DOĞRU YOL, ALLAH’IN GAZABI VE SAPMANIN GERÇEK ANLAMI
İnsan hayatı boyunca
sürekli bir yolun içindedir. Kimi zaman farkında olarak, kimi zaman farkında
olmadan bir yön seçer. Kuran da insanı tam bu noktada durdurur ve şu soruyu
sordurur:
“Hangi yoldasın?”
Çünkü Kuran’a göre mesele sadece inanıyorum demek değildir. Asıl mesele, hangi
yolda yürüdüğündür. İnsan bazen kendisini doğru yolda sanırken aslında
hakikatten uzaklaşabilir. Bazen de zor şartların içinde olmasına rağmen
Allah’ın gösterdiği çizgide kalabilir. Bu yüzden Kuran’da “yol” kavramı çok
önemlidir. Çünkü yol, insanın yönünü, niyetini ve hayat anlayışını temsil eder.
Fatiha: Her Gün Tekrar
Edilen Büyük Dua
Fatiha Suresi’nde insanın Rabb’inden istediği ilk şey mal, makam veya güç
değildir. İnsan önce doğru yolu ister.
“Bizi doğru yola ilet. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna; gazaba
uğramışların ve sapmışların yoluna değil.”
(Fatiha, 1/6-7)
Düşün…
Bir insan günde defalarca bu ayeti okuyor ama gerçekten ne istediğini düşünüyor
mu? Doğru yol nedir? Gazaba uğramak ne demektir? Sapmak nasıl olur? Kuran’a
göre doğru yol; Allah’ın koyduğu ölçülere göre yaşanan yoldur. Yani insanın
hevasını, toplum baskısını veya gelenekleri değil; Allah’ın rehberliğini
merkeze almasıdır. Çünkü insan kendi hevasını ölçü yaptığında zamanla
hakikatten uzaklaşmaya başlar.
Doğru Yol Neden Bu
Kadar Önemlidir?
Kuran’da doğru yol sadece ibadetlerden oluşan dar bir alan değildir. Doğru yol;
insanın hayatının tamamını kapsar.
Adalette doğru yol vardır.
Ticarette doğru yol vardır.
Ailede doğru yol vardır.
Konuşmada, ahlakta, merhamette ve dürüstlükte doğru yol vardır. Bu yüzden Kuran
insanı sadece mescitte değil, hayatın her alanında ölçülü olmaya çağırır. Çünkü
insan bazen namaz kılar ama adaletsiz davranır. Bazen ibadet eder ama
kibirlenir. Bazen dini konuşur ama merhameti unutur. Oysa doğru yol, insanın
hayatının bütününde Allah’ın ölçüsüne yönelmesidir.
Gazaba Uğramak Ne
Demektir?
Kuran’da Allah’ın gazabı, keyfi bir öfke gibi anlatılmaz. Gazap; insanın bile
bile hakikate karşı direnmesinin sonucudur.
İnsan gerçeği görür ama çıkarı için onu örterse…
Hakikati bilir ama kibirlenirse…
Allah’ın ayetlerini işine geldiği gibi eğip bükerse…
İşte o zaman gazaba yaklaşır.
“De ki: ‘Allah katında bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah’ın
lanetlediği ve gazabına uğrattığı kimseler…’”
(Maide, 5/60)
Burada dikkat edilmesi gereken şey şudur: Gazap, sadece inkâr edenlere değil;
gerçeği bildiği halde bozanlara da yöneliktir. Bu nedenle Kuran’da en sert
eleştiriler çoğu zaman hakikati bildiği halde onu gizleyenlere yapılır.
Sapmak Nasıl Başlar?
İnsan bir anda sapmaz. Önce küçük tavizler verir. Sonra yanlışları normal
görmeye başlar. Ardından vicdanı alışır. Zamanla insan, doğruyu duyduğu halde
rahatsız olmamaya başlar. İşte sapmanın en tehlikeli hali budur. Kuran’da
sapmak sadece bilgi eksikliği değildir. Çoğu zaman sapma, nefsin hakikatin
önüne geçirilmesidir.
“Hevasını ilah edineni gördün mü?”
(Furkan, 25/43)
Bu ayet çok sarsıcıdır. Çünkü insan bazen putlara tapmaz ama kendi arzusunu
ölçü haline getirir. Canı ne istiyorsa onu doğru kabul eder. İşte modern
sapmanın en büyük tehlikelerinden biri budur.
Allah’ın Koruması ve
Doğru Yolda Kalmak
İnsan doğru yolda olduğunda hayatı tamamen sorunsuz olmaz. Kuran böyle bir vaat
vermez. Ama Allah doğru yolda olanı sahipsiz bırakmaz.
“Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ipine sarıldıkları sürece
zillete düşmezler.”
(Al-i İmran, 3/112)
Buradaki mesele maddi güç değildir. Çünkü insan bazen maddi olarak güçlü olduğu
halde içten çökmüş olabilir. Allah’ın koruması; insanın kalbinin dağılmaması,
hakikatten kopmaması ve sonunda kaybetmemesidir.
Hiç fark ettin mi?
Bazı insanlar çok şeye sahip olduğu halde huzursuzdur. Bazıları ise zor
şartlarda olmasına rağmen içten güçlüdür. İşte Kuran’ın anlattığı güç budur.
Şirk: En Büyük Sapma
Kuran’da Allah’ın en büyük günah olarak anlattığı şey şirktir. Şirk sadece
taşlara tapmak değildir. İnsan bazen Allah’ın önüne başka otoriteler koyarak da
şirke yaklaşır.Bir insan Allah’ın hükmünün yerine insanların hükümlerini
mutlaklaştırıyorsa…
Hakikati değil kişileri kutsuyorsa…
Allah’ın ayetlerinin önüne gelenekleri geçiriyorsa…
Orada ciddi bir tehlike başlıyor demektir.
“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bunun dışındaki
günahları dilediği (layık olan) kimse için bağışlar.”
(Nisa, 4/116)
Bu ayet, insanın yönünü korumasının ne kadar önemli olduğunu gösterir.
Kendilerine Nimet
Verilenler Kimlerdir?
Fatiha’da geçen “kendilerine nimet verilenler” ifadesi çok önemlidir. Çünkü
Kuran bu insanların kimler olduğunu açıklar.
“Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet
verdiği nebiler, sıddıklar, şahitler ve salihlerle beraberdir.”
(Nisa, 4/69)
Burada dikkat edilmesi gereken şey soy değil, yöneliştir. Doğru yolda olmak bir
kimlik meselesi değil; bir teslimiyet meselesidir. İnsan hangi ailede doğarsa
doğsun, hangi toplumda yaşarsa yaşasın hakikate yönelmeyi seçebilir.
İyilik Sadece Yardım
Etmek midir?
Kuran’da iyilik yalnızca sadaka vermek değildir.
İyilik:
Adaletli olmaktır.
Dürüst olmaktır.
İnsanı ezmemektir.
Yetimin hakkını korumaktır.
Yalan söylememektir.
Zor zamanda bile doğruyu savunmaktır.
Çünkü insan bazen ibadet
eder ama insanlara zulmeder. Kuran böyle bir dini kabul etmez. Doğru yol,
insanın hem Rabb’iyle hem insanlarla olan ilişkisini düzeltmesini ister.
Sonuç: İnsan Sürekli
Bir Yol Seçmektedir
Kuran insanı sürekli bir
seçimle karşı karşıya bırakır.
Hakikat mi, heva mı?
Adalet mi, çıkar mı?
Teslimiyet mi, kibir mi?
İnsan hangi yolu seçerse zamanla ona dönüşür. Bu yüzden Fatiha yalnızca okunan
bir sure değildir. Aynı zamanda her gün yapılan büyük bir yön seçimi duasıdır. “Bizi
doğru yola ilet…” Belki de insanın hayatındaki en büyük ihtiyaç budur.
Gerçek olan Allah’ın
lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati
duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com