’la yükümlü tutulup da sonra onu taşımayanların
durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir.”
Bu benzetme sarsıcıdır. Kitabı taşımak başka, onu yaşamak
başkadır. Sırtında kitap var ama içeriğinden habersiz. Sayfaları var ama mesajı
yok. İşte Kur’an’ı sadece fiziksel bir nesneye indirgeyen anlayış da benzer bir
tehlikeyi barındırır.
“Gemiyi Kurtaran Kaptan” Olmak
Bazı insanlar gerçeği fark etti. Kur’an’ı doğrudan okuyup,
ayetleri bağlamı içinde anlayıp, Allah’ın dininin aslında ne kadar sade, ne
kadar akla hitap eden bir din olduğunu gördü. Birkaç kişiye anlattı. Tepki
çekti. Dışlandı. Etiketlendi.
Sonra ne oldu?
“Gemiyi kurtaran kaptan” dedi. Kabuklarına çekildi. “Ben
anladım yeter” dedi.
Fakat mesele burada bitmiyor. Eğer hakikat gizleniyorsa ve
siz onu biliyorsanız, susmak da bir tür gizlemedir. Yukarıdaki ayetlerde
kınanan tavır yalnızca aktif çarpıtma değil, bilinçli saklamadır da.
Nahl Suresi 125. ayette şöyle buyrulur:
“Rabb’inin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır…”
Demek ki yöntem önemlidir. Bağırarak değil, kırarak değil,
üstten bakarak değil. Hikmetle. Güzel öğütle. Ama çağırarak. Susarak değil.
Kur’an Kime Hitap Ediyor?
Kur’an yalnızca belli bir zümreye mi hitap eder?
Sebe Suresi 28. ayette:
“Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı
olarak gönderdik.”
Bütün insanlara…
Eğer Kur’an sadece seçkin bir grubun anlayabileceği bir
metin olsaydı, bu ifade anlamsız olurdu. Allah, mesajını insanlara ulaştırmak
için elçi gönderir; sonra da “Ama çoğu anlamayacak” demez. Elbette derinlik
vardır. Elbette ilim artışı vardır. Fakat temel mesaj açıktır: Tevhid, adalet,
merhamet, sorumluluk.
Hurafe ile Hakikat Arasındaki Mücadele
Zihin temizlenmeden Kur’an’a yaklaşılırsa ne olur?
Kişi ayeti okur ama kendi kültür süzgecinden geçirir. Ayetin
söylediğini değil, duymak istediğini duyar. Böylece Kur’an, insanı
dönüştüreceğine, insan Kur’an’ı dönüştürmeye kalkar.
Oysa Ra'd Suresi 11. ayette önemli bir ilke vardır:
“Bir toplum kendinde olanı değiştirmedikçe Allah onların
durumunu değiştirmez.”
Değişim içeriden başlar. Zihinsel arınma olmadan vahyin
hayata inmesi mümkün değildir.
Hakikati Saklamamak
Gerçeği gizlemek yalnızca ayeti örtmek değildir. Onu
bağlamından koparmak, tek yönlü sunmak, işine gelen kısmı öne çıkarıp diğer
kısmı perdelemek de bir gizlemedir.
Kur’an adaleti emreder. Fakat adalet önce kendi nefsimize
uygulanmalıdır. Kur’an sorgulamayı teşvik eder. Fakat sorgulama önce kendi
kabullerimize yönelmelidir.
Hakikati saklamamak cesaret ister. Çünkü hakikat düzeni
sarsar. Çıkarı tehdit eder. Alışkanlıkları rahatsız eder. Fakat unutulmamalıdır
ki, Allah’ın ayetlerini gizlemek geçici bir kazanç sağlasa da kalıcı bir
kayıptır.
Âl-i İmran 187’de geçen ifade çarpıcıdır: “Az bir bedel.”
İnsan ne kazanırsa kazansın, hakikate karşılık aldığı şey
“az”dır. Makam, alkış, güvenli alan… Hepsi geçicidir.
Sonuç: Kitap Dokunsun Diye
Kur’an’ın bize dokunması için önce bizim ona dürüstçe
yaklaşmamız gerekir. Onu sadece seslendirmek için değil, anlamak için; sadece
anlamak için değil, yaşamak için; sadece yaşamak için değil, başkalarına
ulaştırmak için okumalıyız.
Gerçeği gizlemek, insanı hem Allah katında hem de vicdanında
ağır bir yük altına sokar. Gerçeği açıklamak ise risklidir ama onurludur.
Kur’an bir süs eşyası değil, bir hayat rehberidir. Kılıfın
içinde yüksek raflarda değil, aklın ve kalbin merkezinde olmalıdır.
Ve unutulmamalıdır: Eğer biz susarsak, boşluğu başkaları
doldurur. Eğer biz açıklamazsak, başkaları çarpıtır. Eğer biz cesaret etmezsek,
hurafe cesaret eder.
Hakikat gizlenmesin diye gönderildi. Onu gizlemek değil,
yaşamak gerekir.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com