KUR'AN BÜTÜNLÜĞÜNDE KURBAN VE BAYRAM KAVRAMI
Geleneksel
olarak her yıl büyük bir coşkuyla kutladığımız, akrabaları ziyaret edip
kurbanlar kestiğimiz o dönemi düşünelim. Zihnimizdeki tüm kültürel kodları,
çocukluğumuzdan beri bize anlatılan rivayetleri bir an için kenara bırakıp
sadece elimizdeki rehbere, yani Kur'an'a odaklansak karşımıza nasıl bir tablo
çıkar? Acaba Kur'an, bugün anladığımız ve uyguladığımız şekliyle bir
"Kurban Bayramı" kurumu inşa ediyor mu, yoksa kurban ibadetini çok
daha farklı bir bütünlük içinde mi ele alıyor?
Şöyle bir
zihin jimnastiği yapalım: Kur'an metnini baştan sona okuduğumuzda, içinde
"Ramazan Bayramı" veya "Kurban Bayramı" gibi fıkhi ve
kurumsal bayram isimlerinin açıkça zikredilmediğini fark ederiz. Kur'an'da
bayram anlamına gelen "ıyd" kelimesi sadece bir yerde, o da Nebi
İsa'nın gökten bir sofra indirilmesi talebiyle ilgili olarak, "bizim için
bir bayram ve bir delil olsun" anlamında geçmektedir. Peki, o halde bugün
milyonlarca Müslümanın hayatının merkezinde yer alan bu ibadetin aslı ve
Kur'an'daki yeri tam olarak nedir?
Kurban
Kelimesinin Gerçek Anlamı: Yakınlaşmak
Zihnimizdeki kalıpları yıkıp Kur'an kelimelerinin köklerine indiğimizde,
"kurban" kavramının sınırlarının sadece hayvan kesmekle
daraltılamayacağını çok net görürüz. Arapça kökeni itibarıyla kurban,
"yaklaşmak, yakın olmak, yakınlaşmaya vesile olan şey" demektir.
Dolayısıyla Kur'an bütünlüğünde kurban; insanın Yaratıcısına yakınlaşmak, O'nun
rızasını kazanmak ve O'na olan bağını güçlendirmek için feda ettiği, sunduğu
her türlü salih amelin, değerin ve adanmışlığın genel adıdır.
“Onlara,
Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi birer kurban
sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı
kabul edilmeyen) 'Andolsun seni öldüreceğim' demişti. O da: 'Allah, ancak
muttakilerden kabul eder' demişti.” (Maide, 5/27)
Bu ayeti
dikkatle incelediğimizde, Nebi Adem'in çocuklarının sunduğu kurbanların
mahiyeti hakkında Kur'an bize hayvan kestiklerine dair bir detay vermez. Burada
sunulan şey bir tarım ürünü de olabilir, emek de olabilir, başka bir değer de
olabilir. Kur'an'ın odaklandığı yer sunulan nesnenin türü değil, o sunumu
yaparken kalpte taşınan niyet, yani yine takvadır. Dolayısıyla insan sadece
malından veya hayvanından değil; zamanından, emeğinden, sevdiklerinden ve hatta
yeri geldiğinde kendi nefsinden fedakarlık ederek Allah'a yaklaşır.
Kurbanın
Tarihsel Kökleri ve Adanmışlık
Kur'an bize kurban pratiklerinin çok eski toplumlardan beri var olduğunu
anlatır. Ancak bu pratiklerin temel amacı, hayvanların kanını akıtmaktan
ziyade, insanın yaratıcısına karşı gösterdiği teslimiyet ve takva bilincidir.
Bu bilincin en berrak örneğini Nebi İbrahim ve oğlunun kıssasında görürüz.
Babasının gördüğü bir rüya üzerine gösterdikleri o muazzam teslimiyet,
Kur'an'da bize bir zirve noktası olarak sunulur.
“Her ikisi
de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca, biz ona: 'Ey İbrahim!' diye
seslendik. 'Sen rüyayı gerçekleştirdin. Şüphesiz biz, güzel davrananları böyle
ödüllendiririz.' Şüphesiz bu, apaçık bir imtihandı. Ve ona büyük bir kurbanlığı
fidye olarak verdik.”
(Saffat, 37/103-107)
Dikkat ettin
mi, buradaki temel vurgu bir bayram kutlaması yapmak değil, sadakat ve
teslimiyet testini geçmektir. Allah, İbrahim elçinin bu samimi yönelişini
karşılıksız bırakmamış ve ona bir kurbanlık fidye vererek bu sembolü insanlık
tarihine köklü bir ibadet bilinci olarak miras bırakmıştır.
Hac
İbadeti ve Kurbanın Ayrılmaz Bağı
Kur'an bütünlüğünde hayvanların kurban edilmesi ibadetinin en yoğun şekilde
işlendiği, kurallara bağlandığı yer Hac sürecidir. Hac ayları belirlidir ve bu
süreçte Allah'ın adı anılarak kurbanlar kesilir. Kur'an, kesilen bu kurbanların
toplumsal ve ekonomik boyutuna çok büyük bir vurgu yapar.
“Kendilerine
ait bir takım yararlara şahit olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği
hayvanlar üzerine belirlenmiş günlerde Allah'ın adını ansınlar. Artık onlarden
yiyin ve eli darda olan yoksulu da doyurun.”
(Hac, 22/28)
Bu ayet
üzerinde biraz düşünelim. Allah bize kurbanın amacını açıklarken neye
odaklanmamızı istiyor? Belirlenmiş günlerde O'nun adını anmaya, o rızıktan
kendimiz yemeye ve en önemlisi, ihtiyacı olan yoksulları doyurmaya. Buradan
anlıyoruz ki kurban, bireysel bir dindarlık gösterisi olmanın çok ötesinde,
toplumun alt kesimleriyle bağ kurmayı sağlayan dinamik bir sosyal adalet
mekanizmasıdır.
Etler ve
Kanlar Kime Ulaşır?
Peki, kurban kesilirken zihnimizden ne geçmeli? Geleneksel olarak bazen işin
şekilsel boyutuna, hayvanın büyüklüğüne veya etin paylaşım oranlarına o kadar
çok odaklanıyoruz ki, ibadetin özünü kaçırabiliyoruz. Kur'an bu tehlikeye karşı
bizi çok net ve sarsıcı bir uyarıyla baş başa bırakır.
“Onların
ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvanız
ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah'ı yüceltmeniz için onları
böylece sizin hizmetinize verdi. Güzel davrananları müjdele.”
(Hac, 22/37)
Bu ayet,
ibadetin kalbini ortaya koyuyor. Yaratıcının bizim keseceğimiz hayvanın etine
de kanına da ihtiyacı yoktur. O'na ulaşacak tek şey, bizim kalbimizdeki o derin
sorumluluk bilinci, yani takvadır. Eğer kurban keserken içimizde bu takva
bilinci yoksa, yaptığımız eylem sadece ekonomik bir faaliyetten ibaret
kalacaktır.
Kevser
Suresi ve Yalnızca Allah'a Yönelmek
Kurban ibadetini anlarken karşımıza çıkan bir diğer önemli durak da Kevser
Suresi'dir. Mekke'nin o daraltıcı, baskıcı ortamında, Resul'ün soyunun kesik
olduğunu iddia eden müşriklere karşı bir teselli ve duruş manifestosu olarak
inen bu sure, ibadetin yönünün kime olması gerektiğini ilan eder.
“Rabbin için salât (ibadet) et ve kurban kes!
(Kevser, 108/2)
Ayet bize çok
net bir rota çiziyor: Ne yapacaksan, hangi ibadeti yerine getireceksen sadece
ve sadece "Rabbin için" yap. Müşriklerin kendi sahte ilahları,
putları veya dünyevi menfaatleri için kurban kestikleri, gösteriş yaptıkları
bir dünyada; müminlerin ibadetlerini, salatlarını ve kurbanlarını yalnızca tek
olan Allah'a has kılmaları istenir.
Hayatın
Kendisini Kurban Kılmak
Kur'an mantığında, bir müminin hayatını bütünüyle Allah'a adama bilinci, kurban
kavramının zirve noktasıdır. Hiç fark ettin mi, Kur'an insanın tüm yaşam
serüvenini aslında bir yakınlaşma çabası olarak görür.
“De ki:
"Şüphesiz ki benim salâtım (desteğim), ibadetlerim, hayatım ve ölümüm
âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”
(En'am, 6/162)
Bu ayette
geçen "nüsük" kelimesi, hem kurbanlık hayvanları hem de Allah'a
yakınlaşmak için yapılan tüm kulluk ritüellerini kapsar. Gördüğün gibi Kur'an,
insanın namazından ölümüne kadar olan tüm sürecini tek bir amaca bağlar:
Allah'a yakınlaşmak. Düşün... Bir yetimin başını okşamak, hak yolda bir zorluğa
göğüs germek, adaleti ayakta tutmak için menfaatlerinden vazgeçmek de aslında
insanı Allah'a yaklaştıran birer kurban değil midir? Hayvan kurbanı, bu büyük
ve geniş adanmışlık bilincinin sadece sembolik ve sosyal bir boyutudur.
Sonuç
Yerine: Bayram Nerede Başlar?
Tüm bu ayetleri uç uca ekleyip büyük resme baktığımızda ne görüyoruz? Kur'an
bize belirli isimlerle sınırlandırılmış statik bir tatil veya eğlence bayramı
tarifi yapmıyor. Aksine, müminlerin bir araya geldiği, yardımlaştığı, Allah'ın
adını yücelttiği ve yoksulların doyurulduğu o paylaşım anlarını bizzat coşkuya
ve bir tür "süreç bayramına" dönüştürüyor.
Kurban, bizi Nebi
İbrahim'in teslimiyetine, Nebi Muhammed'in dik duruşuna ve Hac ibadetinin o
muazzam eşitlik iklimine bağlayan kopmaz bir köprüdür. Eğer bizler de kurban
dönemlerini sadece bir et tüketimi veya tatil fırsatı olarak görmekten
sıyrılıp, ayetlerin satır aralarında gizlenen o takva ve sosyal adalet
bilincini hayatımıza taşıyabilirsek, işte o zaman Kur'an'ın hedeflediği gerçek
bayramı yaşamış oluruz.