ADET DÖNEMI VE İSLAMİ HÜKÜMLER

 ADET DÖNEMI VE İSLAMİ HÜKÜMLER

Hayatın kendi ritmi içinde akıp giden fizyolojik süreçler, Yüce Allah'ın insan bedeni ve doğası için takdir ettiği birer fıtrat yasasıdır. Kadınların belirli periyotlarla yaşadığı adet dönemi de bu doğal, sağlıklı ve yaratılıştan gelen süreçlerin başında yer alır. Ancak ne yazık ki tarih boyunca geleneksel algılar, kültürel tortular ve Kur'an merkezli olmayan yorumlar, bu doğal evreyi kadının adeta hayattan, toplumdan ve dinden tecrit edildiği bir "kirlilik" dönemine dönüştürmüştür. Peki, Yaratan'ın insanlığa rehber olarak gönderdiği Kitab’a baktığımızda durum gerçekten böyle mi? Hiç düşündün mü; Allah katında insanın kendi iradesi dışında gerçekleşen biyolojik bir süreç, onun Yaratanı ile olan dikey bağlarını koparmaya sebep olabilir mi?

İlahi Ölçü Ne Diyor? Dini vecibelerin, haramların ve helallerin yegane kaynağını sadece Kur'an olarak kabul ettiğimizde, adet dönemiyle ilgili rehberliğin ne kadar net, insani, adil ve fıtrata uygun olduğunu açıkça görürüz. Yüce Allah, bu dönemi kadının inanç dünyasından tamamen dışlandığı bir zaman dilimi olarak değil, sadece sağlık ve rahatlığın gözetilmesi gereken özel bir kesit olarak tanımlar. Kur'an-ı Kerim'de bu durumun sınırları hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak kadar net bir şekilde çizilmiştir:
“Sana kadınların âdet hâlini soruyorlar. De ki: 'O, bir sıkıntıdır. (Bu sebeple) adet hâlinde kadınlardan (cinsel olarak) uzak durun! Temizleninceye kadar onlara (cinsel olarak) yaklaşmayın! Temizlendiklerinde (kan akışı durunca) Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın (yaklaşın)! Şüphesiz ki Allah tevbe edenleri de temizlenenleri de sever.'”
(Bakara, 2/222)

Ayetteki ilahi üsluba ve kelimelerin seçimine dikkat ettin mi? İlahi kelam bu dönemi kadın için bir "sıkıntı, rahatsızlık ve hassasiyet" hali olarak nitelendiriyor. İşte tam da bu insani durumdan ötürü tek bir açık sınır ve yasak getiriyor: Cinsel ilişki. Kadının fizyolojik olarak yıprandığı, hormonal değişimler yaşadığı ve dinlenmeye ihtiyaç duyduğu bu günlerde getirilen bu yasak, aslında kadının sağlığını ve psikolojisini koruyan muazzam bir şefkat kalkanıdır. Ayet, kadını dışlamak bir yana, onun biyolojik döngüsüne saygı duyulmasını emreder.

Uydurulan Din ve İbadet Kısıtlamaları Yüce Allah kendi kitabında sadece cinsel ilişkiyi sınırlandırmışken, Resül’ün vefatından yüzyıllar sonra derlenen ve dönemin siyasi, geleneksel, ekonomik unsurlarıyla şekillenen rivayet kültürü, ne yazık ki bu alanı bambaşka bir boyuta taşımıştır. Kur'an'ın sustuğu, herhangi bir yasak koymadığı alanlarda hüküm üretilerek; kadınların bu dönemde namaz kılamayacağı, oruç tutamayacağı, camiye giremeyeceği, hatta Allah'ın kelamını okuyup ona dokunamayacağı gibi ağır kısıtlamalar adeta dinin aslıymış gibi sunulmuştur.

Şöyle bir düşün; Allah'ın açıkça haram kılmadığı, "farklı bir zamana erteleyin" ya da "kazaya bırakın" demediği dini vecibeleri, kul olarak kendi zihnimizde askıya almak ne kadar güvenli? Kur'an'a paralel olarak kural ve helal-haram üreten beşeri kaynakları rehber edinmek, farkında olmadan insanı Kitap'tan uzaklaştırır. Bu durum, Allah'ın eksiksiz olan dinine eklemeler yapmak ve o kuralları yazan insanları ilah edinme tehlikesini beraberinde getirir. Kitaba imanın asıl gereği, Allah'ın helal kıldığını helal, haram kıldığını haram bilmektir. O'nun eksik bırakmadığı bu berrak dinde, adeta O'nun adına kurallar koyarak kadını ibadetin huzurundan mahrum bırakmak, önümüzdeki rehberle ne kadar bağdaşır?

Özgürleştiren Rehberlik Kur'an'ın insanlığa sunduğu rehberlik, insanı fıtratıyla barıştırır; zorlaştırmaz, aksine kolaylaştırır. Adet dönemi kadının manevi dünyasını nadasa bıraktığı, dini sorumluluklarından sıyrıldığı bir kopuş dönemi değildir. Kadın, cinsel birliktelik dışındaki tüm dini yükümlülüklerini, kalbi yönelişlerini, dualarını ve ibadetlerini yerine getirmekle yükümlüdür. Doğal bir biyolojik durumu, Yüce Allah ile kul arasına giren aşılmaz bir barikat gibi görmek, Kitap merkezli bir inanç inşasıyla asla uyuşmaz.

Bizlere düşen; din adına üretilen, zaman içinde değişen ve kendi içinde çelişkiler barındıran rivayetlerin gölgesine sığınmak değil; bizi yaratan, bizi bizden çok daha iyi bilen Yüce Allah'ın saf, duru ve berrak kelamına tabi olmaktır. Unutmamak gerekir ki, Kitab’a iman etmek, yalnızca onun varlığını kabul etmek değil, hayatın her alanında onun çizdiği sınırları tek otorite olarak görmektir.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.

aydinorhon.com

  ADET DÖNEMI VE İSLAMİ HÜKÜMLER Hayatın kendi ritmi içinde akıp giden fizyolojik süreçler, Yüce Allah'ın insan bedeni ve doğası için ...