ALLAH’IN NURU ASLA SÖNMEZ

ALLAH’IN NURU ASLA SÖNMEZ

 

Allah’ın Tamamladığı Nuru Başka Yerde Aramak

İnsanlık tarihi boyunca insanlar çoğu zaman kurtuluşu dışarıda aradı. Kimi bir lider bekledi, kimi bir kurtarıcı, kimi de gelecekte ortaya çıkacak olağanüstü bir kişinin dünyayı değiştireceğine inandı. Bugün de benzer şekilde birçok insan, içinde bulunduğu karanlıktan çıkmak için yeni bir yol gösterici, yeni bir rehber ya da beklenen bir mehdi arayışı içindedir. Fakat burada sorulması gereken önemli bir soru vardır: Allah zaten rehberliğini göndermişken, insan neden hâlâ başka bir rehber arar?

Kur’an’a baktığımızda, insanların zannettiği biçimde bir mehdi öğretisinin açık ve belirgin bir şekilde yer almadığı görülür. Buna karşılık Kur’an’ın üzerinde önemle durduğu konu, Allah’ın insanlığa indirdiği nur, yani ilahî aydınlıktır. Çünkü asıl mesele bir kişinin gelmesi değil, hakikatin insanın kalbine ulaşmasıdır. Bir toplumun değişmesi de ancak bununla mümkündür.

İnsanlar çoğu zaman çözümü gelecekte arar. “Bir gün biri gelecek ve her şeyi düzeltecek” düşüncesi kulağa hoş gelir. Çünkü insanı sorumluluktan uzaklaştırır. Oysa vahiy insana beklemeyi değil, uyanmayı öğretir. Beklenen kişi değil, anlaşılması gereken mesajdır. Aranan şahıs değil, sarılınması gereken nurdur.

 

Nur Nedir?

Kur’an’da “nur”, yalnızca fiziksel ışık anlamında kullanılmaz. Nur; hakikat, hidayet, basiret, doğru yol ve kalbi aydınlatan ilahî bilgi anlamlarını da taşır. İnsan karanlık bir odada nasıl yolunu bulamazsa, vahiyden uzak kalan bir insan da hayat yolculuğunda yönünü kaybedebilir.

Bugün dünyanın birçok yerinde bilgi çoğalmış olabilir; fakat hikmet azalmışsa, teknoloji ilerlemiş olabilir; fakat merhamet gerilemişse, iletişim artmış olabilir; fakat kalpler birbirinden uzaklaşmışsa, orada gerçek anlamda aydınlık yoktur. Çünkü gerçek nur, yalnızca gözleri değil, vicdanı da aydınlatır.

Kur’an tam da bu yüzden insanlığa indirilmiş bir nur olarak tanıtılır. O, sadece okunacak bir metin değil; anlaşılacak, yaşanacak ve hayata taşınacak bir rehberdir. İnsan onunla kendini tanır, Rabb’ini tanır, dünyayı ve ahireti doğru bir yerden okumayı öğrenir.

 

Allah Nurunu Tamamlayacaktır Ne Demektir?

Kur’an’da geçen ifade şöyledir:

“Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Kâfirler hoşlanmasa da Allah nurunu tamamlayacaktır.”
(Saff, 61/8)

Bu ayette bildirilen “tamamlayacaktır” ifadesi, çoğu zaman yanlış anlaşılmaktadır. Bazıları bunu, sanki Allah’ın nuru henüz eksikmiş ve ileride tamamlanacakmış gibi yorumlar. Oysa ayetin anlamı bu değildir. Buradaki mesaj, Allah’ın gönderdiği hakikatin engellenemeyeceği, bastırılamayacağı ve sonuçsuz bırakılamayacağıdır.

Yani burada söylenen şudur: İnsanlar yalanla, iftirayla, çarpıtmayla, baskıyla Allah’ın nurunu söndürmek isteseler de başarılı olamayacaklardır. Allah, nurunu görünür kılacak, koruyacak ve amacına ulaştıracaktır.

Bu ifade eksiklik değil, ilahî güvence bildirir. Çünkü Allah’ın rehberliği insan müdahalesiyle yok olmaz. Güneşin doğuşunu perdelemek isteyen biri ancak kendi penceresini karartabilir. Güneşi söndüremez. Hakikat de böyledir.

Aynı mesaj başka bir ayette de tekrar edilir:

“Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Allah ise nurunu tamamlamaktan başkasını istemez; kâfirler hoşlanmasa da.”
(Tevbe, 9/32)

Demek ki mesele, yeni bir nur beklemek değil; var olan nurun galibiyetine güvenmektir.

 

Allah’ın Tamamladığı Nur Kur’an’dır

Allah’ın insanlığa gönderdiği rehberliğin merkezi vahiydir. İnsanları karanlıklardan aydınlığa çıkaran şey, ilahî kitaptır.

“Elif Lâm Râ. Bu, Rabb’lerinin izniyle insanları karanlıklardan nura çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.”
(İbrahim, 14/1)

Bu ayet açıkça göstermektedir ki insanı aydınlığa çıkaran şey bir şahıs kültü değil, Allah’ın indirdiği kitaptır. Rehberlik merkezinde vahiy vardır. Yol gösterici olarak sunulan şey Kur’an’dır.

Ayrıca Allah dinini kemale erdirdiğini de bildirmiştir:

“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim.”
(Maide, 5/3)

Eğer din kemale erdirilmişse, insanlığın kurtuluşu için eksik kalan yeni bir sistem beklemek doğru değildir. Eksik olan vahiy değil, insanların ona yönelişidir.

 

Karanlıkların İçindeki İnsan

Kur’an, vahiyden uzak hayatı çarpıcı bir benzetmeyle anlatır:

“Veya (o kâfirlerin davranışları) derin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; öyle ki onu dalga üstüne dalga kuşatıyor; üzerinde de bir bulut; birbiri üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarıp baksa, neredeyse onu bile göremez. Allah bir kimseye nûr (ışık) vermemişse, artık onun hiçbir nuru olmaz.”
(Nur, 24/40)

Bu ayette dikkat çeken nokta, karanlığın tek katmanlı değil, üst üste gelmiş olmasıdır. Dalga, bir başka dalga, onun üstünde bulut… Yani insan sadece bir sorunla değil, çok katmanlı bir kuşatmayla karşı karşıyadır. Nefis, kibir, korku, önyargı, çıkar tutkusu, yanlış bilgi, gelenek baskısı… Bunların her biri ayrı bir karanlık katmanı olabilir.

Bugün de birçok insanın durumu buna benzer. Maddi imkânları olduğu hâlde huzuru yoktur. Kalabalıklar içinde olduğu hâlde yalnızdır. Bilgiye erişimi olduğu hâlde hakikatten uzaktır. Çünkü dış dünyanın ışıkları, iç dünyanın karanlığını her zaman gidermez.

 

Rivayetle Nuru Örtmek

İnsan bazen açık hakikati görmek yerine, ona eklenen gölgelerin peşinden gider. Allah’ın sözü açık, sade ve güçlü iken; insanların ürettiği karmaşık anlatılar zamanla hakikatin önüne geçebilir. İşte bu noktada dikkatli olmak gerekir. Çünkü nurun kendisi değil, üstünü örten perdeler sorun hâline gelir.

Bir lambanın camı isiyle kaplanırsa ışık zayıflar. Lambanın suçu yoktur; temizlenmesi gereken camdır. Kur’an’ın mesajı da böyledir. Sorun vahiyde değil, vahyin üstüne biriken yorum katmanlarında olabilir. İnsan, Allah’ın sözünü merkeze almak yerine başka kabulleri merkeze koyduğunda ışık zayıflamaya başlar.

Bu yüzden hakikati arayan kişinin sürekli kendine şu soruyu sorması gerekir: “Ben Allah’ın apaçık mesajına mı yöneliyorum, yoksa insanlar tarafından oluşturulmuş kabullerin içinde mi dolaşıyorum?” Bu soru samimiyetle sorulduğunda birçok düğüm çözülür.

 

Beklemek Değil, Yönelmek Gerekir

Bazı insanlar yıllarca bir kurtarıcı bekler; fakat kendi kalbini düzeltmek için tek adım atmaz. Bazıları dünyanın değişmesini ister; fakat kendi ahlakını değiştirmeyi düşünmez. Bazıları adalet talep eder; fakat kendi davranışlarında adaletsizdir. Oysa dönüşüm dışarıdan değil, içeriden başlar.

Kur’an insanı edilgen bir bekleyişe çağırmaz. Tam tersine düşünmeye, arınmaya, doğrulmaya ve sorumluluk almaya çağırır.

“Bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.”
(Ra’d, 13/11)

Eğer toplum karanlıktaysa, herkes kendi payına düşen ışığı yakmalıdır. Çünkü bir odadaki karanlık, tek bir mumla bile kırılmaya başlar.

 

Sonuç: Tamamlanan Nura Sarılmak

Hakikat gelecekte gelecek bir kişiye bağlanmış değildir. Allah insanlığı karanlıkta bırakmamış, nurunu indirmiş ve onun galip geleceğini bildirmiştir. Bu nur insanlığa sunulmuştur. İnsana düşen görev, yeni ışık aramak değil; gönderilmiş olan ışığa yönelmektir.

Kurtuluş, bir insanı beklemekte değil; Allah’ın mesajını anlamakta ve yaşamaktadır.
Aydınlık, efsanelerde değil; vahyin içindedir.
Çözüm, söylentilerde değil; Kur’an’ın rehberliğindedir.

Bugün yapılması gereken şey, başkalarının ne zaman geleceğini konuşmak değil; kendi kalbimize nurun girip girmediğini sorgulamaktır. Çünkü gerçekten aydınlanan insan, çevresine de ışık olur.

Allah nurunu tamamlayacaktır. Yani hakikati söndürtmeyecek, onu galip kılacaktır. O hâlde bize düşen, o nura samimiyetle sarılmaktır.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

 

 

Formun Üstü

 

Formun Altı

 

ALLAH’IN NURU ASLA SÖNMEZ   Allah’ın Tamamladığı Nuru Başka Yerde Aramak İnsanlık tarihi boyunca insanlar çoğu zaman kurtuluşu dışarıda arad...