İNSAN, MELEK, İBLİS VE ŞEYTAN
İnsan…
Kuran’ın anlattığı en büyük hakikatlerden biri budur. Çünkü insan, sıradan bir
varlık değildir. O düşünebilen, tercih yapabilen, sorgulayabilen ve yönünü
belirleyebilen bir varlıktır. İşte bu yüzden yeryüzünde sorumluluk taşıyan tek
canlıdır.
Kuran’da insanın yaratılışı anlatılırken yalnızca biyolojik
bir oluşumdan söz edilmez. Asıl vurgu, insanın irade sahibi oluşudur. Çünkü
insanı diğer yaratıklardan ayıran şey aklı, seçimi ve sorumluluğudur.
İnsan ister yükselir, ister düşer. İster Rabb’ine yönelir, ister ondan
uzaklaşır. İşte imtihan tam burada başlar.
İnsanın Yeryüzündeki Konumu
Kuran’a göre insan, yeryüzünde gelişigüzel bırakılmış bir varlık değildir. Ona
bir görev verilmiştir. Bu görev, sadece yaşamak değil; doğruyu yanlıştan
ayırarak Allah’ın koyduğu ölçüye göre bir hayat sürmektir.
“Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra meleklere: ‘Âdem’e
secde edin’ dedik. İblis hariç hepsi secde etti. O secde edenlerden olmadı.”
(Araf, 7/11)
Burada anlatılan secde, insanın değer ve sorumluluk bakımından öne
çıkarılmasıdır. Çünkü insan; bilgi öğrenebilen, tercih yapabilen ve
sonuçlarından sorumlu tutulabilen bir varlıktır.
Düşün…
Taş hata yapmaz. Ağaç günah işlemez. Melekler verilen görevin dışına çıkmaz.
Ama insan hem iyiliğe hem kötülüğe yönelebilir. İşte insanı özel yapan da
budur.
İblis’in Tavrı ve Kibrin Başlangıcı
Kuran’da İblis’in secde etmemesi sadece tarihsel bir olay gibi anlatılmaz. Bu,
insanın iç dünyasındaki büyük bir hastalığın sembolüdür: kibir.
İblis kendisini üstün gördü. Kendi yaratılışını ölçü kabul etti.
“Dedi ki: ‘Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan
yarattın.’”
(Araf, 7/12)
Burada dikkat edilmesi gereken şey şudur:
İblis Allah’ı inkâr etmiyor. Allah’ın varlığını biliyor. Ama emrine teslim
olmuyor.
Bu çok önemli bir ayrımdır.
Demek ki insanı kurtaran sadece “inanıyorum” demesi değildir. Asıl mesele,
hakikate teslim olup olmadığıdır.
Bugün de aynı kibir farklı şekillerde ortaya çıkıyor. İnsan bazen bilgisini,
makamını, soyunu, mezhebini hatta ibadetini üstünlük sebebi yapabiliyor.
Böylece farkında olmadan İblis’in mantığıyla düşünmeye başlıyor.
İblis ve Şeytan Aynı Şey midir?
Çoğu zaman bu iki kavram aynı sanılır. Oysa aralarında önemli bir fark vardır.
İblis, insana Allah’ın yolundan sapmayı teklif eden yönü temsil eder. Şeytan
ise bu çağrıya uyan ve sapmayı tercih eden kişidir.
Yani şeytanlık, seçilmiş bir yoldur.
Kuran’da şeytanın insanı zorla yönettiği anlatılmaz. O sadece çağırır, süsler,
vesvese verir.
“Şeytan dedi ki: ‘Benim sizin üzerinizde bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi
çağırdım, siz de bana uydunuz.’”
(İbrahim, 14/22)
Bu ayet insanın sorumluluğunu açıkça ortaya koyar. Çünkü seçim insana aittir.
Hiç fark ettin mi?
İnsan çoğu zaman yaptığı yanlışın suçunu dışarıda arıyor. Şeytanda, toplumda,
ailede, düzende… Ama Kuran sürekli insanı kendi tercihiyle yüzleştiriyor.
Melekler ve İnsanın Farkı
Melekler, Allah’ın koyduğu düzen içinde görev yapan varlıklardır. Onlar isyan
etmez, verilen emrin dışına çıkmazlar.
“Onlar Allah’ın kendilerine verdiği emre karşı gelmezler ve emredildiklerini
yaparlar.”
(Tahrim, 66/6)
İnsan ise seçim yapabilir. İşte insanı değerli yapan şey de budur.
Çünkü melek kötülük işlemez; ama insan kötülük işleyebileceği halde doğruyu
seçebilir. Bu yüzden insanın mücadelesi büyüktür.
Yasak Ağaç ve İlk İmtihan
Kuran’da anlatılan yasak ağaç, insanın irade sınavının başlangıcıdır.
Allah insana sınır koydu. Çünkü sınır olmayan yerde imtihan olmaz.
İblis ise insanın zaafına yöneldi.
“Derken şeytan onların ayağını kaydırdı ve içinde bulundukları durumdan
onları çıkardı.”
(Bakara, 2/36)
Burada önemli olan yalnızca hatanın kendisi değildir. Asıl önemli olan, insanın
hatadan sonra ne yaptığıdır.
Âdem hata yaptı ama kibirlenmedi. Suçu başkasına atmadı. Tövbeye yöneldi.
“Bunun üzerine Âdem Rabb’inden birtakım sözler aldı, O da onun tövbesini
kabul etti. Şüphesiz O tövbeleri çok kabul eden, çok merhamet edendir.”
(Bakara, 2/37)
İşte insanı şeytandan ayıran noktalardan biri budur. Şeytan hatasında direndi.
İnsan ise dönebilir.
Takva: İnsanın İçindeki Uyarı
Kuran’da takva sadece korku değildir. Takva, insanın içindeki uyanıklık
halidir. Yanlışa giderken içten gelen o rahatsızlıktır. Bir insan bazen yanlış
yapmadan önce içinde bir sıkıntı hisseder. İşte bu, fıtratın ve takvanın
sesidir. Ama insan o sesi sürekli bastırırsa zamanla duymaz hale gelir.
“Nefse ve onu düzenleyene, sonra ona fücurunu ve takvasını ilham edene
andolsun.”
(Şems, 91/7-8)
Demek ki insanın içinde hem kötülüğe hem iyiliğe yönelen taraf vardır. İmtihan
da burada başlıyor.
Akıl: İnsana Verilen En Büyük Emanetlerden Biri
Kuran sürekli düşünmeyi emreder. Çünkü akıl, insanın doğruyu bulması için
verilmiş bir nimettir.
Kuran’da yüzlerce yerde:
“Düşünmez misiniz?”
“Akletmez misiniz?”
“Görmez misiniz?”
diye sorulması boşuna değildir.
Çünkü insan bazen gerçeği görmezden gelmek ister. İşine
geleni doğru kabul eder. Oysa akıl; hakikati aramak için kullanılmalıdır, haklı
çıkmak için değil.
Cin Kavramı Üzerine Düşünmek
Kuran’da “cin” kavramı çoğu zaman sadece görünmeyen varlıklar şeklinde
anlaşılmıştır. Oysa kelimenin temel anlamı “örtülü, gizli”dir. Kuran’da
hakikatten uzaklaşan, Rabb’inden kopan topluluklar için de bu kavram
kullanılmaktadır. Bu nedenle cin kavramı üzerinde düşünürken meseleye korku
hikâyeleriyle değil, Kuran’ın bütünlüğü içinde yaklaşmak gerekir. Kuran’ın
merkezinde korku değil, insanın sorumluluğu vardır.
İnsanın Büyük Mücadelesi
Asıl savaş dışarıda değil, insanın içindedir. İnsan bazen hakikati bilir ama
işine gelmez. Bazen yanlış olduğunu anlar ama nefsini bırakamaz. Bazen kibir,
bazen öfke, bazen çıkar onu hakikatten uzaklaştırır.
İşte İblis’in çağrısı burada etkisini gösterir. Ama insanın önünde her zaman
dönüş yolu vardır. Çünkü Allah insanı kusursuz değil; yönünü değiştirebilir bir
varlık olarak yaratmıştır.
Sonuç: İnsan Düşebilen Ama Ayağa Kalkabilen Varlıktır
Kuran’ın anlattığı insan modeli ne tamamen melek gibidir ne de tamamen kötülüğe
mahkûmdur. İnsan hata yapabilir. Yanlış seçebilir. Aldanabilir. Ama aynı
zamanda gerçeği fark edip yeniden doğrulabilir. İşte insanın değeri burada
ortaya çıkar. Şeytan kibir yüzünden hakikatten uzaklaştı.
İnsan ise tövbeyle yeniden yükselebilir. Belki de bu yüzden Kuran’ın merkezinde
sürekli insan vardır. Çünkü insan, düşebilen ve yeniden ayağa kalkabilen tek
varlıktır.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com