Mezhepler Kur’an’a Uygun mu?
İslam tarihi
boyunca Kur’an’ın anlaşılması sürecinde farklı yorumların ortaya çıkması
kaçınılmazdı. Çünkü Kur’an, mekanik bir ezber kitabı değil; düşünen, sorgulayan
ve sorumluluk alan bir insan profiline hitap eder. Aynı ayeti okuyan iki
insanın farklı noktalara dikkat kesilmesi, farklı sonuçlara ulaşması doğaldır.
Asıl mesele, bu farklılıkların zamanla kutsallaştırılması ve dinleştirilmesidir.
İlk
dönemlerde ortaya çıkan görüş ayrılıkları, birer düşünce çabasıydı. Kimse kendi
yorumunu Allah’ın mutlak hükmü olarak sunmuyordu. Farklı düşünenler vardı ama
bu farklılıklar kimlik hâline gelmemişti. Ölçü Kur’an’dı; yorum ise insana
aitti. Bu denge bozulmadığı sürece sorun da yoktu.
Ancak tarih
ilerledikçe bu denge kayboldu. Yorumlar katılaştı, isimlendirildi ve zamanla
dinin kendisi gibi algılanmaya başladı. İşte mezhep dediğimiz yapı böyle doğdu.
Siyaset,
İktidar ve Mezheplerin Kurumsallaşması
Mezheplerin
ortaya çıkışını yalnızca ilmi bir süreç gibi anlatmak eksik olur. Çünkü bu
sürecin arka planında ciddi siyasi hesaplar vardır. Özellikle Emevi ve Abbasi
dönemlerinde iktidarlar, dini kontrol edebilmek için belli yorumları
desteklemiş, belli görüşleri bastırmıştır.
Devletin
desteklediği görüşler hızla yayılmış, korunmuş ve meşrulaştırılmıştır. Buna
karşılık iktidarla ters düşen anlayışlar ya yok sayılmış ya da sapkınlıkla
suçlanmıştır. Böylece mezhepler, yalnızca düşünce okulları değil; siyasi
meşruiyet araçları hâline gelmiştir.
Bu noktadan
sonra mezhep, Kur’an’ı anlamaya yardımcı bir araç olmaktan çıkmış; Kur’an’ın
yerine geçen bir referans hâlini almıştır. İnsanlar “Allah ne diyor?” sorusunu
sormadan önce “mezhebim ne diyor?” demeye başlamıştır.
Oysa Kur’an
bu gidişata açıkça karşı çıkar:
“Dinlerini
parça parça edenler ve grup grup olanlar var ya; senin onlarla hiçbir ilişkin
yoktur.”
(En‘âm, 159)
Bu ayet, dini
bölmeyi masum bir farklılık olarak sunmaz. Aksine, bunun ilahi iradeye aykırı
olduğunu bildirir.
Birlik
Emri ve Gerçek Ölçü
Kur’an’ın
temel çağrılarından biri birliktir. Bu birlik, belli bir grubun etrafında
toplanmak değil; vahyin etrafında buluşmaktır.
“Hep birlikte
Allah’ın ipine sarılın, parçalanmayın.”
(Âl-i İmrân, 103)
“Allah’ın
ipi” ifadesi, insan ürünü bağları değil; doğrudan vahyi işaret eder. Çünkü
insanı Allah’a bağlayan tek bağ Kur’an’dır. Ancak zamanla bu bağın yerine
farklı ipler uzatılmıştır. Her mezhep kendi ipini örmüş, insanlar da o ipleri
“kurtuluş yolu” sanmıştır.
Sonuçta din,
birleştiren bir zemin olmaktan çıkmış; ayrıştıran bir kimliğe dönüşmüştür. Aynı
kitaba inanan insanlar, farklı mezhep etiketleri üzerinden birbirini dışlamaya
başlamıştır.
Hüküm
Koyma Yetkisi Meselesi
Mezhep
tartışmasının merkezinde çok temel bir ilke yer alır: Hüküm koyma yetkisi.
Kur’an bu
konuda tartışmaya yer bırakmaz:
“Hüküm
yalnızca Allah’ındır.”
(Yûsuf, 40)
Bu ilke,
dinin temel taşıdır. Helal ve haram belirlemek, ibadetlerin sınırlarını çizmek,
dini kurallar koymak yalnızca Allah’a aittir. Ancak mezheplerin oluşturduğu
yapı, bu yetkinin fiilen paylaşılmasına yol açmıştır.
Kur’an’da
olmayan pek çok detay, zamanla “din böyle” kalıbıyla sunulmuştur. Abdestte
eklenen şartlar, namazın biçimine dair farklı uygulamalar, helal-haram alanında
yapılan ilaveler… Bunların büyük bir kısmı Kur’an’da yoktur.
Kur’an bu
durumu önceden haber verir:
“Yoksa
Allah’ın izin vermediği şeyleri dinden sayan ortakları mı var?”
(Şûrâ, 21)
Bu ayet, din
adına yapılan her eklemenin tehlikesine işaret eder. Çünkü Allah’ın sustuğu
yerde konuşmak, O’nun yetkisine müdahaledir.
Din Neden
Bu Kadar Karmaşık Hale Geldi?
Kur’an’ın
dili sade, mesajı nettir. Allah, dini insanın taşıyabileceği bir yük olarak
indirmiştir. Ancak tarih boyunca din, gitgide karmaşıklaştırılmıştır. Bunun
temel nedenlerinden biri, kontrol ihtiyacıdır.
Sade bir din,
bireyi özgürleştirir. Özgür birey düşünür, sorgular ve hesap sorar. Bu durum,
dini otorite kurmak isteyen yapılar için tehlikelidir. Bu yüzden din,
detaylarla, ihtilaflarla, istisnalarla kuşatılmıştır.
Oysa Allah
kitabı için şunu söyler:
“Andolsun biz
Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık.”
(Kamer, 17)
Kolaylaştırılmış
bir kitap, karmaşık sistemlere muhtaç değildir. Anlaşılması için ruhban
sınıfına gerek yoktur.
Mezheplerin
Psikolojik ve Toplumsal Dayanakları
Mezheplerin
hâlâ güçlü olmasının nedeni yalnızca dini değildir. İnsan psikolojisi de bu
yapıyı besler. İnsan, belirsizlikten hoşlanmaz. Net kalıplar, kesin kurallar
güven hissi verir. Mezhepler bu ihtiyacı karşılar.
Ayrıca birey,
içine doğduğu yapıyı sorgulamakta zorlanır. Çünkü sorgulamak yalnızlaşma
riskini beraberinde getirir. Çevreden dışlanma korkusu, çoğu zaman hakikati
aramanın önüne geçer.
Kur’an ise
tam tersini ister:
“Onlar sözü
dinlerler ve en güzeline uyarlar.”
(Zümer, 18)
Bu ayet,
sorgulamayı imanın parçası hâline getirir.
Dini
Otorite ve Kur’an’ın Geri Plana Atılması
Yüzyıllar
boyunca din, belli bir zümrenin tekelinde sunulmuştur. Kur’an, halkın değil;
“uzmanların” kitabı gibi gösterilmiştir. Böylece insanlar Kur’an’la doğrudan
ilişki kurmaktan uzaklaştırılmıştır.
Oysa Kur’an,
kendisini şöyle tanımlar:
“Bu Kur’an
bana vahyedildi ki onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım.”
(En‘âm, 19)
Kur’an
evrenseldir. Ulaştığı herkese hitap eder. Anlamaya çalışan herkes içindir.
Kur’an’a
Dönmek Ne Demektir?
Kur’an’a
dönmek, geçmişi inkâr etmek değildir. Kur’an’a dönmek, ölçüyü düzeltmektir.
Din adına söylenen her sözün Kur’an’a arz edilmesidir.
Allah bu
konuda güvence verir:
“Rabbinin
sözü doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır.”
(En‘âm, 115)
Tamamlanmış
bir söz, ek kabul etmez.
Kur’an’a
dönmek, dini sadeleştirmektir. Araya giren etiketleri ayıklamaktır. Doğrudan
vahyin rehberliğine yönelmektir.
Sonuç:
Kitap Merkeze Alınmadan Birlik Mümkün Değil
Mezheplerin
Kur’an’ın önüne geçmesi, dini parçalamıştır. Bugün yaşanan ayrılıkların
temelinde bu vardır. Kur’an merkeze alınmadıkça bu dağınıklık sona ermez.
Allah’ın
kitabı hayata indiğinde, insan sözü geri çekilir. Etiketler anlamını yitirir.
Hakikat görünür hâle gelir.
Kur’an hâlâ
aynı cümleyi kurmaktadır:
“Sana
indirdiğimiz kitap, onlar için yeterlidir.”
(Nahl, 44)
Bu yeterlilik
kabul edildiği gün, din yeniden nefes alacaktır.
Gerçek olan
Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve
esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com