BUYURUN CENAZE NAMAZINA…
“Üç Cuma’ya gitmeyenin cenaze namazı kılınmazmış, doğru mu?”
Bu soru cenaze evlerinin sessizliğinde dolaşır. Kimi zaman
bir fısıltı, kimi zaman sert bir yargı gibi çıkar karşımıza. Bir insanın
ardından konuşulurken, sanki gökyüzünden verilmiş kesin bir hüküm
aktarılıyormuş gibi söylenir.
Peki durup soralım: Bu cümlenin Kur’an’da bir karşılığı
var mı?
Yok.
Kur’an’da “üç Cuma’ya gitmeyenin cenaze namazı kılınmaz”
şeklinde bir hüküm yoktur. O halde meseleye baştan, Kur’an merkezli ve sakin
bir zihinle bakmak gerekir. Çünkü ölüm gibi ciddi bir konuda, duyduklarımızı
değil; vahyin söylediklerini esas almak zorundayız.
Namaz Nedir, Dua Nedir?
Önce kavramları netleştirelim. Çünkü çoğu zaman karışıklık
buradan başlıyor.
Kur’an’da “salât” kelimesi geçer. Bu kelime her yerde teknik
anlamdaki namaz demek değildir. Bağlama göre anlam kazanır. Bazen ibadet, bazen
destek, bazen dua anlamına gelir.
Kur’an’ın namaz için çizdiği çerçeve açıktır. Maide 6’da
abdest anlatılırken, namaz için yüzün yıkanması, kolların mesh edilmesi gibi
hazırlıklar belirtilir. Namazın kıyamı, rükûsu, secdesi Kur’an’da farklı
ayetlerde yer alır (Bakara, 43; Hac, 77). Yani namaz dediğimiz ibadetin bedensel
yönleri vardır.
Cenazede yaptığımız şeyde ise kıyam var ama rükû yok, secde
yok. Teknik anlamdaki namaz unsurları yok.
O halde dürüstçe sormalıyız: Kur’an’ın tarif ettiği anlamda
bilinen bir namaz mı?
Cevap açık: Hayır.
O zaman neden adına “cenaze namazı” diyoruz?
Çünkü gelenek böyle yerleşmiş. Ama gelenek ile vahyi ayırmak
gerekir. Vahiy bağlayıcıdır. Gelenek ise insanidir.
Tevbe Suresi ve Çok Net Bir Sınır
Cenaze meselesi Kur’an’da geçer mi?
Evet.
Tevbe Suresi 84. ayet şöyle der:
“Onlardan ölmüş olan hiçbirine asla salât etme; onun kabri
başında da durma! Çünkü onlar Allah’ı ve Resülünü inkâr ettiler ve yoldan
çıkanlar olarak öldüler.” (Tevbe, 84)
Burada geçen “salât” kelimesi, bağlama göre dua
anlamındadır. Ayet açıkça bir yasak koyar: İnkâr üzere ölmüş olanlar için dua
etme.
Bu ayet bize iki önemli şey öğretir:
Birincisi, cenaze bağlamında geçen “salât” teknik bir namaz
değildir; bir dua ve yöneliştir.
İkincisi, dua otomatik bir tören değildir. Herkes için, her
şartta yapılacak bir prosedür değildir. Dua bilinçli bir tercihtir.
Bir başka ayet daha var:
“Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları kendilerine
açıkça belli olduktan sonra, ortak koşanlar için af dilemek ne Nebi Muhammed
için ne de iman edenler için söz konusu olamaz.” (Tevbe, 113)
Bu ayet, duanın sınırını çizer. Dua, bir sosyal nezaket
değil; imanla bağlantılı bir yöneliştir.
O Halde Cenazede Ne Yapıyoruz?
Bir insanı toprağa veriyoruz.
Bir annenin gözyaşına şahit oluyoruz.
Bir babanın omzunun çöktüğünü görüyoruz.
Bir çocuğun ne olduğunu anlamadan kalabalığa baktığını fark ediyoruz.
Ve biz orada ne yapıyoruz?
Aslında Kur’an’ın yasaklamadığı, hatta insani olarak teşvik
ettiği bir şeyi yapıyoruz: dayanışma.
Ölen kişi için hayır diliyoruz. Geride kalanlara sabır
diliyoruz. Sessizce “yalnız değilsiniz” diyoruz.
Kur’an, müminlerin birbirine destek olmasını ister (Maide,
2). Sabır ve merhamet üzerinde yardımlaşmayı emreder. Cenazeler, bu emrin en
çıplak yaşandığı yerlerdir.
Bu yüzden cenaze törenleri, sanıldığının aksine ölü için
değil; diriler içindir.
Abdest Şart mı?
Bu soru çok sorulur.
Eğer bu bir namaz olsaydı, evet. Çünkü Maide 6’da abdestin
namaz için gerekli olduğu açıkça belirtilir.
Ama cenazede yapılan şey teknik namaz değilse, o zaman
abdest zorunluluğu da Kur’an’dan çıkarılamaz.
Dua için abdest şart koşulmaz. Kur’an’da dua için özel bir prosedürü
yoktur. Zümer, 53’te Allah’ın kullarını doğrudan kendisine yönelmeye
çağırdığını görürüz. Araya bir ritüel şartı koyulmaz.
Demek ki mesele temizlikten çok, niyettir.
Üç Cuma Meselesi Nereden Çıkıyor?
“Üç Cuma’ya gitmeyenin cenaze namazı kılınmaz.”
Bu cümle Kur’an’da yok.
Kur’an’da Cuma ile ilgili tek açık hüküm, Cuma günü çağrı
yapıldığında alışverişi bırakıp zikre yönelmektir (Cuma, 9). Orada bile bir
tehdit dili değil; bir yönlendirme dili vardır.
Hiçbir ayette “Cuma’ya gelmeyenin cenazesi kılınmaz” gibi
bir hüküm yoktur.
Peki biz neden bu cümleyi bu kadar kolay tekrar ediyoruz?
Çünkü ölüm karşısında kendimizi güçlü hissetmek isteriz.
Kurallar koyarak kontrol duygusu üretiriz. Ama ölüm bizim kontrol alanımızda
değildir. Kur’an bunu açıkça söyler:
“Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmran, 185)
Ölüm evrenseldir. Cuma’ya giden de gider, gitmeyen de gider.
Zengin de gider, fakir de gider. Ölüm, sosyal performans ölçümü yapmaz.
Gerçek Soru
Asıl mesele şu değil mi?
Biz cenazede gerçekten Allah’a mı yöneliyoruz, yoksa toplum
baskısını mı yerine getiriyoruz?
Bir cenazede saf tutarken, kalbimiz ne söylüyor?
Belki de Kur’an’ın istediği şey çok daha sade:
Samimi bir yöneliş.
Gıybet değil, hayırla anma.
Yargı değil, merhamet.
Kur’an, kimsenin nihai hükmünü bize bırakmaz. Hesap Allah’a
aittir (En‘am, 57). Bizim görevimiz, yargıç olmak değil; insan olmaktır.
Nebi Muhammed’e Verilen Talimat
Tevbe 84’te Nebi Muhammed’e verilen talimat nettir: İnkâr
üzere ölenler için dua etme.
Bu ayet aynı zamanda şunu da gösterir: Dua bir ibadettir ama
otomatik değildir. İnançla bağlantılıdır.
Eğer her cenaze için zorunlu bir namaz olsaydı, Kur’an bunu
açıkça tarif ederdi. Rükûsunu, secdesini, şartlarını bildirirdi. Ama böyle bir
tarif yok.
Demek ki ortada farz bir cenaze namazı yok; bir dua var.
Günlük Hayattan Bir Sahne
Bir mahallede cenaze var.
Komşular geliyor. Kimi sessizce sandalyeye oturuyor. Kimi su
dağıtıyor. Kimi mutfağa girip çorba yapıyor. Kimi sadece el tutuyor.
İçlerinden biri namaz kılmamış olabilir. Biri hayatı boyunca
camiye gitmemiş olabilir. Ama o gün oradadır. Bir annenin omzuna dokunmaktadır.
Kur’an’ın istediği merhamet tam da budur. Hucurat 10’da
müminlerin kardeş olduğu söylenir. Kardeşlik, en çok acı gününde belli olur.
Cenazeyi bir “din sınavına” çevirdiğimizde, merhameti
kaybediyoruz.
Sonuç: İbadet mi, Gelenek mi?
Kur’an merkezli baktığımızda tablo netleşiyor:
– Cenazede yapılan şey teknik anlamda namaz değildir.
– Dua Kur’an’da vardır, ama şartlıdır.
– İnkâr üzere ölenler için dua yasağı vardır (Tevbe, 84; Tevbe, 113).
– Üç Cuma meselesinin Kur’an’da karşılığı yoktur.
– Abdest zorunluluğu namaz içindir (Maide, 6), dua için değildir.
O halde cenazede yaptığımız şey nedir?
Bir yöneliş.
Bir merhamet hâli.
Bir insanlık dayanışması.
Ve belki de en önemlisi şu:
Din, kulaktan dolma korkularla değil; Kur’an’la
yüzleşerek anlaşılır.
Cenazede asıl soru şudur:
Biz gerçekten Allah’a mı yöneliyoruz, yoksa insanların yargısından mı
korkuyoruz?
Ölüm sessizdir.
Toprak adildir.
Hüküm ise yalnızca Allah’ındır.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com