ABDEST, GUSÜL VE VAKIA 79’UN İŞARET ETTİĞİ ASIL TEMİZLİK

 ABDEST, GUSÜL VE VAKIA 79’UN İŞARET ETTİĞİ ASIL TEMİZLİK

İslam düşünce atlasında, vahyî kavramların zamanla nasıl örselendiğini ve şekilsel birer ritüele indirgendiğini görmek istiyorsak, bakacağımız ilk yer "temizlik" algısıdır. Geleneksel fıkıh bagajı, asırlardır temizliği sadece su ve beden eksenine sıkıştırmış, insanı madden arındırırken manen ve zihnen lekeli bırakan bir çelişkinin kapısını aramıştır. Bu şekilci barikatın arkasına gizlenen en büyük kalkanlardan biri de hiç şüphesiz Vakıa suresinin yetmiş dokuzuncu ayetidir. Geleneksel anlayış, bu ayeti ait olduğu bütünden kopararak, “Kur’an’a abdestsiz dokunulamaz” dogmasının yegane delili haline getirmiştir. Oysa satır aralarını vahyî bir dikkatle okuduğumuzda, karşımıza çıkan hakikat bambaşkadır. Ayet, bedenin suyla yıkanmasından değil; aklın, kalbin ve ruhun uydurulmuş dinin kirlerinden arınmasından bahsetmektedir.

Düşün... Bir insan hayal et; suyun en temizini bulmuş, bedeninde iğne ucu kadar kuru yer bırakmadan yıkanmış, tırnak aralarına kadar temizlenmiş olsun. Görünüşte kusursuz bir maddi temizlik içindedir. Ancak aynı insanın zihni, atalarından devraldığı dogmalarla, hurafelerle, mezhep ezberleriyle ve piyasada din adına satılan uydurma rivayetlerle dolup taşmaktadır. Şimdi bu insan, eline Mushaf’ı aldığında o kitaba gerçekten dokunabilir mi? Fiziksel olarak sayfalara temas etmesi, kitabın ruhuna, vahyî derinliğine dokunduğu anlamına gelir mi? Elbette hayır. O zihin, ayetleri özgür bırakmaz. Tam aksine, ayetleri kendi kafasındaki o hazır şablonların içine hapsetmeye çalışır. Ön yargılarını Kur’an’a dayatır, nebi ve resullerin mücadelesini kendi mezhebinin sınırlarına hapseder. Sonra da büyük bir cüretle “Kur’an böyle diyor” der. Oysa o an yaptığı şey, Allah’ın kelamını okumak değil, kafasındaki kirli tortuları ve beşerî ideolojileri Allah’ın kitabına zorla söyletmektir. İşte Vakıa suresi tam olarak bu zihinsel körlüğe ve teslimiyetsizliğe işaret eder.

“Ona ancak tertemiz olanlar dokunabilir.”
(Vakıa, 56/79)

Bu ayette geçen "temizler" ifadesi, suyla abdest almış kimseler değildir. Metnin bütünlüğü incelendiğinde, bu kitabın korunduğu, ona ancak arındırılmış saf akılların, melekî hasletleri barındıran temiz fıtratların ulaşabileceği anlatılır. Kur’an, tertemiz bir zihne ihtiyaç duyar. Çünkü kirli bir akıl, vahyin aydınlığını kendi karanlığıyla boğmaya kalkar. Kafası beşerî otoritelerin kutsallık iddialarıyla, hocaların, şeyhlerin hatasızlık masallarıyla dolu olan bir insan, her ayette Allah’ın uyarısını değil, o otoritelerin haklılığını arar. Vahiy ise ancak kendi ön yargılarından soyunup, sadece Allah’ın rehberliğine teslim olan saf akıllara kapısını açar.
“Bu kitap, onda şüphe yoktur; muttakiler için bir rehberdir.”
(Bakara, 2/2)

Ayetin net bir şekilde ortaya koyduğu gibi, bu kitap sadece muttakiler, yani samimiyetle gerçeği arayan, nefsini kötülüklerden sakınan ve koruyan kimseler için bir kılavuzdur. Kalbinde kibir, zihninde hurafe barındıran bir kimse için bu kitap bir rehber olamaz. Buradan hareketle sormamız gerekir: Kur’an okumadan önce alınması gereken en büyük abdest hangisidir? Kuşkusuz ki bu, "zihinsel abdesttir." Zihinsel abdest; kafadaki tüm mezhep kalıplarını, asırlık geleneksel ön yargıları, din diye yutturulan kulaktan dolma hikayeleri Mushaf'ın dışında bırakmaktır. Kitabın karşısına adeta yeni doğmuş bir çocuk gibi, saf, beklentisiz ve sadece gerçeğe aç bir akılla geçmektir. Ancak o zaman Kur’an bize gerçek yüzünü gösterir ve bizimle konuşur. Aksi halde insan, Allah’ın evrensel kelamını değil, kendi yerel ezberlerini okuyup durur.

Peki, bu durum İslam’ın emrettiği bedensel temizliği, abdesti ve guslü tamamen değersiz mi kılar? Kesinlikle hayır. Allah, vahyettiği dinde insanın fiziki dünyasını ve sosyal hayatını da bir düzene koyar. Maide suresinin altıncı ayetinde bu pratik disiplin en ince ayrıntısına kadar, hiçbir kapalılığa yer bırakmadan anlatılmıştır. Namaza kalkarken yüzün ve dirseklere kadar kolların yıkanması, başın ve ayakların mesh edilmesi, cünüplük gibi ağır bedensel durumlarda ise boy abdesti alınarak iyice temizlenilmesi emredilmiştir. Bu, müminin hayatına muazzam bir temizlik bilinci, disiplin ve ibadete hazırlık vakarı katar. Allah, bu pratik uygulamalarla kullarına temiz bir yaşam alanı sunar ve onlara rahmet eder. Fakat tehlike, dinin sadece bu bedensel temizlik aşamasından ibaret sanılmasıyla başlar. Çünkü Kur’an, fiziksel olarak pırıl pırıl olan ama içeride kokuşmuş bir zihniyeti taşıyan insan tipolojisini şiddetle reddeder ve asıl körlüğün kalpte başladığını söyler.
“Onların kalpleri vardır, onunla anlamazlar; gözleri vardır, onunla görmezler; kulakları vardır, onunla işitmezler.”
(Araf, 7/179)

Bu ayet, zihinsel kirlenmenin insanı ne hale getirdiğini gösteren sarsıcı bir aynadır. Bir insanın biyolojik olarak gözü görebilir, kulağı işitebilir ve beyni çalışabilir. Ancak o beyin, uydurulmuş dinin dogmalarıyla mühürlenmişse, artık vahyî hakikatleri idrak etme yeteneğini kaybetmiş demektir. Zihinsel kir, insanın ruhu ile ayetler arasına aşılmaz duvarlar örer. Bedenini en temiz sularla yıkasa bile, zihnini beşerî ideolojilerin ve din tüccarlarının efsanelerinden temizlemeyen kişi, kitabın lafzına dokunsa da hakikatine asla dokunamaz.
“Çünkü gözler kör olmaz, göğüslerdeki kalpler kör olur.”
(Hac, 22/46)

Hiç fark ettin mi, etrafımız şeklen kusursuz ama ahlaken ve zihnen harabeye dönmüş insanlarla dolu. Şöyle bir durumla karşılaşsan ne hissedersin: Bir adam camiye gidiyor, en güzel şekilde abdestini alıyor, ilk safta namaza duruyor. Fakat camiden çıkıp işinin başına geçtiğinde hakka riayet etmiyor, torpil yapıyor, rüşvete aracılık ediyor ve insanların emeğini gasp ediyor. Şimdi bu adam, Maide altıdaki suyla temizlenme şartını yerine getirdi diye Allah katında "tertemiz" bir mümin olarak kabul edilebilir mi? Suyun temizliği, onun yaptığı ahlaksızlıkların, zihnindeki adaletsizlik kirinin üzerini örtebilir mi?

Ya da bir başka örnek düşün... Bir kişi gusül abdestini kusursuzca alıyor, kokular sürünüyor, tertemiz kıyafetlerle Kur’an’ın başına oturuyor. Buraya kadar her şey güzel. Ancak ayetleri okurken, zihninde hep falanca mezhebin kurallarını, filanca hocanın sakat yorumlarını hakem kılıyor. Ayet açıkça bir gerçeği haykırırken, o ısrarla "Ama bizim hoca bu ayet hakkında şöyle demişti, o halde ayeti öyle anlamalıyız" diyerek vahyi arka plana itiyor. Resulün insanlığa getirdiği duru mesaja değil, kendi kutsadığı şahısların kelimelerine teslim oluyor. Sormak gerekir: Bu kişi gerçekten Kur’an’a dokunmuş, onun evrensel ruhuyla bütünleşmiş midir? Hayır, o sadece kağıt ve mürekkepten ibaret olan fiziki nesneye dokunmuştur; vahyin diriltici soluğu onun zihnine fersah fersah uzaktır. Çünkü Allah’ın nihai hedefi, sadece yıkanmış bedenler değil; arınmış, adil ve özgür akıllardır.
“Ona ancak tertemiz olanlar dokunabilir.”
(Vakıa, 56/79)

Ayeti bu bağlamda yeniden okuduğumuzda, taşlar yerine oturur. Kur’an’ın hedeflediği insan modeli, içiyle dışı bir olan, zihnini fıtratın temizliğine ulaştırmış insandır. Allah, ahiret gününde insanın ne kadar sıklıkla suyla yıkandığına değil, huzura nasıl bir özle, nasıl bir bilinçle geldiğine bakacaktır.
“Ona ancak temiz akıl sahipleri dokunabilir.” ifadesi, bizi şekilciliğin sığ sularından alıp, ahlakın ve tevhidin zirvesine taşır. Eğer zihnimiz şirkten, hurafeden, kula kul olmaktan, adatsizlikten ve kibirden temizlenmemişse, dünyanın tüm nehirleri bir araya gelse bizi arındırmaya yetmez.
“O gün ne mal fayda verir ne evlat. Ancak Allah’a kalb-i selim ile gelenler fayda bulur.”
(Şuara, 26/88-89)

Kalb-i selim; yani selamate ermiş, ön yargılardan, sapkın düşüncelerden, kin ve nefretten arınmış, tertemiz bir kalp demektir. İşte dinin inşa etmek istediği asıl gusül de, asıl abdest de tam bu noktada, nefsin ve zihnin derinliklerinde başlar.

Kitabın bu bölümünde net olarak ortaya koyduğumuz gerçek şudur: Gusül bedeni arındıran biyolojik ve dini bir temizliktir; abdest bizi namazın huzuruna çıkaran bedensel ve ruhsal bir disiplindir. Ancak Allah’ın kelamı olan Kur’an’ı anlamak, onun mesajını kavramak ve insanlığa taşıyabilmek için gereken asıl şart, "zihinsel temizliktir." Ellerin ne kadar suyla yıkanmış olursa olsun, eğer zihnin geleneksel prangalarla ve şirk tortularıyla kirliyse Kur’an’ın özüne asla dokunamazsın. Ama ellerin tarlada çalışmaktan toprakla kaplanmış olsa bile, zihnin ve kalbin sadece Allah’ın vahyine teslim olmuşsa, işte o zaman bu kitap sana tüm kapılarını sonuna kadar açar. Çünkü Kur’an’ın diriltici mesajı, yalnızca tertemiz bir kalple ve berrak, özgür bir akılla kendisine yaklaşanlara rehber olur.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

  ABDEST, GUSÜL VE VAKIA 79’UN İŞARET ETTİĞİ ASIL TEMİZLİK İslam düşünce atlasında, vahyî kavramların zamanla nasıl örselendiğini ve şekil...