HADİSLERDEKİ ÇELİŞKİ…

 HADİSLERDEKİ ÇELİŞKİ…

Bir söz düşünün… Aynı konuda iki farklı hüküm veriyor. Biri “yap” diyor, diğeri “yapma.” İkisi de aynı kişiye nispet ediliyor. Peki bu durumda ne yapacağız?

İşte mesele burada başlıyor. Çünkü din, çelişki kaldırmaz. Allah’ın kitabı için Rabb’imiz şöyle der:

“Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından olsaydı, içinde birçok çelişki bulurlardı.” (Nisa, 82)

Demek ki çelişkisizlik ilahî sözün alametidir. O halde çelişki varsa, durup düşünmek gerekir.

 

Bir Namaz İki Defa Kılınır mı?

Bir rivayette, kişi evinde namazını kılsa bile cemaate yetişirse imamla birlikte tekrar kılması söylenir. Başka bir rivayette ise “Bir namazı günde iki defa kılmayın” denir.

Şimdi soralım: Namaz Allah’ı anmak değil midir?

“Beni anmak için namaz kıl.” (Taha, 14)

Kur’an’da namazın fazlasının zarar olduğuna dair tek bir ifade yoktur. Aksine namaz övülür, teşvik edilir. Allah’ı anmanın fazlası nasıl zarar olabilir?

Eğer ikinci rivayet namazdan uzaklaştıracak şekilde anlaşılırsa, bu Kur’an’ın ruhuna ters düşer. Çünkü namaz, kulun Rabb’ine yönelişidir. Yönelişin fazlası değil, eksikliği sorundur.

 

Oruçlu İken Eşini Öpmek

Bir rivayet, Nebi Muhammed’in oruçluyken eşini öptüğünü söyler. Başka bir rivayet ise orucun bozulduğunu ifade eder.

Oruç Kur’an’da açıkça tanımlanır:

“Fecrin beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin için; sonra geceye kadar orucu tamamlayın.” (Bakara, 187)

Ayet, orucu bozan fiilleri net olarak belirtir: yemek, içmek ve cinsel ilişki. Öpme fiili bu kapsamda değildir.

O halde çelişkili iki sözden biri mutlaka yanlıştır. Çünkü Nebi Muhammed vahye aykırı konuşmazdı:

“O, hevadan konuşmaz.” (Necm, 3)

Birini kabul edip diğerini reddettiğimizde suçlu biz mi oluyoruz, yoksa çelişkinin kendisi mi? İşte asıl soru budur.

 

Ayakta Küçük Tuvalet Meselesi

Bir rivayet, ayakta küçük tuvalet yapıldığını söyler; diğeri bunun yalan olduğunu belirtir.

Kur’an’da bu konuya dair tek bir hüküm yoktur. Çünkü din, insanın temel ahlakını ve ibadetini düzenler; tuvalet pozisyonunu değil.

Din, hayatı zorlaştırmak için değil kolaylaştırmak için gelmiştir:

“Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.” (Bakara, 185)

Bizi ilgilendirmeyen ayrıntılar üzerinden sevap–günah üretmek, dini detaylarda boğmak değil midir?

 

Su Nasıl İçilir?

Bir rivayet ayakta su içmeyi yasaklar, diğeri Nebi’nin ayakta su içtiğini söyler.

Kur’an’da su içme şekline dair bir emir yoktur. Çünkü su içmenin biçimi değil, nimetin sahibini bilmek önemlidir.

“Yediğinizde ve içtiğinizde israf etmeyin.” (Araf, 31)

Ölçü budur. İsraf etmeyeceksin. Şükredeceksin. Hepsi bu.

Buna rağmen oturuş biçiminden sevap üretmek, dinin merkezini kaydırmak değil midir?

 

Hac’da İhramlıyken Evlenmek

Bir rivayet ihramlıyken evlenildiğini, başka bir rivayet bunun yasak olduğunu söyler.

Kur’an hac ibadetini anlatır (Bakara, 196-203) ve yasakları açıkça belirtir. Evlenmenin yasaklandığına dair açık bir hüküm yoktur.

Allah hükmünü açık verir:

“Allah gerçeği anlatır ve doğru yola iletir.” (Ahzab, 4)

Açık hüküm varken çelişkili rivayetlerle dini karmaşık hale getirmek neden?

 

Ölü Hayvanın Derisi

Kur’an leşi yemeyi haram kılar:

“Size leş, kan ve domuz eti haram kılındı.” (Maide, 3)

Yasak yemektir. Derisinden, kemiğinden faydalanmayı yasaklayan bir ayet yoktur.

Buna rağmen biri “kullanın”, diğeri “kullanmayın” diyen iki söz… Hangisi doğru?

Eğer Nebi Muhammed bir hüküm koyacak olsaydı, bu Kur’an’da yer almaz mıydı? Çünkü elçinin görevi bildirmektir:

“Elçiye düşen yalnızca tebliğdir.” (Maide, 99)

Oruçluyken Kan Aldırmak

Bir rivayet kan aldırmanın orucu bozduğunu söyler; başka bir rivayet Nebi’nin oruçluyken kan aldırdığını aktarır.

Kur’an orucu bozan şeyleri açıkça belirtir (Bakara, 187). Kan aldırmak bunlar arasında değildir.

Allah’ın dini nettir. Çelişkili değildir.

“Bu Kur’an, başkası tarafından uydurulabilecek bir söz değildir… Her şeyin açıklamasıdır.” (Yunus, 37)

Ve Rabb’imiz sorar:

“Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?” (Casiye, 6)

 

Asıl Mesele

Burada konu bir rivayeti küçümsemek değil. Konu, ölçünün ne olduğu meselesidir.

Kur’an kendisi için şunu söyler:

“Allah sözün en güzelini, birbirine benzeyen ve çelişmeyen bir kitap olarak indirdi.” (Zümer, 23)

Çelişki ilahî kelamda olmaz.

Nebi Muhammed’e vahyedilen Kur’an’dır. O, vahyin dışına çıkamazdı:

“Eğer bize bazı sözler isnat etseydi, onu kuvvetle yakalardık…” (Hakka, 44-46)

Bu ayet, elçinin dine bir şey ekleyemeyeceğini gösterir.

O halde yüzlerce yıl sonra yazılmış, kendi içinde çelişen sözleri dinin temeline koymak nasıl bir tercihtir?

 

Kur’an Yeter mi?

“Rabbinden sana indirilene uy.” (Araf, 3)

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın.” (Al-i İmran, 103)

Allah’ın ipi Kur’an’dır.

Din, Allah’ın koyduğu sınırdır. İnsan sözüyle genişletilmez, daraltılmaz.

Bugün yapılması gereken şey basittir ama cesaret ister:
Çelişkiyi gördüğümüzde susmamak.
Ölçüyü Kur’an yapmak.

Çünkü hüküm yalnız Allah’ındır:

“Hüküm yalnız Allah’ındır.” (En’am, 57)

Ve gerçekten… Allah’tan sonra hangi söze inanacağız? (Mürselat, 50)

Aynı başlıkta daha kapsamlı bilgiler için aşağıdaki web adresinde yer alan makaleyi inceleyebilirsiniz.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

  Fil Sahiplerine Yapılanlar 1. Giriş Kur’an’da yer alan Fil Suresi, kısa olmasına rağmen oldukça güçlü bir mesaj taşıyan surelerden bir...