ZULÜM: İnsanların Kendi Nefsine Yaptığı Zulüm

 ZULÜM: İnsanların Kendi Nefsine Yaptığı Zulüm

Zulüm, Allah’ın halife olarak yaratmış olduğu insanların, hem kendi aralarındaki hem de diğer varlıklarla olan ilişkilerinde, Allah’ın tanımladığı ölçüden saptırılmasıdır. Başka bir deyişle, zulüm “kelimeleri yerinden oynatmak” gibidir; insan kendini ya değerinin altına düşürür ya da aşırı gurur ve kibirle değerinin üzerine çıkarır.

İnsanların kendi nefislerine yaptıkları zulüm, en temel ve en yaygın zulüm biçimidir. Çünkü nefis, insanın içindeki bencil tutku ve arzuların merkezidir. Allah, insanı yaratırken ona sorumluluklar yüklemiş ve bu sorumluluklar erginlik çağına ulaştığında hayat boyunca devam eder.

“Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?” (Fussilet, 45)

Günlük örnek: Mehmet, sürekli haz ve konfor arayışı içinde yaşarken ibadeti aksatıyor ve Allah’ın emirlerini küçümsüyor. Zamanla küçük günahlar büyük alışkanlıklara dönüşüyor; nefsi artık onun efendisi haline gelmiş durumda.

İnsan yaratılışı gereği iki ana eğilim taşır: Bir tarafta Allah’ın koyduğu kural ve prensiplere uyma dürtüsü, diğer tarafta ise nefis aracılığıyla fısk ve fücura (sınır tanımaz kötülüğe) yönelme dürtüsü vardır. İşte bu farklı eğilim, insanın imtihanıdır.

“Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene’, sonra ona fücurunu ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır” (Şems, 7-10)

Ayşe, genç yaşta harçlıklarını kontrolsüzce harcayarak borç batağına sürüklenir. Nefsinin arzularına kapıldıkça hayatının kontrolünü yavaş yavaş kaybetmeye başlar. Eğer Allah’ın rehberliğine yönelip aklını ve iradesini kullanarak kendini disipline etmezse, yaşamı giderek daha da içinden çıkılmaz bir hâl alacaktır.

Allah, kendisini arındıranlara velilik, kitap ve resüller aracılığıyla rehberlik etmiştir:

“Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitaptır” (Bakara, 2)

Kendilerini nefse kaptıranların yol göstericisi ise şeytandır. Onların yolu, Kuran’ın tanımıyla kayıp ve sapkınlıktır, hidayete eremezler. Oysa Kuran’a tabi olanların adı Müslümandır:

“Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve ‘Gerçekten ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet, 33)

Günlük örnek: Ali, ibadetini aksatıyor, yalan söylüyor ve küçük günahlara göz yumuyor. Bu küçük ihmaller zamanla nefse boyun eğme ve büyük günahlara sürüklenme biçiminde büyür.

İbadet, insanın hayatına disiplin ve kimlik kazandıran temel ibadettir. Namaz, sadece ritüel değil; kişiyi kötülükten alıkoyan bir bilinçtir:

“Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı bilir” (Ankebut, 45)

Günlük örnek: Cemal, içki ve kumara karşı direnç gösteremeyen bir gençti. Namazı düzenli kılmaya başladığında, içindeki kötü eğilimleri fark etti ve onları kontrol altına aldı. Bu, ibadetin nefsi disipline eden işlevinin canlı örneğidir.

İnsan nefsi kendisine boyun eğdiğinde, Allah’ın emirlerine karşı isyan etmiş olur ve sonuçta geri dönüşü zor bir yola girer:

“O’nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah’ın emriyle gözetip-korumaktadırlar. Gerçekten Allah, kendi nefislerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz. Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiçbir imkan yoktur; onlar için O’ndan başka bir veli yoktur” (Ra’d, 11)

Kısa hikâye: Emre, küçük bir günahla başlar; zamanla bağımlılık haline gelir. Allah’ın özgür irade kanunu, onu kendi seçimlerinin sonuçlarına katlanmak zorunda bırakır.

Özetle: Nefse boyun eğenler, hem kendilerine zulmetmiş olurlar hem de Allah’ın yarattığı düzenin dışına çıkarlar. Doğru yol, fıtratın, aklın ve Kuran rehberliğinin birlikte kullanılmasıyla mümkündür.

  • İnsanlara yapılan zulüm: Haksızlık, sömürü, aşağılama ve zarar verme davranışlarıdır.
  • Diğer varlıklara yapılan zulüm: Doğaya, hayvanlara ve çevreye zarar verilmesidir; insanın Allah’ın halifeliğini suiistimal etmesidir.

“Kim Allah’a ve Resüllerine karşı gelirse, işte onlar gerçekten ziyana uğrayanlardır; zulmedenler hem kendilerine hem çevresine zarar verirler” (Ahzab, 36)

Günlük örnek: Bir kişi hem kendi sağlığını ihmal eder, hem çevresindekilere zarar verir, hem de doğaya saygısız davranırsa, her üç boyutta zulüm işlemiş olur.

Kısa hikâye: Mehmet, sigara içip çevresine duman yayarken, kendisini de yıpratır; arkadaşlarını ve çevresindeki hayvanları da etkiler. Bu, nefse, insanlara ve diğer varlıklara zulmün birleşik örneğidir.

Bu ek bölüm, önceki nefis zulmü bölümünü tamamlar ve insanın hem içsel hem toplumsal hem de evrensel sorumluluğunu vurgular.

 

İnsanların Diğer İnsanlara Yaptıkları Zulüm

İnsanların kendi iç yapısında, Allah’ın yaratmış olduğu fıtrata karşı meyilli olan iblisî bir yön vardır. Bu yön, insanları kandırarak şeytanlaşmalarına sebep olur ve safları ayırarak kavga ve savaşların başlamasına yol açar. Kuran, bu durumu insanlık tarihinin ilk örneği üzerinden Habil ve Kabil kıssasıyla bize anlatır. Bu kıssa, iki farklı yolun ve iki farklı insan profilinin sembolüdür:

“Onlara Adem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar Allah’a yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) demişti ki: ‘Seni mutlaka öldüreceğim.’ Öbürü de: ‘Allah, ancak korkup-sakınanlardan kabul eder’” (Maide, 27-28)

Kabil’in nefsi, onu kardeşini öldürmeye sevk etmiş, Habil ise Allah korkusu ve takvası ile doğru yolu seçmiştir:

“Sonunda nefsi ona kardeşini öldürmeyi kolaylaştırdı; böylece onu öldürdü, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu. Derken Allah, ona yeri eşeleyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi” (Maide, 30-31)

Günlük örnek: Bir iş yerinde, bir çalışan diğerini kıskanır ve haksız yere hakkında dedikodu çıkarır; bu, Kabil’in nefsiyle hareket eden zulmün küçük bir örneğidir.

Kıssadan çıkarılacak ders şudur: İnsanlar iki yola gidebilir; şeytanın yolunda gidip zulüm ve kibre sapabilirler, ya da Allah’ın yolunda gidip adalet ve takva ile yaşayabilirler.

“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: ‘Rabb’imiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli gönder, bize Katından bir yardım eden yol’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” (Nisa, 75)

Günlük örnek: Mahallede güçlü olan bir grup, zayıf olan çocukların oyun alanlarını ellerinden alır. Allah, insanlara güçlerini mazlumları korumak için kullanmalarını emretmiştir.

İnsan, dünyada kendi menfaati uğruna diğerlerini zulme uğratırsa, Allah katında hesap verecektir. İnsanlara karşı zulüm, sadece fiziksel değil; haksız yere yerinden etmek, malını gasp etmek veya özgürlüğünü elinden almak da buna dahildir:

“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve nebilere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa ve kölelere veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahitleştiklerinde ahitlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenlerdir. İşte bunlar doğru olanlardır ve muttaki olanlardır” (Bakara, 177)

Kısa hikâye: Firavun döneminde, güçlüler mazlum halkı köleleştirerek zulmetmiş; Nemrut da kendi hırsı uğruna insanları öldürmüş ve sürgün etmiştir. Zulme karşı koyamayanlar, kısa dünyayı tercih ederek ebedi adaletten mahrum kalmışlardır.

İman edenler ise, zulme karşı adaletle ve Allah’ın yardımıyla direnmeli, mazlumları korumalıdır. Kuran, insanlara dünya hayatının geçici, ebedi hayatın ise gerçek ölçü olduğunu hatırlatır:

“Melekler kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: ‘Nerede idiniz?’ Onlar: ‘Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmıştık.’ Melekler: ‘Hicret etmeniz için Allah’ın arzı geniş değil miydi?’ İşte onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü yataktır o” (Nisa, 4:97)

Günlük örnek: Bir kişi, güçsüz komşusuna yardım etmeyip, kendi menfaatini önceliklendirirse, zalimlerin yoluna düşmüş olur. Allah, insanlara bu tür davranışların sorumluluğunu hatırlatır.

Zulüm, insanlar var oldukça devam edecek bir sınavdır. Şeytan ve dostları, takva yolunda yürümek isteyenleri engellemeye çalışır; Allah’ın emirleri ve rehberliği ise insanları doğru yola yönlendirir.

Özetle: İnsanlar, güçlü veya zayıf olsun, güçlerini adalet ve takva için kullanmalıdır. Zulme göz yummak veya destek olmak, hem dünya hem ahiret sorumluluğuna yol açar.

 

İnsanların İnsanlar Dışındaki Varlıklara Yaptıkları Zulüm

Allah, yerlerde ve göklerde ne kadar yaratık varsa hepsini insanoğlunun emrine amade kılmıştır. Kâinattaki her varlığa bir değer biçmiştir ve halife olarak yaratılan insanlara şöyle buyurmuştur: “Yerlerinden ve görevlerinden kaldırıp bozmamalısınız.”

“Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabb’inizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların haklarını değerinden eksiltmeyin ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın. Bu sizin için daha hayırlıdır, eğer inanıyorsanız” (Araf, 7:85-86)

Kuran, kainattaki düzenin mükemmelliğini vurgular. İnsanlar bu düzeni bozmadıkça, doğa kendi seyri içerisinde sorunsuz işler. Ancak günümüzde, insanların bencil ve egoist dünya tutkusu, doğaya müdahale ederek bu düzeni bozmaktadır.

Günlük örnek: Organik tarımın popülerleşmesi, insanların doğanın kendi kurallarına göre yetişen sebze ve meyveleri tercih etmesi, aslında Allah’ın yaratılış düzenine dönme arzusudur. Ancak bazı modern tarım yöntemleri ve hormonlu yiyecekler, insan sağlığına zarar vererek zulme dönüşmektedir.

Kuran bu duruma şöyle işaret eder:

“Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara yaratıkları değiştirmelerini emredeceğim. Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, kuşkusuz apaçık bir hüsrana uğramıştır” (Nisa, 119)

Günlük örnek: Günümüzde bazı yiyeceklerin üretiminde kimyasal müdahaleler, bağışıklık sistemini zayıflatmakta ve hastalıkların çoğalmasına yol açmaktadır. Eskiden doğal ortamda yetişen sebzeler, sağlıklı bir şekilde tüketilirken, şimdi müdahale edilmiş ürünler insan sağlığını tehdit etmektedir.

Kısa hikâye: Bir köyde yetişen tavuklar, doğal ortamda beslendiğinde sağlıklı olurken, fabrikalarda hormon ve ilaçlarla büyütülen tavuklar, insan sağlığını olumsuz etkiler. Bu, insanın eşyanın doğal yapısına müdahalesiyle oluşan bir zulüm örneğidir.

Allah her şeyi düzgün ve mükemmel yaratmış, insanın emrine vermiştir. Ancak bazı insanlar, hem kendilerine hem başkalarına hem de diğer varlıklara zulmederek, kainattaki düzeni bozmakta ve ahlaksızlıklarını başkalarına da yansıtmaktadırlar.

“Ahlaklı olanların dünya hayatında düzgün yaşayabilmeleri için, ahlaksızların zulmüne karşı durmaları ve onları engellemeleri gerekir. Yoksa, bir başkasına yapılan zulüm yarın mutlaka size de ulaşır.”

Günlük örnek: Çevredeki insanların bilinçsizce doğayı kirletmesi, ormanları yok etmesi veya hayvanlara zarar vermesi, ahlaklı insanların hayatını da zorlaştırır. Bir nevi doğaya yapılan zulüm, tüm toplumu etkiler.

Kısa hikâye: Bir grup çocuk, mahalledeki ağaçlara zarar verir; yakındaki çocukların oyun alanı azalır ve yaşam alanları bozulur. Bu, küçük bir zulmün bile başkalarına etkisini gösterir.

Sonuç olarak, insanlar halife olarak yaratıldıkları için, sadece kendi nefislerine değil, topluma ve tüm yaratılmışlara karşı da sorumludur. Kuran, insanlara bu sorumluluğu hatırlatmakta ve zulümden sakınmalarını emretmektedir.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

 

  Mezhepler Kur’an’a Uygun mu? İslam tarihi boyunca Kur’an’ın anlaşılması sürecinde farklı yorumların ortaya çıkması kaçınılmazdı. Çünkü K...