İslam Dininin Başlangıcı
İslam’ın İlk Adımı: Nebi Âdem
Birçok insan İslam dininin Nebi Muhammed ile başladığını
zanneder. Oysa Kur’an’a dikkatle bakıldığında bunun doğru olmadığı hemen
görülür. İslam, insanlık tarihi kadar eski bir teslimiyet yoludur.
Kur’an’a göre Allah insanı yaratırken onu başıboş
bırakmamıştır. İnsan yeryüzüne gönderildiği ilk andan itibaren bir rehberlikle
karşılaşmıştır. İşte bu rehberlik, vahiy ile gelen ilahi mesajdır.
İlk insan aynı zamanda ilk nebi olan Nebi Âdem’dir.
Bu durum Kur’an’da açık şekilde ifade edilir.
“Dedik ki: Hepiniz oradan inin. Eğer size benden bir hidayet
gelirse, kim benim hidayetime uyarsa onlar için korku yoktur ve onlar
üzülmeyeceklerdir.”
(Bakara, 38)
Bu ayet bize önemli bir gerçeği gösterir. İnsanlık tarihi
vahiy ile başlamıştır. Yani insanlık karanlık bir bilinmezlik içinde değil,
ilahi rehberlikle yeryüzüne gönderilmiştir.
İslam kelimesinin özü de burada gizlidir. İslam, Allah’a
teslim olmak demektir. Nebi Âdem’den itibaren gelen bütün elçiler insanları
aynı çağrıya davet etmiştir: Allah’a teslim olmak.
Bu yüzden İslam, sonradan ortaya çıkmış bir din değildir. O,
insanlık tarihi boyunca gönderilen vahyin ortak adıdır.
İnsanların Dini Değiştirme Eğilimi
Tarih boyunca insanların karşılaştığı en büyük sınavlardan
biri şudur: Vahyi olduğu gibi koruyabilmek.
İnsan çoğu zaman hakikati korumak yerine onu değiştirmeye
meyillidir. Bazen gelenekler, bazen çıkarlar, bazen de alışkanlıklar vahyin
önüne geçer.
Kur’an bu durumu çok açık şekilde anlatır.
“Hem sana hem de senden önce indirilenlere inandığını iddia
edenleri görmedin mi? Tağutun önünde yargılanmak istiyorlar.”
(Nisa, 60)
Bu ayet çok çarpıcıdır. İnsanlar Allah’ın kitabına
inandıklarını söylemelerine rağmen, karar verirken başka otoritelerin peşine
düşebilirler.
Bu durum sadece geçmiş toplumların sorunu değildir. İnsan
ne zaman vahyi ikinci plana atarsa aynı hataya düşer.
Nitekim Nebi Muhammed’in yaşadığı dönemde de durum farklı
değildi. Mekke’de Allah’ın varlığı inkâr edilmiyordu. Fakat insanlar
atalarından gördükleri gelenekleri din zannetmeye başlamışlardı.
Kur’an bu psikolojiyi başka ayetlerde de anlatır. İnsan çoğu
zaman düşünmeden, sorgulamadan, sadece gördüğünü tekrar eder.
İşte bu noktada elçilerin görevi başlar. Elçiler insanların
unutmaya başladığı hakikati yeniden hatırlatırlar.
Son Elçi: Nebi Muhammed
İnsanlık tarihinin uzun yolculuğunda birçok nebi ve resul
gönderildi. Her biri kendi toplumuna vahyi ulaştırdı.
Son elçi ise Nebi Muhammed oldu.
“Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir.
O Allah’ın resulü ve nebilerin sonuncusudur.”
(Ahzab, 40)
Bu ayet elçilik zincirinin son halkasını açıkça bildirir.
Nebi Muhammed ile birlikte yeni bir nebi gönderilmeyecektir.
Fakat burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta
vardır.
Elçilik görevinin bitmesi, vahyin etkisinin bitmesi
anlamına gelmez.
Çünkü Allah son kitabını insanlığa koruma altına alarak
bırakmıştır.
Kur’an sadece bir kitap değildir. O, kıyamete kadar
insanlığa rehber olacak ilahi mesajdır.
Bu nedenle Kur’an, ahiret gününe kadar insanların yolunu
aydınlatan bir rehber olarak varlığını sürdürecektir.
Nebi Muhammed’in Görevi
Nebi Muhammed’in görevi yeni bir din getirmek değildi.
Onun görevi, daha önce gelen vahyi doğrulamak ve insanların
değiştirdiği bölümleri düzeltmekti.
Kur’an bu gerçeği açık şekilde ifade eder.
“Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve size haram
kılınan bazı şeyleri helal kılmak için geldim.”
(Al-i İmran, 50)
Bu ayet çok önemli bir gerçeği gösterir. Nebi Muhammed
önceki vahyi reddetmemiştir. Tam tersine onu doğrulamıştır.
Allah’ın gönderdiği kitaplar aynı kaynaktan gelmiştir.
Fakat zamanla insanlar bazı hükümleri değiştirmiş,
bazılarını gizlemiş, bazılarını ise tamamen unutmuştur.
İşte bu yüzden Nebi Muhammed son bir uyarıcı olarak
gönderilmiştir.
İslam Tek Dindir
Kur’an’da tekrar tekrar vurgulanan bir gerçek vardır: Allah’ın
dini tektir.
“Bugün sizin için dininizi tamamladım, üzerinizdeki nimetimi
tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim.”
(Maide, 3)
Bu ayet İslam’ın tamamlanmış bir din olduğunu bildirir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır.
İslam’ın tamamlanması yeni bir dinin ortaya çıkması anlamına gelmez.
Bu, zaten var olan teslimiyet yolunun son şekline
kavuşmasıdır.
Başka bir ayet ise bu gerçeği daha net ifade eder.
“Kim İslam’dan başka bir din ararsa ondan asla kabul
edilmeyecektir.”
(Al-i İmran, 85)
Bütün Nebiler Aynı Çağrıyı Yaptı
Kur’an’da dikkat çeken önemli bir gerçek vardır.
Gönderilen bütün nebiler insanları aynı dine çağırmıştır.
Mesela Nebi Nuh şöyle der:
“Bana Müslümanlardan olmam emredildi.”
(Yunus, 72)
Yine Nebi İbrahim çocuklarına şu öğüdü verir:
“Oğullarım! Allah sizin için bu dini seçti. O halde yalnız
Müslümanlar olarak ölün.”
(Bakara, 132)
Bu ayetler çok açık bir gerçeği ortaya koyar. İslam
sadece bir topluma ait değildir.
Nebi İbrahim, Nebi Musa, Nebi İsa ve diğer bütün elçiler
aynı teslimiyet yolunu öğretmiştir.
Hatta Kur’an, bazı insanların geçmiş elçileri farklı dinlere
ait göstermeye çalıştığını anlatır.
“Yoksa siz İbrahim, İshak, Yakup ve torunlarının Yahudi veya
Hristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz?”
(Bakara, 140)
Bu soru aslında insanın tarih boyunca yaptığı büyük bir
yanlışı ortaya çıkarır. İnsanlar çoğu zaman hakikati kendi kimliklerine göre
yeniden şekillendirir.
Oysa vahiy insanlara değil, insanlar vahye uymak zorundadır.
Nebileri Yarıştırma Hatası
Bugün farkında olmadan yapılan başka bir hata daha vardır.
Bazen insanlar kendi nebilerini yüceltirken diğerlerini
küçümseyebiliyor.
Bu durum çoğu zaman bilinçsizce yapılır. Fakat Kur’an bu
yaklaşımı doğru bulmaz.
Kur’an bize çok açık bir ilke öğretir.
“Biz Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a,
Yakup’a ve torunlarına indirilene, Musa’ya ve İsa’ya verilene iman ettik. Onlar
arasında ayrım yapmayız.”
(Al-i İmran, 84)
Bu ayet çok önemli bir denge kurar.
Bir nebiye iman edip diğerini görmezden gelmek Kur’an’ın
öğrettiği bir yaklaşım değildir.
Çünkü bütün elçiler aynı kaynaktan konuşmuştur.
Günlük Hayattan Bir Örnek
Bu durumu anlamak için basit bir örnek düşünelim.
Bir öğretmen sınıfa farklı zamanlarda farklı öğrenciler
gönderiyor ve aynı mesajı iletmelerini istiyor.
Bir öğrenci gelip mesajı anlatıyor. Daha sonra başka bir
öğrenci aynı mesajı tekrar ediyor.
Eğer sınıftaki öğrenciler “ilk gelen doğruydu ama son gelen
yanlış” derse bu mantıklı olur mu?
Ya da “son gelen doğru ama ilk gelen yanlış” derse?
Elbette olmaz.
Çünkü mesaj aynı öğretmenden gelmiştir.
İşte nebilerin durumu da böyledir. Kaynak birdir: Allah.
Kur’an’ı Anlamadan Okumak
Bugün birçok yanlışın temelinde başka bir sorun daha vardır.
Kur’an’ı anlamadan okumak.
Bir insan Kur’an’ı anlamadığı bir dilde okuduğunda çoğu
zaman metnin ruhunu kaçırabilir.
Oysa Kur’an düşünmek için indirilmiştir.
“Onlar Kur’an üzerinde düşünmüyorlar mı?”
(Nisa, 82)
Bu ayet bize önemli bir sorumluluk verir. Kur’an sadece
okunacak bir metin değildir.
Kur’an üzerinde düşünülmesi gereken bir rehberdir.
Teslimiyetin Evrensel Yolu
Sonuç olarak İslam tek bir toplumun dini değildir.
O, insanlık tarihinin başından beri var olan teslimiyet
yoludur.
Nebi Âdem’den Nebi Muhammed’e kadar gelen bütün elçiler aynı
mesajı vermiştir:
Allah’a teslim olun.
Gönderilen kitaplar, yapılan uyarılar ve verilen öğütler hep
bu çağrıyı tekrar eder.
Kur’an da insanları aynı hakikate çağırır.
“Göklerde ve yerde kim varsa isteyerek veya istemeyerek O’na
teslim olmuştur.”
(Al-i İmran, 83)
Bu ayet insanın evrendeki yerini hatırlatır.
Evrendeki her şey Allah’ın yasalarına boyun eğmiştir. Güneş,
ay, rüzgâr, su… Hepsi Allah’ın koyduğu düzen içinde hareket eder.
İnsanın önünde ise bir tercih vardır.
Ya bu düzene bilinçli şekilde teslim olur.
Ya da kendi yolunu seçmeye çalışır.
İslam işte bu bilinçli teslimiyetin adıdır.
Ve bu yol, insanlık tarihi kadar eskidir.