Dini Parçalayanlar: İpin Ucunu Kaçırdığımız Yer

 Dini Parçalayanlar: İpin Ucunu Kaçırdığımız Yer

Bir düşünelim… İnsan neden dini parçalar? Hakikat tek ise, kaynak tek ise, ölçü tek ise; bu bölünmeler nasıl oluyor? Yüce Allah açıkça bildiriyor: “Halis (katıksız) din yalnızca Allah’ındır.” (Zümer, 3) Katıksız… İçine başka bir şey karışmamış, saf, arı, duru. Demek ki dinin sahibi de, koyucusu da, ölçüsünü belirleyeni de yalnız O’dur.

Peki biz ne yaptık?

Allah’ın indirdiği vahyi esas almak yerine, zamanla onun yanına başka sözler, başka yorumlar, başka hükümler ekledik. Oysa Allah’ın yasasında değişiklik olmaz. “Onlara, atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız dediklerinde…” (Zuhruf, 23) buyurulurken, geçmişe körü körüne bağlılığın hakikatin ölçüsü olmadığı hatırlatılır. Allah’ın Âdem’den beri koyduğu temel yasa değişmemiştir. İnsan değişmiş, yorumlar değişmiş, güç dengeleri değişmiş; fakat ilahi ölçü değişmemiştir.

Kur’an’da on sekiz nebinin ismi anılır ve hepsine vahiy verildiği bildirilir (En’am, 83-89). Ayrıca bütün nebilerden söz alındığı belirtilir (Âl-i İmran, 81). Bu ne demektir? Mesajın özü birdir. Nebi Muhammed’e gelenle, Nebi Musa’ya gelen, Nebi İsa’ya gelen aynı kaynaktan, aynı ilahi iradeden beslenir. İtikadın özü değişmez.

Bugün elimizde olan vahiy Kur’an’dır. O halde dinin ölçüsü de Kur’an’dır. Başka bir kaynağa ihtiyaç var mı? Eğer Allah kitabında dini tamamladığını bildiriyorsa, biz hangi eksikliği tamamlamaya kalkıyoruz?

 

Allah’ın İpine Sarılmak Nedir?

Yüce Allah şöyle buyurur:

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve birbirinizden kopmayın.” (Âl-i İmran, 103)

Buradaki “ip” nedir? İp, insanı düşmekten koruyan, bir arada tutan, yukarıya bağlayan şeydir. Kur’an, insanı hevâdan, zulümden, sapmadan koruyan ilahi bağdır. O ipi bıraktığınızda düşersiniz. O ipi bıraktığınızda herkes kendi ipini örmeye başlar.

Bir apartman düşünün. Elektrik hattı merkezden gelir. Herkes kendi dairesine ayrı ayrı kablo çekmeye kalkarsa, kısa devre olur. Yangın çıkar. Oysa ana hat bellidir. Kur’an ana hattır. Ondan kopan her yorum, her mezhep, her hizip kendi hattını kurmaya kalktığında kıvılcımlar başlar.

Allah kalpleri uzlaştıranın kendisi olduğunu bildirir (Âl-i İmran, 103). Demek ki birlik insan üretimi değil, vahiy merkezli bir bilinçtir. Kur’an’dan uzaklaştıkça kalpler sertleşir, hizipleşme başlar.

 

Resule İtaat Ne Demektir?

“Kim resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa, 80)

Bu ayet çok nettir. Fakat burada durup düşünmek gerekir: Resule itaat ne demektir? Nebi, kendisine vahiy verilen olup o vahyi insanlara tebliğ eden elçidir. Nebi Muhammed’e itaat, onun getirdiği vahye itaattir. Çünkü o kendi hevasından konuşmaz; ona vahyedileni bildirir.

Resule itaat, vahye itaattir.

Burada kritik nokta şudur: Kur’an’da resule itaat emredilir; fakat herhangi bir topluluğa, herhangi bir gruba, herhangi bir sahabe tanımına mutlak itaat emri yoktur. Sahabe kavramı zamanla genişletilmiş, Nebi Muhammed’i bir kez görmüş olan bile bu kategoriye dahil edilmiştir. Oysa Kur’an ölçüsünde değer, görmeye değil; takvaya, adalete ve vahye bağlılığa göredir.

Bir insan Nebi Muhammed’i görmüş olabilir. Fakat görmek, hakikate sadakat garantisi midir? Ebu Leheb de görmüştü. Ebu Cehil de görmüştü. Ölçü, vahye teslimiyettir.

 

Tarihin İçindeki Kırılmalar

Tarih bize acı tablolar sunar. Müslüman Müslümanla savaşmış, kan dökülmüş, kardeş kardeşe düşman olmuştur. Bu olayları romantize etmek yerine, ibret nazarıyla bakmak gerekir.

Bir savaş düşünün: İki taraf da kendini haklı görüyor. İki taraf da Allah adına hareket ettiğini iddia ediyor. Peki sonuç? Binlerce ölü. Geride kalanlar şaşkın. Hangi taraf haklıydı? Bu soruya insan merkezli cevaplar üretildi. Kimi iki sevap, kimi bir sevap dedi. Fakat Kur’an ne diyor?

“Kim bir canı haksız yere öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir.” (Maide, 32)

Bu ayet ölçüdür. Ölenin kim olduğuna bakmaz. Öldürenin kim olduğuna bakmaz. Sahabe mi, halife mi, sıradan biri mi… Ölçü aynıdır: Haksız yere can almak, bütün insanlığa kıymaktır.

Bugün de aynı tabloyu görmüyor muyuz? Farklı mezhepler, farklı yorumlar, farklı siyasi çıkarlar… Sonuç yine kan, yine gözyaşı. Demek ki sorun yeni değil. Sorun, Allah’ın ipini bırakmak.

 

Haramı ve Helali Kim Belirler?

Allah kitabında haram ve helalleri açıkça bildirir. Buna rağmen insanlar kendi ölçülerini koymaya başlamışlardır. Bir şey Allah’ın haram kılmadığı halde haram ilan edilmiş; bir şey Allah’ın yasakladığı halde hafife alınmıştır.

“De ki: Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz?” (Hucurat, 16)

Bu ayet insanı sarsmalıdır. Din Allah’a aitse, biz hangi cüretle yeni hükümler koyarız? Hangi yetkiyle “şu da vacip, bu da müstehap, bu da müfsid” diyerek katmanlar oluştururuz? Eğer bu sınıflandırmalar Kur’an’ın açık hükümlerine dayanmıyorsa, dinin saf yapısına eklenen katmanlar olur.

Bir ev düşünün. Temeli sağlam. Fakat zamanla herkes kendi odasını ekliyor. Birisi balkon kapatıyor, biri çatıya kat çıkıyor. Sonunda bina taşıyamayacağı yük altında çatlıyor. Din de böyledir. Temeli vahiydir. Üzerine eklenen her beşeri yorum, taşıyıcı kolonları zorlar.

 

İtikadın Birliği

Şura Suresi’nde şöyle buyrulur:

“O, dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin diye Nuh’a emrettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya emrettiğimizi sizin için de din kıldı.” (Şura, 13)

Bu ayet çok açık bir gerçeği ortaya koyar: İtikad birdir. Nebi Nuh’a verilen temel çağrı ile Nebi Muhammed’e verilen temel çağrı aynıdır. Tevhid değişmez. Allah’a kulluk değişmez. Adalet değişmez.

O halde mezheplerin, fırkaların, hiziplerin itikadı nasıl farklılaşır? Eğer temel aynıysa, bu ayrışma vahiyden değil; yorumdan, güç mücadelesinden, kültürel etkilerden kaynaklanır.

Bir ağaç düşünün. Kökü tek. Fakat dallar birbirini inkâr ediyor. Oysa hepsi aynı kökten besleniyor. Kök kesilirse dalların hiçbiri yaşayamaz.

 

Fırkalara Bölünmek

“Dinlerini parça parça edip grup grup olanlarla senin hiçbir ilişkin yoktur.” (En’am, 159)

Bu ayet, meselenin ciddiyetini ortaya koyar. Din parçalanınca, her grup kendi parçasını dinin tamamı zannetmeye başlar. “Hak yalnız bizde” denir. Öteki dışlanır. Hatta düşman ilan edilir.

Rum Suresi’nde de uyarı vardır: “Her grup kendi yanındakiyle sevinip böbürlenir.” (Rum, 32)

Bugün birine “Sen sadece Müslüman mısın?” diye sorsanız, çoğu zaman yetmez. Yanına bir kimlik daha eklenir: Sünni, Alevi, Hanefi, Şafii… Oysa Kur’an’ın verdiği isim Müslim’dır. Teslim olan.

İsim çoğaldıkça öz kaybolur. Kimlik çoğaldıkça birlik zayıflar.

Gelenek mi, Hakikat mi?

“Onlara, Allah’ın indirdiğine uyun denildiğinde: Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız derler.” (Maide, 104)

Bu ayet her çağ için geçerlidir. Gelenek güvenlidir; çünkü sorgulama gerektirmez. Fakat hakikat sorgulamayı ister. Eğer atalar hakikat üzereyse ne güzel. Ama ya değillerse?

Bir çocuk düşünün. Babası yanlış bir hesap yapmış. Çocuk da aynı yanlışı tekrarlıyor. “Babam böyle yapardı” diyor. Oysa matematik değişmez. Yanlış, kimden gelirse gelsin yanlıştır.

Din de böyledir. Ölçü Kur’an’dır. Gelenek Kur’an’a uyuyorsa baş tacıdır. Uymuyorsa gözden geçirilmelidir.

Kur’an’ın Terk Edilişi

Ve o çarpıcı ayet:

“Elçi diyecek ki: Rabbim! Kavmim bu Kur’an’ı terk edilmiş bıraktı.” (Furkan, 30)

Terk etmek sadece raftan indirmemek değildir. Anlamadan okumak da bir terk ediştir. Hayata taşımamak da bir terk ediştir. Onu sadece ses yarışmalarına indirgemek de bir terk ediştir.

Kur’an başköşede durur. Öpülür, asılır, süslenir. Ama hükmüne gelince başka kitaplara, başka otoritelere gidilir. İşte asıl kopuş burada başlar.

 

Kendimizle Yüzleşme

Şimdi durup kendimize soralım:

Ben dinimi gerçekten Kur’an’dan mı öğreniyorum?
Yoksa doğduğum çevrenin kalıplarını mı yaşıyorum?
Bir mezhebe aidiyetim, Kur’an’a aidiyetimin önüne mi geçti?

Bu sorular rahatsız edebilir. Ama hakikat rahatsız eder. Çünkü konfor alanımızı sarsar.

Allah’ın ipine sarılmak, önce zihinsel cesaret ister. Alışkanlıkları sorgulama cesareti. Yanlış olduğunu fark ettiğinde geri adım atma cesareti.

 

Birlik Nasıl Sağlanır?

Birlik, herkesin aynı mezhebe girmesiyle sağlanmaz. Birlik, herkesin aynı kitaba yönelmesiyle sağlanır. Kur’an ortak paydadır. O payda geniştir, kuşatıcıdır.

Eğer bir konuda ihtilaf varsa, ölçü vahiy olmalıdır. Çünkü Allah şöyle buyurur:

“Allah katında din, O’na teslimiyettir.” (Âl-i İmran, 19)

Teslimiyet, beşeri otoritelere değil; ilahi mesaja olur.

 

Son Söz: İpi Bırakma

Dini parçalayanlar aslında ipi bırakanlardır. İpi bırakan düşer. Düşen de başkasını düşürür.

Bugün yeniden o ipe sarılmak zorundayız. Kur’an’ı anlamak, düşünmek, yaşamak zorundayız. Çünkü hesap günü herkes tek başına duracak. Mezhebiyle değil, ameliyle. Grubuyla değil, niyetiyle.

Rabb’im bizleri Kur’an’ı hakkıyla anlayan, onu hayatının merkezine koyan kullarından eylesin. Dinini parçalayanlardan değil; birleştirenlerden eylesin. Çünkü halis din yalnızca Allah’ındır. (Zümer, 3)

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

  Fil Sahiplerine Yapılanlar 1. Giriş Kur’an’da yer alan Fil Suresi, kısa olmasına rağmen oldukça güçlü bir mesaj taşıyan surelerden bir...